{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/628 Esas<br>KARAR NO:2024/1593 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/42 Esas- 2021/940 Karar<br>TARİH:23/11/2021<br>DAVA:Tazminat<br>KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'nin sahibi bulunduğu yada kiraladığı gemiler ile ticari deniz taşımacılığı yaptığını, dolayısıyla karada veya mahiyetinde olduğu gemilerde personel çalıştırdığını, personelin her türlü ihtiyacını karşılamakla yükümlü olduğunu, diğer davacıların davalılara ait ürünü çalışma alanları olan şirket merkezi ve gemide aynı zamanda tüketen tüketiciler olduğunu, davacı şirketin sefere çıkacak gemilerin her türlü yiyecek ve içeceklerini temin etmekle görevli olduğunu, davalı.... Şti.'nden gemide ve şirket merkezinde çalışan personel tarafından tüketilmek üzere davalılardan .... Şti. tarfından imalatı yapılan damacana su satın alındığını, suyun gerek şirket merkezinde çalışan, gerekse gemilerde sefere çıkan personel tarafından tüketildiğini, personelin karın ağrısı şikayeti üzerine yapılan denetimde kullanılmamış damacana şişelerinin dip kısmında çökmüş bir halde yosun tabakası olduğunun görüldüğünü, durumun davalı .... Şti.'ne bildirildiğini, şirketçe sorunun halledileceği ve zarar ve ziyanın karşılanacağının söylendiğini, ancak söylenenlerin yerine getirilmediğini, İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/64 değişik iş sayılı dosyası üzerinden delil tespiti yaptırıldığını, bilirkişi raporunda suyun yönetmelikte belirtilen parametrik değerlere uygun olmadığından içme suyu olarak kullanılamayacağının belirtildiğini, suyun ayıplı mal olarak değerlendirilmesi gerektiğini beyanla her bir davacı yönünden 7.000 TL manevi tazminat ile davacı şirketin uğradığı maddi zararın tazmini için şimdilik 1.000 TL'nin davalılardan  müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Ltd.vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ürünlere ait fatura tarihlerinin 09.01.2014, 16.02.2014 ve 29.05.2014, tespit tarihinin ise 20.05.2014 olduğunu, raporun 21.08.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, açık ayıp yönünden 30 günlük ihbar süresinin davacılar tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle davanın reddi gerektiğini, dava konusu edilen suyu davacı şirket tarafından satın alındığını, 28.02.2014 tarihinde satın alınan su bulunmadığını, zararlı su tüketildiğine ilişkin delil sunulmadığını, dava konusu suyun davacı şirket tarafından satın alınmış olmasının diğer davacıların suyu kullandıklarını kanıtlamadığını, gerçek kişilerin açtıkları davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, ticari nitelik taşıyan uyuşmazlıkta, Tüketici Mahkemelerinin görevli olmadığını, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, davalı şirketin uzun yıllardır su sektöründe faaliyet gösterdiğini, halkın sağlığını bozacak nitelikte ürün üretmediğini, dava konusu edilen suyun davalı firmaya ait olduğunun belli olmadığını, tespitin yokluklarında yapıldığını, suların diğer davalı şirkete ne zaman teslim edildiği ve sonrasında davacı şirkete ne şartlarda teslim edildiği, nasıl muhafaza edildiğinin belli olmadığını, şişelenmiş suyun saklama koşullarına uygun olarak korunması gerektiğini, bu şartların davacı şirket tarafından ispat edilmesi gerektiğini, tespite konu damacana sularının paremetrelere uygun olduğu ancak suda bulanıklık olduğunun tespit edildiğini, ambalajlı suların son kullanma tarihleri geçmesi veya serin yerde muhafaza edilmemesi halinde suda bulanıklık olmasının kaçınılmaz olduğunu, bu durumda davalı şirketin sorumlu tutulamayacağını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Ltd. Şti tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 23/11/2021 tarih 2021/42 Esas- 2021/940 Karar sayılı kararında;\"Taraflar arasındaki uyuşmazlık; davacılardan  ... A.Ş.'nin, sefere çıkacak gemisi için davalı .... Şti.'nin üretici-satıcı firma olduğu, davalı ... Şti.'nin dağıtıcı firma olduğu damacana sularından satın aldığı, suların diplerinde yosun tabakası olduğunun farkedildiği ve bu sular sebebi ile diğer davacı çalışanların rahatsızlık yaşadığı iddiası ile açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır.Taraflar tacir olduğundan somut olayda 6102 sayılı TTK'nın 23/3-c maddesinde öngörülen ayıplı mal satışı ile ilgili hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Anılan Yasa hükmüne göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.”.6098 sayılı TBK'nın 223. maddesinde; “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.Tüm dosya kapsamından; dava konusu ayıbın, damacana suların dibinde yosun tabakası olması sebebi ile açık ayıp olduğu, taraflar arasındaki satıma konu irsaliyeli faturaların tarihlerinin 09.01.2014, 18.02.2014 ve 29.5.2014 tarihleri olduğu, davacının 24.03.2016 tarihli beyan dilekçesinin ekindeki arama kayıtlarına göre davalıyı 16.04.2014 tarihinde arayarak ayıp ihbarında bulunduğu, bu bağlamda; davacının yukarıda belirtilen TTK hükümlerine göre süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı, davacının tespit eder etmez ayıp ihbarında bulunduğu kabul edilse dahi; 09.01.2014 ve 18.02.2014 sevk tarihlerinden  16.04.2014 ihbar tarihine kadar geçen sürede yosun tabakasının, davacıdan kaynaklı olumsuz depolama koşulları yüzünden oluşma ihtimali olduğu da dikkate alınarak, yasal şartları oluşmayan tazminat davasının reddine karar vermek gerekmiştir...\"gerekçesi ile ''Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili ile davalı ... Ltd. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; açılan davada davacıların son derece haklı ve mağdur oldukları  dava ile ilgili tesis edilen kararın, dosya kapsamına, kanuna ve hukuka aykırı olup kararı tümü ile istinaf ettiklerini;Davalı ... Ltd.vekilinin cevap dilekçesinde; dava konusu ürünlere ait fatura tarihlerinin 09.01.2014, 16.02.2014 ve 29.05.2014, tespit tarihinin 20.05.2014 olduğunu, raporun 21.08.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, açık ayıp yönünden 30 günlük ihbar süresinin davacılar tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle davanın reddi gerektiği iddiasının yargılamayı uzatmaya matuf olduğunu, bu durumun  Mahkeme tarafından kabul görmediğini; Mahkemenin hatalı değerlendirmesinin suların sevki ile ilgili somut durumdan kaynaklandığını, davaya konu suların insan sağlına zararlı olduğunun kuşkusuz olduğunu, Uluslarası sularda yük taşıyan bir gemiye davalılarca teslim edilen suların paletler halinde teslim edildiğini, kısacası paletler halinde ve ambalajlanmış bir şekilde yapılan teslimde, teslime konu suyun ancak tüketilmeye başlanacağı zaman ambalajından çıkartıldığını, diğer davalı .... Şti.'nin suların paletlerle ve streçli şekilde her palette 100-120 damacana olacak şekilde sevkiyatını sağladığına dair beyanının zaten bu durumu ortaya koyduğunu, tanık beyanlarının da sular tüketildikten sonra işçilerin rahatsızlanmaları üzerine durumun anlaşıldığını teyit ettiğini; İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1059 Esas sayılı dosyasına 24.03.2016 tarihli dilekçede ayrıntılı izah edildiği üzere defalarca davalı firma ile görüşüldüğünü, ayıp ihbarı yapıldığını ve bu görüşmelere ilişkin dilekçe ekinde telefon görüşmelerine ilişkin kayıtların da sunulduğunu, kaldı ki davalının ayıbı kabul ettiğini ve ücretsiz su vermeyi teklif ettiğini, akabinde ise tespit davası açarak suların insan sağlığına zararlı olduğuna dair rapor alındığını;Bu konuda kamuyouna da yansımış emsal bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararından da bahsetmek gerektiğini,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/4-234 Esas 2009/260 Karar sayılı 17.06.2009 tarihli kararında, davacının rakının bir kısmını içtikten sonra şişenin içinde böcek olduğunu fark ettiği davada \"tüketicinin, tüketicinin ayıplı maldan kaynaklanan yasal başvuru yollarını düzenlerken “her türlü zarardan dolayı yapılacak talepler” kavramına da yer verip bu talepler için başvuru süresini daha uzun tutarak, tüketici diğer haklarını kullansın kullanmasın, bu zararlarını da giderebilmesine olanak tanımıştır\" yönünde davanın kabulü kararı verdiğini, söz konusu davada davalı tarafça \"davacının 30 gün içinde ayıp ihbarında bulunup, yasadan kaynaklanan haklarını kullanmadan eldeki davayı açtığına\" dair itirazda bulunduğunu, davalının bu itirazının da ... tarafından  reddedilerek, kararın davacı yönünden manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği noktasından bozulduğunu;Davaya 17.03.2016 tarihli beyanlarında da ifade edildiği üzere, aynı zamanda davacılarda, karın ağrısı, ishal gibi rahatsızlıkların baş göstermesi ve bu durumun davalılardan satın alınan sudan kaynaklandığının fark edilmesi üzerine, aynı zamanda davacı ... davacı şirketin de yetkilisi olan ... tarafından, her iki davalı şirketin de arandığını, defalarca telefonla görüşüldüğünü -bu durumun telefon kayıtları ile sabit olduğunu- ayıbın ihbar edildiğini, nitekim bu ihbar üzerine davalı ..Şirketi temsilcisi olduğunu söyleyen kişilerin önce telefonla aradıklarını ve ardından geminin bulunduğu...'ne geldiklerini,  durumun kendilerine bir kez daha izah edildiğini, sularda sorun olduğu çoğu kişinin karın ağrısı, ishal gibi şikayetler yaşadığının söylendiğini, tutanak tahtında 16.04.2014 tarihinde numune alarak ayrıldıklarını;Somut olayda; davalı yanca üretilerek satışa sunulan suları; satın alan ve tüketen davacılar tarafından, tüketilmeye başlanıp, içildikten sonra su içerisinde bulunan yabancı cisimlerin fark edildiğini, fark edilir edilmez, hemen ihbar yapıldığını, bununla da yetinilmeyerek hemen 14.05.2014 tarihinde delil tespiti talebinde bulunarak, bu cisimlerin ne olduğunun ve damacanalarının içine hangi aşamada girmiş olabileceğinin, insan sağlığına zararlı olup olmadığının tespitinin istendiğini, yapılan inceleme sonucunda insan sağlığına zararlı olduğu tespitini içerir raporun davalı firmaya da tebliğ edildiğini;Dava dilekçesi haricinde, \"davalının cevaplarına karşı cevaplarımız\" konulu dilekçede de beyan edildiği üzere, tüketime konu su ile ilgili olarak, davacı şirket ve davacılar tarafından, her iki davalının da arandığını, davalı firma yetkililerinin gelerek durumu yerinde tetkik ettiklerini ve hatta numune aldıklarını, müvekkillerinin, her iki davalıya da ayıp ihbarında bulunduklarını, davalı firmanın kendi kayıtlarındaki belgeyi sunmaktan dahi kaçındıklarını, bu belgenin UYAP üzerinden aylar önce zaten dosyaya sunulduğunu, son olarak bir örneğinin 08.03.2016 tarihli celsede tekrar sunulduğunu;Bu belge altında davacı ... tarafından, davalı ... firmasına 1 adet damacana suyun teslim edildiğini, gelen yetkilinin, teslim aldığı 1 damaca su ile gittiğini, daha sonra tekrar gelerek, filtreleme sisteminden kaynaklanan bir sorun olduğu, sorunun bundan kaynaklandığının kendilerine söylendiğini, müvekkillerinin, böyle bir açıklamanın mazur karşılanamayacağını, bunun insan sağlığı ile oynandığını gösterdiğini ve mahkeme kararı ile tespit yaptıracaklarını söylediklerini ve neticeten su üzerinde 14.05.2014 tarihinde İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/ 64 D.İş sayılı dosyası üzerinden açılan dava ile suyun insan sağlığına zararlı olduğu tespitinin yapıldığını, davalıların sorumluluktan sıyrılmaya dair inkar beyanlarının hakikat olmadığı bir yana, açıkça hem şirket yetkililerini gönderip özür dileyen, açıklama yapan davalıların tazminat davası karşısında basiretli bir tacire yakışmayan iş bu beyanlarda bulunduklarını;Suyun davacılar tarafından tüketildiğinin de tanık beyanı ile mahkeme huzurunda ispat edildiğini, davalı şirketin, önce ihbar yapılmadığını iddia ettiğini ardından bu sav tutmadığında ise suyun tüketilmediğini ileri sürdüğünü, insan sağlığını hiçe sayan davalı firmanın adaleti yanılmaya matuf beyanlarının kendi tanığı ile dahi çürütüldüğünü; Dosyada davalı firma tarafından imal edilen suların insan sağlığına zararlı olduğunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, 10.10.2017 tarihinde davalı tanığı olarak ...'nün tanık olarak dinlendiğini, kendisinin satış yönetici olarak çalıştığını, şirkete bir ihbar bildirim geldiğini (oysa davalı ihbar yapılmadığını beyan etmişti), suların saklanması için yeterli koşulların olmadığını anlattığını beyan ettiğini, bu hususun hilafı hakikat olduğunu, zira aynı tanığın beyanın devamında suların bulunduğu yeri görmediğini, suların kendilerine getirildiğini beyan ettiğini, davalı firmanın, dilekçelerinde öncelikle ihbar yapılmadığını beyan etmesi üzerine, bununla ilgili yazışmaları da sunduklarını, davalı firmanın, incelemeye geldiğinde, ürünlerin ayıplı olduğunu kendilerinin de görmeleri üzerine, ücretsiz su verelim teklifinde dahi bulunduklarını, oysa bu davanın, bir yandan davacıları ilgilendirdiği kadar, kamuyu da ilgilendirdiğini, suların tüketilmesi ile ortaya çıkan rahatsızlıklardan sonra bu olayın fark edildiği Tanık ... tarafından mahkeme huzurunda beyan edilmiş iken, davacılar adına davanın reddinin, adalete olan güveni sarstığı gibi insan sağlığını hiçe sayan firmanın ödüllendirilmesi sonucunu doğurduğunu; Tanık ...'in beyanında \"... gemide rahatsızlananlar olduğu konusunda bize şikayet geldi, ... pislik olduğunu gördük,... gemi tersanedeyken su içilmeye başlandığı için rahatsızlıklar oluşmaya başlamıştı...\" diyerek davacıların suyu tükettiklerini ispat eden beyanlarda bulunduğunun görüldüğünü; Tespit dosyasının açıkça davaya konu suyun insan sağlığına zararlı olduğunu ortaya koyduğunu, İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/64 D.İş sayılı dosyasında 12/08/2014 havale tarihli raporda \" Yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, .... Şti.'ne ait olduğu belirtilen, orjinal ambalajında 19 litrelik pet damacana ile satışa sunulan ve bilirkişiler nezaretinde İstanbul ...No'lu Halk Sağlığı Laboratuarına teslim edilip analizleri yapılan suların, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te belirtilen, parametrik değerlere uygun olmadığından, içme suyu olarak kullanılmasının da uygun olmayacağı \" görüşünün bildirildiğini;Tüm yasal düzenlemelerin, satışa sunulan bir ürünün ambalajında, etiketinde tanıtma ve kullanma kılavuzunda ürünle ilgili reklam ve ilanlarda, satıcı tarafından belirtilen hususların ve özelliklerin üründe bulunmaması veya tahsis ya da kullanım amacı bakımından malın değerinin veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksikliklerin ayıp sayıldığını, bu eksiklikleri taşıyan mal ve ürünlerin ise ayıplı mal olduğunu; Manevi zararın, teknolojideki gelişmeler, ilişkilerde meydana gelen çeşitlilik, zarar türlerinin artması vs nedenlerle dar yorumlanmaması gereken, günün koşullarına ve olayın özelliğine göre hakimin serbestçe takdir edeceği bir zarar çeşidi olduğunu, bunun dar yorumlanmasının yasanın lafzına da ruhuna da uygun düşmeyeceğini, nitekim yargısal uygulamalarda ve öğretide de aynı yaklaşımın benimsendiğini, manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilme olup; duyulan acı ve çekilen ızdırap kişinin ruhsal bütünlüğünü bozucu etki yaratacağından bunun manevi zararı oluşturacağında da kuşku bulunmadığını;Gerek yasal düzenlemeler ve gerekse de yapılan tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: davalı üretici firmanın üretimini, sağlık koşullarına ve konusunda yasal düzenlemelerde yer alan standartlara uygun şekilde gerçekleştirmekle yükümlü olduğunu, tüketicide reklam vs. yollarla uyandırdığı güveni sarsacak ihmal ya da hatalar içinde de olmaması gerektiğini, kanun koyucu bu nedenle tüketicinin ayıplı maldan kaynaklanan yasal başvuru yollarını düzenlerken, \"her türlü zarardan dolayı yapılacak talepler\" kavramına da yer verip, bu talepler için başvuru süresini daha da uzun tutarak, tüketici diğer haklarını kullansın kullanmasın, zararını bu yolla da giderebilmesi olanağı getirdiğini, davalılarca  üretilerek- satışa sunulan damaca suyun\" gıda ürünleri ile ilgili ulusal ve uluslar arası standartları taşımadığının aşikar olduğunu;Mahkeme kararında, \"sulardan rahatsızlanan çalışanların, davacı asiller olup olmadığının net ve somut şekilde kanıtlanmadığı,\" gerekçesi ile davanın bu davacılar yönünden reddettiğini, bu gemide bulunduğu sabit olan davacıların, hangi suyu içmiş olacaklarının, bilirkişi raporuna dahi ihtiyaç dahi olmadan, somut dava ve hayatın akışı gereği çıkan bir sonuç olduğunu, gemide davalıların imal ettikleri su bulunduğunu, davacıların bu gemide çalışanlar olduğunu, tanık beyanlarının görmezden gelinemeyeceğini, tanık beyanı ile de sabit olan hayatın akışı gereği açık bir hususun ispat edilemediğinin karara gerekçe gösterilmesinin, hukuka güveni zedeleyen ve insan sağlığına zararlı  suyu imal eden firmanın ödüllendirilmesi olduğunu, bu nedenle iş bu hukuka aykırı kararın bozulmasının, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu; ... A.Ş.'nin dosyaya sunmuş olduğu 27. sayfalık yazısında, sosyal sigortalar kurumu hizmet listesinde çalışan davacıların 16.04.2014 tarihinde gemide çalışmış olduklarını yazılı olarak da dosyaya sunduklarını, sigorta kayıtlarına göre davacıların gemide çalıştıklarının sabit olduğunu, herkesçe bilinen vakıalar (malum ve maruf vakıalar) ile ikrar edilmiş vakıaların çekişmeli sayılmayacağını, (m. 187/2) davalıların, müvekkilinin başta çalışanlar nezdinde, yıllardır oluşmuş bu güveni son derece ağır halde ve tamiri imkânsız bir şekilde zedelediklerini, müvekkili firmayı, çalışanlarının sağlığını düşünmeyen, kötü imalatı çalışanlarına bir seçenek olarak sunulmuş bir görüntüye büründürdüğünü, öyle ki, davacı firmanın bu güveni yeniden tesis etmek, imaj bozukluğunu düzeltmek adına, giderlerini arttırmak zorunda kaldığını, sonuç olarak, müvekkili firmanın ticari itibarının ağır şekilde yara aldığını ve davaya konu suyu tüketmiş olan davacılarda da ise tiksinti veya isteksizlik meydana getirdiğini, piyasa da tüketilen sulara karşı büyük bir güvensizlik oluşturduğunu, sonuçta vücut bütünlüğü, beden ve ruh sağlıklarının ağır şekilde yaralandığını beyanla İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kararının bozularak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... Ltd.vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/42 E. Sayılı dosyasında 2021/42 E.,  2021/940 K. Sayılı kararında davanın reddine karar verilmiş olup reddedilen maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden müvekkili lehine tek vekalet ücretine hükmedildiğini, söz konusu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu;İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada dokuz adet davacı bulunduğunu, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olduğunu, HMK madde 58'de \"İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder.\" şeklinde de ifade edildiği üzere ihtiyari dava arkadaşlarının HMK madde 57 ve 58'e göre birbirinden bağımsız olarak huzurdaki davayı açmaya ve birbiriminden bağımsız olarak hareket etme hakkına sahip olduklarını, dolayısıyla usul ekonomisi gereğince ilk derece mahkemesinde tek bir dava açılmış olmasının ihtiyari dava arkadaşı olan davacıların talepleri için ayrı ayrı yargılama giderlerine ve vekalet ücretine katlanma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını; Ayrıca  ilk derece mahkemesinin 23.11.2021 tarihli gerekçeli kararının hüküm kısmının 3. maddesindeki \"...546.48 TL harcın tahsil edildiğine ilişkin makbuzun ibrazı halinde YATIRAN TARAFA iadesine\" kararının; tarafların birbirinden bağımsız olarak yargılama giderlerine katlanma yükümlülüğü olduğu yönünde olduğunu, aynı başlık altında yer alan 4. maddede avukatlık ücretinin de bir yargılama gideri olduğu göz önünde bulundurulduğunda her bir davacıya, reddedilen manevi tazminat davaları için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmetmesi gerekirken, sadece tek bir avukatlık ücretine hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu;Bunun yanı sıra huzurdaki davaya ilişkin olarak İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1059 E., 2018/718 K. Sayılı kararına istinaden davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup ilgili başvuru sonucunda Dairemizin 2018/1909 E., 2019/9 K. Sayılı kararında \"Davacılar vekili tarafından - davacı şahıslar yönünden - istinaf kanun yoluna başvurulduğu, ancak sadece bir davacı yönünden 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 35,90 TL istinaf karar harcının yatırılmış olduğu anlaşılmıştır.Aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayan davacılar yönünden verilen hüküm, bağımsız bir hüküm niteliğinde olup; istinaf edilmesi durumunda ayrı ayrı istinaf başvuru harcı ile istinaf karar harcına tabidir. Dava konusu somut olayda, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı hususu göz önüne alındığında; her bir davacı yönünden ayrı ayrı alınması gereken istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf karar harcının sadece bir davacı yönünden alındığı, diğer davacılar yönünden alınmadığı... Aynı vekille temsil edilen davacılar vekiline yatırdığı harçların hangi davacı yönünden yatırıldığı açıklattırılarak, istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve istinaf karar harcı yatırılmayan davacılar yönünden her biri için ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile istinaf karar harçlarının ikmali için HMK 344. maddesi uyarınca davacılar vekiline kesin süreli muhtıra çıkartılması\" hususunda hüküm kurulduğunu, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından her bir davacının birbirinden bağımsız olarak yargılama giderlerine katılmak zorunda olduğunu, dolayısıyla her bir davacı için ayrı yargılama giderine hükmedildiği halde yine her bir davacı yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla kararın kendileri lehine hükmedilen vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, davacı şirket tarafından davalı .... Ltd. Şti.'den satın alınan ve diğer davalı şirketin imalatçısı olduğu içme sularının ayıplı olduğundan bahisle davacı şirket yönünden maddi ve manevi tazminat talebine, diğer davacılar yönünden ise ayıplı suları içmeleri nedeniyle uğradıkları manevi zararın tazmini talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili ile davalı ... Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Dosya kapsamından; Mahkemece 2015/1059 Esas ve 2018/718 Karar sayılı karar ile davacı gerçek kişiler tarafından ileri sürülen manevi tazminat taleplerinin reddine, davacı şirket yönünden ileri sürülen maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davacılar ile davalı ...Şti. tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 2019/596 Esas, 2020/1539 Karar sayılı ve 24.12.2020 tarihli ilamı ile; \"Somut olayda, davacı şirketin davalılardan .... ŞTİ. tarafından üretilen ve diğer davalı .... ŞTİ. Tarafından satılan damacana sularda   ayıp nedeniyle işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 13/10/2015 tarih ve 2015/8094 Esas, 2015/12630 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere ayıp ihbarının TTK’nın 18/3. maddesinde  hükme bağlanan usullerle ve TTK’nın 23/3. maddesinde öngörülen süreler içinde ve satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak gizli ayıp olması halinde TBK’nun 223. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında belirtildiği üzere öğrenildiğinde derhal yapılması gerektiği gözetildiğinde, Davacının ayıp iddiasını ispatlaması gerekmektedir. Tacirler arasında ayıp ihbarının yasal süre içerisinde ve TTK' nun belirttiği yönde geçerli olarak yapılması gereklidir.Mahkemece, Davalı ... ŞTİ. tarafından imal edilen ve diğer davalı tarafından davacı şirkete satılan damacana şişelerin dip kısmında çökmüş halde oluşan yosun tabakasının üretimden mi yoksa saklama ve muhafaza koşullarına uyulmadığından mı kaynaklandığı, buna göre kimin ne oranda kusurlu olduğu ve  satılan damacana sulardaki ayıbın açık ayıp mı yoksa gizli ayıp mı olduğu hususunda uzman bilirkişilerden rapor alınmadığı ve buna göre davacı tarafça süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığının tesbit edilmediği ve davacının maddi tazminata konu maddi zararının nelerden ibaret olduğunun davacı tarafa açıklattırılmadığı ve bu yönde mahkemece verilen gerekçeli kararda da değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.HMK'nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır. 28/07/2020 tarih 31199 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7251 Sayılı Kanun ile değişik HMK.nın 3531-a-6 mad. uyarınca;  Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemesi halini de bu madde kapsamında değerlendirmek gerekecektir.\" gerekçesi ile davacılar ile davalı .... Şti.'nin istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verildiği, Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra devam edilen yargılamada gıda ve kimya mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinden rapor alındığı, davacılar vekilinin 2 nolu celsede maddi tazminat taleplerinin, kullanılamayan suların bedeline ve çalışamayan davacılar yönünden şirketin uğradığı zarara ilişkin olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.29906 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı kanunun 41. maddesi ile değişik HMK'nın 341/2 madde hükmü uyarınca miktar ve değeri 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığına ilişkin davalar kesin olup, yeniden değerleme oranındaki artış sonucu Yerel Mahkeme hükmünün verildiği 2022 yılı için HMK'nın 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 8.000 TL olmuştur.Davacı şirket yönünden talep edilen maddi tazminat 1.000 TL olup yargılama aşamasında bu talep artırılmamış ve bu miktardan yüksek bir zarar tespit edilememiş olduğundan istinaf incelemesine konu edilen ve reddolunan tazminat miktarı 8.000 TL'den düşüktür, buna göre maddi tazminat talebi yönünden verilen İlk Derece Mahkemesi kararı kesin niteliktedir. Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak Yerel Mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacı şirketin maddi tazminat talebi yönünden istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341. ve 352/1 maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesine göre; bir maldaki ayıp, satıcının zikir ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmak üzere iki türde ortaya çıkabilecektir.  Bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumludur. Borçlar Kanunu'nda tanımını bulan ayıba karşı tekeffül, satılan şeyin satıcının zikrettiği vasıfları taşımamasından veya bu şeyin değerini sözleşme gereğince ondan beklenen yararları azaltan veya kaldıran eksiklikler bulunmasından satıcının sorumlu olmasıdır. Mezkur kanunun 227. maddesinde, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcının; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya imkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini seçebileceği ve alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır.Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesi uyarınca ticari alım satımlarda satılanda bulunan ayıp, açık ayıp niteliğinde ise alıcının teslim tarihinden itibaren 2 ve 8 günlük süreler içerisinde satıcıya bildirimde bulunması gereklidir. Ancak ayıp gizli ayıp niteliğinde ise aynı maddenin atfı ile TBK'nın 223. maddesi uyarınca ortaya çıktığı tarihte derhal satıcıya bildirilmesi gerekir. TBK'nın 56. maddesi uyarınca; hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir 58. maddesi uyarınca da; kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Somut olayda; davacı şirket davalı ... Şti.'den 18.02.2014 tarihli-... seri numaralı, 09.01.2014 tarihli-... seri numaralı ve 29.05.2014 tarihli-... seri numaralı üç adet fatura ile satın aldığı suların ayıplı olduklarından bahisle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş olup, tacir olan davacının ancak satış sözleşmesinin tarafı olan davalı ... Şti.'den yukarıda açıklanan ayıp hükümlerine dayalı olarak talepte bulunabileceği, diğer davalı ... Şti. sözleşmenin tarafı olmadığından anılan davalıya karşı ancak şartları var ise haksız fiile dayalı olarak talepte bulunabileceği, yine davacı gerçek kişiler satış sözleşmesinin tarafı olmadıklarından davalılara karşı ancak haksız fiil hükümlerine göre talepte bulunabilecekleri, 29.05.2014 tarihli faturanın davacı şirket tarafından yaptırılan analiz tarihinden sonra olduğu, yine yapılan analizde 13.01.2014 üretim tarihli sulardan numune alındığından 09.01.2014 tarihli fatura konusu ürünlerin de (üretim tarihlerinin daha önce olması sebebiyle) iddia kapsamında değerlendirilemeyeceği, son olarak 16.02.2014 tarihli faturada davacı şirkete satılan suların markası, seri numarasının bulunmadığı, davalı .... Şti. tarafından üretilmiş sular olup olmadıklarının anlaşılamadığı, Halk Sağlığı analiz raporunda suların mikrobiyolojik ve kimyasal analiz sonuçlarının uygun olduğu, fiziksel analiz sonuçlarından ise bulanıklığın uygun bulunmadığı ve sularda yosun olduğu, koloni sayısının limit dahilinde olduğunun tespit edildiği, Mahkemece alınan raporda da yosunlaşmasının saklama koşullarının uygun olmamasından da kaynaklanmış olabileceği beyan edilerek yosunlaşmasının hangi sebeple oluştuğunun kesin olarak belirlenemediği, bu itibarla davacı şirket tarafından 16.02.2014 tarihli faturaya konu suların ayıplı oldukları ispat edilemediğinden davalı ... Şti.'den ayıba karşı tekeffül hükümlerinin atfı ile TBK'nın 58. maddesi uyarınca manevi tazminat talebinde bulunulamayacağı gibi, davacı gerçek kişiler tarafından da gerek davalının kusurlu bir eylemi, gerekse vücut bütünlüklerinin bu eylem nedeniyle zarara uğradığı ispat edilemediğinden haksız fiile dayalı olarak TBK'nın 56. maddesi gereği tazminat talep edilemeyeceği, davalı ... San. Tic. Ltd. Şti. yönünden ise satış konusu suların davalının üreticisi olduğu sular olduğu ispat edilemediği gibi üretime dayalı bir kusurun da ispat edilememiş olması karşsısında davacıların haksız fiile dayalı olarak manevi tazminat talep edemeyecekleri anlaşıldığından Mahkemece tüm talepler yönünden davanın reddine karar verilmesi isabetli, davacıların aksi yöndeki istinaf başvuruları ise haksız bulunmuştur.Davalı .... Şti.'nin istinaf başvurusunun incelenmesinde; davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmadığı, aynı/benzer vakıa ve hukuki sebeplere dayandıkları, her bir davacı ile davalı arasındaki davaların ayrı davalar olduğu, bu sebeple Mahkemece davalı .... Şti. aleyhine açılmış dokuz ayrı davanın varlığı kabul edilerek her bir davacı aleyhine ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu anlaşılmış, davalının istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı .... Şti.'nin istinaf başvurusunun kabulü ile, Mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Dairemizce vekalet ücreti yönünden yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı Güzelpınar Kaynak Sul. San. Tic. Ltd. Şti. istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/11/2021 tarih ve 2021/42 Esas- 2021/940 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; Davanın REDDİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Maddi tazminat talepli dava yönünden İlk Derece Mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 59,30 TL maktu karar harcının davacı ...Ş.'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Manevi tazminat talepli dava yönünden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar harcının davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'den ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Dava açılış sırasında davacılar tarafından yatırılması gereken 427,60 TL maktu başvurma harcının davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-Maddi tazminat yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...Ş.'den alınarak davalı .... Şti.'ye verilmesine, 7-Manevi tazminat yönünden; Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... aleyhine ayrı ayrı takdir olunan 7.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı .... Ltd. Şti.'ye verilmesine, 8-Davacılar tarafından yargılama sırasında sarf edilen yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 9-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 11-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 12-Harçlar Kanunu gereğince her bir davacıdan ayrı ayrı alınması gereken 427, 60 TL istinaf karar harcından, her bir davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın her bir davacıdan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 13-Davacılar tarafından istinaf aşamasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 14-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacılardan tahsili ile davalı .... Şti.'ye verilmesine, 15-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 16-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e677e390bcd72dcf","SID":"72523eeecc7603d7"}}