{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>57. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1263 <br>KARAR NO:2024/1510<br>TÜRK  MİLLETİ  ADINA     <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:27/05/2024<br>NUMARASI:2019/445 Esas, 2024/519 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Maddi Tazminat (Ayıplı İfa Nedeniyle)<br>KARAR TARİHİ:03/10/2024<br>Taraflar arasındaki davasında; kararda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalılarının dava konusu evin bulunduğu ... adında bahçeli villalar yapmak üzere bir araya gelerek tüzel kişiliklerini koruyarak adi ortaklık kurduklarını, müvekkilinin davalılardan Büyükçekmece ... Mahallesi ... Villaları ... Kısımda ... numaralı villa tipi evi ... A.Ş. aracılığı ile leasing yolu ile satın aldığını, dava konusu evin İstanbul ili Büyükçekmece ilçesi ... köyü ... ada ... parsel olan tapu kaydı daha sonra davacıya devredildiğini, satış sözleşmesi taraflar arasında 22.11.2005 tarihinde imzalandığı ve evin teslimi için 30.05.2007 tarihi kararlaştırıldığını, evin teknik şartları yanında geç teslimde satış bedeli izerinden tazminat şartı konulduğunu, satın alınmış bahsi geçem villanın taraflarına ayıplı olarak teslim edildiğini, binanın iskanının 2013 yılı Ağustos ayında alınması halinde geç teslimi sebebiyle kendilerinden ufak bir meblağ karşılığında gecikme bedeli istenmeyeceği kabul edildiğini, ancak çeşitli sözlü oyalamalara rağmen bugüne kadar evin iskanı alınmadığını, bu sebeple kötü niyetli davranan muhataplara verilmiş şartlı kabulden vazgeçildiğini, dava konusu evin oturma müsaadesi 21.01.2015 tarihinde alındığını, iskan alınmadığı için evde kullanılan elektrik bedeli normalin çok üstünde ödendiğini, ayrıca evde pek çok gizli ayıpların yeni ortaya çıktığı belirterek dava konusu evin ne zaman teslim edilmiş sayılacağının ve ne kadar cezai şarta hak kazanıldığının, dava konusu evde sonradan ortaya çıkan gizli ayıpların ve telafisi için yapılması gereken doğramaların standartlara uygun olup olmadığı, gerekenler için harcanacak bedelleri, genel drenajın kötü olması,, evin su alması, sözleşme şartlarına uygun olmayan diğer işler, evin iskanının alınana kadar ödenmesi gereken ancak fazla ödenen elektrik giderlerinin miktarının, ayıpların verdiği zararların ne olduğu ve verilen zararlarının karşılığının ne olduğunun, evin genel kalitesi, fiyatı sözleşme şartları dikkate alındığında evin yapılması gereken kalitede yapılıp yapılmadığı tespiti gerektiğini belirterek  zararların tazmini için gerekli tazminatın, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalıların tacir oldukları için zararların doğduğu ve tazminata hak kazanıldığı tarihten itibaren ticari faiz işletilmesine, mahkeme masraflarının davalılara yükletilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; bu şekilde bir dava açmanın müvekkili yüklenici firma açısından sonu gelmez uçsuz bucaksız davaların ikame edilmesine sebep olabileceğini, Tüketici Kanununun ilgili maddesinde açık ve gizli ayıplar ile ilgili olarak tüm gerekli açıklamaların yapılmış olduğu, davacının dayandığı tüm ayıp olduğu ileri sürülen eksiklik ve kusurlar kendi yapmış olduğu düzenlenmeler sebebiyle ortaya çıkmış olan ayıplar olduğunu, davacının taraf bahsi geçen satıma konu villa üzerinde kendisi birçok değişiklikler yapmış olduğunı, bu nedenle iskan alınması sürecinin de uzadığını, sözleşmenin ekinde “Dıştan bitmiş teslim edilecek olan kat kullanımları tanımlanmış, villa birimlerinde taahhüt kapsamında yapılacak inşai imalatlar\" başlıklı teknik şartnamede de görüleceği üzere davacının villasının zaten inşaat şeklinde tam bitirilmeden teslim edileceğinin belirtildiğini, dava konusu villanın iç dekorasyon ve inşaat işleri kendisi tarafından tamamlanacağını, davacı tarafa müvekkili firmanın üyesi olduğu adi ortaklıkça ödenmiş olan 56.465,34 TL geç teslim bedeli dışında ödenmesi gereken bir tazminat bulunmadığını, davacının ayıp ve eksiklik olarak ileri sürmüş olduğu başkaca alacak kalemi bulunmadığını, davacının taşınmazını teslim alırken açıkça tüm halihazırda durumu görerek ve denetleyerek teslim almış olduğunu, bu aşamada aradan geçen 3 sene zarfından sonra eksikler var demesi hakkaniyete uygun düşmediğini, davacının villası tamamen iskan belgesinde de anlaşılacağı üzere yasal mevzuat çerçevesinde hukuka ve tüm imar mevzuatına uygun şekilde inşa edilmiş olduğunu belirterek davanın yukarıda açıklamış olan usul ve esasi sebepler ışığında reddine karar verilmesi, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmaktaysa da davanın konusu belirsiz alacak davası açılmasına müsait olmadığından sadece bu nedenle ve dava şartlarından hukuki menfaat yokluğundan davanın usulden reddi gerektiğini, davacının talepleri taraflar arasında düzenlenmiş adi yazılı bir satış sözleşmesine dayandığı, gecikmeden kaynaklanan cezai şart talebinin geçerliliği, dayanak sözleşmenin geçerli olmasına bağlı olmakla ve taşınmaz satımına dair yapılan sözleşmelerin Tapu Kanunu ve Borçlar Kanunu 237. Maddesi gereği resmi şekilde düzenlenmesi gerektiğinden davacının gecikmeye bağlı cezai şart talebini ileri sürmesi mümkün olmadığını, sözleşmenin geçerli olduğunun varsayılması halinde dahi davacının talepleri zamanaşımına uğramış olduğunu, davacının ibranameye koyduğu 30.08.2013 yılına kadar bugünkü haliyle iskan alınması şartıyla diğer alacaklarından vazgeçtiği biçimindeki maddenin geçerli olmadığını, zira sözleşmesine göre natamam teslim edilen taşınmazın iskanının alınabilmesi için projesine göre tamamlanması gereken inşaat kalemlerinin alıcı tarafından tamamlanması gerektiğini, davacının cezai şart talebi iskanın geç alınmasına bağlı olarak talep edilmişse yukarıda da belirtmiş oldukları üzere sözleşmesine uygun olarak natamam olarak yani dış cephe kaba inşaatı bitirilmiş bir halde teslim edilen villanın tamamlanarak iskana hazır hale getirilmesinin alıcının sorumluluğunda olduğunu, alıcının gerekli eksiklikleri tamamlayarak satıcıya haber verecek bu aşamadan sonra iskanın tamamlanması söz konusu olacağını, dolayısıyla alıcının evi ne zaman iskana hazır hale getirdiği ve durumu satıcıya ne zaman bildirdiğini ispat etmesi gerektiğini, iskanın alınmasının gecikmesinin en büyük sebebi bizzat davacının taşınmazın projesine aykırı yaptığı değişiklikler olduğunu, davacının taşınmazın projesine aykırı olarak villa bahçesinin altına garaj yaptığını ve çeşitli inşaat işleri gerçekleştirmiş olduğunu, iskanın alınmasına kendisi engel olduğunu, davacının inşaat faaliyetlerinin sözleşmenin 6/6 maddesindeki projeye aykırı inşaat yapma yasağının açık bir ihlali niteliğinde olduğunu, hiç kimsenin kendi kusurlu hareketinden kendi lehine sonuç çıkaramayacağını, satış sözleşmesine göre (13. Madde) satıcının kısmi olarak veya tüm sitenin iskanını birlikte alma hakkı olduğunu, dolayısıyla Site olarak iskanın alınması imkanı bulunan satıcının münferit bir villanın teslimindeki gecikmesinden söz edilemeyeceğini, satış sözleşmesinin 6/2 maddesinde, “teslim esnasındaki noksanlıkların villanın tamamının kullanılmasına engel teşkil etmediği sürece villanın % 90 oranında bitirilmiş sayılacağı alıcı tarafından kabul edilecek ve alıcı teslimden imtina edemeyecek\" düzenlemesinin yer aldığını, bu düzenlemeye göre villada kullanıma engel teşkil etmeyecek eksikliklerin bulunması, villanın teslim edilmiş sayılmasına engel olmadığını ve asıl olan villanın sözleşmesine göre kullanıma hazır hale getirilmesi olduğunu, kaldı ki 23.03.2013 tarihli teslim tutanağında, davacının villayı teslim alma iradesiyle zilyetliği ve tasarrufuna aldığının açık olduğunu, esasen davacının bu davada aktif dava husumeti de olmadığını, söz konusu villanın satışı deliller arasında sunulan faturadan da anlaşılacağı üzere ... Leasing şirketine yapılmış olduğunu, Leasing sözleşmesinin ve borcunun sonuna kadar mülkiyet hakkından doğan hakların kullanım hakkı leasing şirketinde olup kiracı konumundaki davacının mülkiyete dayalı dava açma hakkı da bulunmadığını belirterek davanın esastan reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.Davalı .... Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında geçerli bir satış sözleşmesi bulunmadığını, zira, Satış Sözleşmeleri resmi şekle tabi olup geçersiz sözleşmeye dayalı olarak ceza-i şart talep edilmesi hukuken mümkün olmadığını, Yargıtayın yerleşik içtihatları da bu yönde olduğunu, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere bir an için sözleşmenin geçerli olduğunu düşünülse dahi; davacının davasına konu ettiği taşınmazın satışına ilişkin 22.11.2005 tarihli Satış Sözleşmesinin 6.2 maddesinde; alıcı villanın teslimi anında gerekli incelemeyi yaparak, mevcut imalat hatası ve eksiklikleri tamirat gerektiren hususları teslim tutanağına şerh etmekle yükümlü olduğunu, bu şerhin düşülmemesi halinde villa muayenesi yapılmış itirazsız ve kati olarak teslim alınmış sayılır ve bir daha alıcı tarafından hiçbir ayıp iddiası ileri süremez hükmüne yer verildiğini, sözleşme hükmünün böyle olmasına rağmen davacının dilekçe ekinde yer alan 26.03.2013 tarihli “Teslim Tutanağı ve İbranamede” görüldüğü üzere herhangi bir ayıp veya eksikliği şerh ettirmediğini, bunun yerine Teslim Tutanağına, satış yapılan konutla ilgili olarak geç teslim ve imalat eksikliklerine karşılık 56.465,34-TL aldığını ve karşılığında ... Adi Ortaklığını gayrıkabili rücu olarak ibra ettiğini ve satış sözleşmesi nedeniyle başkaca bir hak ve alacağının kalmadığını beyan ederek tutanağı imzalamış olduğunu, böylesine açık bir ibra söz konusu iken davacının müvekkili şirketten ve ortağı olduğu ... Adi Ortaklığından herhangi bir hak veya alacak talep etmesi mümkün olmadığını, haksız kazanç elde etmeye yönelik böyle bir talebin hukuk nezdinde de karşılığı olamayacağını, diğer yandan dava dilekçesinde davacı, iskanın geç alındığından bahsetmekte olduğunu, bu iddiasının da diğerleri gibi haksız ve dayanaktan yoksun olduğunu, çünkü Teslim Tutanağında da açıkça görüldüğü üzere satışı yapılan konutun dıştan bitmiş vaziyette ... olarak iç dekorasyon ve inşaat işleri davacı tarafından tamamlanmak üzere davacıya teslim edilmiş olduğunu, davacının bu işleri zamanında bitirmemiş olması, bunun yanında projeye aykırı imalatlar yapması ve tadilatlar nedeniyle iskanın kararlaştırılan tarihte alınması gecikmiş olduğunu, taşınmaza ilişkin Belediye dosyası celp edildiğinde bu durumun açıkça görüleceğini, bu sebeple iskanın geç alınmasına yönelik davacı yan iddialarını kabul etmediklerini, aynı şekilde davacının dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu gizli ayıp iddialarının da mal kullanıldıkça anlaşılabilecek, zaman içinde ortaya çıkacak veya sonradan anlaşılabilecek gizli ayıp niteliğinde de olmadığını, davacı teslim aldıktan yaklaşık 3 yıl geçtikten sonra gizli ayıp iddiasında bulunmakta olduğunu, bu sebeple davacının samimiyetten uzak gerçek dışı beyanlarla kötü niyetli olarak açmış olduğunu davaya konu taleplerin zamanaşımı yönünden de reddi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.Davacı vekili 19/02/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile;  dava değerinin artırılması taleplerinin kabul edilerek dava dilekçelerinde 10.000.-TL olarak belirtikleri dava değerinin 628.379,15.-TL artırarak 638.379,15.-TL olarak artırılmasına, ilgili tutara dava açılış tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline, vekalet ücreti ve yargılama giderinin de davalılara bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İlk derece mahkemesince; \"Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine\" karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ile ... arasında yapılmış olan 10.04.2017 tarihli ek protokol, adi yazılı şekilde yapılmış olup yalnızca tarafları bağladığını, aynı tarafların yine kendi aralarında yeniden yaptıkları anlaşma ile huzurdaki dava haklarının müvekkiline geri verilmesi hususu da yine taraflar arasındaki gelişme olduğunu, malik ... ile ikinci malik ve davacı müvekkili arasında yapılan anlaşmaların huzurdaki davanın neticesini değiştirmeyeceğini, zira dava haklarını ...’e devreden dava konusu taşınmazın yeni maliki müvekkilinin ilk malikle anlaşarak devrettiği hakkı geri alma hakkına da sahip olduğunu, her iki malikin alım satım ilişkisi dışında vekil müvekkil ilişkisinde olduklarının da çok açık olduğunu, ilk malik ve yeni malik davacının vekili Av. ...’in davanın davacı olarak ... tarafından devam edileceğini beyan etmesi, ilk hakkından (10.04.2017 tarihli protokoldeki) vazgeçtiğinin açık bir göstergesi olduğunu, taraflar arasında sözleşme serbestisi ile yapılan bu anlaşmaların davanın sürüncemede kalmasını da önleme amacı taşıdığını, huzurdaki davada dava açma hakkı bahsi geçen ilk (...) ve devralan ikinci malikin (...) de hakkı olduğunu, gerek devir sözleşmesi gerekse maliklik sıfatı, taraflara davacı olma hakkı tanıdığını, gerek sözleşmeden gerekse kanundan kaynaklanan sebeplerle her iki davacının da huzurdaki davayı açmaya haklarının bulunduğunu, taraflar aralarında yapmış oldukları satış ve devir işlemi üzerine huzurdaki davanın da devam ediyor olması sebebiyle yeni malik olan müvekkilinin herhangi bir hak kaybı veya maddi kayıp yaşamaması amacıyla aralarında yapmış oldukları anlaşmayı yazılı protokole döktüklerini ve dava konusu taşınmazın yeni sahibi olan müvekkili üzerinden davaya devam edildiğini, müvekkilinin halen dava konusu taşınmazın maliki olduğunu, hakkını devrettiği ilk malik ..., vekil sıfatı ile mahkeme huzurunda davaya ... olarak devam edeceğini beyan ettiğine göre ilk anlaşmadan vazgeçildiğinin açık olduğunu, üstün hak olan mülkiyet sahibinin huzurdaki davada taraf olabileceğinin tartışmadan uzak olduğunu, dava konusu taşınmazın maliki olan müvekkilinin davacılık sıfatının kabul edilerek, mahkeme tarafından verilen ret kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne veya mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf başvurularının kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara tahmilini talep etmiştir.Davalı ... vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davanın İlk Derece Mahkemesi kararına uygun şekilde lehe olacak şekilde red kararının onanmasını ve davacının tüm istinaf sebeplerinin reddine karar verilmesini, tüm yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Davalı .... A.Ş. vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararına uygun şekilde lehlerine şekilde red kararının onanmasını ve davacının tüm istinaf sebeplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Değerlendirme:Dava, ayıplı ifa nedeniyle maddi tazminat davasıdır. Davacı ... tarafından dava konusu taşınmazın ayıplı ve geç teslimi nedeni ile maddi tazminat talep etmektedir. Davalılar, usulden ve esastan davanın reddini istemişlerdir. İlk derece mahkemesince aktif husumet yokluğundan dava reddedilmiş, davacı tarafça istinaf yoluna gidilmiştir.Hukuk Muhakeme Kanununun  341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve davalı vekilinin istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı ve duruşmasız olarak yapılmıştır.Davacı istinaf nedeni olarak,  taşınmazda ilk (...) ve devralan ikinci malikin (...) de hakkı olduğu, gerek devir sözleşmesi gerekse maliklik sıfatının, taraflara davacı olma hakkı tanıdığı, gerek sözleşmeden gerekse kanundan kaynaklanan sebeplerle her iki davacının da huzurdaki davayı açmaya haklarının bulunduğu ileri sürülmüştür.Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Görev hususu , mahkemece yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır ve görev hususunda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Somut uyuşmazlıkta öncelikle mahkemenin görevli olup olmadığı tespit edilmelidir.Tüketici mahkemelerinin konu bakımından görevli olduğu uyuşmazlıkların belirlenmesinde öncelikle  tüketici işlemi kavramı önem taşır. Tüketici işlemi TKHK’nın 3. maddesinin (l) bendinde şu şekilde tanımlanmıştır. “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade eder. Madde metninden de anlaşılacağı üzere kanun koyucu tüketici işlemlerinin hangi sözleşmelere temas edebileceğini tahdidi olmaksızın sıralamış ve böylece 4077 sayılı Kanun’un dar yorumla uygulanmasından doğan tereddütlere de bir açıklama getirmiştir.Tüketici işleminin tanımda yer alan “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler” ifadesi aynı maddenin (ı) ve (i) bendinde tanımlanan “satıcı” ve “sağlayıcı” kavramlarına ilişkin tanımlardan gelir. Gerek satıcı-sağlayıcı sıfatı gerekse tüketici kavramı için belirleyici kıstas “ticari, mesleki ya da gelir getirici amaç”tır.II- 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 114- (1) Dava şartları şunlardır:a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.b) Yargı yolunun caiz olması.c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.e) Dava takip yetkisine sahip olunması.f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.Madde 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.Madde 125- (1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. (Ek cümle: 22.07.2020 - 7251 S.K./11. md) Dava şartları arasında da hiyerarşik bir sıralama mevcut olup tarafların husumetine dair dava şartından da öncelikle görev hususunun yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.Somut  uyuşmazlıkta ise davacının UYAP entegrasyon ekranından yapılan tespitte  İstanbul'da üç evi bulunduğu ve sözleşmeye konu taşınmaz haricinde mernis kaydı olduğu dikkate alınarak görev hususunun buna göre belirlenmesi, şayet mahkemece hala görevli olduğu kanaatine varılırsa, tarafların husumet ehliyetinin tespiti bakımından ise;Öncelikle sözleşmeye konu taşınmazın tapu kaydının bütün tedavülleri ve resmi senetleri ile birlikte celbi ile, celp edilecek kayıtlara göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu itibarla; davacının istinaf talebinin kabulüne, HMK m.353/1-a-3-4 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen kapsamda araştırma ve  inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.  <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.Davacının istinaf başvurusunun kabulüne, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİnin 27/05/2024 tarih, 2019/445 Esas, 2024/519 Karar  sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.Yukarıda belirtilen kapsamda araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın kararı veren  BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine, 3.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,  4.Davacının yatırdığı istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,5.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine,6.Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 03/10/2024  tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f5d95b9d77e4e996","SID":"8a7b1fa5ed7f9c39"}}