{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/303 Esas<br>KARAR NO: 2024/1660<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 01/10/2020<br>NUMARASI: 2018/8 E. - 2020/295 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1983 yılından bu yana sınai mülkiyet alanında danışmanlık hizmetleri yürüttüğünü, binlerce insana hizmet verdiğini, dünyada ve ülkemizde bu konuda sıralamaya girdiğini, kalite belgelerine sahip olduğunu, davalı tarafın \"...\" ibareli markayı 35. sınıf emtialarında kullanmak üzere ... ile ... nolu \"...\" markasını yine 35. sınıfta tescil ettirmek üzere kayıt ettirdiğini, bu durumun müvekkilinin markaları ile karıştırılmaya sebebiyet verdiğini, markanın parçalara ayrılmadan bütünsel olarak bakıldığında tüketici nezdinde genel intiba olarak karıştırılmaya sebebiyet vereceğini, markada asli unsurun dikkate alınması gerektiğini, müvekkilinin \"destek\" ibareli pek çok markanın sahibi olduğunu, ayrıca TPMK nezdinde ... kodla işlem gören tanınmış marka başvurusu olduğunu, \"...\" ibareli markanın pek çok başka ülkede de tescilli olduğunu, davalı tarafın müvekkilinin tanınmışlığından yararlanmak istediğini, davalının markalarının müvekkilinin markalarıyla fonetik ve işitsel benzerlik taşıdığını, tüketicinin işletmesel bağlantı olduğunu düşünmesinin iltibasın varlığı için yeterli olduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış marka olduğunu ve bunun bazı yargılamalardaki bilirkişi raporlarında kayda geçtiğini, müvekkilinin e-destek, destek hep yanınızda, destek akademi, destekgroup, destek noktası gibi markalarının bulunduğunu, davalının yan unsur+destek markalarının müvekkilinin ana markasıyla aynı olduğunu, davalının haksız kazanç elde etme amacı taşıdığını, davalının müvekkilinin markalarından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, basiretli tacir olması gerektiğini, destek markasının aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanı olduğunu, davalının markalarının aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini iddia ederek, davalı adına TPMK nezdinde tescilli ... tescil nolu \"...\" ve ... tescil nolu \"...\" ibareli markaların müvekkilinin TPMK nezdinde tescilli \"...\" ibareli seri ve tanınmış markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzer ve aynı emtia sınıflarında tescil ettirilmiş olması sebebiyle hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşlarına, ulusal ve uluslararası fon kaynaklarına ulaşım için projelendirme hizmeti veren bir danışmanlık şirketi olduğunu, davacı ile müşteri portföylerinin farklı olduğunu, davacı şirketin markası ile bir benzerlik olmadığını, ... markasında öne çıkan unsurun hibe olduğunu, logoda hibe mavi, destek ise gri olarak bulunduğunu, a.b harflerinin ise şirket yetkilisinin baş harfleri olduğunu, davacının kendisine tanınan marka hakkının sınırlarını zorladığını, markada esas, tali ve yardımcı unsur olduğunu, markalardaki destek ibaresinin marka içinde belirsiz olmakla birlikte cins çeşit vasıf bildiren özelliği olduğunu, asıl ve ayırt edici unsurun hibe ibaresi olduğunu, bu nedenle karıştırılma ihtimali olmadığını, ... ibaresinin müvekkilinin ticaret unvanı olduğunu, ticaret unvanlarının davacı ile farklı olduğunu, ortada bir tecavüz de olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \" ....Somut olaya dönüldüğünde; davacı vekilince, davalının markayı kötüniyetle tescil ettirdiği iddia edilmektedir. Ancak davalının bu markayı kötüniyetle kullandığına dair bir maddi vakıa bulunmamaktadır. Zira bir markanın başkası tarafından öncelikli kullanımı ve tescili bilinse dahi tescil başvurusu yapılması, markanın yanına unsurlar eklenerek yeni marka oluşturma çabasına girilmesi başlı başına bir kötüniyet işareti değildir. Doktrinde özellikle kötüniyete gerekçe olarak gösterilen  \"rekabete aykırılık teşkil eden tekel mahiyetinde marka oluşturma, tuzak marka, yedek marka\" gibi kavramların varlığından söz edilmekte ise de bunun iddiası için davalının bu yönde bir davranışının görülmesi gerekmektedir. Sonuç olarak sunulan deliller bilirkişi değerlendirmeleri dikkate alındığında; davalının marka tescilinde kötü niyetli olduğunun kabulünü gerektirir bir durumun bulunmadığı bu yönden hükümsüzlük iddiasının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı sunulan rapor içerikleri dikkate alındığında; davacının \"...\" ibareli markanın pek çok başka ülkede de tescilli olduğu, davalı adına tescilli davaya konu \"...\" ibareli markanın 35. sınıfta ... no ile yine ... nolu \"...\" markasının 35. sınıfta tescilli olduğu, taraf markaları arasında esas unsur yönünden görsel, fonetik ve anlamsal olarak aynı oldukları gibi tescilli oldukları mal ve hizmetler yönünden de benzerliğin bulunduğu,  her ne kadar davacı tanınmışlık ve kötü niyetli tescil iddiasını ispatlayamamış ise de, davaya konu markaların davacıya ait markanın bilinirliği dikkate alındığında seri marka intibaı uyandırdığı izahı yapılan mevzuat kapsamında iltibasa dayalı hükümsüzlük şartlarının oluştuğu anlaşılmakla, 1-Davanın KABULÜ ile, davalı adına TPMK nezdinde ... no ile tescilli \"...\" ve ... no ile tescilli \"...\" ibareli markaların HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, SİCİLDEN TERKİNİNE,2-Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin masrafı davalıya ait olmak üzere  tirajı yüksek 3 gazeteden birinde bir defaya mahsus olmak üzere ilanına,\"  karar verilmiştir.  Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Müvekkili şirketin, özel sektör kuruluşları, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları için çeşitli ulusal ve uluslararası fon kaynaklarına erişim amacıyla araştırma, danışmanlık ve projelendirme hizmeti veren bir danışmanlık şirketi olduğunu, Davacı şirketin ise sadece fikri sınai haklar konularında danışmanlık hizmeti veren bir şirket olduğunu, müvekkili şirket ile davacı şirketin ticari faaliyet alanları ve hitap ettikleri müşteri portföylerinin çok farklı olduğunu, -Dava konusu markaların davacı şirketin markası ile hiçbir benzerliği bulunmadığını, Davacı şirketin, içerisinde \"...\" adı geçen markalara itiraz etme hakkını kendisinde gördüğünü,  Davacı şirketin sırf dava konusu markalarda ... ibaresini gördüğü için işbu davayı ikame ettiğini, ... markasında vurgulanan öğenin hibe olduğunu, logoda hibe, mavi renkli olarak destek ise gri  renkli olarak  gösterildiğini, \"a.b. ...\" markasında yer alan \"a.b.\" ise şirket yetkilisi ...'nın ad ve soyadının baş harfleri olduğunu, markaların birbirleriyle karıştırılması imkanının olmadığını, davacının markasında olan harflerin fonetik olarak bile aynı olmadığını, Davacının, kendisine tanınan marka hakkının sınırlarını zorlayarak ve kötüye kullanarak haksız taleplerde bulunduğunu, TPMK'nın  da markalar arası benzerlik olmaması nedeniyle davacı şirketin itirazlarını reddederek müvekkil şirketin başvurularını tescil ettiğini, -Dava konusu markalarda yer alan “destek” ibaresinin, zaten marka örneği içerisinde belirsiz olmakla birlikte, cins/çeşit/vasıf bildiren tanımlayıcı unsur olması sebebiyle, dava konusu markalarda öne çıkan asıl ve ayırt edici unsurun, “hibe” ibaresi olduğunu, Davacının markası ile dava konusu markalar arasında, şekil, anlam, fonetik ve bıraktıkları genel izlenim itibariyle ortalama tüketici nezdinde benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin doğmayacağını, -Ticaret sicilden gelen cevap üzerinden bilirkişilerce tespit yapılmasının eksik olduğunu, Ticaret sicil müdürlüğünden gelen yazı cevabında faaliyet konusu genel olarak belirtilmiş olup somut olmadığını, faaliyet konularının somut olarak anlaşılması için tarafların ticari defterlerin incelenmesini taleplerinin yerel mahkemece dikkate alınmadığını, raporun 7. Sayfasında davalının davacıyla bire bir aynı sektörde yer almaması ve ona rakip olacak davranışlar sergilememesi nedeniyle hükümsüzlük nedeniyle kötü niyetli tescile dayandırılamayacağı vurgulanırken önceki sayfalarda müvekkili ile davacının aynı ticari faaliyetlerde bulunduğunun ifade edilmesinin çelişki arz ettiğini, rapor bu yönüyle de çelişkili ve hatalı olup hüküm kurulmasına elverişli olmadığını,  -... markasının  müvekkilinin ticaret unvanı olup TTK hükümlerine göre korunması gerektiğini,  Davacı şirket ile müvekkili şirketin ticaret unvanlarının farklı olduğunu,  Müvekkili şirket tarafından davacının ticaret unvanına tecavüz söz konusu olmadığını, markadalar arasında esas unsur yönünden görsel, fonetik, ve anlamsal olarak aynı oldukları gibi tescilli oldukları mal ve hizmetler yönünden de benzerliğin bulunduğuna dair Mahkeme tespitinin hukuka aykırı olduğunu, Davacının markasının tanınmış marka olmadığını, Müvekkilince kötü niyetli tescil başvurusu yapılmadığını, kararın kaldırılmasına, davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, Davacı tarafından, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde davalı adına kayıtlı ... tescil numaralı \"...\" ve ... tescil numaralı \"...\" markalarının hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarının incelenmesinde, ... tescil nolu \"...\" markasının 07/10/2016 tarihi itibariyle 35. sınıfta, davalı adına tescil edilmiş olduğu, her hangi bir devir kaydı olmadığı, ... nolu \"a.b....\" markasının 08/11/2016 tarihi itibariyle 35+ sınıfta, davalı adına tescil edilmiş oldukları, her hangi bir devir kaydı olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece davacının dava dışı bir tarafa açmış olduğu hükümsüzlük davası olan Ankara 1. FSHHM E. 2012/158, K.2014/57 sayılı kararı ve kesinleşme şerhi ile Ankara 2. FSHHM E. 2010/220, K.2011/189 sayılı kararı ve kesinleşme şerhi istenilerek dosyaya eklenmiştir. Mahkemece alınan 13/05/2019 tarihli ilk raporda marka uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle; davacının SMK 6/1 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; davacı markaları birden çok olup bu markaların tamamında ana unsur olan ... ibaresinin farklı farklı sınıflarda seri markalar arasında tescilli olduğu, davalının ise davaya konu iki markasını da 35 inci sınıfta tescil ederken 35 inci sınıfı diğer tüm mal ve hizmet sınıflarını içeren şekilde tescil ettirmiş olması dikkate alındığında davalının davaya konu iki markasının davacının ... ibareli markaları ile seri marka olduğu intibasını yaratıp karışıklığa sebep olabileceği, davacının SMK 6/3 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; dosyada davalı şirketin ticaret sicil kayıtları mevcut olmayıp iştigal alanının ne olduğu tespit edilemediğinden davalının ticaret sicil kayıtlarının ticaret sicil müdürlüğünden celbi halinde bu hükümsüzlük talebi değerlendirilebileceği, davacının SMK 6/5 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; davacının dosyaya sadece davacı internet sitesinin tanıtım çıktıları ile internette yapılan haberlere ilişkin çıktıları sunmuş olup ayrıca davacının TPMK nezdinde tanınmış marka müracaatının olduğu, delil listesinde belirtilen ancak sunulmayan tanınmışlık iddiasının ispatına yönelik delillerin ibrazından sonra tanınmış iddiasına dayalı hükümsüzlük talebinin değerlendirilebileceği, davacının SMK 6/9 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; dosya kapsamında davalının ticaret sicil kayıtlarının mevcut olmadığı, davalının ortağı olduğu şirketler ile adına kayıtlı firmaların ticaret sicil müdürlüğünden celbi halinde davacının iştigal alanı itibariyle davacı markasından haberdar olup olamayacağının ve TTK 18/3 çerçevesinde kötüniyetli davranıp davranmadığının tespitinin mümkün olabileceği, hususlarında görüş bildirdiği anlaşılmıştır.  Taraf vekillerinin rapora itirazlarını sundukları, davacı vekilinin müvekkilinin tanınmış marka olduğu hususunun dikkate alınması gerektiğini, ticaret unvanına ve kötüniyetli tescile yönelik hükümsüzlük talebinin de kabulünün gerektiğini, davalı vekilinin markalar arasında benzerlik olmadığını bu nedenle raporu kabul etmediklerini beyan ettiği, mahkememizce yapılan 23/05/2019 tarihli oturum 4 nolu ara karar uyarınca tarafların itirazlarının değerlendirilmesi açısından ek rapor alınmasına karar verildiği ve raporun sunulduğu anlaşılmıştır. Mahkemeye sunulan 27/09/2019 tarihli ek raporda bilirkişi özetle; davacının SMK 6/1 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; davacı markaları birden çok olup bu markaların tamamında ana unsur olan ... ibaresinin farklı farklı sınıflarda seri markalar arasında tescilli olduğu, davalının ise davaya konu iki markasını da 35 inci sınıfta tescil ederken 35 inci sınıfı diğer tüm mal ve hizmet sınıflarını içeren şekilde tescil ettirmiş olması dikkate alındığında davalının davaya konu iki markasının davacının ... ibareli markaları ile seri marka olduğu intibaını yaratıp karışıklığa sebep olabileceği, davacının SMK 6/3 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; dosyada davalı şirketin faaliyet konularının tespitine esas olabilecek sicil kayıtları mevcut olmayıp iştigal alanının ne olduğu tespit edilemediğinden ve unvanın hangi alanda kullanımın söz konusu olduğu tespit edilemediği, davalının faaliyet konusunun tespitine esas olmak üzere nihai ana sözleşmesi ve faaliyet belgesinin celbi halinde  bu hükümsüzlük talebinin değerlendirilebileceği, davacının SMK 6/5 çerçevesinde hükümsüzlük talebi yönünden; kök raporda da belirtildiği üzere, davacı dosyaya sadece davacı internet sitesinin tanıtım çıktıları ile internette yapılan haberlere ilişkin çıktıları sunmuş olup ayrıca davacının TPMK nezdinde tanınmış marka müracaatının olduğu, delil listesinde belirtilen ancak sunulmayan tanınmışlık iddiasının ispatına yönelik delillerin ibrazından sonra tanınmış iddiasına dayalı hükümsüzlük talebinin değerlendirilebileceği belirtildiği, davacının bu çerçevede dosyaya yeni bir delil sunmadığı, bu durum muvacehesinde mahkeme kararlarındaki davacı markalarının tanınmış olduğu yönündeki belirlemelerin yeterli olduğuna kanaat getirilmesi ihtimalinde davalının markalarını kullanmasının davacının tanınmışlığından haksız yarar sağlamasının mümkün olabileceği dikkate alındığında SMK 6/5 anlamında da hükümsüzlük koşullarının gerçekleştiği sonucuna varılabileceği, dosya kapsamında celbedilen kayıtlar içerisinde davalının faaliyet konusunun tespitine esas teşkil eden belgeler gönderilmediği, davalının ortağı olduğu şirketler ile adına kayıtlı firmaların nihai ana sözleşmesi ile faaliyet konularına ilişkin belgelerin ticaret sicil müdürlüğünden celbi halinde davacının iştigal alanı itibariyle davacı markasından haberdar olup olamayacağının ve TTK 18/3 çerçevesinde kötüniyetli davranıp davranmadığının tespitinin mümkün olabileceği, hususlarında görüşünü bildirdiği anlaşılmıştır.  Tarafların ek rapora ilişkin itirazda bulundukları, mahkemeye yapılan 07/11/2019 tarihli oturum 3 nolu ara kararı uyarınca, \"tarafları arasındaki uyuşmazlık konusunun tespiti yönünden özellikle taraflara ait tescilli oldukları sınıflar ve faaliyet alanları gözetilerek davacının tanınmışlığa ilişkin iddiaları da değerlendirilerek dosyaya sunulan rapordaki tespitlerde irdelenmek suretiyle ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanziminin istenilmesine,\" şeklinde karar verilerek yeni bir heyet oluşturulduğu ve rapor alınmasına karar verildiği, heyetin raporunu sunduğu anlaşılmıştır.  Mahkemece 3 kişilik akademisyen marka vekilinden oluşan heyet raporunda bilirkişiler özetle; davalının ... no.lu \"...\" ve ....  nolu \"a.b....\" markalarının davacının \"destek\" ibareli markaları ile ortalama tüketicide karıştırılmaya sebebiyet verecek düzeyde benzerlik taşıdığı, dolayısıyla davalının ... nolu \"...\" ve ... no.lu \"...\" markaları açısından 35. sınıfta hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, hususlarında görüş ve tespitlerin bildirildiği anlaşılmıştır. Davalı taraf markaların benzemediği, raporun kendi içinde çeliştiği, faaliyet alanlarının farklı olduğu gerekçesi ile istinaf isteminde bulunulmuş  olup, \"destek\" esas unsurunun her iki taraf markasında da bulunduğu ve  her iki markanın esas unsurlarının aynı olduğu, markaların bütünü itibariyle bıraktığı etki sebebiyle davalının markasının davacının markasını çağrıştırdığından benzer olduğu, ancak taraf markalarının tescil edildiği mal ve hizmet sınıfları incelendiğinde, Davalının  davaya konu iki markasını da 35 inci sınıfta tescil ederken 35 inci sınıfı diğer tüm mal ve hizmet sınıflarını içeren şekilde tescil ettirdiği,  Mahkemece davacı markasının tanınmış olmadığı, danışmanlık hizmetlerinde bilinir olduğu ve iltibas nedeniyle hükümsüzlük koşullarının oluştuğu gerekçesini kabul ettiği, gerekçenin bu şekilde kabul edilmesi nedeniyle davalı markalarının 35. Sınıfta tescilli olduğu alt  sınıflarının, davacı marka sınıfları ile karşılaştırılması yapılarak tümüyle hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekirken, gerekli araştırma yapılmadan tümüyle hükümsüzlüğüne karar verilmesi yerinde olmadığından, ek rapor alınarak gerekirse yeni bir heyetten rapor alınarak karar verilmesi, sair istinaf sebepleri incelenmeksizin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 01/10/2020 tarih, 2018/8 E. 2020/295 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9434abfc14b78958","SID":"a5ef4b41f28f49a6"}}