{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   23. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/1238 - 2024/1346<br>\t            T.C.      <br>                            A N K A R A                                 <br>B Ö L G E    A D L İ Y E    M A H K E M E S İ\t<br>              23. H U K U K    D A İ R E S İ                          \t\t\t          \t\t\t           (E S A S I    İ N C E L E M E D E N  <br>\t\t\t        K A R A R I N    K A L D I R I L M A S I)<br>\t            \t\t         <br>ESAS NO\t: 2023/1238 <br>KARAR NO\t: 2024/1346<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN:<br>MAHKEMESİ\t\t:  Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ\t\t\t:  11/01/2023<br>ESAS-KARAR NUMARASI\t:  2022/751 E., 2023/18 K.<br><br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALILAR \t: <br>VEKİLİ\t<br>\t\t     \t<br>\tDavacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352'nci maddesi  uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t:<br>İstem, ilgili S. S. ... Konut Yapı Kooperatifinin ek tasfiyesine karar verilmesi istemine ilişkindir. <br>İlk Derece Mahkemesince \"...derdest iflas davası olan Ankara 3.ATM'nin 2022/47E. Sayılı dava dosyası yönünden gerekli ek tasfiye işlemlerini yapmak üzere dava konusu S.S. ... Konut Yapı Kooperatifinin ihyası gerektiği kanaatine varılmakla... \" aleyhine istemde bulunan Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü hakkındaki istemin kabulü ile adı geçen kooperatifin Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/474 E sayılı dava dosyası ve bu dosya ile ilgili işlemler ile sınırlı olmak üzere ek tasfiyesi için yeniden tesciline, bu işlemleri yapmak üzere son tasfiye memurlarından ...'in  tasfiye memuru olarak atanmasına, diğer kişiler hakkındaki istemin \"taraf ehliyetine ilişkin dava şartı  yokluğu  sebebiyle usulden reddine\" karar verilmiştir. <br>Kararı istemci vekili istinaf etmiştir. <br>HUKUKİ NEDEN VE GEREKÇE\t:<br>I<br>İstemci vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesine geçmeden önce bir hususun aydınlatılması gerekmektedir. <br> Uygulamada ticaret sicilinden terkin edilmiş bir şirket ya da kooperatifin tekrar tesciline, aynı anlamda olmak üzere, ihya ya da ek tasfiye denilmektedir. Oysa bu iki kavramın birbirine yakın olmakla birlikte aynı hukuki kurumu karşılamadığı görülmektedir. <br>Bu bağlamda ihya bir usuli sorun nedeniyle aslında terkini gerekmeyen bir şirket ya da kooperatifin tüm faaliyetlerini sürdürebilmesi için yeniden tescili anlamındadır. Söz gelimi Türk Ticaret Kanunu'nun Geçici 7'nci maddesi uyarınca fakat burada anılan koşullar gerçekleşmeden yapılan terkin işleminden sonra şirket veya kooperatifin yeniden tesciline \"ihya\" denilebilir. Zira bu olasılıkta usulüne uygun yapılmadığı için eksikliklerin tamamlanmasına ihtiyaç duyulan bir tasfiye bulunmamaktadır. Aksine şirket veya kooperatif bir bütün olarak faaliyetine devam etmek iradesini taşımaktadır. <br>Ek tasfiyeye gelince:<br>Tasfiye Türk Ticaret Kanunu'nun 536 ve izleyen maddelerinde düzenlenmiştir. Bir tüzel kişiliğin tasfiyesi, borçlar hukukunun genel ilkelerine göre aynı zamanda bir hukuki işlemdir ve bu hukuki işlemde yani tasfiyenin yapılmasında birtakım usulsüzlükler söz konusu olmuş ya da bazı iş ve işlemlerin eksik bırakıldığı sonradan fark edilmişse gerçek anlamda bir tasfiyenin varlığından söz edilmesi mümkün değildir. Bu halde anılan usulsüzlüklerin düzeltilmesi ya da eksikliklerin giderilmesi için ek tasfiyeye (uygulamadaki ifadesiyle ihyaya) karar verilebilir ve bu amaçla anılan ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescili istenebilir (TTK m.547/1). <br> Bu nedenle ek tasfiye sadece ek tasfiyeye karar verilmesini gerektiren hususlarla sınırlı olarak yapılabilir. <br>Somut olayda kooperatifin ek tasfiyesinin istendiği anlaşılmaktadır. Bu hususa aşağıda tekrar değinilecektir. <br>II<br>Somut olaya bakıldığında:<br>İstemci daha önce kooperatif aleyhine Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak davası açmış ve 144.236,87 TL'nin tahsili için bir karar almıştır (21.01.2014 gün ve 2014/3 K). Bu karar Yargıtay'ca temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir (Onama: Yargıtay 15. HD, 06.11.2014 gün ve 2560-6365 E.K.; Karar düzeltme red: 28.01.2016 gün ve 1182-500 E.K.). <br>İstemci bu ilamı Ankara 1. İcra Dairesinin 2016/10429 ve 2016/14108 sayılı dosyaları üzerinden takibe konu etmiş, alacağı tahsil edemediğini bildirmiştir. <br>İstemci bu kez Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde (2022/474 E.) borca batıklık nedeniyle iflas davası açmış ve kooperatifin terkin edildiği anlaşıldığından ihya edilmek üzere kendisine süre verilmiştir. <br>III<br>Bu aşamada iflasın açılması için ihya ya da ek tasfiye kararı verilmesinde hukuki yarar bulunup bulunmadığına değinilmelidir. <br>Kooperatiflerin tasfiyesi ve iflası konusunda açıklamalara geçmeden önce Kooperatifler Kanunu'nun 98'inci maddesinin, bu Yasa'da aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümlerin uygulanacağına ilişkin emredici hükmünü hatırlatmakta yarar bulunmaktadır.<br>Bir şirketin (dolayısıyla kooperatifin) sona erme sebepleri Türk Ticaret Kanunu'nun 529'uncu maddesine göre (a) sürenin sona ermesi, (b) işletme konusunun gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi, (c) esas sözleşmede öngörülmüş herhangi bir sona erme sebebinin gerçekleşmesi, (d) sona ermeye ilişkin karar alınması, (e) iflasına karar verilmesi ve (f) diğer yasalarda gösterilen haller olarak sayılmıştır. <br>Bu bağlamda şirket ya da kooperatifin sona ermesi bakımından tasfiye ile iflas arasında Türk Ticaret Kanunu bakımından bir fark bulunmamaktadır. Somut olayda ilgili kooperatifin Türk Ticaret Kanunu'nun tasfiye hükümleri çerçevesinde tasfiye edilerek sona erdiği ve ticaret sicilinden terkin edildiği tartışmasızdır. <br>Gelinen noktada istemcinin neyi hedefleyerek iflası istediğine bakmak gerekir. <br> İstemcinin elinde alacağını hüküm altına alan bir ilam ve bu ilama dayalı olarak giriştiği bir icra takibi bulunmaktadır. İstemci elbette kooperatif hakkında ek tasfiye kararı alarak icra takibine devam edebilir. Eğer istemcinin amacı iflas tasfiyesi içinde bir aciz vesikası almaksa bunu zaten derdest icra takibi içinde de alabilir. Öte yandan bir an için sırf istemcinin aciz vesikasını almasını sağlamak için kooperatifin ek tasfiyesine karar verildiği ve ardından iflas ettirilebileceği kabul edilecek olursa ortaya başka bazı sorunlar çıkacaktır. Öncelikle zaten sona ermiş kooperatif tekrar sona erdirilecektir. Üstelik iflasın açılması, (mal varlığı bulunmadığı anlaşıldığından) basit tasfiye yapılması (İİK m.218/I), hatta hiçbir mal bulunmadığından tasfiyenin tatiline (İİK m.217) karar verilmesi ve iflasın tekrar kapatılması gereksiz zaman kaybına ve ek gidere yol açacaktır. <br>Hemen belirtmek gerekir ki iflasın istenmesi, tasfiyede bir usulsüzlük yapıldığı ya da tasfiye aşamasında birtakım işlerin eksik yapıldığı gibi bir iddia niteliğinde değildir. <br>Eğer istemcinin amacı tahsil edilemeyen alacak için kuruculara, yönetim kurulu üyelerine, yöneticilere ve tasfiye memurlarına yönelmek (TTK m.553/1) ise bunun için iflasın açılmasına gerek yoktur. Diğer taraftan Kooperatifler Kanunu'nun 29, 30 ve 31'inci maddeleri uyarınca sorumluluk için de iflasın açılması gereksizdir. İflasın gerekli görülebileceği tek hal Türk Ticaret Kanunu'nun 556'ncı maddesidir ki, o olasılıkta da tazminat ilke olarak istemciye değil kooperatife aittir. <br>İstemci bunlar dışında iflasta hukuki yararının ve dolayısıyla eldeki ihya isteminin dayandığı hukuki yararı bildirmemiştir. <br>IV<br>Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle istemcinin sırf iflası açmak amacıyla şirketin ihyasını istemekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Hukuki yarar dava şartı olup ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmelidir (HMK m.353/1-a.4). <br>V<br>Kaldırma nedenine göre istemci vekilinin diğer istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesine yer olmadığı anlaşılmıştır. <br>VI<br>Son olarak:<br>İlk derece mahkemesince davalı ... dışındaki kimseler hakkındaki dava  \"taraf ehliyetine ilişkin dava şartı  yokluğu  sebebiyle usulden\" reddedilmiştir. <br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50'nci maddesine göre medenî haklardan yararlanma (hak) ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. <br>Türk Medeni Kanunu'nun 8'inci maddesine göre her insanın hak ehliyeti vardır; bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler. Hak ehliyeti tam ve sağ doğmak kaydıyla anne rahmine düşmekle başlar ve ölümle sona erer. <br>Somut olayda davalılar ... ve ... hak ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olup haklarındaki davanın taraf ehliyetine ilişkin dava şartı yokluğundan reddi doğru değildir. <br>İlk derece mahkemesinin bu davalılar hakkındaki davayı \"sıfat yokluğu\" nedeniyle esastan reddetmek istediği sonucuna varılmıştır. <br><br><br><br>HÜKÜM \t: <br>1-HMK m. 353/1-a.4 gereğince Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2022/751 E., 2023/18 K sayılı dava dosyasında verdiği 11/01/2023 tarihli kararın, ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE.<br>Kaldırma nedenine göre istemci vekilinin diğer istinaf başvuru nedenlerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>2-Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine.<br>3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine.<br>4-HMK m.359/4 gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile m.302/5 gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına.<br>15/10/2024 günü dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,\tHMK m.353/1-a ve 362/1-g gereğince KESİN olmak üzere esas yönünden OYBİRLİĞİYLE, hüküm kuruluşu bakımından OYÇOKLUĞUYLA karar verildi. (GK Yazım Tarihi: 15/10/2024) <br>          <br>        <br>          \tBaşkan                      Üye                  Üye                 Katip <br>   e-imzalıdır\t\t\t\t         e-imzalıdır \t\t\t    kısmi muhalefet \t e-imzalıdır <br><br><br><br><br>KARŞI OY YAZISI<br>I<br>Dairemiz çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık sonradan anlaşılan dava şartı eksikliğinin ilk derece mahkemesi kararının kaldırılıp dosyanın yeniden yargılama yapılması için mahkemesine gönderilmesi yolu ile mi (HMK m.353/1-a.4) yoksa bölge adliye mahkemesince bu çerçevede ilk derece mahkemesi yerine geçilerek usulden red kararı (HMK m.353/1-b.2) verilmesi yolu ile mi çözümlenmesinin yasaya uygun olduğu noktasında toplanmaktadır. <br>Hemen belirtmeliyim ki, sırf iflasının açılması için bir şirket ya da kooperatif hakkında ek tasfiye kararı verilmesinde hukuki yarar bulunmadığına ve sıfata ilişkin çoğunluk görüşüne katılıyorum. <br>II<br>İlk olarak yasa koyucunun istinaf incelemesine ilişkin mantığını belirlemekte yarar görüyorum. <br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu istinaf incelemesine ilişkin düzenlemesini tek bir ölçüt üzerine oluşturmuştur: İlk derece mahkemesi kararının doğru ya da yanlış olması. <br>Ön inceleme aşaması geçilip de dosyanın esasına girildiğinde eğer ilk derece mahkemesi kararı doğru ise bölge adliye mahkemesinin yapacağı iş istinaf sebeplerini  esastan reddetmektir (HMK m.353/1-b.1).<br>İlk derece mahkemesi kararı yanlış ise bölge adliye mahkemesince yapılacak ilk iş ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasıdır. Bundan sonra ya dosya yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilecek (HMK m.353/1-a) ya da tıpkı ilk derece mahkemesi gibi yargılama yapılarak esas hakkında bir karar verilecektir. Yargıtay dairesi temyiz olunan kararın esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde düzelterek onama kararı verebilirken (HMK m.370/2) bu imkan bölge adliye mahkemelerine tanınmamıştır. Nitekim bir önceki tümcede gösterilen durum yani \"...yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde...\" bölge adliye mahkemesi Yargıtay'ın aksine düzelterek red kararı veremeyecek, bunun yerine ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında karar oluşturacaktır (HMK m.353/1-b.2). <br>III<br>Bu noktada dava şartlarına kısaca değinilip ilk derece mahkemesinin dava şartları noktasında hatalı karar verdiği anlaşıldığında izlenecek yöntem üzerinde durulmalıdır. <br>Dava şartları Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114'üncü maddesinde listelenmiş, maddenin 2 numaralı fıkrasında diğer yasalarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı tutulduğu belirtilmiştir. <br>Dava şartları, ilk itirazlarla birlikte “dava engelleri”ni oluşturmaktadır. Bir davada esasa ilişkin karar verilebilmesi için bulunması veya bulunmaması gereken ve hakim tarafından, tarafların itirazına bağlı olmaksızın yargılamanın her aşamasında dikkate alınması ve araştırılması gereken unsurlara “dava şartları” denir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6.b., İstanbul 2001, s.1343 vd.; Kuru, B.: Dava Şartları, Sabri Şakir Ansay'ın Hatırasına Armağan, Ankara 1964, s.111; Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku, 6.b., Ankara 2020, s.310; Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, C.I, 3.b., Ankara 2020, s.635; Budak, A.C./Karaaslan, V.: Medeni Usul Hukuku, 5.b., Ankara 2021, s.169; Pekcanıtez, H.: Pekcanıtez Usul Hukuku, C.II, 15.b., İstanbul 2017, s.927). <br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115'inci maddesine göre dava şartlarının mahkemece her aşamada re'sen gözetileceği, bir diğer ifade ile tarafların itirazı olmasa ve hatta tarafların dava şartı eksikliğine rağmen davanın görülmesine yönelik bir onamı (muvafakati) bulunsa bile hakimin davaya bakmaya devam edemeyeceği ve davanın usulden reddine karar vermesi gerektiği kabul edilmektedir (Kuru, Usul II, s.1344; Kuru, Dava Şartları, s.111; Tanrıver, s.636-637).<br> Bu bağlamda Yasa ilk derece ya da istinaf ayrımı yapmamıştır. Tespit konusunda Yargıtay dahi bu görevle donatılmış ancak yargılama biçimi itibariyle ona doğrudan karar verme imkanı getirilmemiştir. <br>IV<br>İstinaf yargılaması bağlamında dava şartları birkaç farklı noktadan ele alınmalıdır. <br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"duruşma yapılmadan verilecek kararlar\" başlıklı 353'üncü maddesinin 1 numaralı fıkrasının a bendine göre ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa bölge adliye mahkemesi, alt bentlerde sayılan hallerden birinin varlığı durumunda esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Bu bendin 4 numaralı alt bendinde \"diğer dava şartlarına aykırılık bulunması\" sayılmıştır. Burada sözü geçen \"diğer dava şartları\" kavramı başka yasalarda bulunan ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114'üncü maddesinin 2 numaralı fıkrasında saklı tutulan dava şartları değil, bunlarla birlikte görev ve yetki dışında kalan ve bu Yasa'nın 114'üncü maddesinin 1 numaralı fıkrasında kalan dava şartlarıdır. Zira görev ve yetki 353'üncü maddesinin 1 numaralı fıkrasının a bendinin 3 numaralı alt bendinde ayrıca düzenlenmiş ve bunlar dışındaki dava şartlarına aykırılık aynı bendin 4 numaralı alt bendinde hükme bağlanmıştır. <br>Öte yandan aynı Yasa'nın \"incelemenin kapsamı\" başlıklı 355'inci maddesinde bölge adliye mahkemesinin incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapacağı ancak kamu düzenine aykırılık hallerini re'sen gözeteceği belirtilmiştir. Bu noktada dava şartları genellikle kamu düzeni ile ilişkilendirilmektedir (bkz. Prof. Dr. Süha Tanrıver'in Doç. Dr. Haluk Konuralp tarafından \"Medeni Usul Hukukunda Kanun Yolları ve Arabuluculuk Kanun Tasarısı\" konulu VI'ncı Medeni Usul ve İcra-İflas Hukukçuları Toplantısında sunduğu \"İstinafta Kamu Düzeni Kavramı\" başlıklı tebliği üzerine yaptığı değerlendirme, 19-20 Ekim 2007 Çeşme, s.149). <br>Bu aşamada ortaya çıkan sorun şudur:<br>Dava şartının bulunmadığı istinaf incelemesi aşamasında saptandığında ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi (HMK m.353/1-a.4) mi yoksa bu durumu tespit eden bölge adliye mahkemesi dairesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak bizzat davanın usulden reddine karar verme (HMK m.353/1-b.2) yoluna gitmesi mi gerekir? <br>Hemen belirtmek gerekir ki öğretide birkaç monografik çalışma dışında bu detaya girilmemiştir (de lege feranda hukuki yararın bulunmadığının saptanması halinde bölge adliye mahkemesinin red kararı vermesi gerektiği ancak yasal düzenleme buna izin vermediğinden kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiği yönünde Karaaslan, V.: HMK m.353/1-a Üzerine Bir İnceleme, DÜHFD, C.XXII, S.73, Yıl: 2017, s.229 vd.; Budak/Karaaslan, s.427, n.80. Benzer şekilde kesin hükmün varlığının saptanması halinde bölge adliye mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde Akkaya, T.: Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Ankara 2009, s.305; Akkaya, T.: İstinaf İncelemesi Sonunda İlk Derece Kararının Kaldırılması ve Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderilmesi, \"Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde İstinaf\" konulu XV'inci MİHBİR toplantısı, 6-7 Ekim 2017 Antalya, s.130 vd.). <br>Saygıdeğer çoğunluğun bu noktada tercihi ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın gönderilmesi yönünde ortaya konulmuştur. <br>V <br>Kanaatimce bölge adliye mahkemesi dava şartlarında eksiklik görürse (eksikliği sonradan, istinaf denetimi aşamasında fark ederse)   ikili bir uygulama yapmalıdır. <br>Eğer dava şartlarına ilişkin tespitten sonra artık her halükârda davanın usulden reddine karar verilecekse bölge adliye mahkemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının b bendinin 2 numaralı alt bendi çerçevesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak davanın usulden reddine karar vermelidir. Söz gelimi davacının dava açmakta hukuki yararı yoksa, dava derdestse veya kesin hükme bağlanmışsa, teminat veya gider avansına ilişkin dava şartları yerine getirilmemişse ve nihayet eldeki dosyada olduğu gibi yargı yolu caiz değilse dava bölge adliye mahkemesince usulden reddedilmeli ve karara karşı (diğer şartlar da mevcutsa) Yargıtay yolu açık tutulmalıdır. <br>Eğer dava şartlarına ilişkin tespitten sonra birtakım eksikliklerin giderilmesi ve araştırma yapılması gerekiyorsa bu durumda bölge adliye mahkemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının a bendinin 4 numaralı alt bendi çerçevesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı mahkemesine göndermelidir. Söz gelimi mahkeme 17 yaşındaki davacının dava ehliyeti bulunmadığı kanısıyla davayı reddetmiş ve bölge adliye mahkemesi davacının evli olduğunu fark etmişse (TMK m.11/II) artık bu yola gidilmelidir. <br>Bu kabulün dayanaklarını şu şekilde açıklayabilirim:<br>Her şeyden önce dava şartlarının mevcudiyetinin yargılamanın her aşamasında  re'sen araştıracağı ve eksikliğinin tespiti halinde usulden red kararı vereceğine ilişkin ilke va'zedilirken ilk derece ya da istinaf ayrımı yapılmamıştır (HMK m.115).<br>Öte yandan bölge adliye mahkemesinin doğrudan red kararı vermesi hem usul ekonomisi ilkesine (HMK m.30) hem de tarafların dereceli yargı hakkına uygundur (Akkaya, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderilmesi, s.130). Zira taraflar zaten ilk derece mahkemesi önünde yargılamaya katılmış ve bu mahkemece verilen kararı istinaf incelemesi için bölge adliye mahkemesine taşımıştır. Bölge adliye mahkemesi hukuki dinlenilme hakkına (HMK m.27) ve sürpriz karar verme yasağına uygun biçimde karar verdiğinde hem dereceli yargı hakkı hem de usul ekonomisi ilkesi gerekleri yerine getirilmiş  olacaktır. Bu tercih kararın kimin tarafından verileceğinin tespitinden başka bir yeni sonuca daha yol açacaktır. Gerçekten de 353'üncü maddenin 1 numaralı fıkrasının a bendinin 4 numaralı alt bendi uygulandığında bölge adliye mahkemesi kararı kesin iken, b bendinin 2 numaralı alt bendi uygulandığında (parasal tutara göre) karara karşı temyiz yolu açılmış olacaktır. Bu durum da taraflar için daha güçlü bir hukuki güvenlik yaratacaktır. <br>VI<br>Somut olaya dönüldüğünde istem çekişmesiz yargı işi niteliğinde olup daha evvel Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye ve terkin edilen \"ilgili\" kooperatifin  ek tasfiyesine, uygulamadaki deyimiyle ihyasına karar verilmesi istemine ilişkindir. <br>Saygıdeğer çoğunluğun isabetle belirttiği gibi ek tasfiye isteminin salt iflasın açılması amacıyla yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Çünkü iflas, tasfiyede eksik bırakılmış bir husus değildir. <br>İlk derece mahkemesindeki yargılama aşamasında gözden kaçırılan bu durum istinaf aşamasında anlaşılmıştır.  <br>Artık Dairemizce yapılması gereken şey, bu eksikliğin giderilmesine yasal olanak da bulunmadığı dikkate alınarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 ve 115'inci maddelerinin emredici düzenlemesi çerçevesinde istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermekten ibaret olmalıdır. Bu karara karşı tarafların Yargıtay'a başvurma hakları vardır. Böylelikle hem dereceli yargı hakkı zedelenmemiş hem usul ekonomisi ilkesine riayet edilmiş olacaktır. <br>Gelinen durumda taraflar kesin olarak verilen Dairemiz kararına karşı yasa yoluna gidemeyecek; ilk derece mahkemesi tarafları duruşmaya davet ederek hiçbir ek tahkikat yapmaksızın davanın usulden reddine karar verecektir. Bu durum dereceli yargı hakkına uygun görünse de sonucu belli bir iş için ilave emek, zaman ve para kaybı anlamına gelecektir. <br>Açıklamaya çalıştığım nedenlerle istemin dava (istem) şartı yokluğundan reddine karar vermek gerekirken saygıdeğer çoğunluğun ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin kararına katılamıyorum. <br><br>Doç. Dr. <br>Hakim - Üye <br>e-imzalıdır<br><br> <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c3eca3584eba4daf","SID":"7b51f8583a30aa32"}}