{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No:  <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t:  <br>KARAR NO\t:  <br>KARAR TARİHİ\t: 25/10/2024<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t:  <br>ÜYE\t\t:  <br>ÜYE\t\t:  <br>KATİP\t\t:  <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 09/05/2024<br>NUMARASI\t: .... Esas ..... Karar<br><br>DAVACILAR\t :1- <br>             \t : 2-  <br>VEKİLİ\t   : Av.  <br>DAVALILAR\t: 1- ..... .... ANONİM ŞİRKETİ  <br>VEKİLİ\t: Av. ...  ... ... -  <br>DAVALI\t: 2- .....  .... - <br>VEKİLİ\t: Av.  <br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 25/10/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 31/10/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekilinin dava dilekçesi özetle; 17/11/2020 tarihinde davacılar ......ve ..... ....'nın oğlu müteveffa .....  .....'nın yolcu olarak bulunduğu, müteveffa sürücü ..... .....'ın sevk ve idaresindeki  motosiklet ile seyir halinde iken dava dışı sürücü ..... ..... sevk ve idaresindeki ......... plakalı traktör ile çarpıştığını,  kaza neticesinde henüz 22 yaşındaki .....  ..... ve 17 yaşındaki sürücü ..... .....'ın vefat ettiğini, meydana gelen kazada ......  .....'ın asli kusurlu olduğunu, motosiklet sürücüsü ..... .....'ın tali kusurlu olduğunu, meydana gelen kazada müvekkillerinin kusursuz olduğunu, Müvekkili ...........'nın müteveffa .....  .....'nın babası olup, müteveffanın sağlığında aynı evde ikamet ettiklerini,  davacı ...........'nın, müteveffanın dava konusu kazada vefat etmesi sebebiyle henüz 22 yaşındaki oğlunun desteğinden mahrum kaldığını,  .....  ....., annesi, babası ve kardeşleriyle birlikte ikamet ettiği evin tek çalışanı olduğunu, ...........'nın da yaşı itibariyle halihazırda çalışamayacak durumda olduğunu, ayrıca müvekkilinin de maddi gelirinin bulunmadığını,   davacı ...........'nın çalışamaz bir vaziyette iken desteğini kaybettiğini, meydana gelen kaza neticesinde davacılarının müteveffa .....  .....’nın desteğinden yoksun kalmaları sebebiyle oluşan maddi zararların tazmin edilmesi talebiyle 28/12/2020 tarihli dilekçe ile .....  ....’na başvuru yapıldığını, söz konusu başvuru dilekçesi 30/12/2020 tarihinde tebliğ edilmiş olup, .....  .... tarafından 164904-2 nolu dosya kapsamında 14/01/2021 tarihinde müvekkili ..... .... için 130.728,00 TL, müvekkil ........... için 45.493,00 TL olmak üzere toplamda 176.221,00 TL kısmi ödeme yapıldığını, söz konusu kısmi ödemenin davacı müvekkillerinin destekten yoksun kalma zararlarının tamamını karşılamaması sebebiyle bakiye maddi tazminatın ödenmesi talebiyle, taraflarınca Konya ... Noterliği'nden keşide edilen 18/02/2021 tarih ve ..... yevmiye numaralı ihtarname ...... ....... gönderildiğini, fakat davalı .....  ....'nın bakiye destekten yoksun kalma tazminatını ödemediğini, davalı ..... .... A.Ş.'ye  22/03/2021 tarihinde başvuru yapıldığını,  davalı sigorta şirketince 23/03/2021 tarihinde tebellüğ edildiğini, ancak davalı sigorta şirketince herhangi bir ödemede bulunulmadığını, bu nedenlerle  her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile; (davalı .....  .... kaza tarihinde geçerli sigorta teminatları ile, diğer davalı ..... .... A.Ş. sigorta poliçe limitleri dahilinde sınırlı kalmak kaydı ile sorumlu tutularak); tahkikat sırasında müvekkil davacı'nın ........... için; belirsiz alacaklarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda taleplerimizi arttırmak üzere (belirsiz alacak davası); 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan  müteselsilen tahsili ile davacı müvekkil ...........'ya verilmesine; davalılar aleyhine hükmedilecek alacaklara temerrüt tarihlerinden itibaren avans faizi işletilmesine; tahkikat sırasında müvekkil davacı'nın ..... .... için; belirsiz alacaklarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda taleplerimizi arttırmak üzere (belirsiz alacak davası); 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan  müteselsilen tahsili ile davacı müvekkil ..... ....'ya verilmesine; davalılar aleyhine hükmedilecek alacaklara temerrüt tarihlerinden itibaren avans faizi işletilmesine; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin müteselsilen davalılara yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. <br>Davalı ....... ......nın cevap dilekçesi özetle; davacı tarafın,  vefat eden ....... .....'nın  desteğinden yoksun kaldıkları iddiası ile   müvekkillinden talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatı hususunda müvekkiline usulüne uygun bir başvurusu bulunmadığını, dava şartının yerine getirilmediğini, .....  .... kapsamına giren zararların, kusur oranı ve kaza tarihinde geçerli olan sigorta teminat limitleri çerçevesinde karşılanacağını,  .....  ....’nın sorumluluğunun; kazanın gerçekleştiği tarihte geçerli olan sigorta teminat limiti ile sınırlı olduğunu, söz konusu kazada  müteveffa .....  .....'nın  yolcu olarak bulunduğu  ..... .....'ın sürücülüğünü yaptığı   motosikletin    tam kusurlu olduğunun açık olduğunu, kazada motosikletin çarptığı ve sigortasız olduğu iddia edilen ......  .....'ın  sevk ve idaresindeki  .........   plakalı aracın kusursuz olduğunun yapılan yargılama sonrasında anlaşılacağını,  kazaya karışan motosikletin ...... Sigortası ..... .... tarafından yapılmış olup sorumluluğun  ......  Sigorta olduğunu, dolayısıyla davaya konu kaza ile ilgili olarak ....... Hesabının sorumluluğunun bulunmadığını, davaya konu olayla ilgili olarak davacılar tarafından müvekkil  ....... Hesabına başvuru yapılmış olup bu başvuru sonucu  (% 20 mütereafik kusur indirimi de yapılarak) 14/01/2020 tarihinde  davacı ...........'ya 45.493  davacı ..... ....'ya ise 130.728,00 (Toplam 176.221,00 TL )tazminat ödemesi yapıldığını, yapılan bu ödemeler haricinde başkaca bir alacakları kalmadığını, bu nedenlerle  öncelikle zamanaşımı ve dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine mahkemeniz aksi kanaatte ise esastan reddi ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı sigorta vekilinin cevap dilekçesi özetle;  17/11/2020 tarihinde davalı sigorta şirketi tarafından ....... nolu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile sigortaladığını, malikinin ..... ..... sürücüsünün ise ..... ..... olduğu ... ...... plakalı motosiklet ile .... .......'ın maliki ......  .....'ın sürücüsü olduğu ......... plakalı traktörün çarpışması neticesinde ölümlü maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kaza sonucunda ... ...... plakalı motosiklette yolcu olarak bulunan .....  ..... hayatını kaybettiğini, kazaya karışan ... ... ... plakalı aracın, müvekkili şirket nezdinde 10/04/2020-10/04/2021 tarihlerini kapsayan Zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalı olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğunun poliçe teminatı ve sigortalı araç sürücülerinin kusuru oranı ile sınırlı olduğunu, davalı şirket kazaya karışan aracın ZMMS Poliçesini düzenleyen şirket olup, müvekkili Şirketin sorumluluğu poliçe limitleri dahilinde sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında olduğunu, davalı şirket tarafından sigortalı araç sürücüsünün kusursuz bulunduğunu, bu nedenlerle  davacının ileri sürmüş olduğu haksız ve mesnetsiz iddiaların reddi ile birlikte öncelikle davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; \"Tüm dosya kapsamı üzerinden yapılan değerlendirmede; 17/11/2020 tarihinde meydana gelen kazada müteveffa .....  .....'nın , sürücü ..... .....'ın sevk ve idaresindeki motosiklette yolcu olarak bulunduğu, kaza neticesinde vefat ettiği, davacı vekilinin meydana gelen kaza neticesinde davacılar için ayrı ayrı destekten yoksun kalma tazminatı talep ettiği anlaşılmakla, kusur değerlendirilmesi açısından Mahkememizce hükme esas alınan Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'nın 04/05/2023 tarihli raporunda, sürücü ......  .....'ın %85 oranında kusurlu olduğu, müteveffa sürücü ..... .....'ın %15 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkememizce hükme esas alınan aktüerya bilirkişisi 23/02/2024 tarihli raporunda; müteveffa destek .....  .....'nın 17.11.2020 tarihinde trafik kazasında vefatı nedeniyle davacıların (bakiye) destekten yoksun kalma maddi zararlarının TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre; annesi ..... .... için 1.141.460,95 TL, babası ........... için 238.980,83 TL olarak hesaplandığını, davalı ....... Hesabının kaza tarihindeki ZMSS Poliçesi Kişi Başı Ölüm Teminat Limiti 410.000,00 TL,  Davalı .....  .... tarafından 14.01.2021 tarihinde davacılar vekiline yapılan 176.221,00 TL ödemenin düşülmesinden sonra bakiye teminat limiti 233.779,00 TL olduğunu,  davalı ...... Sigortanın kaza tarihindeki ....-* Poliçesi Teminat limiti 410.000,00 TL olduğunu, her iki davalının toplam limitinin 643.779,00 TL olduğunu, bu nedenle garame hesabının yapılması gerektiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre toplam 643.779,00 TL olduğunun belirtildiği, davacı vekili 07/04/2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile davacı ..... .... için 532.328,56 TL, davacı ........... 111.450,44 TL destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunduğu anlaşılmakla, yukarıda izah edildiği üzere müterafik kusur ve hatır indirimi yapılmayarak, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" şeklinde davanın kabulü ile, davacı ........... açısından destekten yoksun kalma tazminatı olarak 111.450,44 TL'nin, davalı .....  .... açısından temerrüt tarihi olan 13/01/2021 tarihinden itibaren, davalı ..... .... açısından temerrüt tarihi olan 03/04/2021 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp ( poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere )davacıya verilmesine, davacı ..... .... açısından destekten yoksun kalma tazminatı olarak 532.328,56 TL'nin davalı .....  .... açısından temerrüt tarihi olan 13/01/2021 tarihinden itibaren, davalı ..... .... açısından temerrüt tarihi olan 03/04/2021 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp ( poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere )davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı ..... .... AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitleri dahilinde sigortalı sürücünün kusuru oranında olduğunu, hesaplanan tazminat miktarından %20 oranında hatır taşıması ve %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, mahkemece verilen kararın hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı .....  .... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların dava konusu kaza sebebiyle desteklerinin vefat ettiği iddiasına istinaden müvekkilinden talep ettiği bedensel zarar tazminatı hususunda müvekkiline usulüne uygun bir başvurunun bulunmadığını, müvekkili tarafından davacılara davaya konu olayla ilgili olarak ödeme yapıldığını, bacıların bakiye tazminat alacağının bulunmadığını, müvekkilinin mesuliyetinin kusur oranı ve teminat limiti ile sınırlı olduğunu, kazaya karışan motosiklette yolcu olarak bulunan ve vefat eden davacıların desteği olduğu iddia edilen .....  .....'nın yolcu olarak bulunduğu motosikletin kusur durumunun araştırılması gerekirken mahkemece bu araştırmanın usulüne uygun olarak yapılmadığını, ayrıca müvekkiline usulüne uygun başvuru bulunmadığından temerrüte de düşürülmediğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Kamu düzeni yönünden ve davacının bu kapsamda aktüerya raporuna yönelik  yapılan incelemede;<br>İDM ce meydana gelen kazanın ve ödemeye esas olan poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması nedeniyle 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen usule göre hesaplama yapılıp karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>       Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  Aynı kaza ile ilgili olmak üzere   İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF 1931'e göre hüküm kurmak gerekirken TRH 2010'a göre karar verilmesi yanlış ise de tazminat hesabında  teminat limiti aşıldığından garame hesabına göre karar verildiği ve tüm teminat limitinin her iki hesaplamada da tamamının tüketildiği gözetildiğinde karar sonuç itibariyle doğrudur.<br>Davalı sigorta şirketinin tazminattan müteselsilen sorumlu tutulmalarının Doğru olmadığı, kusurları oranında sorumlu oldukları, yargılama gideri ve vekalet yönünden de kusura göre sorumlu tutulmaları gerektiği  istinafı yönünden;<br> Mahkemece meydana gelen trafik kazasında davacının yolcu olarak içinde bulunduğu araç sürücüsünün %15 oranında, davalı  sigorta şirketine sigortalı  karşı aracın ise %85 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş mahkemece davalı  sigorta şirketinin tazminattan müteselsilen sorumlu olduğundan bahisle hüküm kurulmuştur.\t <br>    Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.<br>  Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.<br>   Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile \"Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.    <br>    Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden \tdoğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz.  Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir\" şeklinde kabul edilmiştir.<br>  Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz<br>Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan  sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.<br>Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil  sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan  doğabilir.<br>Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.<br>Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde \"Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur\"  düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.<br>Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde \"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır\"  demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.<br>Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, araçta yolcu olarak bulunan davacının kazanın oluşumunda kusurunun bulunmamasına göre, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. ( YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K )<br>Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde;Davacı taraf, dava dilekçesi ve verdiği Islah dilekçelerinde açıkça davalıların kusuru oranında sorumlu tutulmasını istemediğine göre, davacının yolcu olarak bulunduğu  ve karşı araç sürücüsünün de  kusurunun bulunması halinde,bu durum  davalıların müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.Bu durumda mahkemece; davaya konu kazada davacının kusurlu olmadığı ve zarar gören kusursuz 3. kişi konumunda olduğu, talebinde kusur oranından da söz etmediğine ve açıkça teselsül hükümlerine dayanıp müteselsilen tahsilini istediğine göre zararın tümünü davalılardan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) hususları gözetilmek suretiyle, davacı için tazminatın belirlenmesinde herhangi bir kusur indirimi yapılmaması ve tüm tazminattan kusurları gözetilmeden  davalıların müteselsilen sorumlu tutulması  yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan davalı sigorta vekillerinin buna yönelik istinafının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Keza Davalı sigorta şirketinin hesaplanan tüm tazminattan müteselsilen sorumlu tutulmasına, kaza başına teminat limitine göre sorumlu tutulduğunun kararda yazılmasına göre itiraz yersizdir.<br>....... hesabına davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı ,davalı vekilinin dava tarihinden  faiz işletilmesi gerektiği istinafı;<br>2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile  yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü \"Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir\" denilmiştir. <br>Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına veya poliçenin olmaması durumunda  bu sorumluluğu üstlenen ....... hesabına yasa gereği karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya veya ....... hesabına tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya veya ....... hesabına yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi .... sigortacısına ve ....... hesabına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.<br> 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre \"Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır\".<br>HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" denilmiş,<br> 2.fıkrada ise, \"Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.\" düzenlemesi mevcut olup<br>Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna ve ....... hesabını yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. <br>Somut uyuşmazlıkta, meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalıya belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.<br> Davalı sigortanın istediği belgeler  maluliyet tazminat  talebi için   Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de  dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde  yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.<br>Keza  Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara  gerek  olmaksızın, zararın  doğduğu  anda, başka  bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. <br>   Davalının  poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.<br> Davacı tarafın davadan önce davalıya bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalının dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. <br>Davacının dava açmadan önce davalı ....... hesabına başvuruda bulunduğu anlaşılmakla davalı için temerrüt faizinin temerrüt tarihinden işletilmesini talep edebilir. İtirazlar yersizdir.<br>Davalı sigorta vekilinin olayda müterafik kusur bulunduğu, koruyucu ekipman ve dizlik kullanmama nedeniyle indirim yapılması gerektiği istinafı<br>\t6098 sayılı Borçlar Kanun’un, \"Tazminatın belirlenmesi\" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.<br>\tZararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. <br>\tMüterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.<br> 18/11/2020 tarihli ölü muyene tutanağında müteveffa .....  .....'nın ölümünün ''trafik kazası ile husulü mümkün genel beden travması sonucu gelişen künt göğüs yaralanmasına bağlı hemotoraks neticesinde meydane geldiğinin'' belirtildiği, hastane evraklarında davacının baş-kafa bölgesinden yaralanmasının mevcut olmadığı anlaşıldığından ve dosya içerisinde yer alan trafik kaza tespit tutanağında davacının kask kullanıp kullanmadığının tespit edilemediği ve bu hususta ispat yükünün de davalıda olması ve bu durumun aksini ispatlar delil sunmadığı ve bildirmediği anlaşıldığından  somut olayda kask ve dizlik kullanılsa dahi aynı sonuç meydana geleceğinden ve bu durum müteveffanın ölümüne etken  bir husus olmadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir.<br>Davalının  hatır taşımasına dayalı   itirazı hakkında<br>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 87. Maddesine göre \"Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir.\"  esası kabul edilmiştir. Hatır taşıması bir kimseyi ücretsiz olarak ve bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada, taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın  yararına olmalıdır. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığından, bu gibi taşımalarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"tazminat miktarının tayini\" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın türü ve kapsamının derecesini, durum ve mevkiinin gereğine ve hatanın ağırlığına göre belirleyeceği  belirtilmiş, BK.nın 51. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay içtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. <br>Somut olayda, müteveffa  yolcu konumundadır.<br>Öncelikle; hatır taşımasından söz edebilmek için, “taşıyan” ve “yolcu” sıfatına haiz iki kişi arasında “yolcu taşıma” ilişkisinin kurulması gereklidir. Diğer bir anlatımla işletenin zarar gören yolcuyu para kazanma veya başka bir menfaatle değil, sırf hatır için, herhangi bir karşılık almaksızın taşıması halinde hatır taşımasından söz edilebilir. Yani, taraflar (zarar gören ile zarardan sorumlu olan kişiler) arasında taşıma ilişkisi bulunmaması halinde, hatır taşımasından da söz edilmesi mümkün değildir. Burada asıl belirleyici olan, taşımanın maddi veya manevi bir yarar için yapılıp yapılmadığıdır.Hatır taşınmasında maddi veya manevi bir fayda sağlanmaması gerekmektedir <br>Somut olayda 17/11/2020 tarihinde meydana gelen kazada müteveffa .....  .....'nın , sürücü ..... .....'ın sevk ve idaresindeki motosiklette yolcu olarak bulunduğu, kaza neticesinde sürücü ..... .....'ın da vefat ettiği, soruşturma dosyasında alınan beyanlardan ve tüm dosya içeriğinden müteveffa .....  .....'nın karşılıksız, ücretsiz ve bir yararı bulunmadan, taşımanın sürücünün değil taşınanın yararına olduğu hususlarının tespit edilemediği, davalıların da bu durumun aksini ispatlar delil sunmadığı ve bildirmediği anlaşıldığından davada hatır taşıması indirimi yapılması gerekmediğine kanaat getirilmesi yerindedir<br> Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve  hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, <br>Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği  esas yönünden ayrı ayrı  reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı ..... .... AŞ vekili ile davalı .....  .... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,<br>1-Davalı ..... .... AŞ tarafından alınması gereken 28.007,1‬0 TL harçtan peşin alınan 10.994,14 TL harcın mahsubu ile bakiye 17.012,96 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>2-Davalı .....  .... tarafından 15.969,44 TL harçtan peşin alınan 10.995,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.974,44 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>3-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br> Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; davacı ........... yönünden; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere, davacı ..... .... yönünden; HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 31/10/2024<br><br><br>   Üy\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t    Üye\t\t\t\t\t\t\t\t\t \t\t\t\t\t\t\t  Katip<br>            <br>            E imza                        E imza                         E imza                         E imza<br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"acdbca72bc1898a8","SID":"0576ebceb0f7970e"}}