{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1178 <br>KARAR NO:2024/1372<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:26/01/2021<br>NUMARASI:2018/956 E. -  2021/32 K. <br>DAVANIN KONUSU:Tespit<br>Taraflar arasındaki  alacağın temliki sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacaklı olduğu ... Eski Esas) sayılı dosyasındaki müvekkilinin alacağının Beykoz ....Noterliğinin 25/02/2010 tarih ve ... yevmiye nolu temliknamesi ile şirket müdürlük yetkisi  iptal edilmiş olan  dava dışı ... tarafından davalıya temlik edildiğini,  temlikaname  ekinde yer alan imza sirküleri ve imza sirkülerinin dayanağı olan ve şirket müdürü seçimine ilişkin  06/04/2009 tarihli, 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararının  İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/127 Esas ve 2010/668  Karar sayılı kesinleşmiş ilamı ile iptal edildiğini, bu iptal kararı ile temlikaname  ekinde yer alan imza sirkülerinin de yok hükmünde olduğunu,  buna bağlı yapılan temlik işleminin de geçersiz, hükümsüz olduğunu, temlikname geçersiz ve yok hükmümde olduğundan  temlik alan davalının da  icra dosyasında  alacaklı sıfatı ile icrai işlem yapamayacağını,  ayrıca davalının temlikname bedeli olan 34.000 TL'yi de davacı müvekkiline intikal ettirmediğini,  yetkisiz olan dava dışı ...'nun parayı  zimmetine geçirdiğini  ya da muvazaalı işlem yaptığını, daha önce de davacı müvekkilinin eski ortağı olan \t...'nun, müvekkili adına  işlem yapabilmek için, 19/11/2008 tarihinde diğer küçük ortağın   sahte imzasını kullanarak 2008-1 sayılı kararı aldığını,  kendisini müdür seçtiğini,  Ticaret Sicil  Gazetesinde ilan ettiriğini, diğer küçük ortağın da  söz konusu kararın iptali için dava açtığını,  İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/478 Esas,  2009/621 Karar sayılı  kararı ile müdürlük seçimine ilişkin kararın iptal edildiğini, sahte karar ile aldığı kararın iptal edileceğinin farkına varan şüphelinin bu sefer de, diğer ortağa uydurma bir ihtarname keşide ederek ve bulunmadığı adrese tebliğ ederek, habersizce kendi kendine genel kurul toplantısı yaptığını, yine dava konusunu oluşturan temliknamenin dayanağını teşkil eden, 06/04/2009 tarih ve 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararı ile  kendisini müdür tayin ettirdiğini, temliknamenin geçersizliği yanında, temlik  alan şahsın da, müvekkilinden  unvanlı firmadan herhangi bir alacağı olmamasına rağmen sırf alacağını kaçırmak amacı ile hareket ettiğini,  aslında temlik alana karşı alacağını temlik etmeyi gerektirecek herhangi bir borcu bulunmadığını, zira, müvekkili firmanın da ... sayılı dosyası ile borcu  bulunduğunu,   ...sayılı dosyasına tüm ferileri ile birlikte dosya borçlusu tarafından paranın yatırıldığını,  dosyaya borçlu tarafından yatırılan paranın, temlik alana ödenmesi halinde telafisi imkansız zararlar meydana geleceğinden  paranın temlik alan davalıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verilmesi gerektiğini ileri sürerek, öncelikle tedbir kararı ile  ... sayılı dosyasındaki mevcut Beykoz....Noterliğinin 25/02/2010 tarih ve ... yevmiye nolu temliknamesinin  davacı şirketi bağlamadığından geçersiz olduğunun tespiti ile iptaline ve  temlik alanın alacaklı olmadığının tespitine  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin iyiniyetli temlik alan olduğunu,   ona karşı bu iddianın ileri sürülemeyeceğini,  müvekkilinin ticaret sicil kayıtlarına güvenerek alacağı temlik aldığını, davacının ileri sürdüğü iddiaların ortakların kendi iç işleri ile ilgili hususlar olup iyiniyetli ücüncü şahıs durumunda olan müvekkili temlik alana karşı ileri sürülemeyeceğini, zira, alacağı temlik eden davacı şirketin yetkilisinin temlik tarihi itibariyle ... olduğunu, Ticaret Sicil kayıtlarına göre bu kişinin, 06.04.2009 tarih ve 2009-1 sayılı ortaklar kurulu kararı ile şirket yetkilisi olarak atandığını, söz konusu ortaklar kurulu kararının Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil ve ilan edildiğini, adı geçen yetkilinin, alacağı, müvekkili davalıya 25.02.2010 tarihinde temlik ettiğini,  davacının ortaklar kurulu kararına karşı açtığı iptal davasının, alacağın temlikinden sonra 02.03.2010 tarihinde açıldığı ve bu kararın 03.10.2012 tarihinde kesinleştiğini,  davacının dosyaya sunduğu İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/478 Esas ve 2009/621 Karar sayılı ilamının 19.11.2008 tarih ve 2008-1 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline ilişkin olduğunu ve  dosya ile bir ilgisi olmadığını,  temlik işlemini yapan davacı şirket yetkilisinin, temlik tarihi itibariyle şirketi temsile ve ilzama yetkili olduğunu, davacının muvazaa iddiasının da  gerçek ve samimi  olmadığını, zira muvazaa iddiasının davacının diğer  iddiaları ile  çeliştiğini, öncelikle müvekkilinin alacağının gerçek bir alacak olduğunu,   davacının muvazaalı olduğunu iddia ettiği işlemin bir tarafının kendisi olduğunu,  kendi muvazaasına dayanamayacağını, davacının kendi muvazaasını müvekkil davalıdan sadır olmuş yazılı belge ile kanıtlamak zorunda olduğunu, davacı (temlik eden) ile borçlunun  (icra takip borçlusu)birlikte hareket ederek müvekkili alacaklıyı zarara uğratmaya çalıştığını, dava konusu  temlik işleminin 25.02.2010 tarihinde yapıldığını  davacının bu işleme karşı aradan 9 yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen bu güne kadar dava açmadığını, alacağın tahsili için ... sayılı dosyasından yapılan işlemler sırasında takip borçlusu olan (dava dışı)....Şti. tarafından, huzurdaki davada ileri sürülen iddialar ile aynı iddialar ile müvekkili aleyhine davalar açıldığını, her iki tarafın açtığı davaların dilekçelerinin kelime kelime aynı olduğunu, sadece davacı tarafın değişik olduğunu, takip borçlusunun İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/327 Esas sayılı dosyası ve İstanbul 20. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/276 Esas sayılı dosyasından açtığı bu davaların her ikisinin de reddedildiğini, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin red kararından bir gün sonra bu kere temlik eden tarafından aynı iddialar ile dava açılmış olmasının, tarafların (temlik eden ile borçlunun) kötüniyetli olarak temlik alanı zarara sokmak ve alacağını almasına mani olmak için birlikte hareket ettiğini gösterdiğini,  ihtiyadi tedbir kararının hatalı olduğunu, kaldırılması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"Mahkememizce delillerin ibrazını müteakip celbi gerekli delillerde celp edilerek dosyamız arasına katılmıştır.Mahkememizce celp edilen ... sayılı takip dosyasının fotokopisinin yapılan tetkikinde; takibin davacı tarafça ....Şti. aleyhine toplam 33.527.000.000 TL alacağın faizi ile birlikte tahsili için yapılan ilamsız icra takibinden ibaret olduğu, davalı tarafından 25/02/2010 tarihli temlikname ibraz edilerek alacağın devralındığından bahisle tahsilatın tarafına yapılmasına ilişkin 05/03/2010 tarihli dilekçe sunulmakla bu tarihten itibaren takibe davalı yanca devam olunduğu anlaşılmıştır.Huzurdaki dava, dava dışı ...’nun şirket temsilcisi seçildiği davacı şirketin 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararının İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle yok hükmünde olduğu, buna bağlı olarak 13.04.2009 tarihli imza sirkülerinin ve dava dışı ...’nun davacı şirketin ... sayılı dosyasındaki alacağını davalıya temlik etmesine yönelik işlemin de geçersiz olduğu iddiasıyla temliknamenin geçersiz olduğunun ve davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine yönelik olarak açılmıştır.İptal edilen 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararı gereğince temsilci olarak seçilen dava dışı ...’nun İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirimde bulunması üzerine 28.08.2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ortaklar kurulu kararının yayımlandığı, iş bu davaya konu iptali talep edilen temliknamenin 25.02.2010 tarihinde düzenlendiği, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/127 esas 2010/668 karar numaralı 30.12.2010 tarihli kararı ile .... Şti’nin 06.04.2009 tarihli 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararının usulsüz çağrı nedeniyle iptaline karar verildiği, kararın 03.10.2012 tarihinde şirket yönünden Yargıtay 11. HD’sinin 2011/7405 esas 2012/14996 karar sayılı ilamı ile kararın gerekçesi hatalı bulunmakla birlikte sonuç itibariyle doğru olduğundan bahisle onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen ortaklar kurulu kararının iptali davası sonunda verilen iptal kararı tüm ortakları bağlayıcı niteliktedir ve mahkemenin bu kararıyla ortaklar kurulu kararı ortadan kalkmıştır, karar iyiniyetli üçüncü kişilerle yapılan işlemler hariç olmak üzere sonuç doğuracaktır. TTK’nun 37. maddesi “Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edilmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur.” diyerek tescil kaydına güvenin korunacağını düzenlemiştir. TTK’nun 36/1. maddesi “Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan sürelere de başlangıç olur.” diyerek tescilin ilan edildiği tarihten itibaren üçüncü kişiler bakımından tescilin sonuç doğuracağını düzenlemiştir.Anılı düzenlemeler değerlendirildiğinde, ortaklar kurulu kararının tescili bakımından üçüncü kişi konumunda olan davalının, kararın gazetede ilan edildiği 28.08.2009 tarihinden itibaren iyiniyetli olması halinde bu kayda olan güveni korunacaktır. TMK’nun 3. maddesine göre “Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.” denmekle iyiniyetin kanuni bir karine olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bir karineye dayanan tarafın karinenin doğruluğunu ispat yükümlülüğü bulunmayıp, karinenin aksini iddia edenin bu durumu ispat etmesi gerekmektedir. Eldeki davada davalı yönünden iyiniyet karinesinin esas olduğu, bu durumunun aksini iddia eden davacı yanın davalı yanın kötü niyetli olduğunu ispatla mükellef olduğu tespit edilmiştir. İstanbul CBS’nın 2019/14284 numaralı dosyasında yürütülen soruşturma sırasında, davalı ...’ın dava dışı ...’nun eniştesi olduğunu, kendisine 2006 yılında verdiği 35.000 TL’lik borcu ödeyemediğini, 3 4 yıl sonra kendisinin ortağı olduğu davacı ... isimli şirketten olan 34.000 TL’lik alacağını kendisine temlik ederek borcunu bu şekilde ödemek istediğini, kendisinin de temliği kabul ederek icra takibi yaptığını beyan ettiği görülmüştür. Davalı yanın savcılıkta verdiği ifadesinde, dava dışı ...'nun şirket ortağı olmadığını bildiğine ilişkin bir beyanı bulunmayıp aksine, ...'nun şirketin ortağı olduğunu ifade ettiği, nitekim 28.08.2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ...'nun 5 yıl müddetle şirket müdürlüğüne getirilmesine ve şirket temsilcisi olmasına ilişkin ortaklar kurulu kararının ilan edildiği, 25.02.2010 tarihli temlikname tarihinde bu karar yürürlükte olmakla, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/127 esas sayılı dosyasında ortaklar kurulu kararının iptaline 30/12/2010 tarihi itibarıyla karar verildiği, temliknamenin yapıldığı tarihte ortaklar kurulu kararının geçersizliği dolayısıyla dava dışı ...'nun yetkisizliği belli olmadığından, davalı yanın takip dosyasındaki alacağı temlik almasına ilişkin süreçte iyiniyetli olduğu ve tescil ve ilan edilen duruma güveninin korunmasının gerektiği kanaatine varılmıştır.Davacı yanca muvazaa iddiasında da bulunulmuş olmakla, kendi muvazaasına dayanan tarafın bu iddiasını yazılı delillerle ispat etmesinin gerektiği ancak sunulan deliller kapsamında muvazaa iddiasının da ispatlanamadığı anlaşıldığından, davacı yanın yerinde görülmeyen ve ispatlanamayan davasının reddine dair açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.\"  gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece TMK'nın 3. maddesi dikkate almakla birlikte aynı Kanun'un 2. maddesinin nazara alınmadığını, maddeye göre herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını, müvekkili şirketin önceki ortağı olan ve temlikname işlemini gerçekleştiren ...'nun davalı ... ile arasındaki  akrabalık ilişkisi konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığını, davalının, önceki temlik işlemini gerçekleştiren ...in kendisinin eniştesi olduğunu beyan ve ikrar ettiğini, davalının kötü niyetinin ortaya konulması bakımından,  şirketin eski ortağı dava dışı ... ile gerçekleştirmiş olduğu birçok usulsüz ve şirketi borçlandırmaya yönelik işlemlerin  mahkemeye sunulmuş olmasına rağmen bu hususlar değerlendirilmeden ve gerekçeli kararda tartışılmadan karar verildiğini, davacı müvekkilinin ... sayılı dosyası ile borçlu olması ve bu borcundan kurtulmak için ... sayılı dosyasındaki alacağını, borçlu olduğu  ... dosyadan  kaçırmak amacı ile temlik ettiğinin ortada olduğunu, müvekkilinin eski ortağı ..., davalı ... lehine, 15/05/2007 tanzim tarihli toplamda 500.000,00 TL bedelli bir takım karşılığı olmayan bedelsiz senetler düzenlediğini, hatta tanzim tarihinde tek başına temsil yetkisi dahi olmadığını, tek başına yetkili olmamasına rağmen firmayı borçlandırdığını, ... tarafından da ...sayılı dosyası ile icra takibine girişildiğini,  müvekkilinin icra emrine itiraz ettiğini, usulsüz tebligat nedeniyle  Bakırköy 4.İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/638 Esas, 2013/1414 Karar sayılı kararı ile  itirazın kabul edildiğini, davalının usulsüz ve karşılıksız temlik işlemini gerçekleştiren ... ile birlikte hareket ederek firmayı o dönemde bedelsiz senetler ile borçlandırdığını, icra mahkemesinin bu kararı ile davalının resmi yolla, ...’nun yetkisiz olduğunu öğrenmiş bulunduğunu, iyiniyetli olmadığını, müvekkilinin bağlı olduğu Kordon Vergi Dairesi tarafından 30.06.2005 tarihinde “resen terk” işlemi yapılmış olan bir firma olduğunu,  temlik tarihi olan 25.02.2010 tarihinde firmanın gayrı faal bir firma olduğunu,  temlike ilişkin borcu doğuran hukuki ilişkinin varlığı söz konusu olmadığını, davalının savcılık beyanında 2007 senesindeki senetlerden söz etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ayrıca ceza mahkemesi ifadesinde,  davalının müvekkili şirkete değil, ...'nun kendisine borç verdiğin ikrar ettiğini,  şirkete borç vermediğini ikrar eden davalının, şirketin alacağını temlik almasının da  kötü niyetini ortaya koyduğunu, tanık deliline dayanılmış olmasına rağmen ve tanık dinletilmesi yönündeki beyanlarına  rağmen tanıklarını dinletmek üzere süre verilmediğini,  tanıkları dinlenmeden karar verildiğini, kötü niyetin varlığı her türlü delille ispatının mümkün olduğunu, iş ve dikkate alınmamış oluşunun da kararın hatalı ve eksik tesis edilmesine sebebiyet verdiğini, yemin deliline de dayanıldığını ancak mahkemece yemin deliline dayanıp dayanmayacakları  sorulmadan karar verilmesinin de hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacı şirketin temlik eden olarak yer aldığı  Beykoz .... Noterliğinin 25/02/2010 tarih ve ... yevmiye nolu temliknamesinin geçersiz olduğunun tespiti, iptali ve temlik alanın alacaklı olmadığının tespiti istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; müvekkili şirketin alacaklı olarak yer aldığı  .... sayılı dosyasındaki alacağının Beykoz ....Noterliğinin 25/02/2010 tarih ve ... yevmiye nolu temliknamesi ile şirket müdürlük yetkisi  iptal edilmiş olan  dava dışı ... tarafından davalıya temlik edildiğini, temlik işlemini müvekkili adına yapan  dava dışı ...'nun 06/04/2009 tarihli, 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararı ile beş yıllığına  şirketi temsile yetkili müdür olarak seçildiğini, ancak bu kararın  usulsüz çağrı sebebiyle  İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/127 Esas- 2010/668  Karar sayılı kesinleşmiş ilamı ile iptal edildiğini, bu sebeple temlikin  de geçersiz olduğunu, davalının iyiniyetli olmadığını ileri  sürerek,  Beykoz .... Noterliğinin 25/02/2010 tarihli ve ... yevmiye nolu temliknamesinin geçersiz olduğunun tespiti, iptali ve temlik alanın alacaklı olmadığının tespitine karar verilmesi istemiştir.Davalı vekili ise müvekkilinin, alacağı temlikname ile temlik aldığını, temliknameyi davacı şirketin  Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan edilmiş yetkilisi ile yaptığı işlemle devraldığını, sicil kayıtlarına güvenin esas olduğunu, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, davacının kendi muvazaasına dayanamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Ticaret sicil kayıtlarına göre, dava dışı ...'nun  dava dışı ... ile  davacı şirketin   ortağı olduğu, davacı şirketin  06.04.2009 tarihli,  2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararı ile  dava dışı ortak ...'nun katılıp diğer ortağın katılmadığı toplantıda ...'nun beş yıllığına müdür olarak seçildiği, bu kararın noter onayı sonrasında 28.08.2009 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, söz konusu ortaklar kurulu kararının iptali için diğer ortak .... tarafından dava açıldığı,  İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.12.2010 tarihli  2010/127 Esas, 2010/668  Karar  sayılı kararı ile davacı şirketin  06.04.2009 tarihli 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararının usulsüz çağrı nedeniyle yoklukla malül olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği, kararın 03.10.2012 tarihinde şirket yönünden Yargıtay 11. HD’nin 2011/7405 Esas 2012/14996 Karar sayılı ilamı ile kararın gerekçesi hatalı bulunmakla birlikte sonuç itibariyle doğru olduğundan bahisle onanarak 03.10.2012 tarihinde  kesinleştiği anlaşılmaktadır. Beykoz .... Noterliğinin 25/02/2010 tarih ve ... yevmiye nolu temliknamesinin incelenmesinde; temlik edenin davacı şirket, temlik alanın davalı olduğu,  davacının  ... sayılı dosyasındaki alacağının davalıya 34.000,00 TL karşılığında temlik edildiği,  temlik bedelinin nakden ve  tamamen ödendiği, temliknamenin davacı adına  yetkili müdür ... ile davalı temlik alan  tarafından   imzalandığı  anlaşılmıştır.Temliknameyi davacı şirket adına imzalayan yetkilinin seçimine dair genel kurul karanının yoklukla malul geçersiz bir karar olduğuna dair mahkeme kararı kesinleşmiştir. Yokluk kararı, karar konu işlemin hukuk hayatına hiç doğmadığı anlamına gelir. Yokluğun tespiti kararı, iptal kararından farklı olarak, geçmişe etkili olur ve karar hukuk hayatına hiç doğmamış kabul edilir.Ticaret siciline bir hususun tescilinin sonuçları TTK'nın 36. maddesinde, sicildeki kayda güven ise aynı Kanun'un 37. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan 37. madde uyarınca, tescil  kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edilmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur. Görüldüğü üzere kanun, üçüncü kişilerin sicile güvenlerinin ancak iyi niyetli olmaları hâlinde korunacağını hükme bağlamıştır. Diğer bir deyişle, kötü niyetli kişiler ya da iyi niyet iddiasında bulunamayacak kişiler, sicile güven ilkesinden yararlanamazlar.Somut olayda, davacı adına yetkili sıfatıyla imza atan şirket müdürünün seçilmesine dair genel kurul kararının yoklukla malul geçersiz bir karar olduğu, kesin mahkeme kararıyla tespit edilmiş olup yokluk kararı geriye etkili olduğundan, temliknameyi davacı adına imzalayan şahıs, yetkisiz temsilci konumundadır. Yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem ise TBK'nın 46. maddesi uyarınca, ancak temsil olunanın onamıyla kendisini bağlar.Her ne kadar somut olayda mahkemece davalının iyiniyetli olduğu kabulü ile davanın reddine karar verilmiş ise de; dava dışı ortak ...'nun  şirketi temsile yetkili müdür olarak seçildiği 06.04.2009 tarihli 2009/1 sayılı ortaklar kurulu kararının usulsüz çağrı nedeniyle yoklukla malül olduğu gerekçesiyle mahkeme kararıyla iptaline karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, yoklukla malul olan karar sebebiyle  dava dışı ortağın yetkisiz temsilci olduğu,  yetkisiz temsilci olan ortağın şirket adına  Beykoz .... Noterliğinin 25/02/2010 tarih ve ... yevmiye nolu temliknamesi ile davacı  şirketin .... sayılı dosyasındaki alacağının davalıya 34.000,00 TL karşılığında temlik edildiği, bu işlemin davacı şirketin onayı ile geçerli hâle gelebileceği, şirketin bu onayı vermediği, bilakis eldeki davayı açtığı dikkate alındığında, davalının TBK'nın 46. maddesinden yararlanamayacağı anlaşılmaktadır.Temliknameyi davacı adına  imzalayan müdürün seçimine dair genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespit edilmiş olması nedeniyle, bu müdürün yaptığı temlik işlemine şirketin yetkili organlarının verdiği bir onamın da bulunmaması nedeniyle, temliknamenin davacı şirket bakımından sonuç doğurmayacağı açıktır. Yokluğun tespiti  kararının hukuki etkisi dikkate alındığında, davalının sicile güven ilkesini düzenleyen TTK'nın 37.maddesindeki düzenlemeden yararlanması mümkün değildir. Ancak bir an için davalının bu hükümden yararlanabileceği düşünülse bile, somut olayda davacının iyi niyetli olduğunun kabulü de mümkün görülmemektedir. Zira, davalının dava dışı yetkisiz temsilci ile arasında yakın akrabalık ilişkisinin olduğu, bu akrabalık ilişkisi nedeniyle, şirket adına hareket eden şahsın yetkisiz olduğunu bilebilecek durumda olduğu; ayrıca davalının C. Başsavcılığında verdiği ifadesinde, dava dışı ortaktan (temlik işlemini yapan yetkisiz temsilciden) alacağı bulunduğunu ve bu alacağa karşılık şirket alacağının kendisine temlik edildiğini beyan ettiği, bu iddiaya göre davalının davacı şirketten herhangi bir alacağının bulunmadığı, davacı şirketle alacağın temlikini gerektiren bir ilişkisinin bulunmadığı olguları dikkate alındığında, davalının iyi niyetli olmadığının  kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır.Bu açıklamalar ışığında ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yukarıda açıklanan gerekçeyle yeniden karar verilmesine ve neticede davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-Davanın kabulü ile Beykoz ... Noterliğinin 25/02/2010 tarihli,  ... yevmiye nolu işlemiyle düzenlenen temliknamenin geçersiz olduğunun ve davalının bu temlikname nedeniyle ... .. sayılı dosyasında alacaklı sıfatının bulunmadığının  tespitine,2-Alınması gereken 2.322,54 TL harçtan, davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırılan 580,64 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.741,90 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 30.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafça harcanan 580,64 peşin harç gideri ile harç dışındaki 347,90 TL yargılama giderleri olmak üzere toplam 232,74 TL yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-HMK'nın 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan avansların kullanılmayan kısımlarının, yatıran taraflara iadesine, 6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı  tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri, 44,35 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 206,45 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,8-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.03.10.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c4ecd560aabbf2ac","SID":"24aee9a8357a9fef"}}