{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS     NO\t: 2021/1184 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1632<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 10/03/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/732 Esas  2021/281 Karar \t  <br>DAVA\t\t: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ                  : 26/09/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 26/09/2024<br> <br>İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/732 Esas ve 2021/281 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin kırtasiye malzemeleri üzerine toptan satış yaptığını, davalının müvekkili şirketten çeşitli kırtasiye malzemeleri satın aldığını, bu güne kadar herhangi bir ödeme yapmadığını, alacağının tahsili için davalı aleyhinde İzmir 13. İcra Müdürlüğünün 2017/16881 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu belirterek davalının itirazının iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP VE SAVUNMA:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; takip dosyasında 84 adet düzenleme ve ödeme tarihleri, bedelleri ve seri noları birbirinden farklı  faturalara dayalı  ilamsız takibi yapıldığını, bu faturaların hemen hiçbirinin müvekkili şirkette kaydının olmadığı ya ödeme tarihi, ya  keşide tarihi, ya rakamı, yada seri numarasının müvekkili olduğu şirket ticari defterlerinde işli olan faturalarla ile birbirlerini tutmadığını, müvekkilinin davacı şirket ile arasındaki akdi ilişkiyi ve bu malları aldığını kabul etmediğini, ispat yükünün davacı alacaklıda olduğunu belirterek davanın reddi ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DAVA:<br>Dava, ticari satım ilişkisi kapsamında faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amaçlı yapılan icra takibine davalının yaptığı itirazın  iptali davasıdır.<br>DELİLLER:<br>-Davacı şirkete ait ticari defterler (irsaliyeli fatura asılları)<br>-İzmir 13. İcra Dairesinin 2017/16881 esas sayılı dosya sureti,<br>-Davalı şirkete ait  faturalar,<br>-Bilirkişi ...'in 10/06/2019 tarihli bilirkişi kök raporu ve 02/01/2020 tarihli ek raporu, <br>-Bilirkişi ...'un 06/01/2021 tarihli bilirkişi raporu,<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>İtirazın iptali davasının koşullarını; ilamsız bir icra takibine girişilmesi, bu takip nedeniyle çıkarılan ödeme emrine 7 günlük itiraz süresi içinde itiraz edilmiş olması, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde mahkemeden itirazın iptalinin talep edilmesi şeklinde sıralamak mümkündür.<br>İtirazın iptali davası icra takibi ile sıkı sıkıya bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2004 tarih 2004/19-410 Esas, 2004/471 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, itirazın iptali davasının görülebilmesi için, öncelikle ortada takip hukuku kuralları çerçevesinde yasaya ve yöntemine uygun şekilde yapılmış geçerli bir icra takibinin bulunması gerekir. Ortada geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. Bu husus dava şartıdır ve mahkemece re’sen gözetilmesi gerekmektedir. \t<br>2004 Sayılı İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının dava ederek haklı çıkması zorunludur. Borçlunun kötüniyetle itiraz etmiş olması yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatına, işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı alacağın likit ve belli olması gerekir. Borçlu, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve belli olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. İİK 67/2. madde hükmünün amacı, borçlu olduğu miktarı bilebilecek veya bilebilecek durumda olan borçlunun icra takibine konu alacağın varlığına haksız olarak itiraz etmesini önlemektir. (Prof.Dr.B.Kuru İ.İ.Huk.2008.İst.sh.230-231).<br>Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının, davalı aleyhinde İzmir 13. İcra Dairesinin 2017/16881 sayılı dosyasında 84 adet faturaya istinaden 193.050,19 TL asıl alacak üzerinden takip başlattığı, davalı borçlunun ödeme emrinin usulsüz  tebliğ edildiği iddiası ile İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yoluyla başvurduğu, İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 10/04/2018  tarih ve 2018/71 esas  2018/210 karar sayılı ilamı ile  ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğunun tespiti ile ıttıla tarihinin 06/02/2018 olarak düzeltilmesine karar verildiği,  bu sebeple davalı borçlunun 09/02/2018 tarihli borç aslı ve ferilerine ilişkin itirazının süresinde olduğunun kabulü ile icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği, işbu itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde ikame edildiği,  davalı borçlunun itirazının kısmen iptalinin talep edildiği, mahkememizce dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak tarafların ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi tarafından incelenmesine karar verildiği, tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, yapılan incelemede tarafların uyuşmazlığa konu dönemde ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu ve kendileri lehine delil vasfına sahip olduğu, davacının davalı aleyhinde 84 adet faturaya istinaden  takip yaptığı, faturaların toplam bedelinin 193.591,78 TL olduğu halde davacı alacaklı tarafından takip talebinde fatura bedellerinin hatalı gösterildiği ve  takip talebine göre fatura toplamının 198.390,31 TL olduğu, 84 adet faturadan 37 adet faturanın vade tarihinin takip tarihi olan 28/12/2017 tarihinden sonrasına ilişkin ve bu 37 adet faturanın toplam bedelinin 32.515,52 TL olduğu, buna göre her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olan 84 adet faturanın defterlere  kayıtlı olduğu haliyle toplam bedeli olan 193.591,78 TL den vadesi  gelmemiş olan 37 adet fatura bedeli olan 32.515,52 TL mahsup edildiğinde takip tarihi itibariyle davacının söz konusu 47 adet faturaya ilişkin olarak davalıdan 161.076,26 TL alacaklı olduğu görüş ve kanaatinin bildirildiği, her ne kadar davacı tarafından davalı aleyhinde 84 adet faturaya istinaden 193.050,19 TL alacak üzerinden takip başlatılmış ise de, davalının takibe itirazı üzerine davacının iş bu davada bir kısım faturaların vadesinin takip tarihi itibariyle gelmediğini kabul ettiği ve 68.072,48 TL'lik kısım yönünden takipten vazgeçtiği ve iş bu davaya konu yapmadığı, davalının takibe itirazının 124.977,77 TL üzerinden iptalini talep ettiği, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarında yer alan takip konusu faturaların içeriği itibariyle taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın takip tarihi itibariyle  vadesi gelmiş fatura sayısı ve miktarı konusunda olduğu, 06/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda açıklandığı üzere davacının takip tarihi itibariyle takibe konu ettiği ve vadesi gelen 47 adet faturaya istinaden  davalıdan 161.076,26 TL alacaklı olduğunun sabit olduğu, bu nedenle dosya kapsamına göre davacının iddiasını ve alacağının varlığını ispat ettiği, davalının takibe itirazının taleple bağlı kalınarak dava konusu asıl alacak miktarı  yönünden yerinde olmadığı ve itirazında haksız olduğu, mahkememizce alınan 06/01/2021 tarihli bilirkişi raporunun usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br>Her ne kadar dava konusu alacak faturadan kaynaklanmakta ve bu faturalar davalının defterlerinde kayıtlı ise de davacının takip talebinde fatura tutarlarını, vadelerini ve fatura toplamını hatalı gösterdiği, nitekim davacı tarafından takibe yapılan itirazın kısmen kabul edilerek takip konusu alacağın bir kısmından vazgeçildiği, ayrıca takibinden vazgeçilen faturaların hangi faturalar olduğunun bildirilmediği,  davalının  takibe itirazının bu yönüyle yerinde olduğu, taraflar arasındaki takibe konu uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, bu sebeple  uyuşmazlığa konu alacak miktarı likit olmadığı...'' gerekçesi ile; Davanın KABULÜ ile, İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2017/16881 esas sayılı takip dosyasına davalı borçlu tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 124.977,77.TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte DEVAMINA, Yasal şartları oluşmadığından icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br> <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br><br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın dayanağı icra dosyasının yanlış ve hatalı açtığını, davacı alacaklının takip edilen alacaktan 68.072,42-TL'lik alacağından feragat ettiğini beyan etmesine rağmen kaç adet ve hangi faturalardan feragat ettiğini belirtmediğini, ayrıca feragat edilen kısım ile ilgili icra dosyasına feragat harcını da yatırmadığını, alacaklının ödeme emrinde faturaya dayanmasına rağmen davada cari hesap üzerinden hesaplama talep etmesinin HMK'nun 26. maddesine ve itirazın iptali davasının niteliğine aykırı olduğunu, hesaplamanın faturalar üzerinden yapılması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br><br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br><br>Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.<br>İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre<br>“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı tarafından fatura  bedellerinin ödendiğinin ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/03/2021 tarih ve 2018/732 Esas  2021/281 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 8.537,23.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 2.134,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 6.402,93.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,  <br>3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 26/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9dc551514d8b3508","SID":"04da4c737c0ea5dc"}}