{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS     NO\t: 2021/1146 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1742<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/01/2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/250 Esas 2021/17 Karar <br>DAVA\t\t: MENFİ TESPİT - İSTİRDAT<br>KARAR TARİHİ\t: 10/10/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 10/10/2024 <br> <br>İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/250 Esas ve 2021/17 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 01/10/2018 tarihli 601.028,28 TL bedelli sipariş formuna istinaden müvekkili adına davalıya çekler verdiğini,  ancak davalının siparişte belirlenen ürünleri süresi içinde müvekkile teslim etmediğini, bu sebepten çeklerin konusuz  kaldığını, siparişin süresi içinde teslim edilmemiş olması ve bu süreçte müvekkiline iyi  niyetli hiçbir açıklamanın yapılmamış olması, gerçek dışı beyanlar ile oyalanması nedeniyle müvekkilinin kazanç kaybına uğradığını, müvekkilinin alt taşeron olarak süreli inşaat sözleşmeleri ile çalıştığını, ürünlerin teslim edilmemesinin inşaatların yapım aşamasında aksaklıklara yol açtığını, konuya ilişkin dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin  verilen çeklere ilişkin borçlu olmadığının tespiti ve vadesi gelip de ödenmiş olan çekler hakkında istirdat taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin ticari itibarı bakımından ileride önlenmesi mümkün olmayan zararın doğmasının engellenmesi için ödeme yönünden hem  bankadan tahsili  hem de  üçüncü kişiler tarafından icra yoluyla tahsilinin önlenmesi yönünde tedbir verilmesini ve cari hesap bakiyesi dikkate alınarak bir kısım ödemenin bir kısım alacaktan mahsup edildiği, neticede 540.690, 99 TL lik kısım için davacının borçlu olmadığının tespitinin gerektiğini, dava şartı zorunlu arabuluculuk kapsamında 25/01/2019 tarihinde başvuru yapıldığını, 04/02/2019 tarihinde toplantı yapıldığını, davacı vekilinin hiçbir hukuki dayanağı olmadan toplantıyı erteleme talebi kabul edilmeyerek arabuluculuk sürecine ilişkin bilgilendirme tutanağında belirtilen kanun hükümleri gereği anlaşmama tutanağının imza altına alındığını bildirerek öncelikle müvekkili davacı ... A.Ş adına ... Bankası Sefaköy ... hesap nolu 970866 çek nolu 05/01/2019 tarihli 50.000 TL bedelli, 6970862 çek nolu 05/02/2019  tarihli 160.000 TL bedelli, 6970863 çek nolu 05/03/2019 tarihli 160.000 TL bedelli, 6970864 çek nolu 05/04/2019 çek tarihli 160.000 TL bedelli,  6970865 çek nolu 05/05/2019 çek tarihli 160.000 TL bedelli çekler ile ilgili  İİK 72 ve ilgili maddelerine göre ihtiyati  tedbir kararı verilmesi, kararın üçüncü kişilere karşı da kullanılabilmesi için icra takibi yönünden ayrıca belirtilmesine, davalıya  karşı borçlu  olmadıklarının tespitine, vadesi gelip ödenen ve ödenecek çekler ile ilgili istirdat kararına, davalı adına asgari  %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davacının hukuka aykırı olarak arabuluculuk dava şartını yerine getirmediğini, davacı tarafça arabuluculuk başvurusu yapıldığını, müvekkili ile iletişime geçildiğini, 04/02/2019 tarihinde yapılan ilk toplantıda başvurucunun taleplerinin öğrenildiğini, taleplerin müvekkiline iletilmesi ve değerlendirilmesi için bir hafta sonraya ertelenmesinin talep edildiğini, başvurucu tarafından bu talebin kabul görmediğini, müvekkili ile görüşülmediği için işin esası hakkında değerlendirme yapılamayacağının arabulucuya ve başvurucuya bildirildiğini, arabuluculuk tutanağına anlaşamama hali olarak \"tarafların üzerinde anlaşamadığı uyuşmazlık konuları ikinci toplantı tarihi konusunda anlaşamamışlardır ve diğer taraf müvekkili ile görüşemediklerinden dolayı işin esasına girilememesinden oluşmaktadır.\" şeklinde tutanağa geçtiğini, davacı tarafından arabuluculuk süreci kanunun ruhuna aykırı olarak sonlandırıldığını, başvurucu işin esası hakkında görüşülmesini engelleyerek arabuluculuk talebinden zımnen vazgeçtiğini, hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk kanunu'nun 17. Maddesinde arabuluculuğun sona erme hallerinden birinin taraflardan birinin arabuluculuk faaliyetinden çekilmesi olduğunu, davacı işi esasına girilmeden arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini, arabulucunun bu yönde tutanak düzenlediğini, davacının istirdat isteminde bulunduğunu, ancak istirdat talebinin TTK nun 792. Maddesinde düzenlenen çek istirdadı mı olduğu yoksa İcra İflas Kanunu 72. Maddesi ve devamında düzenlenen çek bedelinin istirdadı mı olduğunun belli olmadığını, her iki durumda da davanın reddi gerektiğini, davacı aleyhine müvekkili tarafından icra takibi başlatılmadığı ve davacı tarafından icra tehdidi altında borç ödemesi gerçekleşmediğini, şartları oluşmayan dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini, davacının çeklerinin konusuz kaldığı yönündeki beyanının hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, çeklerin sebepten mücerret borç senetleri olduğunu, davacının çekleri siparişe istinaden verildiği iddiasının yerinde olmadığını, çeklerin teminat olarak verildiğine ilişkin de çek üzerinde şerh mevcut olmadığını, davacının iddia ettiği sipariş bedeli ile çek bedellerinin farklı olduğunu, davacının sipariş formuna dayanılarak sözleşmenin kurulmuş olduğu yanılgısına düştüğünü, davacı tarafından sipariş verilmesinin icap olduğunu, müvekkili tarafından davacının teklifinin kabul edildiğine ilişkin beyan sipariş formunun hiçbir yerinde yer almadığını, çeklerin davacı tarafından müvekkiline borç ödemesi olarak verildiğini, aksini ispat eden davacının kesin delille ispat külfeti altında olduğunu, davacının talep ettiği kötü niyet tazminatının hukuki dayanağının olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin dava konusu çekler, davalı tarafça ibrazı halinde davalı tarafa ödenmesinin ihtiyati tedbiren durdurulmasına, ihtiyati tedbir kararının davalı dışında üçüncü kişiler yönünden uygulanmamasına karar verilmiş, davalı tarafın dava şartına ilişkin itirazının dosya ve arabuluculuk tutanağına göre reddine karar verilmiş, ön inceleme aşaması tamamlanarak tahkikata geçilmiştir.<br>Davaya konu çeklerin ödenip ödenmediği hususunda ... Sefaköy şubesine yazı yazılmış dava konusu çeklerin ödenmiş olduğu bildirilmiştir. <br>Dava konusu çeklerin bedelsiz olup olmadığı hususunun tespitine yönelik defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesine karar verilmiş, talimat mahkemesi yoluyla davacı tarafın defter ve kayıtlarını inceleyen bilirkişi dosyaya verdiği 01/12/2019 tarihli raporunda, davacı yana ait 2018 yılına ilişkin defterlerin açılış tasdiklerinin süresinde yapıldığı yevmiye defterinin kapanış tasdiklerinin mevcut olduğu ve 2018 yılı ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davacı yanın 2018 yılı ticari defterlerinde davalı yan ile aralarında ticari ilişkinin mevcut olduğunun görüldüğünü, davacının defterlerinde davalı ile ilgili hesap hareketlerini 320.066 nolu satıcılar hesap kodunda takip ettiği, davaya konu davalı tarafından davacı tarafa düzenlenen 02/10/2018 tarihli 3180 nolu tahsilat makbuzunda tahsil eden ... olmak üzere davacı tarafından davalı emrine ... bankası Sefaköy şubesi ... hesap nosu üzerinde kayıtlı 970866 çek nolu 05/01/2019 tarihli 50.000 TL bedelli, 6970862 çek nolu 05/02/2019  tarihli 160.000 TL bedelli, 6970863 çek nolu 05/03/2019 tarihli 160.000 TL bedelli, 6970864 çek nolu 05/04/2019 çek tarihli 160.000 TL bedelli,  6970865 çek nolu 05/05/2019 çek tarihli 160.000 TL toplam 690.000,00 TL lik 5 adet çeki davalıya verdiğini , bu durumun  yevmiye defterinde 2018 yılı 5862 nolu yevmiye maddesinde kayıtlı olduğunu, davacı tarafın incelenen 2018 yılı yevmiye defteri kaydi değerlerine göre davalı yandan 540.690,99 Tl bakiye cari hesap alacağı olduğunun görüldüğünü bildirmiştir.<br>Davalı kayıtlarını inceleyen mali müşavir bilirkişi 29/10/2020 tarihli raporunda; Davalı yanın ibraz edilen 2018 ve 2019 yılı defterlerini e defter şeklinde tutulduğu ve beratlarının Maliye Bakanlığına sürelerinde gönderildiğinin görüldüğünü, davalı tarafa ait defter kayıtlarında  taraflar arasındaki ilişkinin 2018 yılı öncesine dayandığı, 2018 yılı içinde 443 adet 3.539.219,44 TL lik fatura karşılığında davacıya mal satışında bulunulduğu buna karşılık davacıdan 4.079.910,70 TL alacaktan mahsup yapıldığı, yıl sonunda 540.691,26 TL fazla alacak mahsubunun sipariş avansları hesabına aktarıldığının görüldüğünü, davalı şirket kayıtlarında açık hesap alacak hesabından ayrı  olarak alınan sipariş hesabının bulunduğunu ve davacı ile ilgili 340 alınan sipariş hesabı altında yer alan 340.901.01.8911 ... A.Ş olarak fazla tahsil olunan paraların izlendiği hesap bulunduğunu, dava konusu çeklerin 2018 yılı kayıtlarında incelendiğinde 02/10/2018 tarihinde 54037 yevmiye 55118 fiş nosunda ki açıklama ile 50.000.00 TL, 54038, 50038 yevmiye 55119 fiş nosundaki açıklama ile 160.000,00 TL, 54039 yevmiye 55120 fiş nosundaki açıklama ile 160.000,00 TL, 54040 yevmiye 55122 fiş nosundaki açıklama ile 160.000,00 TL, 54041 yevmiye 54125 fiş nosundaki açıklama ile 160.000,00 TL çek girişi sağlanarak alacaktan mahsup edildiğini, ve bu tarihte hesabın ters bakiye vermesi ile davalının davacıdan -675.580,01 TL fazla alacak mahsubu yaptığının görüldüğünü, fişlerde ki açıklamanın ... 3180 makbuz ile alınan çek-... açıklaması olduğunu, davalı yanın 2019 yılı kayıtlarında 2018 yılından devir gelen 540691,26 TL fazla alacak mahsubunun 2019 yılına aktarıldığı, dava tarihi itibariyle davalı defter kayıtlarına göre davacıdan 540.691,26 Tl avans tahsilatının yattığının görüldüğünü, davalı defter kayıtlarına göre davacıdan 14.419,99 Tl alacaklı iken dava konusu toplam 690.000.00 TL bedelli 5 adet çeki aldığı ve çekler sonrası devam eden ticari ilişkide verilen çeklerin 540.691,26 TL lik kısmı karşılığının mal alınmadığını, çeklerin sadece 149.308,74 Tl lik kısmı karşılığı mal alınmış olduğu, bu halde çek vadesine göre değerlendirildiğinde 05/01/2019 tarihli 50.000,00 TL tutarlı çekin tamamı karşılığı, 05/02/2019 tarihli 160.000,00 Tl tutarlı çekin 99.308,74 Tl lik kısmı için mal alınmış olduğu, söz konusu çekin 60.691,26 TL lik kısmı ile 05/03/2019 tarihli 160.000,00 TL tutarlı çek, 05/04/2019 tarihli 160.000,00 Tl, 05/05/2019 tarihli 160.000,00 TL tutarlı çeklerin tamamı karşılığı mal alınmamış olduğunu bildirmiştir.<br>Alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinde davacı tarafça taraflar arasındaki 01/10/2018 tarihindeki sipariş formuna göre davaya konu çeklerin verildiği, verilen siparişin süresinde teslim edilmediği, çeklerin avans olarak verildiği, cari hesap bakiyesine göre ödemenin bir kısım alacaktan mahsup edildiği ve 540.690,99 TL tutarlı bedel yönünden davacı tarafın davalı tarafa borçlu olmadığının  tespitine yönelik iş bu davanın açıldığı, dava konusu edilen çeklerde keşidecinin davacı, lehtarının davalı şirket olduğu, incelenen taraf defter kayıtlarına göre davaya konu çeklerin 01/10/2018 tarihli sipariş formuna göre avans çeki olarak davalı tarafa verildiği, davalı kayıtlarında davacıdan 14.419,99 TL alacak bulunmakta iken davaya konu toplam 690.000,00 TL bedelli 5 adet çekin davalı tarafa verildiği ve davalı tarafın 14.419,99 TL lik alacağının mahsubundan sonra davaya konu edilen çeklerden 05/02/2019 tarihli 160.000,00 TL bedeli çekin 60.691,26 TL lik TL lik bölümü ile 05/03/2019 tarihli 160.000,00 TL 05/04/2019 tarihli 160.000,00 TL, 05/05/2019 tarihli 160.000,00 TL bedelli çekler karşılığında malın teslim edilmediği, davaya konu çeklerin davalı tarafça ciro edilmesi sonucu tahsil edildiği, davacı kayıtlarında bakiye alacağın 540.690,99 TL olarak tespit edildiği belirlenerek bedelsiz kalan dava konusu çek bölümleri yönünden davanın kabulüne ve çek bedelleri ödenmiş olduğundan istirdata dönüşen bedelin davalı taraftan tahsiline karar verilmiş; Dava değerinin 540.690,99 TL olduğu ancak kısa kararın maddi hata sonucu davanın kısmen kabulü ve fazlaya ilişkin talebin reddi şeklinde yazıldığı tespit edilerek dava değerine göre kısa kararın 1 nolu bendinin 3. Satırında 60.691,26 TL olarak yazılan bölüm 60.690,99 TL , 2 nolu bendin birinci satırında 540.691,26 TL olarak yazılan bölüm 540.690,99 TL olarak düzeltildiği...\" gerekçesi ile; Davanın kısmen Kabulü ile;  davaya konu edilen keşidecisi ...  A.Ş, lehtarı ... İşl. San Tic. A.Ş olan  ... Bankası Sefaköy Şubesine ait 05/02/2019 tarihli 6970862 çek no.lu  160.000,00-TL bedelli çekin  60.691,26-TL 'si yönünden ve  6970863 çek no.lu 05/03/2019 tarihli 160.000,00-TL bedelli 6970864 çek no.lu, 05/04/2019 tarihli 160.000,00-TL bedelli,. 6970865 çek no.lu 05/05/2019 tarihli 160.000,00-TL  bedelli çekler yönünden  davacı tarafın davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, Çek bedelleri ödenmiş olup dava istirdat davasına dönüştüğünden 540.690,99.TL'nin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,  Fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br> <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yargılama devam ederken müvekkili şirket tarafından davacıya ödemeler yapıldığını, yapılan ödemeler sonucunda davacıya toplam 9.974.44.TL borcu kaldığını, borcun sona erdiğini gösteren belgelerin yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceğini, davacı tarafından müvekkili lehine keşide edilen ve dava konusu çeklerden olan “6970863 numaralı, 05.03.2019 tarihli ve 160.000,00.TL bedelli çekin\" müvekkili tarafından üçüncü bir kişiye ciro edildiğini ve bu çek için müvekkili tarafından davacıya 28.02.2019 tarihinde tahsilat makbuzu ile 160.000,00.TL nakit ödeme yapıldığını, dava konusu çeklerden olan “6970864 numaralı, 05.04.2019 tarihli ve 160.000,00.TL bedelli çekin\" müvekkili tarafından üçüncü bir kişiye ciro edildiğini ve bu çek için müvekkili tarafından davacının banka hesabına 04.04.2019 tarihinde 160.000,00.TL ödeme yapıldığını, müvekkili tarafından borcuna karşılık olarak davacıya 07 Mayıs 2019 tarihinde toplam bedeli 210.716,82.TL olan ... Bankası Kanlıca Şubesi’nden keşide edilmiş, 0002253 Çek Numaralı, 08.07.2019 vade tarihli, 35.000,00.TL bedelli, ... Bankası Hürriyet Şubesi’nden keşide edilmiş, 3011392 Çek Numaralı, 15.07.2019 vade tarihli, 31.716,82.TL bedelli, ... İçerenköy Şubesi’nden keşide edilmiş, 0517132 Çek Numaralı, 19.07.2019 vade tarihli, 30.000,00.TL bedelli, ... Çukurambar Şubesi’nden keşide edilmiş, 7949789 Çek Numaralı, 21.07.2019 vade tarihli, 25.000,00.TL bedelli, ... Samandıra Şubesi’nden keşide edilmiş, 6452871 Çek Numaralı, 23.08.2019 vade tarihli, 14.000,00.TL bedelli, .... Varsak Şubesi’nden keşide edilmiş, 0302440 Çek Numaralı, 23.08.2019 vade tarihli, 10.000,00.TL bedelli, ... Eyüp Şubesi’nden keşide edilmiş, 2673668 Çek Numaralı, 04.09.2019 vade tarihli, 65.000,00.TL bedelli, müşteri çeklerini “Ciro Edilen Müşteri Çek Makbuzu” ile ciro ettiğini, bu çeklerden 14.000,00.TL bedelli çek ile 65.000,00.TL bedelli çekin karşılıksız çıktığı için çek bedellerinin müvekkili tarafından davacının banka hesabına ekli belgelerle ödendiğini, bu belgelere göre dava açıldıktan sonra müvekkili tarafından davacıya toplam 530.716,82.TL tutarında ödeme yapıldığından ödenmesi gereken bakiye borcun 9.974.44.TL olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, malzemeler için verilen avans çeklerin malzemelerin verilmemesi ve bedelsiz kalması nedenine dayalı borçlu olmadığının tespiti, istirdat istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ve “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.<br>İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.<br>İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre<br>“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.<br>Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir ve 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221).<br>Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem:Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268).<br>Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticari hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir.<br>Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220. maddesi;<br>(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.<br>(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.<br>(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” Hükmünü içermektedir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ise;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>7251 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64/1. maddesinde, her tacirin, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanun’a göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorunda olduğu düzenlenmiş, aynı Kanun’un 64/3. maddesinde de, tacirlerin tuttuğu yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defterinin açılış onaylarının, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce yapılacağı, yevmiye defterinin kapanış onayının ise, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar yaptırılması gerektiği belirtilmiştir.<br>Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı tarafından, davalının teslim edeceği 14400 adet çoraba karşılık on iki adet çekin davalıya avans olarak verildiği, ancak çorapların teslim edilmemesi nedeniyle beş adet çekin iade edildiği, dört adet çekin ise iade edilmediği, ödenen üç adet çek bedelinin de geri verilmediği, çorapların teslim edilmemesi nedeniyle çeklerin bedelsiz kaldığı ileri sürülmüş; davalı tarafça ise, dava konusu çeklerin bir malın sipariş avansı olarak verilmediği, davacının çeklerin avans olarak verildiği iddiasının yazılı belge ile ispatlanması gerektiği savunulmuştur.<br>Davacı tarafından davalıya gönderilen 26.11.2012 tarihli ihtarnamede, taraflar arasında alım satım sözleşmesi gereğince teslimi gereken 14400 adet çorabın teslim edilmediği, çorap bedeli olarak toplam 93.500TL bedelli on iki adet çekin verildiği, çorapların teslim edilmediği gibi çeklerin de iade edilmediği belirtilerek sözleşme konusu çorapların ihtarın tebliğinden itibaren 7 gün içinde teslimi, olmadığı takdirde keşide edilen çeklerin iadesi ihtar edilmiştir.<br>Davalı tarafından davacıya gönderilen cevabi ihtarnamede ise, söz konusu çeklerin sipariş avansı olarak verilmediği ve ödemeye ilişkin olduğu belirtilerek davacı tarafından gönderilen ihtarname içeriğine itiraz edilmiştir.<br>Dosya  içerisinde yer alan ve tarafların imzasını taşıyan tarihsiz teslim belgesinde ise, davacı tarafından gönderilen 26.11.2012 tarihli ihtarnameye konu olan on iki adet çekin beş adedinin davacıya iade edildiği belirtilmiştir.<br>Davacının defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 02.10.2013 tarihli bilirkişi raporunda, davacının resmî kayıtlarının “işletme defteri” şeklinde olduğu, işletme defterine alınan mallar, emtia, belge ile yapılan masrafların gider olarak, yapılan satışların da gelir olarak kaydedildiği, işletme defterinin tek taraflı kayıt sistemine göre tutulduğu, ödemelerin ve tahsilatların deftere işlenmediği, bu nedenle davacının davalıya verdiği çeklerle ilgili kayda rastlanmadığı, davacının 2011-2012-2013 yılı defterlerinde davalıdan herhangi bir mal alımına rastlanmadığı belirtilmiş, mahkemece, davalıya verilen kesin süreye rağmen davalının ticari defterleri ibraz edilmemiştir.<br>Bilindiği gibi, kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilmektedir. Çekin ödeme dışında başka bir amaçla (örneğin avans olarak) verildiğini iddiasının davacı tarafça (HMK’nın 200. maddesi gözetilerek) ispatlanması gerekmektedir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan teslim belgesi ile beş adet çekin davacıya iade edilmesinin, davalının diğer yedi adet çekin avans olarak verildiğini kabul ettiği anlamına gelmemektedir.<br>Menfi tespit ve istirdat talebine konu çeklerin ticari defterlere kaydedilmesi zorunluluğu bulunmadığı gibi, davacının defter ve kayıtları “işletme defteri” şeklinde olup, 6102 sayılı TTK’nın 64. maddesinde belirtilen defterler tutulmadığından somut olaya HMK’nın 220/3. maddesinin uygulanması da mümkün değildir.  Bu nedenle mahkemece verilen kesin süreye rağmen davalının ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmemesi nedeniyle HMK’nın 220/3. maddesi uyarınca davacının beyanlarına itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmesi yerinde değildir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-1662 Esas 2021/1357 Karar sayılı İlamı)<br>Ayrıca yemin delili, HMK'nın 225. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup yemin kesin delil niteliğindedir. Bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemezse, diğer tarafa yemin teklifinde bulunabilir. Yemin, iddianın ispatı yönünden başvurulacak son bir ispat vasıtasıdır. Yemin deliline dayanan taraf, iddia veya savunmasının diğer delillerle ispatlanmamış olması nedeniyle bu delile sıra gelmiş olduğunu başka türlü bilemeyeceğinden; Hakim, ispat yükü üzerine düşen tarafın, iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine vardığı takdirde, ispat yükü üzerine düşen tarafa, dava ya da cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini de re'sen hatırlatmalıdır. Aksi halde, ispat yükü üzerine düşen tarafın tüm delilleri toplanıp, değerlendirilmemiş olacağından, yemin teklifi hakkı kullandırılmadan karar verilemez. Bununla birlikte iddia veya savunmasını ispat edemeyen tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılabilmesi için yemin deliline açıkça dayanılmış olması zorunludur. <br>         <br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında özellikle somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca çeke bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve çekin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz. Takibe dayanak çeklerin avans çeki olduğunu ve avans olarak davacı tarafından davalı şirkete verildiğini dosyada mevcut bilirkişi raporu davalı ticari defterlerindeki avans kaydı ve tüm dosya münderecatı ile davacının ispat ettiği, davalı şirket tarafından avans olarak alındığı kayıtlı olan çekler karşılığında malzemelerin verildiğini veya çeklerin iade edildiğini ispatlayamadığı, dosyada mevcut ve somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasından dolayı hükme esas alınmaya uygun olan bilirkişi raporlarına göre, çeklerin davacı şirket tarafından ödenmesinden ve bu çeklerden dolayı bir verilen bir kısım malzeme bedelleri düşülerek dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketten 540.690.99.TL alacaklı olduğu, çeklerin davacı şirket tarafından ödenmesinden dolayı menfi tespit davasının 540.690.99.TL yönünden istirdat davasına dönüştüğü, davacının dava tarihi itibariyle çeklerden dolayı 540.690.99.TL'lık kısmı yönünden borçlu olmadığının tespitine doğru olarak karar verilmiş ise de; davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri ile istirdata konu çeklerin bedellerinin bir kısmının davalı tarafından davacıya yargılama sırasında ödendiği belirtildiğinden davalının ödeme savunması yönünden taraf beyanları da alınarak gerekirse alanında uzman bilirkişiden somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun rapor alınarak, toplanan delillerden sonra hala davalının ödeme savunmasını yazılı delillerle ispat edememesi halinde davalı vekilince cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı da dikkate alınarak davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılıp hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.<br>Bu itibarla; davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen hükmün 6100 sayılı HMK'nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir.<br><br>HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;  <br>1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile, İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/01/2021 tarih ve 2019/250 Esas, 2021/17 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 355. ve 353/(1)-a-6. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalıya iadesine,<br>4-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10/10/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4b7d1ece3486b60f","SID":"9a4103526c4482b3"}}