{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/735 <br>KARAR NO:2024/1179<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>ASIL DAVA DOSYASI  \t <br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>Esas No:2015/904 <br>Karar No:2021/15<br>Karar Tarihi:14/01/2021<br>BİRLEŞEN  DAVA DOSYASI<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>Esas No:2015/931<br>DAVA:Asıl dava dosyasında: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklan  Birleşen Dava dosyasında : Tazminat<br>KARAR TARİHİ:25/09/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Asıl dava dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında tanzim edilen 01.07.2014 tarihli Özel Güvenlik Hizmet Alımı Sözleşmesi uyarınca davalıya özel güvenlik hizmetinin sunulduğunu, bu hizmetin sunulması sırasında doğan alacakların her ay fatura edilerek davalıya ulaştırıldığını, davalının, özel güvenlik hizmetini en iyi şekilde almasına rağmen 31.05.2015 tarihli 86.809,79-TL'lik ve 24.06.2015 tarihli 68.209,05-TL'lik fatura bedelini ödemediğini, bunun üzerine İstanbul .... Noterliği’nin 22.06.2015 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edilerek borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, ödenmemesi üzerine .... sayılı dosyası ile anılan iki fatura bedeli nedeniyle ilamsız takibe girişildiğini, davalının takibe borcu olmadığından bahisle haksız yere itiraz ettiğini ve takibi durdurduğunu, itirazın iptaline, davalının %20’den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, karar verilmesini talep ederek iş bu davayı açmıştır.Birleşen dosyada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 01.07.2014 tarihli Özel Güvenlik Hizmet Alımı Sözleşmesinden sonra  taraflar arasında 10.10.2014 tarihli ek protokol imzalandığını, anılan protokolün 3. maddesinde \" ... ...Kooperatifi bu sözleşmeyi erken fesih gibi bir tutum içerisine girdiği taktirde bir yıllık hakediş bedelini ödemeyi taahhüt eder\" hükmü bulunmakta olup; davalının anılan protokol hilafına sözleşmeyi 19.06.2015 tarihinde feshettiğini,  davacının  sözleşme uyarınca edimlerini ifa etmekte iken davalı tarafından davacıya  hitaben Bakırköy .... Noterliği'nin 14.04.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek anılan sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiğini, hakedişlerin ödenmemesi nedeniyle davalı aleyhine icra takipleri yapılmış olup, davalı bu takiplere de itiraz ettiğini, bir kısım takip yönünden İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/904 Esas sayılı dosya nezdinde itirazın iptali davası ikame edildiğini, davalıya İstanbul .... Noterliği'nin 22.06.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek 10.10.2014 tarihli ek protokolün 3. maddesi gereğince ödenmesi gereken 1 yıllık hak ediş bedeli olan 1.132.800,00-TL'nin ödenmesi ve iş yerinin teslim alınması ihtar ve ihbar edildiğini, kararlaştırılan bir yıllık hak ediş bedelinin ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bir yıllık hak ediş bedelinin şimdilik 10.000,00-TL'sinin sözleşmenin feshi tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 17.03.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; 10.000,00-TL'ye ilişkin talebinin protokolde yer alan 1 yıllık hakediş tutarı kaydı uyarınca dava değerini 1.122.800,00-TL arttırarak dava değerini 1.132.800,00-TL ye yükseltmiştir. <br>CEVAP:Asıl dava dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Kooperatifin  25.05.2013 tarihinde gerçekleştirilen Genel Kurul ile Yönetim Kurulu üyelerinin göreve geldiğini, 31.05.2013 tarihli gerçekleşen ilk yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile Yönetim Kurulu Başkanlığına ...’ın, Başkan vekilliğine ....’ın, Genel Sekreterliğe ...’ın, Muhasip üyeliğe ...'ın seçildiğini, Müvekkili davalı ile davacı arasında, tanzim edilen 01.07.2014 tarihli \"Özel Güvenlik Hizmet Alımı Sözleşmesi\"nin tanzim edildiği tarihte  davalı kooperatifi temsile yetkili ... ve ... tarafından iş bu sözleşmenin akdedildiğini,  davacının kanuna ve sözleşmeye aykırılıkları sebebiyle 14.04.2015 tarihinde yapılan fesih bildirimi ile davalı yanca taraflar arasındaki sözleşmenin fesih edildiğini,  dava dilekçesinde gönderildiği iddia  edilen  cevabi ihtarnamenin ise kasti olarak her ne kadar yetkili Yönetim Kuruluna değil, kötü niyetli olarak yetkisi düşmesine karşın bulundukları makamı terk etmeyen eski icra kurulu üyelerine yapılmış ise de burada basiretli bir tacir olarak davacı yanın bakması gereken Ticaret Sicil Gazetesi ilanı olduğunu, söz konusu cevabi ihtarnameye cevap olarak ise davalı yanca verildiği iddia edilen feshin geçersiz olduğuna, faaliyetlerine devam etmeleri gerektiğine ilişkin cevabi ihtarnamenin yetkisi düşen eski icra kurulu üyeleri tarafından verildiğini, davacının ve eski icra kurulu üyelerinin müşterek gaye ile kötü niyetli davranışlarını sürdürmeye devam ettiğini ve bu kapsamda eski icra kurulu üyeleri ... ve ... tarafından Kooperatif adına yine hukuka aykırı şekilde davacı yan ile 06.06.2015 tarihinde yapılacak olan Genel Kurul toplantısında güvenliğin sağlanması konulu \"özel güvenlik sözleşmesi\" nin tanzim edildiğini, davacı yanın hizmet sözleşmesinin 14.04.2015 tarihinde feshedilmesine rağmen iş bu dava konusu faturaların davacı yanca kesildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesi ve davacı yanın kooperatife izin ya da icazeti ile herhangi bir hizmet vermemiş olması sebebiyle faturaların davacı yana iade edildiğini, ancak davacı yanca haksız ve kötü niyetli olarak alacaklı olduğu iddiası ile dava konusu icra takibine başlandığını, davacı yanca haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen iş bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen dosyada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın kötüniyetli eski icra kurulu üyeleri ile birlik olarak yetkili Yönetim Kurulunu tanımadıkları, akdedilen protokolün yönetimin değişeceğinin bir öngörüsü ile tarflarca haksız menfaat sağlamak amacıyla kötüniyetli olarak tanzim edildiğini, yasaların da kötüniyet ile tanzim edilen işbu protokolü korumayacağının da açık olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin başlıca görevinin kooperatif ortaklarının üstün menfaatlerini korumak ve sağlamak iken söz konusu protokole eklemiş oldukları tek yanlı fahiş cezai şartın bu kişilerin yönetim kurulu üyeliği görevini ifa etmekteki tek amaçlarının yolsuzluk yaparak kendilerine haksız kazanç sağlamak olduğu davacı yanın ise kazanç paylaşımına ortak olduğunun aleni bir şekilde anlaşıldığını, davacı yanın haksız ve kötüniyetli olarak talepte bulunduğu belirterek davanın esastan reddi gerektiğini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece ''Tüm dosya kapsamı ve toplanılan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; Davacı şirket ile davalı kooperatif arasında 01.07.2014 tarihli, bir yıl süreli \"Özel Güvenlik Hizmet Alımı Sözleşmesi\" tanzim edildiği, yine taraflar arasında 10.10.2014 tarihinde yapılan protokolle 01.07.2014 tarih ve bir yıllık hizmet alımı sözleşmesinin süresinin (3) yıla çıkarılmasının ve erken fesih durumunda bir yıllık hakedişin tazminat olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesinde; Ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının yasal sürelerinde yaptırıldığı, taraflara ait defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve sahibi lehine delil olma niteliği taşıdığının tespit edildiği, davacı temlik eden tarafın ticari defter ve belgelerinin incelenmesinde; takibe ve asıl davaya konu edilen; 31.05.2015 tarih, 2265 sayılı faturanın aynı tarih, 295 sayılı yevmiye maddesinde kayıt altına alınarak davalı kooperatif cari hesabına 86.809,75-TL, 23.06.2015 tarih, 2299 sayılı faturanın 30.06.2015 tarih, 357 sayılı yevmiye maddesinde kayıt altına alınarak davalı kooperatif cari hesabına 68.209,05-TL borç kaydedildiği, davacı defterlerinde, davalı kooperatifin borç bakiyesinin 302.120,21-TL olduğunun belirlendiği, takip ve dava konusu edilen faturaların toplam tutarının 155.018,80-TL iken 2265 sayılı faturanın 86.809,79-TL olarak beyan edilmesi nedeniyle 155.018,84-TL tutarındaki asıl alacağın (667,14 + 1.448,42) ve 2.115,56-TL işlemiş faizi ile birlikte toplam 157.134,40-TL tutarındaki alacağın tahsili amacıyla takibe geçilerek asıl davaya konu edildiği anlaşılmıştır. Davalı kooperatifin incelenen ticari defter ve belgelerinde ise; davacı temlik eden şirket ile olan ticari ilişkinin satıcılar kebir hesabı altında açılmış olan 320.05.0562 kodlu yardımcı hesapta izlendiği,  sunulan muavin defter dökümlerine göre; 31.12.2014 tarihi itibariyle 85.600,77-TL olan davacı şirket alacağının 28.07.2015 takip tarihi itibariyle 84.816,71-TL’ye gerilediği, asıl davaya konu edilen 31.05.2015 tarih, 2265 sayılı, 86.809,75 TL ve 24.06.2015 tarih, 2299 sayılı, 68.209,05-TL tutarlı davacı şirket faturalarının muavin defter dökümünde yer almadığı belirlenmiştir. Davalı Kooperatif tarafından keşide edilen Bakırköy ... Noterliği’nin 09.04.2015 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile; yeni yönetim kurulu değişikliği kararının, İstanbul ...oterliği'nin 02.04.2015 tarih, ... sayı ile onaylı yönetim kurulu kararı ile 6102 sayılı TTK hükümlerine uygun olarak 02.04.2015 tarihinde ilan olduğu, tescil gazetesinin ihtarname ekinde yer aldığı, davalı kooperatifin yeni yönetim değişikliği ile birlikte temsile yetkili olarak Yönetim Kurulu Başkanı..., Y.K.Başkan Yrd. ..., Genel Sekreter ..., Muhasip Üye ... olarak belirlendiği ve tescil edildiği, ihtarname ekinde imza sirkülerinin yer aldığı, davalı kooperatif adına ..., ... ve ... tarafından keşide edilen Bakırköy ...oterliği’nin 14.04.2015 tarih, ...yevmiye numaralı Fesih İhbarnamesi ile; \"…Bakırköy ... Noterliği’nin 09.04.2015 tarih,... yevmiye numaralı ihtarı ile uyarılmış olmalarına rağmen ihtar konularının ihlale devam edildiği, görülen lüzum üzerine sözleşmenin fesih edildiği...\" ihtar edilmiş olup, 14.04.2015 tarihinde davacı yana tebliğ edildiği anlaşılmıştır.  Davacı şirketçe, davalı kooperatife gönderilen 18.04.2015 tarihli yazı ile: 01.07.2014 tarihinde yapılan sözleşme ve 10.10.2014 tarihli ek protokol ile ilişkilendirildiğinde fesih yazısına anlam verilemediği belirtilerek açıklayıcı bilgi talep edildiği, davalı şirket kaşesi ve üzerindeki imzaların yer aldığı 21.04.2015 tarihli yazı ile; \"......, ... ve ...isimli kişilerin Yönetim Kurulu Üyeliklerinin Kooperatif Ana Sözleşmesi’nin 45 ve 47. maddeleri gereğince düştüğü anlaşılmış olup, Kooperatifi temsil ve ilzama yetkililerinin olmadığı, bu şahıslar tarafından gönderilen fesih yazısının hukuken geçerli olmadığı sözleşme ve ek protokol gereği güvenlik görevine devam edilmesi gerektiği ...\" hususu davacı şirkete bildirildiği, davacı şirketçe keşide edilen İstanbul ... Noterliği’nin 22.06.2015 tarih, ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde; \"...01.07.2014 tarihli güvenlik sözleşmesi ve 10.10.2014 tarihli ek protokol çerçevesinde güvenlik hizmetinin alındığı, hizmetin mükemmel şekilde ifa edilmesine rağmen 14.04.2015 tarihli noter fesih bildirimi ile akdin gerekçe gösterilmeden soyut beyanlarla feshedildiği, 18.04.2015 tarihli yazı ile anılan ihtarın gerekçesinin sorulduğu, taraflarına gönderilen 21.04.2015 tarihli yazı ile fesih bildiriminin hüküm ifade etmediği ve göreve devam edilmesinin bildirildiği, aradan geçen sürede üstlenilen görevin en iyi şekilde ifa edildiği, hal böyle iken 2015 Mart ayı ile 22.06.2015 tarihleri arasında tahakkuk eden 340.185,00-TL hizmet bedelinin halen ödenmediği, talep üzerine 19.06.2015 tarihinde kooperatifi temsilen Y.K. Başkan ...ile yapılan toplantıda, ... tarafından yapılmış hizmet akdinin sona erdirilmiş olduğu, 30.06.2015 tarihine kadar olan hizmet bedelinin ödeneceği, ancak ek protokolün 3. maddesi gereği ödenmesi gereken 1 yıllık hakediş bedelinin ödenmeyeceğinin beyan edildiği, bu nedenle toplantının neticesiz kaldığı belirtilerek; halen ödenmemiş hizmet bedelleri ile Protokolün 3.maddesi gereği hakediş bedeli toplamı olan 1.490.894,00-TL’nin tebliğden itibaren 2 işgünü içinde ödenmesi\" hususunun ihtar edildiği anlaşılmıştır. Asıl davaya ve takibe konu Mayıs 2015 dönemi ile ilgili olarak düzenlenen faturada Güvenlik Hizmeti veren personel sayısı 42 olarak gösterildiği; ancak, günlük görev dağılım çizelgelerinde toplam görevli sayısı 40 olduğu, yine bu faturada 42 özel güvenlik görevlisine ilaveten 40 özel güvenlik görevlisinin daha takviye olarak görevlendirildiği ve fatura edildiği halde, Günlük Görev Dağılım Çizelgelerinde bu görevlilerin kaydına rastlanılmadığı, anılan faturada “ Devriye Aracı Yakıt Masrafı”  olarak 1.000,00-TL'nin faturaya dahil edildiği, taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin 4.6 maddesinde; “Güvenlik Hizmetinde 1 adet devriye aracıyla da hizmet verileceği” kararlaştırılmış ise de, sözleşmede aracın yakıt masrafının fatura edileceğine yönelik bir hüküm bulunmadığı; ancak verilen hizmet içeriği dikkate alınarak fatura edilen bu tutarın kadri maruf olduğu sonucuna varıldığı, Haziran 2015 döneminde fatura edilen özel güvenlik görevlisi sayısının Günlük Görev Çizelgeleri ile uyumlu olduğu, Mayıs 2015 dönemi için 79.932,14-TL, Haziran 2015 dönemi için 68.209,05-TL olmak üzere davacı yanca yerine getirilen hizmet bedelinin toplam 148.141,19-TL olacağının belirlendiği anlaşılmıştır.Davalı kooperatifin 19.03.2015 tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısında icra kuruluna verilen icra yetkisin kaldırılması yönünde oy çokluğu ile karar alındığı, söz konusu kararın 08.04.2015 tarih ve 8796 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlandığı, yeni icra kurulu tarafından davalı ...tarafından Bakırköy ...Noterliği'nin 14.04.2015 tarih ve 05015 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, 01.07.2014 tarihli Özel Güvenlik Hizmet Alımı Sözleşmesinin 14.04.2015 tarihinde tek taraflı fesih edildiğinin davacı tarafa ihtar edildiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 9.8 maddesinde; tarafların hizmetin aksaması ve sözleşmedeki şartların yerine getirilmemesi halinde sözleşmeyi bir ay önceden haber vererek fesh edilebileceğinin düzenlendiği, davalının bu şartı yerine getirmeden tek taraflı fesih gerçekleştirdiği, bu sebeple davalı yanca yapılan feshin haklı bir fesih olmadığı, davacı temlik eden .... Şti. tarafından 23.06.2015 tarihine kadar güvenlik hizmeti verilmesine devam edildiği, bu tarihte hizmet verimine son verilerek İstanbul Valiliği'ne bildirimin yapıldığı, davalı yanca taraflar arasındaki sözleşmenin feshini ihtarına rağmen davacı yanca 23.06.2015 tarihine kadar hizmet vermeye devam edildiği hususunun dosya kapsamına alınan bilirkişi raporları ile belirlendiğinden ve verilen hizmetin taraflar arasındaki sözleşmenin haklı ya da haksız feshine bağlı olmaksızın sözleşme konusu işe ilişkin olduğundan hizmet karşılığı düzenlenen fatura tutarı alacağının tahsilini talep edebileceği, bu bağlamda; asıl davada İstanbul 18. İcra Müdürlüğü'nün 2015/20323 takip sayılı dosyasında davalı yanın takibe vaki itirazının kısmen iptali ile takibin bu defa; 79.932,14-TL asıl alacak ile 68.209,05-TL asıl alacak olmak üzere toplam 148.141,19-TL asıl alacak ile 1.363,00-TL işlemiş faiz olmak üzere 149.504,19-TL üzerinden devamına karar vermek gerekmiş, koşulları oluştuğundan davalı yan aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin asıl davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar vermek gerekmiştir.Birleşen davada; davacı yan taraflar arasında düzenlenen 10.10.2014 tarihli protokolle 01.07.2014 tarih ve bir yıllık hizmet alımı sözleşmesinin süresinin (3) yıla çıkarılmasının ve erken fesih durumunda bir yıllık hakedişin cezai şart olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı; davalı yanca taraflar arasındaki sözleşmenin haksız olarak erken feshi nedeniyle davacı yanın cezai şarta hak kazandığı, her ne kadar davalı yan söz konusu protokoldeki imzaların o tarihte yetkili olan kooperatif temsilcilerine ait olmadığını ve protokolün eski tarihli olarak düzenlendiğini iddia etmişse de; söz konusu protokolün imzalandığı tarihte yetkili olan yönetimce imzalandığı ve protokolün eski tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediğinin yani söz konusu protokolün yaş tespitinin de mümkün olmadığı nazara alındığında davalı yanın bu yöndeki savunmalarına itibar edilmediği, yine davalı yanca söz konusu protokolde bahsi geçen; \" ..Güvenlik şirketinin yapacağı yatırımlar ve hizmet kalitesi göz önüne alınarak..\" ibaresi ile cezai şart talebinin yatırım yapılması şartına bağlandığı iddia edilmişse de; protokol içeriğinde cezai şartın, koşula bağlandığına ilişkin bir kayıt içerdiğinden bahsedilemeyeceği; aksine hizmet kalitesi göz önüne alınarak cezai şartın hüküm altına alındığının belirtildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/19-1658 Esas ve 2017/1464 Karar sayılı ilamında da belirlendiği üzere; kooperatiflerin ticaret şirketi ve tacir olduğunun kabul edildiği, bu kapsamda alınan bilirkişi raporlarında davalı kooperatifin borca batık olduğu hususu nazara alındığında dosya kapsamına alınan bilirkişi raporlarında protokolde belirlenen esaslar nazara alınarak yapılan hesaplama sonucunda belirlenen 1.132.800,00-TL cezai şart alacağının davalı yanın ekonomik olarak mahfına sebep olacağı anlaşılmakla 1/9 oranında takdiri indirim sonucu tespit edilen 125.866,66-TL cezai şart alacağının ilk 10.000,00-TL'lik kısmına ihtarname ile temerrüde düşürüldüğü tarih olan 26.06.2015 temerrüt tarihinden kalan kısmına ıslah tarihi olan 17.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı yandan alınarak davacı tarafa verilmesine dair davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine\" dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:1-Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın iddia ve savunmayı genişletmeye matuf beyanlarda bulunduğu,  savunmayı genişletilmeye muvafakat edilmemesine rağmen mahkemece usule aykırı olarak genişletilmiş savunmaya dayanarak inceleme yapıldığı, davalı tarafın dilekçeler teatisinin  sona ermesinden yaklaşık 1,5 yıl sonra yeni bir beyan dilekçesi sunarak tacir  olmadıklarının , cezai şart protokolündeki insanların yetkili olmadığı , cezai şartın koşula bağlı olduğunu iddia ederek savunmasını genişlettiğini, kooperatiflerin ticaret şirketi ve tacir olmasının göz önünde tutulması gerektiği , davalının borca batık olduğu iddiasının dilekçeler teatisi aşamasında ileri sürülmediğinden mahkemece  re' sen  borca batıklık incelemesi yapılmasının HMK nun 25 ve 26. maddelerine aykırılık teşkil ettiği, davalının gerçek mal varlığını gizlediği,  bunun bilirkişi raporlarında da açıklığa kavuşturulduğu, mahkemece verilen kesin süreye rağmen gerekli kayıtların davalı tarafça sunulmadığı dolayısıyla artık bu delile  dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı nazara alınarak; davalı kooperatifin ekonomik mahviyet içinde olmadığının benimsenmesi gerektiği , cezai şarttan tenkisat yapılabileceğini kabul etmemek kaydıyla birlikte mahkemece cezai şartın dokuzda  birine (1/9)  hükmedilerek aşırı bir indirim yapılmasının haksız ve hukuka aykırılık teşkil ettiği belirtilerek, birleşen dava dosyası yönünden  mahkemece  verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir.(Davacı tarafça sunulan 17.05.2022 tarihli beyan dilekçesinde davalının borca batık  olmadığına ilişkin belgeler ibraz edilmiştir. )2-Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle;   (asıl dava dosyası yönünden) dava konusu sözleşmenin, kooperatif tarafından haklı nedenle feshedildiği bu nedenle mahkeme kararının hukuka aykırılık teşkil ettiği,   yetkileri sona eren kişilerden emir ve talimat alınmasının kooperatifin gerçek yetkililerinin bütün kooperatifin can ve mal güvenliğini tehlikeye sokulması anlamına geldiği bu nedenle sözleşmenin haklı nedenle kooperatif tarafından  feshedildiği , kooperatifin fesih bildirimine rağmen davacının fesih bildirimini dikkate almayarak fatura kesmeye devam ettiği , bu nedenle aksi yönde kurulan mahkeme kararının kaldırılması gerektiği belirtilmiştir. Birleşen dava dosyası yönünden ise , kooperatifin yapı kooperatifi olup tacir  sıfatına haiz olmadığı, bu nedenle cezai şart talebinin tümüne reddine karar verilmesi gerektiği , protokolü kabul anlamına gelmemekte kaydıyla protokol sebebiyle davacının herhangi bir yatırım yaptığını ispatlayamadığı bu nedenle ceza şartın kısmen kabulünün de yanlış olduğu, cezai şart miktarının  davalının ekonomik olarak mahvına sebep olacak kadar ağır olduğu, genel adap  ve ahlaka aykırı olduğu bu nedenle birleşen dava dosyası yönünden de davalı aleyhine olan yönleri nazara alınarak mahkeme kararının kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Asıl dava, taraflar arasında düzenlenen güvenlik hizmet sözleşmesinden kaynaklı fatura bedellerinin davalıdan     tahsili istemine ilişkin olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ,birleşen  dava ise, işbu güvenlik sözleşmesinden kaynaklı cezai şart bedelinin davalıdan tahsiline istemine ilişkindir.01.07.2014 tarihli '' özel güvenlik hizmet alımı sözleşmesi ''nde; davalı kooperatif idare/şirket, davacı ise yüklenici olarak belirtilmiştir. Sözleşmede iş tanımı madde 3 de belirtilmiş olup, buna göre 01.07.2014 -01.07.2015 tarihleri arasında sözleşme esas ve usullerine uygun sayı ve nitelikte görevlendirilecek güvenlik görevlileri ile idarenin faaliyet alanında yer alan ,  ... , ... Esenler/İstanbul adresinde bulunan işyeri yapı kooperatifine sözleşme çerçevesi içerisinde özel güvenlik hizmetleri sağlanacaktır. Sözleşme maddeleri incelendiğinde ;Madde 4.3 ... de her vardiyada  belirli güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 40 güvenlik görevlisi ile aralıksız 7 gün 24 saat hizmet verilecek ve gün içerisinde giriş kapısından ayrılmayacaktır.Buraya lüzum halinde %10 civarında arttırabileceği gibi yeri nöbet veya hizmet yerinin belirlenmesi halinde yine yeterli miktarda (7/24 esasına göre gerekli eleman miktarı ) tekstil kentin talebi halinde artış yapılacaktır ....4.5. Güvenlik elemanı idare yetkilisinin vereceği talimatları aynen uygulayacaktır .Aksi durumlarda bulunması halinde iş akdi ilgili yasalar uyarınca bir ay önceden bildirilerek fesih edilecektir .4.6. Güvenlik hizmetinde 1 adet devriye aracıyla da hizmet verilecektir. ...MADDE 5-SÖZLEŞMENİN BEDELİ Sözleşme bedeli  1 ay için kişi başı 2.000 TL+KDV dir.MADDE 6-ÖDEME  6.1.Ödemeler fatura kesimini takiben 6 iş günü içinde banka havalesi veya makbuz  mukabili elden yapılacaktır .MADDE 9-DİĞER ŞARTLAR 9.7. Hükümet yasaklamaları ,sıkıyönetim uygulamalarının getireceği kısıtlamalar , olağan ve olağanüstü durumlar ile doğal afetler dışında hiçbir nedenle hizmet aksatılmayacaktır. 9.8. İdare/şirket hizmetin aksaması ve sözleşmedeki şartların yerine getirilmemesi halinde sözleşmeyi bir ay önceden haber vererek  iptal edebilir. 9.9. Yüklenici idareden doğan ödeme gecikmelerinde sözleşmeyi bir ay önceden haber vermek şartıyla fesh edebilir .10.10.2014 tarihli '' protokol '' başlıklı belgede ; iş bu protokolün taraflar arasında düzenlenen 01.07.2014 tarihli güvenlik hizmet alımı sözleşmesi eki niteliğinde bir sözleşme olduğu belirtilmiştir . Protokolün 2. Maddesinde taraflar arasında yapılmış olan hizmet sözleşmesinin güvenlik şirketinin yapmış olduğu yatırımlar ve hizmet kalitesi göz önüne alınarak hizmet süresinin 3 yıla çıkartılmasına karar verildiği ve hizmet süresinin 01.07.2017 tarihine kadar karşılıklı uzlaşılarak uzatılmasına karar verildiği, protokolün 3. maddesinde kooperatifin bu sözleşmeyi erken fesih gibi bir tutum içerisine girmesi halinde 1 yıllık hak ediş bedelini ödemeyi taahhüt ettiği ifade edilmiştir. Davalı  tarafça davacıya yönelik Bakırköy .... Noterliği vasıtasıyla gönderilen 09.04.2015 tarih ve 10904 sayılı  ihtarnamede, yeni yönetim kurulu değişikliği kararının 02.04.2015 tarihinde ilan edildiği , yeni yönetim değişikliğiyle birlikte yetki ve ilzam yetkilisi olarak yönetim kurulu başkanı ..., yönetim kurulu Başkan Yardımcısı ... ve genel sekreter ... , muhasip üye ... olarak belirlenmiş olup, 02.04.2015 tescil tarihinden itibaren yapılan tüm bilgilendirmelere rağmen yetkisi sonra eren eski icra kurulu üyelerinin ( ... , ... , ...) hiçbir hukuki dayanağı olmayan talimatlarına göre  muhatabın görevlerini sürdürmekte olduğu , yetkisiz olan yönetim ile yapılacak herhangi bir hukuki işlemlerde kooperatifin sorumluluğu olmadığı gibi bağlayıcılığının da yok hükmünde olduğu ihtaren bildirilmiştir. Dosya arasına fotokopi olarak alınan  Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 08.04.2015 tarih, ... sayı ve 652 sayfasında;  davalı kooperatifin yaptığı yeni görev bölümünde...ın yönetim kurulu başkanı , ...'ın Başkan Yardımcısı , ...'in genel sekreterliğe ve muhasip üyeliğe ...'in seçilmesine karar verildiği yazılıdır. Davalı  tarafça davacıya yönelik Bakırköy .... Noterliği vasıtasıyla gönderilen 14.04.2015 tarihli ihtarnamede, '' ... ile aramızda akdedilen güvenlik hizmet sözleşmesi gereği kooperatifimize ait alanların güvenlik hizmetlerini sağlamaktasınız .Bakırköy ... Noterliğinin 09.0 4.2015 tarih ...yevmiye  numaralı ihtar ile uyarılmış olmanıza rağmen ihtar konuları ihlale devam edilmiş olup , görülen lüzum üzerine güvenlik sözleşmesini fesih ettiğimizi  tarafınıza ihtaren bildiririz'' belirtilmiş olup ,güvenlik görevlilerinin görev yerlerinden ayrılmaları ve kooperatife ait eşya ve malzemelerin teslim edilmesi aksi halde hukuki ve cezai yasa yollarına başvurulacağı ihtar edilmiştir. İşbu ihtarnamede  feshi  ihbar eden keşideci kısmında  davalı kooperatifinin unvanının yanısıra   ... , ... ve ... isimleri yazılıdır. Yukarıda belirtilen fesih konulu ihtarnameye ilişkin davacı tarafça davalı kooperatife yönelik düzenlenen 18.04.2015 tarihli yazıda, sözleşme ve  akabinde düzenlenen protokol hükümleri birlikte değerlendirildiğinde fesih ihtarnamesine bir anlam verilemediği  ve bu konuda açıklayıcı bilgi verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, davalı kooperatif tarafından gönderilen 21.04.2015 tarihli yazıda , ... ,... ve ... isimli kişilerin kooperatif yönetim kurulu üyeliklerinin  kooperatif ana sözleşmesini 45 ve 47. Maddeleri gereğince düştüğünün anlaşıldığı dolayısıyla bu kişilerin kooperatifi temsil ve ilzam yetkilerinin bulunmadığı , bu şahıslar tarafından gönderilen fesih  yazısının  hukuken geçersiz olduğu , 01.07.2014 tarihli sözleşme ve 10.10.2014 tarihli  ek  protokol gereği güvenlik görevine devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir .Davacı tarafça kooperatife yönelik İstanbul .... Noterliği vasıtasıyla gönderilen ... yevmiye numaralı ve 22.06.2015 tarihli ihtarnamede; 01.07.2014 tarihli güvenlik hizmet sözleşmesinin soyut beyanlarla 14.04.2015 tarihinde feshedildiği,bu fesih gerekçesinin 18.04.2015 tarihinde gerekçesinin sorulduğu, kooperatifin 21.04.2015 tarihli yazısı ile fesih bildiriminin hüküm ifade etmediğini ve güvenlik hizmet sözleşmesi hizmetinin devam etmesi gerektiğinin bildirildiği, arada geçen dönem boyunca hizmetin ifa edildiği ancak  2015 Mart ayı ile 22.06.2015 tarihleri arasında tahakkuk eden 340.185 TL hizmet bedelinin ödenmediği ,  19.06.2015 tarihinde kooperatifi temsilen yönetim kurulu başkanı vekili sıfatıyla .... ile yapılan toplantıda ... tarafından hizmet akdinin sona erdirildiği, 30.06.2015 tarihine kadar hizmet bedellerinin ödeneceği ancak ek protokolün 3. Maddesi gereğince ödenmesi gereken 1 yıllık hak ediş bedellerinin ödenmeyeceğinin beyan edildiği ve bu nedenle alınan toplantının neticesiz kaldığı, iş bu nedenle ;  protokolün 3. Maddesi gereğince ödenmesi gereken hak ediş bedeli toplamı 1. 490.894 TL nin ihtarnamenin tebellüğ ünden itibaren 2 iş günü içerisinde ihtarnamede belirtilen banka hesabına ödenmesi , ayrıca 01.07.2014 tarihli sözleşmenin 7. Maddesi uyarınca kooperatifin yed'inde bulunan 100.000 TL bedelli teminat mektubunun 1 iş günü içerisinde gönderilmesi , aksi halde yasal yollara başvurulacağı ihtar edilmiştir. Dosyada düzenlenen bilirkişi rapordaki tespitler ışığında mahkemece  asıl ve  birleşen davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiş olup, davalı vekili tarafından gerek asıl dava dosyası ve gerekse birleşen dava dosyası yönünden; davacı vekili tarafından birleşen dava dosyası yönünden istinaf talebinde bulunulmuştur. Asıl dava dosyası yönünden yapılan inceleme ,.... sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 24.06.2015 tarihli 68.209,05 tutarlı ve 31.05.2015 tarihli 86.809,79 TL tutarında faturaya dayalı olarak , 68.209,05 TL asıl  alacak +667,14 TL işlemiş faiz +86.809,79 TL asıl alacak+1.448,42 TL işlemiş faiz olmak üzere  toplam  157.134,40  TL alacağın tahsili için takip başlatıldığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Yukarıda yer alan bilgilerden de anlaşılacağı üzere , taraflar arasında düzenlenen 01.07.2014 tarihli özel güvenlik hizmet alımı sözleşmesi uyarınca davacı tarafça davalıya 01.07.2014 ile 23.06.2015 tarihleri arasında özel güvenlik hizmetinin  sunulduğu, anılan sözleşmenin 01.07.2017 yılına kadar devam etmesine yönelik 10.10.2014 tarihli ek protokolün düzenlendiği tespit edilmiştir.Taraflar arasında düzenlenen işbu hizmet sözleşmesi uyarınca edimlerin ifa  edilme döneminde davalı tarafından Bakırköy ... Noterliğinin 14.04.2015 tarih ve ...yevmiye  numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin fesh edildiği bildirilmiştir. 31.05.2015 tarihli faturanın  güvenlik hizmet bedelinin  ,devriye aracı, yakıt masrafı ve takviye masrafından , 23.06.2015 tarihli faturanın ise güvenlik hizmet bedeli ve devriye aracı yakıt masrafından oluştuğu anlaşılmaktadır. Gerek  davacı tarafın ve gerekse davalı tarafın incelenen ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu  ve sahibi lehine delil olma niteliğini taşıdığı düzenlenen bilirkişi  raporlarında belirtilmiştir. Davalı şirketin ticari defterlerinde , davacı şirket ile olan ticari ilişkilerinin satıcılar kebir hesabı altında açılmış olan 320.05.0562 kodlu yardımcı hesapta izlendiği ve sunulan muavin defter dökümlerine göre 31.12.2014 tarihi itibariyle 85.600,77 TL olan davacı şirket alacağının 28.07.2015 takip tarihi itibariyle 84.816,71 TL'ye gerilediği,  davaya konu edilen faturalarının davalının muavin defter dökümünde yer almadığı tespit edilmiştir. Somut davada öncelikle ; davalı tarafça yapılan fesih işleminin yerinde olup/olmadığı incelenmiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin '' diğer şartlar '' başlığı altında düzenlenen 9. Maddesinde  hizmetin aksaması veya sözleşmedeki şartlarını yerine getirilmemesi halinde veyahut yüklenici idareden doğan ödeme gecikmelerinde sözleşmenin bir ay önceden haber verilerek iptal edileceği belirtilmiştir. Düzenlenen sözleşmedeki bu koşullar nazara alındığında , davalının belirlenen şartları yerine getirmeden sözleşmeyi fesh etmesinin yerinde olmadığı yani feshin haksız olduğu anlaşıldığından mahkemece feshin haklı bir fesih olmadığı yönündeki tespitinin dosya kapsamına uygun olduğu açıktır. 27.09.2016 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere sözleşmenin fesih  edilmesine rağmen davacı tarafından 23.06.2015 tarihine kadar ÖGG hizmeti verilmesine devam edildiği ve bu tarihte hizmet birimine son verildiği, bu durumun usule uygun olarak İstanbul Valiliği'ne ( İstanbul Emniyet Müdürlüğü-Özel Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne ) bildirildiği, mayıs 2015 dönemine ilişkin olarak düzenlenen faturada güvenlik hizmeti veren personel sayısının 42 olarak gösterildiği ancak günlük görev dağılımı çizelgelerinde toplam görevlisi sayısının 40 olup faturada fazladan belirtilen 2 personele ait belgenin bulunmadığı , yine güvenlik sözleşmesinde araç yakıt masrafının fatura edileceğine dair bir hüküm bulunmasada verilen  hizmetinin içeriği dikkate alındığında fatura edilen tutarın kadri maruf olduğu ve bu tespitler ışığında mayıs ayı hak ediş alacağının toplam (40 güvenlik hizmet bedeli +devriye aracı yakıt masrafı) 79.932,14 TL olarak tespit edildiği haziran 2015 döneminde fatura edilen ÖGG sayısının günlük görev çizelgeleri ile uyumlu olduğu belirlenmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/4521 E. 2016/549 K. sayılı ilamı; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/062003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Faturalar ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nin m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır... Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nin 222. (6762 sayılı TTK'nin 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..\" şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyette olup, uyuşmazlıkta davacı tarafın hizmetin verildiğini ispatla yükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Somut davada, yukarıda yer alan bilgiler ışığında inceleme ve değerlendirme yapıldığında , davacının 23.06.2015 tarihine kadar hizmet vermeye devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda  güvenlik sözleşmesinde araç yakıt masrafının fatura edileceğine dair bir hüküm bulunmasa da iş bu bedelin kadri maruf olduğu belirtilerek hesaplamaya dahil edilmiş ise de; taraflar arasında yakıt masraflarının ödenmesine dair ticari ilişki döneminde  bir teamül olup/olmadığının  açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Zira, taraflar arasında üstlenilmeyen bir hesap kalemi miktarının kadri maruf olduğu gerekçesiyle davalıya yükletilmesi sözleşme içeriğine uygun düşmemektedir. Taraflar arasında yakıt masraflarının ödenmesine dair süregelen ticari ilişkide eğer bir teamül yoksa davalı tarafa yükletilmesi yerinde olmayacaktır. Yukarıda yer alan bilgiler ışığında, asıl dava dosyasında  eksik incelemeye dayalı rapora itibar edilerek hüküm tesis edilmesi hatalı olduğundan  davalı tarafın  istinaf başvurusunun kabulüne ve  ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına  dair karar verilmiştir.Birleşen dava dosyası yönünden inceleme:Cezai şart 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda 158-161. maddelerinde düzenlenmiş olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179-182. maddelerinde ise \"ceza koşulu\" ismini almıştır. Cezai şart borçlunun asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlali ile doğabilecek olan fer'i bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etmek imkanını bulacaktır. Zira cezai şart borcun ihlali halinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 341-343).6098 sayılı TBK'nin 179/1 hükmüne göre; \"Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir\". Borçlu, borca uygun hareketle yükümlü olup, bu hükme göre taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesini ya da ceza koşulunu ödenmesini kararlaştırmış olabilirler ancak bu durumda seçim hakkı alacaklıya tanınmıştır. Alacaklı borcun aynen ifasını talep edebileceği gibi bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini de talep edebilir. 6098 sayılı TBK'nin 179/2 hükmüne göre; \"Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.\" Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. 6098 sayılı TBK'nin 179/3 hükmüne göre; \"Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.\" Burada borçlu, borcu ifa yerine bizzat ceza koşulu ödemek suretiyle borçtan kurtulma olanağına sahiptir. Yani ceza koşulu ifanın yerini aldığı için borçlu borca aykırı davranmamakta, borcu ifa yerine ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeden dönebilmektedir. Cezai şart ile borçlunun kusuru ve alacaklının zararı arasındaki ilişki ise TBK'nin 180.maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre cezai şartın ödenmesi alacaklının zarar görüp görmediğine ve zararının miktarına bağlı değildir. Ayrıca borçlunun kusurlu olduğunun alacaklı tarafından ispat edilmesine de gerek bulunmamaktadır.Taraflar arasında imzalanan  protokolün 3. . maddesinde yer alan cezai şart, TBK 179/1. maddesinde düzenlenen cezai şart olup,  düzenlenen 10.10.2014 tarihli protokolde sözleşmenin erken fesih tarihinde 1 yıllık  hak ediş bedelinin davalı kooperatif tarafından ödeneceği belirlenmiştir.1 yıllık hak ediş  bedeli  taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 4.3 maddesine göre hesaplanmış olup buna göre ; 40 güvenlik personeli sözleşmenin 5. Maddesindeki sözleşme bedeli ile bir ay için kişi başı 2.000 TL+KDV olarak hesaplandığında ;toplam 2.360 TL (KDV dahil) x40 personel x12 ay =1.132.800 TL olarak tespit edilmiştir.Dairemizce öncelikle yargılamayı yapan mahkeme tarafından re'sen  borca batıklık incelemesinin yapılıp yapılamayacağı değerlendirilmiştir. '' İndirimin en önemli sebebi kararlaştırılan ceza miktarının aşırı derecede yüksek olmasıdır. Ceza miktarının aşırı olup olmadığına hakim takdir hakkını kullanarak serbestçe karar verir .Hakim takdir hakkına dayalı olarak kararını verirken alacaklı ve borçlunun ekonomik durumlarını , alacaklının çıkarlarını, özellikle uğradığı zararın miktarını ,borçlunun kusurunu, borca aykırılığın ağırlığını , sözleşmenin türünü ve süresini göz önünde tutar .Bunun sonunda hakim kararlaştırılan ceza miktarının makul olmayacak derecede yüksek tutulduğunu ,adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile açık bir çelişki içinde bulunduğunu görürse sözleşmeye müdahale edip ceza miktarını indirir .(bkz. Prof.Dr Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler , s:1346-1347)Yargıtay HGK nun 2017/(19)11-943 E 2021/984 K sayılı ilamında ''.. Ticaret hukukumuzda cezaî şart, miktarı yönünden sadece, BK’nın 20. maddesindeki “ahlâka aykırılık” kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. Mülga TTK’nın 24. maddesi uyarınca tacirin, borçlu olduğu cezai şartın tenkisini istemesi mümkün değildir, ancak bahsi geçen madde ile tacir olan şahsa ve onun âkidine tanınmış olan sözleşme serbestisi ilkesi, bütün sözleşmeler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan BK’nın butlan düzenlemesini içeren 20. maddesi hükmü ile sınırlandırılmıştır. 26.  Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezaî şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezaî şartı ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Çünkü, ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla sözleşmede yer alan cezaî şartın butlanı, hukukun genel bir ilkesidir.  Mülga TTK’nın 24. maddesi hükmünün, bu genel müeyyidenin dışında kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezaî şart, ahlâk ve adaba aykırıdır. 27.   Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 E., 2019/706 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.'' belirtilmiştir.Aşırı cezanın indirilmesi şartları; 1. Geçerli bir ceza koşulu anlaşması bulunmalıdır... 2. Ceza koşulu muaccel olmalıdır... 3. Ceza henüz ifa edilmemiş olmalıdır... 4. Ceza koşulu aşırı derecede yüksek olmalıdır. İndirimin en önemli sebebi kararlaştırılan ceza miktarının aşırı derecede yüksek olmasıdır. Ceza miktarının aşırı olup olmadığına hakim takdir hakkını kullanarak karar verir. Hakim takdir hakkına dayalı olarak kararını verirken alacaklı ve borçlunun ekonomik durumlarını, alacaklının çıkarlarını, özellikle uğradığı zarar miktarını, borçlunun kusurunu, borca aykırılığın ağırlığını, sözleşmenin türünü ve süresini göz önünde tutar... Bunun sonunda hakim kararlaştırılan ceza miktarının makul olmayacak derecede yüksek tutulduğunu; adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle açık bir çelişki içinde bulunduğunu görürse, sözleşmeye müdahale edip ceza miktarını indirir... TTK m.22 tacir sıfatını haiz borçlunun hakimden aşırı ceza koşulunun indirilmesini isteyemeyeceği hükmünü içermektedir. Ancak tacir sıfatını haiz borçlu, sözleşmenin içerdiği ceza koşulu miktarının ekonomik mahvına neden olacak derecede yüksek olduğu, bu nedenle ticari kişilik hakkına, adalet ve hakkaniyete aykırı bulunduğu gerekçesiyle tamamen kaldırılmasını veya makul düzeye indirilmesini isteyebilir. Hakim bu takdirde ceza koşulu hükümlerine başvurmaksızın TBK m.27/II'yi uygulayabileceği gibi aşırı ceza koşulu kavramıyla ilgili yukarıda incelemiş olduğumuz durumlar varsa TBK m. 182/III'e göre de ceza miktarını indirebilir. Ceza koşulu, bir karşı edim mukabilinde yüklenilmiş edim olmadığı için borçlu aşırı yararlanma (gabin) hükümlerine başvuramaz... Hakimin aşırı ceza koşulunu indirme kararı, yenilik doğuran bir karar olup geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğurur. Böylece ceza daha başlangıçtan itibaren kararda belirtilen indirilmiş miktarıyla konulmuş sayılır. Dava bir indirim davası olduğundan, hakim hiçbir zaman ceza koşulunun tamamını ortadan kaldıramaz (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2881, 2882, 2883, 2884, 2885).Yukarıda yer alan bilgiler ışığında, belirlenen cezai şartın ekonomik olarak davalı kooperatifin mahfına  sebep olacağı iddiasının ileri sürülmesinin savunmayı genişletme yasağı kapsamında kalmayacağı,  borçlu tarafından talep edilmemesi halinde dahi  hakim tarafından re'sen göz önüne alınarak indirilebileceği yukarıda yer alan YHGK kararından anlaşılmaktadır. Bu nedenle aksi yöndeki istinaf sebeplerinin  dosya kapsamına uygun olmadığına karar vermek gerekmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/06/2019 tarihli 2017/19-922 E. 2019/706 K. sayılı ilamında  ; \"...Türk Borçlar Hukuku kural olarak “sözleşme serbestîsi” ilkesini benimsemiştir.Kişiler serbest iradeleri ile meydana getirdikleri akitlere aynen uymak zorundadırlar. Bu akitlerin taraflardan yalnız birinin isteğiyle değiştirilebilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi mümkün değildir. Fakat “ahde vefa (pacta sund servanda)” adı verilen bu esas bilhassa modern hukuklarda birçok yönlerden sınırlanmıştır. Bu sınırlamalardan bir kısmı, sonradan değişen şartların akitler üzerindeki tesiriyle ilgili iken ikinci gruptaki sınırlandırmalarda ise kural olarak akdin yapılması anında mevcut sebepler yüzünden akit tamamen ortadan kalkmakta veya değişikliğe uğramaktadır. Bu sonuç ya kendiliğinden veya taraflardan yalnız birinin irade beyanı ile doğmakta yahut da taraflardan birinin talebi üzerine verilecek yargıç kararıyla meydana gelmektedir.İşte hâkim, kanunumuzun muhtelif yerlerinde kendisine tanınmış bulunan özel yetkiye dayanmak suretiyle bazı akitleri ya baştan veya karar anından itibaren hüküm doğurmak üzere kısmen değiştirebilmektedir. Buna hukuk dilinde “akitlerin düzeltilmesi” (Vertragskorrektur) adı da verilmektedir (Tunçomağ, K: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul, 1963, s:129, 130 ).Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) 19. ve 20. maddelerinde sözleşme serbestîsi ilkesinin sınırları çizilmiş ve 19. maddede; “Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir. Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlâka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir” şeklinde düzenleme yapılmış; 20. maddede ise; “Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır. Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şart, lağvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle batıl addolunur.” hükmüne yer verilmiştir.Cezai şart ise (Türk Borçlar Kanunu’ndaki (TBK) terimi ile ceza koşulu) aynı Kanun’un 158 i1â 161. maddeleri arasında düzenlenmiştir. .....Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezaî şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezaî şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Kararlaştırılan ceza indirilirken, her hâlde, alacaklının müspet zararını karşılamak için genel kurallara göre isteyebileceği tazminat miktarının üstünde kalınmalıdır. Aşırı olan cezaî şartın indirilmesi olanağı, zayıf durumda bulunan borçlunun sömürülmesini önlemeye yönelik, kamu düzenine ilişkin bir kuraldır. Bu nedenle, borçlunun \"indirilme olanağından önceden feragati\" geçersizdir (Reisoğlu, S: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004, s:391,392, Oser-Schönenberger, Tunçomağ, Becker, von Tuhr’a atfen).Cezaî şartla ilgili BK’nın 161. maddesinin birinci fıkrası hükmü, (Akitler cezanın miktarını tayinde serbesttirler) prensibini kabul ettikten sonra, üçüncü fıkrası hükmü ile, hâkimi, (fahiş gördüğü) cezayı (tenkis) etmekle yükümlü tutmuştur. Halbuki, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 24. maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezaî şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini, şart olarak benimsemiş bulunmaktadır (Doğanay, İ.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İstanbul, 2004, C.I, s:233,234).6762  sayılı TTK’nın 24. maddesi hükmü aynen; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.”  hükmünü içermektedir. Her ne kadar 6762 sayılı TTK’nın 24. maddesinde \"cezaî şart\" yerine \"ceza\" tabiri kullanılmış ise de, gerek bu madde metninde, fahiş olduğu iddiasıyla indirilmesinin mahkemeden istenemeyeceğinin belirtilmesi gerekse BK’nın 161. maddesinin son fıkrası hükmüne yapılan atıf dolayısıyla \"ceza\" tabiri ile \"cezaî şartın\" kastedildiği kuşkusuzdur.Ticaret Hukukumuzda cezai şart, miktarı yönünden sadece, BK’nın 20. maddesindeki “ahlâka aykırılık” kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. TTK’nın 24. maddesi uyarınca tacirin, borçlu olduğu cezai şartın tenkisini istemesi mümkün değildir (Günay, C.İ: Cezai Şart, Ankara 2002, s:216). Ancak, TTK’nın 24. maddesi ile tacir olan şahsa ve onun âkidine tanınmış olan bu (akit serbestisi) ilkesi, bütün akitler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan TTK’nın birinci maddesi hükmünün atfı nedeniyle BK’nın (butlan) matlabını taşıyan 20. maddesi hükmü ile, tahdit edilmiştir. Şayet, taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan (cezaî şart) miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvını mucip olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede (ağır) ve (yüksek) ise, o zaman, böyle bir (cezaî şartı) ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, (kısmen) veya (tamamen) iptali cihetine gitmek mümkündür. Çünkü, ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla sözleşmede yer alan (cezai şart)'ın (butlanı), hukukun genel bir ilkesidir. TTK’nın 24. maddesi hükmünün, bu genel müeyyidenin dışında kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her (cezaî şart), ahlâk ve adaba aykırıdır.Mahkemenin bu hususta karar verirken, borçlu bir şirket ise, bu şirketin ticaret sicilindeki (ana sözleşmesi)'ni celp ederek ne miktar bir sermaye ile ticarî faaliyette bulunduğunu, mal varlığının neye baliğ olduğunu ve kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder, aynı incelemeyi gerçek kişi olan (tacir) için de yapması icap eder (Doğanay, 237). Nitekim aynı ilkeler 10.03.1940 tarihli ve 1940/7 E., 1941/71 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ve Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarihli ve 1970/1053 E., 1974/222 K., 09.05.1984 tarihli ve 1984/263 E., 1984/286 K. sayılı kararlarında da benimsenerek detaylı bir biçimde açıklanmıştır.Belirtmek gerekir ki TTK 24. madde hükmünün uygulanabilmesi için, cezaî şartın veya ücretin veyahut da faizin tespit ve tayin edildiği sırada, borçlunun tacir sıfatını haiz olması veya tacir gibi mes'ul olacak bir durumda bulunması iktiza eder. Ayrıca, borçlunun cezaî şartı, faizi veya ücreti kendi ticarî işletmesi icabı taahhüt etmiş bulunması icap eder (Doğanay, s:238). .....Önemle vurgulamak gerekir ki; tacirlik sıfatının bulunup bulunmadığı araştırılırken esas tutulacak an, cezai şartın muacceliyet anı değil de taahhüt edildiği andır. Bu itibarla, vaat eden cezaî şartı taahhüt ettikten sonra tacir olmuşsa, indirme istemeğe yetkilidir. Buna karşılık, cezaî şart taahhüt ettikten sonra tacir sıfatını kaybeden kimse indirme istemeyeceği gibi, cezaî şart borcunu üzerine alan ve tacir olmayan bir kimse de indirme istemeğe yetkili değildir.Şayet borçlunun tacirlik sıfatı üzerinde bir anlaşmazlık varsa, bu sıfatının mevcudiyetini ispat zorunda bulunan alacaklıdır. Ancak borçlunun TTK. 17 deki istisnaî olaya dayanması hâlinde, ispat yükü kendisinin omuzlarındadır.TTK’nın 21. maddesine göre “Bir tacirin borçlarının ticarî olması asıldır...”. Değişik bir söyleyişle, tacirin yaptığı muamele ve işlerin, onun ticari işletmesiyle ilgili bulunması asıldır. Ancak gerçek kişi olan tacir muamele sırasında bunun ticarî işletmesiyle ilgili bulunmadığını açıkça bildirir veya o muamelenin ticarî sayılmasına hâl ve durum elverişli olmazsa, o zaman borç adi sayılır. Hatta ticarî işletmeyle ilgili bulunmasa da, sırf TTK’da yazılı bulunduğu için ticarî sayılan muameleler vardır. (Tunçomağ,176,178).Son olarak belirtilmelidir ki, hâkimin aşırı ceza koşulunu (cezai şartı) indirme kararı, yenilik doğuran bir karar olup, geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğurur. Böylece ceza daha başlangıçtan itibaren indirilmiş miktarıyla korunmuş sayılır (Eren, F: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s:1218).Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Davacı taraf ıslah ile 15.000 USD karşılığı 27.102,00 TL cezai şart alacağının davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili; müvekkilinin esnaf faaliyeti çerçevesinde çalışmakta olduğunu, elde edilen net kazancın yıllık toplamda asgari ücretin iki katına ancak eriştiğini, davacı yanca talep edilen cezai şartın iki yılda elde edeceği gelire tekabül etmekte olduğunu, yüksek miktarda cezai şart ödemesinin müvekkilini iktisadi açıdan çökertebileceğini ileri sürerek cezai şart talebinin reddine karar verilmesini, aksi hâlde cezai şartın talebinin asgari %50 oranında tenkisinin gerektiğini savunmuş, mahkemece; davalının sözleşmeyi feshetme nedenlerinin haksız olduğu, davacının taleplerinin yerinde görüldüğü, ancak sözleşmedeki cezai şartın davalının ekonomik yıkımına sebep olduğu da gözetilerek cezai şartın tenkis edildiği belirtilerek, cezai şartın 5.000USD olarak tahsiline karar verilmiştir.Cezai şart tacir borçlunun ekonomik olarak mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise bu husus genel adap ve ahlâka aykırı sayılacağından, mahkemece cezai şartın tamamen veya kısmen iptaline karar verilmesi mümkün ise de; bir akdin, taraflardan biri için iktisadi yıkım teşkil ettiği ve bu sebeple ahlâk ve adaba aykırı olduğu, taraflar veya hâkimin bu husustaki subjektif görüşüne değil, doğru ve makul kimselerin vasati görüşlerine göre tayin ve takdir edilmelidir. Zira, mücerret tacirin hayatını başka yolda düzenlemek, özellikle masraflarını azaltmak ve bazı ihtiyaçlarından vazgeçmek mecburiyetinde kalması, ahlâk ve adaba aykırılığın kabulü için yeterli değildir. Mahkeme, ahlâk ve adaba aykırılığı tayin ve takdir edebilmek için taahhüt olunan işin değerini, tarafların ve özellikle borçlunun cezaî şartın kabul edildiği tarihteki iktisadî durumunu konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile tespit etmeli, ahlâk ve adaba aykırılığı takdir ederken, tarafları ahlâka aykırı muamelelerden sakınmaya sevketmek ve aynı zamanda fena misal ve numunelerin ahlakı bozmasına engel olmak amacını dikkate almalıdır. Nitekim, adap ve ahlâka aykırılığın tayini bir hukuk sorunudur. Hukuk sorununun çözülmesi, mahkemeye ait bir görevdir. Bu görev yerine getirilirken, cezai şartın taahhüt edildiği tarihte yukarıda açıklanan araştırmaların hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde yapılması ve hangi dayanakla karar verildiğinin ise denetime elverişli olacak şekilde gerekçeli kararda tartışılması gerekmektedir. Eksik inceleme, denetime elverişli olmayan gerekçe, subjektif ifade ve soyut beyanlar ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, cezai şart hususunda bir karar verilmeden önce yukarıda anlatıldığı gibi gerekli bilgi ve belgeler getirilmeli, sözleşmenin düzenlendiği tarihte tarafların iktisadi durumu, davalı borçlunun ödeme gücü ve kabiliyeti, sözleşmenin feshindeki kusur durumu ve yukarıda açıklanan ilkeler göz önüne alınarak, bu yönde davalı defter ve kayıtların incelenmesi tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılan sonuç ve verilen kararın denetime elverişli olacak şekilde gerekçeli kararda tartışılmış olması gerektiği hâlde mahkemece eksik inceleme, soyut ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde verilen direnme kararı doğru değildir...\" şeklindeki kararında, tacir olan borçlu yönünden hangi hükümler çerçevesinde inceleme yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. Cezai şart miktarının borçlunun ekonomik yönden mahvına sebep olup/ olmadığının yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi, sözleşme ve taahhüt edilen edimin değerinin tarafların ve özellikle borçlunun cezai şartın kabul edildiği tarihteki iktisadi durumunun, alacaklının çıkarlarının, özellikle uğradığı zarar miktarının, borçlunun kusurunun, borca aykırılığın ağırlığının dikkate alınması ve bu hususlarda konusunda uzman bilirkişilere taraf kayıtları üzerinde inceleme yaptırarak karar vermesi gerekmektedir. Bilirkişi heyeti  tarafından yukarıda açıklanan hususlar nazara alınarak her iki taraf kayıtlarında inceleme yapılması gerekirken, bu haliyle eksik incelemeye dayalı olan raporun hükme elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, gerekçeli karar başlığında gerek asıl ve gerekse birleşen dava dosyasının numaralarının ayrı ayrı belirtilmemesi eleştiri konusu yapılmış olup dairemizce bu hususun düzeltilmesi yoluna gidilmiştir Açıklanan nedenlerle; gerek asıl ve gerekse birleşen dava dosyası yönünden davacı ve davalı tarafın  istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, Dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Taraf vekillerinin  asıl dava ve birleşen dava yönünden istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/904 E. 2021/15 K. Sayılı 14/01/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca  KALDIRILMASINA,2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Taraflarca asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının ayrı ayrı Hazineye irat kaydına,4-Taraflarca asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı  yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde ilk derece mahkemesince ayrı ayrı iadesine,5-Tarafların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1581068068036836","SID":"4cd5b550975959aa"}}