{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2022/742 Esas  - 2024/984 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/742 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/984<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 26/01/2022<br>NUMARASI\t\t: 2019/581 Esas 2022/42 Karar<br>DAVACI \t:<br>VEKİLLERİ\t: <br>DAVA\t: Genel Kurul Kararının İptali <br>DAVA TARİHİ\t: 04/11/2019<br>KARAR TARİHİ\t: 26/09/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 27/09/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki genel kurul kararının iptali   istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin  2007-2014 tarihleri arasında  davalı şirket bünyesinde yer alan ... Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak  İş Kanunu kapsamında belirsiz süreli ve tam zamanlı iş sözleşmesi kapsamında (4A statüsünde) sigortalı olarak çalıştığını, davalı şirketin bir aile şirketi niteliği taşıdığını, şirketin fiilen dava dışı diğer ortak ve yönetim kurulu üyeleri ... ve dava dışı ... ile bu kişilerin aile bireyleri ve yakınları tarafından yönetildiğini, davacının aylık ücret karşılığı pratisyen hekim olarak çalışırken, davalı şirketin yönetiminde fiilen hiçbir görev ve yetkisi bulunmamasına rağmen, 2007’den itibaren şirketin yönetim kurulu üyesi olarak gösterildiğini ve davacıya davalının iki adet hissesinin devredildiği şeklinde bir kayıt oluşturulduğunu,19/03/2007 tarihli davalı şirket olağan genel kurul toplantısında kendisinin üç yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, bu seçimin 28/03/2007 tarih ve 6775 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde (“TTSG”) ilan edilmiş olduğunu, anılan ilana göre tutanak onayının Ankara 49. Noterliği tarafından 21/03/2007 tarih ve 06268 yevmiye no ile yapılmış olduğunu, ancak söz konusu genel kurul kararında davacının hisse sahibi olup olmadığına dair herhangi bir açıklama bulunmadığını, davacının hisse sahibi olduğu hususunun ilk defa davalı şirketin 26/04/2007 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin ilanda gösterildiğini, söz konusu toplantıda alınan kararların 10/05/2007 tarih ve 6805 sayılı TTSG’de ilan edildiğini, anılan ilana göre tutanak onayının da Ankara 7. Noterliği tarafından 07/05/2007 tarih ve 10131 yevmiye no’su ile yapılmış olduğunu, anılan genel kurul toplantısının konusunun davalı şirketin sermayesinin artırılması olduğunu, ancak 6762 sayılı mülga eTTK m. 274’te ve ikincil mevzuatta zorunlu kılındığı halde söz konusu toplantıya hükümet komiserinin katılmamış olup, tek başına bu eksikliğin söz konusu genel kurul kararının “iptali” için yeterli olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olarak gösterilmişse de, davacının fiilen şirket yönetiminde hiçbir hak ya da yetkiye sahip olmadığını, iş sözleşmesi uyarınca içinde bulunduğu tek taraflı ekonomik bağımlılık ve işini kaybetme endişesi nedeniyle yönetim kurulu üyesi olarak atanması işlemine karşı itirazda bulunamadığını,davalı şirketin her yıl gerçekleştirmek zorunda olduğu olağan genel kurul toplantılarım kimi zaman üç yıllık aralıklarla yaptığını, iç denetçi raporlarının düzenli olarak alınmamış ve incelenmemiş olduğunu, hangi yönetim kurulu üyesine ne kadar huzur hakkı ya da hangi pay sahibine ne kadar kâr payı ödenmiş olduğu konularında herhangi bir inceleme yapılmamış olduğunu ve karar alınmamış olduğunu, davalı şirketin 29.03.2010 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin ilanın 19.04.2010 tarih ve 7546 sayılı TTSG’de yayımlanmış olduğunu, anılan genel kurul toplantısının şirketin 2009 yılma değil, daha önceki dönemine ilişkin olağan genel kurul toplantısı olarak düzenlendiğini, toplantıda davacının üç yıl süreliğine yeniden yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, hükümet komiserinin de hazır bulunduğunu, şirket denetçisi olarak bir yıllığına dava dışı ...’in seçildiğini, ancak bir yıllık görev süresinden sonra denetçi olarak kimin görev yapacağı hususunda herhangi bir karar bulunmadığını, üstelik denetçi olarak seçilmiş olan dava dışı ...’in bir önceki dönemde yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olduğunu, davalı şirketin 14/02/2014 tarihli genel kurul toplantısında Bakanlık temsilcisinin bulunmadığını, bu nedenle söz konusu toplantıda alınan tüm kararların batıl olduğunu beyanla dava konusu 19/03/2007, 26/04/2007, 29/03/2010, 25/11/2010, 11/04/2012 ve 14/02/2014 tarihindekiler olmak üzere, 2007-2014 yıllan arasındaki tüm genel kurul kararlarının (herhangi bir teminat talep edilmeksizin) yürütülmesinin geri bırakılmasına ve butlanının tespitine, söz konusu genel kurul kararlarına dayalı olarak tesis edilen ve davacının da katılımcısı olduğu yönetim kurulu kararlarının iptaline karar verilmesini talep  ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı tarafa dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davaya karşı cevap verilmediği görülmüştür. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; açılan davanın 6102 sayılı TTK’nın 447.maddesi gereğince davalı Şirketin 2007-2014 yılları arasındaki Genel Kurul Toplantılarında alınan kararların butlanı ve sözkonusu kararlara istinaden alınan Şirket Yönetim Kurulu kararlarının iptali istemine ilişkin olduğu, davacı tarafın davasını 2019 yılında açtığı ve 2007 yılından itibaren alınan bahse konu kararlar ile ilgili olarak dava konusu taleplerde bulunduğu, dosyamıza sunulan ve Mahkememiz’ce de denetime elverişli görülmekle benimsenen bilirkişi asıl ve ek raporu birlikte dikkate alındığında; davacının dava konusu genel kurul kararları yönünden butlan ve yönetim kurulu kararları yönünden butlan ve iptali sebeplerinin varlığını usulen kanıtlayamadığı, diğer taraftan davacının aralarında oybirliği ile alınan birçok yönetim ve genel kurul kararının toplantılarında hazır bulunmasına rağmen uzun bir süre sonra hep birlikte dava açarak butlan ve iptallerine yönelik olarak talepte bulunarak geçersizliklerini ileri sürmesinin TMK'nun  2.maddesi bağlamında dürüstlük ilkesine açıkça aykırı olup hukuken korunamayacağı, nitekim konu ile ilgili olarak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. H.D. Başkanlığı’nın 22/01/2020 tarih, 2018/1995E., 2020/91K. sayılı ilamı ile Yargıtay 11.H.D. Başkanlığı’nın 08/03/2018 tarih, 2016/12761E., 2018/1791K. sayılı ilamında da davacının dava konusu genel kurul toplantılarından dava açmadan uzun bir süre önce haberdar olduğu halde dava açmayarak sessiz kalması durumunda   genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitini talep etmesinin TMK'nun 2.maddesi ve iyiniyet kuralı ile bağdaşmadığının açıkça kabul edildiği, bu nedenle de  toplanan deliller ve değinilen içtihatlar dikkate alındığında; açıklanan gerekçelerle davanın haklılığının kanıtlanamadığı anlaşıldığından davacının davasının  reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, açılan davada genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açılmasına rağmen 6102 Sayılı TTK'nun 449.maddesi gereğince yönetim kurulu üyelerinin ve lüzumu halinde eski yönetim kurulu üyelerinin dinlenmeden karar verildiğini, ayrıca tasfiye memurlarına da davetiye çıkartılmasına rağmen tasfiye memurlarının dinlenmediğini, bu nedenle 6102 Sayılı Yasanın 449.maddesi gereğince davanın reddedilmesinin mümkün olamayacağını, hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporunun hatalar içerdiğini, hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazların karşılanmadığını, bilirkişiden alınan raporun kesinlikle açıklayıcı olmaktan uzak, denetime elverişsiz ve hukuken yetersiz olduğunu, mahkemece batıl olan kararlara ilişkin inceleme yapılmadığını, bu yönüyle de kararın hatalı olduğunu, 6102 Sayılı TTK'nda anonim şirketlerde en az beş kişi aranması şartının kaldırılmasının incelendiğinde davacı müvekkili durumundaki \"Saman Adam\" olarak adlandırılan etkisiz kişiler ile yönetim kurulunun doldurulmasının önüne geçilmeye çalışıldığını, müvekkilinin yönetim kuruluna tanınan haklardan faydalanmadığını, kar payı ve herhangi bir ödeme adı altında ödeme almadığını, kayyım raporlarında şirket yöneticilerinden bahsedilirken bir kez dahi olsa isminin zikredilmediğini, şirket iflasından sonra geçen 6 yıllık süreçte tek bir şirket alacaklısının dahi davacı müvekkili aleyhine takip başlatmadığını, müvekkilinin 4/6-a'lı olarak işçi sıfatıyla işçi alacaklarını alamadığı için iflas masasına alacaklarını kaydettirdiğini, bütün bu göstergelerin davacı müvekkilinin \"Saman Adam\" olduğunu gösterdiğini, davalı şirketin aile şirketi olup, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olarak gösterilmeye çalışılmasının pay sahibi aile bireylerinin kendilerini güvence altına almak olduğunun açık olduğunu, SGK'na 2.500.000,00 TL borç bulunduğunu, bu borç ile müvekkilinin karşı karşıya bırakıldığını, yönetim kurulu başkanı ...'nun planının III.kişileri zarara uğratma saiki güttüğü yönünde kuşku bulunmadığını, bu nedenle kararların batıl olması gerektiğini, iflas erteleme esnasında mahkemece kayyım atanmış olmasına rağmen kayyımların onayı haricinde yapılan işlemlerin varlığı, şirketin hakim hissedarı ... tarafından iflas erteleme sürecinde yapıla izahı imkansız borçlanmalar bu işlemlerin hiçbirinin genel kurul veya yönetim kurulu kararıyla yapılmamış olması, kayyım heyetinden onay alınmadan yapılması nedeniyle işlemlerin batıl olduğunu, mahkemece yok hükmünde olan işlemlere dair de karar verilmediğini, genel kurul çağrılarının süresinde ve usulünce yapılmadığını, bazı genel kurul toplantılarında ise bakanlık komiseri bulunmadığını, davacı müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğine dair kayıtların da ihtilaflı olduğunu, emsal içtihatlar gereğince söz konusu kararların yok hükmünde sayılması gerektiğini, davacı müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olarak tutulması sebebinin o dönemlerde zaten iflas erteleme sürecinde olan davalı şirketin sahiplerinin yapmış oldukları kanunun emredici hükümlerine, şirketin temel yapısına aykırı şekilde şirkete ait hastanenin hukuka aykırı şekilde devretmeye çalışmış olmaları, hastalardan ve hasta yakınlarından borç para alınması, ahlaka aykırı olarak çalışanlardan kredi çektirilerek borç para alınmış olması ve birçok sebeple huzurdaki davadaki genel kurul kararlarının batıl olduğunu gösterdiğini, mahkemece gerekçeli kararda yokluk ve butlan halinin ayrıca ayrı ayrı değerlendirilmediğini, her ne kadar huzurdaki davaya SGK pirim borçlarıyla ilgili davalar taraflarınca sunulmuş olsalar da mahkemece bu konuda herhangi bir hüküm kurulmadığını, dava dilekçesindeki esasa ve usule ilişkin vakıalar aydınlatılmadan hüküm kurulduğunu, dilekçenin 1.maddesinde yazılan kişilerin hiçbirisinin dinlenilmediğini, davalı şirket hakkındaki tek bir yetkilinin dahi görüşünün alınmadığını, dava dosyasına sunulan diğer dava dosyalarının dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, Ankara 13. İş Mahkemesinin 2021/142 esas sayılı dosyasında davacı şirketin açtığı davada müvekkilinin fer'i müdahil olduğunu, bu dosyanın incelenmediğini, sermaye artırma amacıyla yapılan genel kurul toplantısında Bakanlık Komiserinin bulunmamasının başlı başına kararın kaldırılması sebebi olduğunu, 04/09/2007 tarihli genel kurulda davalı şirketin sermayesi 300.000,00 TL'den 405.000,00 TL'ye çıkartılırken 6762 Sayıl Mülha TTK'nun 274.maddesi, 6102 TTK'nun 407.maddesi kapsamında Bakanlık temsilcisinin bulunması gerekirken Bakanlık temsilcisinin bulunmadığını, gerekçeli kararda SGK borçlarına ilişkin davalara değinilmediğini, bilirkişinin TMK'nun 2.maddesi yönündeki incelemesinin karara dayanak yapıldığını, bu nedenle 6102 Sayılı TTK'nun 553.maddesine aykırı bir durumun mahkeme kararı ile ayakta tutulmuş olmasının da usul ve esas yönünden kararın kaldırılması için yeterli sebep olduğunu, davalı lehine vekalet ücretine hüküm kurulmuş ise de, gerekçeli kararın davalı vekilinin yargılama boyunca dilekçe sunmadığı gibi duruşmalara da katılmadığını, bu nedenle vekalet ücretini hak etmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, iflas halindeki anonim şirketin 2007 ile 2014 yılları arasındaki genel kurul kararlarının butlanının tespiti ve yönetim kurulu kararlarının iptali istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\t... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin ticaret sicil özetinin incelenmesinde; Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/05/2015 tarih ve 2014/1566 sayılı kararı ile şirketin iflasının açıldığı, Av. ..., Av. ... ve ...'un iflas idare memuru olarak atandığı, 29/12/2016 tarihinde sicilde tescil edildiği, 14/02/2014 tarihli genel kurula göre 3 yıl süre ile ..., ... ve ...'nun yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, ...'nun şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmıştır. <br>\t09/11/2014 tarihli Anonim Şirket Pay Devir Sözleşmesinin incelenmesinde; ...'nun 666.67 nominal değerli iki adet payına karşılık 1.333,34 TL bedel karşılığında bütün hak ve borçlarıyla birlikte ...'na hisselerini devrettiği anlaşılmıştır. <br>\tTicaret hukuku alanında öğretim görevlisi bilirkişiden alınan raporda özetle;  6762 sayılı eTTK ve 6102 sayılı TTK’da yönetim kurulu kararlarının iptali (TTK m. 460.5 haricinde) düzenlenmediğinden, dava konusu yönetim kurulu kararlarının iptalinden söz edilemeyeceği, şartlan varsa kararlann butlanının ya da yokluğunun tespiti şartlarının varlığının incelenebileceği, dava konusu genel kurul kararlanna ilişkin olarak olayda 2007-2014 dönemi arasındaki genel kurul kararlan söz konusu olduğundan ve bu kararlara ilişkin (6762 sayılı eTTK m. 381 ve 6102 sayılı TTK m. 445’de aranan: karardan itibaren üç ay şeklindeki) hak düşürücü süreler dolmuş olduğundan, bu kararlann iptal edilebilirliğinin söz konusu olmayacağı şeklinde bir değerlendirme yapılabileceği, şartlan varsa genel kurul kararlarının butlanının ya da yokluğunun tespiti şartlanın varlığının incelenebileceği, ancak dava konusu olayda belirli kararlara ilişkin butlanın şartlarının oluştuğu değerlendirilse bile, söz konusu hukuka aykırılığın  fiil gerçekleştikten çok uzun süre sonra ve bu kararlara olumlu oy vermiş kişi tarafından ileri sürülmesinin TMK m. 2 hükmüne ne ölçüde uygun olduğu hususunun önem taşıdığı, Yargıtay'ın “genel kurula katılıp da ret oyu vermeyen üyenin yokluk ve butlan halinin tespitini istemesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı düştüğünün kabulü gerektiği” yönündeki yaklaşımı da göz önünde bulundurulduğunda, davacmın her birinde onayı ve imzası bulunan, dolayısıyla hakkında müspet vukuf sahibi olduğu kararların -şartları varsa- geçersizliğini 5 ila 12 yıl sonra ileri sürmesinin dürüstlük kuralı karşısında kabul edilebilir olup olmadığı hususunun da diğer hususlar gibi  mahkemenin takdirinde olduğu, davacının butlanı ileri sürmesinin TMK m. 2’ye  aykırı  olmadığı kabul edilecek olursa: davacının henüz pay sahibi değilken, payı iktisap etmeden önce genel kurulda yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiş olmasının, 6762 sayılı eTTK m. 312/11 hükmü ile uyumlu olduğu, toplantılarda denetçinin üç yıldan daha kısa süreler için seçilmiş olmasının eTTK m. 347/11 hükmü ile uyumlu olduğu, Genel kurul toplantısında önceki yıllara ilişkin dönemlerin görüşülmesinin ya da toplantıların yılın ilk üç ayı geçtikten sonra gerçekleştirilmiş olmasının kararların geçerliliğini etkilemeyeceği, ileri sürülen diğer eksikliklerin de sabit olsalar dahi sadece iptal edilebilirlik yaptıranına yol açabileceği, ancak butlan ya da yokluğa yol açacak nitelikte olmadıkları  şeklinde değerlendirme yapılabileceği, Davacının “saman adam” niteliğinde yönetim kurulu üyesi olmasının kararların  butlan ya da yokluğuna yol açmayacağı şeklinde bir değerlendirme yapılabileceği, davalı şirketin 19/03/2007, 29/03/2010, 25/11/2010 tarihli genel kurul toplantılarında alınan kararların ve 26/01/2011 tarih ve 2011/01 sayılı, 30/03/2012 tarih ve 2012/01 sayılı, 30/10/2013 tarih ve ve 2013/011 sayılı, 11/02/2014 tarih ve 004 sayılı ve 11/02/2014 tarih ve 20014/003 sayılı yönetim kurulu kararlannm, alındığı dönemde yürürlükte olduğu 6762 sayılı eTTK hükümleri ve ilgili ikincil mevzuat ile uyumlu olduğu, butlan ya da yokluğu gerektirecek temel bir eksiklik saptanamadığı yönünde bir değerlendirme yapılabileceği, davalı şirketin 26/04/2007 tarihli genel kurul toplantı tutanağının zorunlu olmasına rağmen TTSG’de ilan edilmemiş olduğu, bu itibarla oylama yapılıp yapılmadığının, yeterli toplantı ve karar yeter sayılarının bulunup bulunmadığının, toplantıya o dönem yürürlükte olan eTTK m. 274 uyarınca katılması zorunlu olan hükümet komiserinin katılıp katılmadığının gösterilmediği, özellikle de ilgili tutanağa ilişkin gösterilen noter onayının da sahte olabileceği ihtimalleri değerlendirildiğinde, aksi davalı tarafından ispatlanmadığı müddetçe, 26/04/2007 tarihli genel kurul toplantısında alman kararların butlanının tespitinden söz edilebileceği şeklinde bir değerlendirme yapılabileceği,11/04/2012 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlarda ise, takdiri sayın mahkemede olmak üzere, “tek başına” butlanı ya da yokluğunu gerektirecek bir kanuna aykırılık saptanamadığının değerlendirilebileceği,<br>\tTicaret hukuku alanında öğretim görevlisi bilirkişiden alınan ek raporda özetle;  dava konusu 26/04/2007 tarihli Genel Kurul toplantısında alınan sermaye artırım kararının hukuka uygun olduğu, sözkonusu toplantıda hükümet komiserinin de bulunduğu ve tutanağı imzaladığının görüldüğü,davacının da oyu ile birlikte oybirliği ile alınan dava konusu kararın butlan ya da yokluğunu gerektiren bir hukuka aykırılığın mevcut olmadığı,  anılan karar geçerli olduğu için 11/04/2012 tarihli genel kurul toplantısında alınan sermaye artırım kararının da geçerli olduğu, tarihli genel kurul toplantısı tutanağı ışığında 26/04/2007 tarihli genel kurul toplantısında alınan sermaye artırım kararının geçerli olduğu, bu nedenle 11/04/2012 tarihli genel kurul kararında alınan sermaye artırım kararını etkileyen bir eksiklik bulunmadığı, dava konusu 14/02/2014 tarihli toplantıda genel kurulun “davacı da dahil olmak üzere” tüm pay sahiplerinin katılımıyla toplandığı, toplantıda kararların %100 toplantı ve %100 karar yeter sayı ile alındığı, toplantıda alınan kararların 2013 yılı bilanço ve kâr/zarar hesaplarının oybirliği ile onaylanması, Yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin oybirliği ile ibra edilmesi, İçlerinde davacı da olacak şekilde yeni yönetim kurulu üyelerinin oybirliği ile seçilmesi ve Denetçinin oybirliği ile seçilmesi şeklindeki kararlardan ibaret olduğu, Toplantıya “bakanlık temsilcisinin katılmamış olduğu”, ancak Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik m. 32 gereğince bunun gerekli olmadığı ve söz konusu hususun kararların geçerliliğini etkileyemeyeceği,bu nedenle sözkonusu karar yönünden de butlan sebebinin mevcut olmadığı belirtilerek diğer hususlarda asıl rapordaki tespitlerin tekrar edildiği belirtilmiştir. <br>\tBilindiği üzere, bir genel  kurul toplantısından söz edebilmesi için ana sözleşme ve yasanın öngördüğü yeter sayılarla alınmış bir kararın varlığı gerekli olup,  ortaklarca yasal bir genel kurul gerçekleştirilmemiş ise, bu toplantıda alınan kararlar yok hükmünde olacaktır. Ayrıca, toplantı veya karar yeter sayılarının sağlanamadığı, bakanlık temsilcisinin katılmasının zorunlu olduğu genel kurula katılmadığı toplantılar da yine aynı şekilde yok hükmünde sayılması gerekecektir. Bir genel kurul usul ve şekil kurallarına uygun olarak yapılmış olsa da konusu imkansız ya da Yasa'nın veya ana sözleşmenin emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına, şirketin temel yapısına ve sermayenin korunmasına dair hükümlere aykırı olan kararlar da batıl sayılacaktır. Yokluğun veya batıllığın tespiti hususunda dürüstlük kurallarına aykırı düşmedikçe olumlu oy vermiş paydaşlar da dahil olmak üzere menfaat sahibi tüm ilgililer herhangi bir süreye tabi olmaksızın dava açabileceklerdir. Ancak, yokluk ve butlanı gerektiren hususun öğrenilmesinden sonra uzun süre sessiz kalıp dava açmayan ilgililer yönünden TMK'nun 2. maddesi uyarınca dava açma hakkının düşüp düşmediğinin de değerlendirilmesi gereklidir.  <br>\tBu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde; davacının hissedarı olduğu davalı  ... Sağlık Hizmetleri A.Ş 'nin 2007-2014 yıllarında yapılan  Genel Kurul Kararlarının  butlanının tespitine, söz konusu genel kurul kararlarına dayalı olarak tesis edilen ve davacının da katılımcısı olduğu yönetim kurulu kararlarının iptaline yönelik  olarak işbu dava açılmıştır. <br>\tTicaret hukuku alanında öğretim görevlisi bilirkişiden alınan kök ve ek raporda  belirtildiği üzere, davalı şirketin davaya konu genel kurul kararlarının (19/03/2007, 26/04/2007, 29/03/2010, 25/11/2010, 11/04/2012 ve 14/02/2014 tarihli genel kurul toplantılarında alınan kararların) ve yönetim kurulu kararlarının (26/01/2011 tarih ve 2011/01 sayılı, 30/03/2012 tarih ve 2012/01 sayılı, 30/10/2013 tarih ve ve 2013/011 sayılı, 11/02/2014 tarih ve 004 sayılı ve 11/02/2014 tarih ve 2014/003 sayılı yönetim kurulu kararlarının) alındığı dönemde yürürlükte olduğu mevzuat ile uyumlu olduğu, butlan ya da yokluğunun tespitini gerektirecek bir eksiklik saptanmadığının ve  davacının genel kurulların her birinde onayı ve imzası bulunduğunun tespit edildiği, bu bağlamda davacının hakkında müspet vukuf sahibi olduğu kararların batıl olduğunu dava tarihine göre 5-12 yıl sonra ileri sürdüğü, davacının katılımı ile alınan genel kurul kararlarından dava açmadan uzun bir süre önce haberi olduğu halde dava açmayarak sessiz kalmasının TMK'nun 2 maddesi uyarınca dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu  anlaşıldığından, davacının  davalı şirketin  davaya konu Genel Kurullarının butlanının tespitine, söz konusu genel kurul kararlarına dayalı olarak tesis edilen ve davacının da katılımcısı olduğu yönetim kurulu kararlarının iptaline karar verilmesi isteminin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağından ilk derece mahkemesince davanın reddine yönelik verilen karar usul ve yasaya uygundur (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/03/2018 tarih ve 2016/12761 Esas 2018/1791 Karar sayılı emsal içtihatı).<br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \t<br>HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacıdan alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/09/2024<br><br><br>Başkan-          Üye -                        Üye                   Zabıt Katibi - <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"498e17446c2449dd","SID":"b56575ba8c836fd3"}}