{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2021/1045 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1510<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 10/12/2020<br>NUMARASI\t\t: 2018/528 Esas  2020/647 Karar <br>DAVA\t\t: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ\t: 12/09/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 12/09/2024<br> <br>İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/528 Esas ve 2020/647 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...dava dilekçesi ile; Davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki neticesinde davacı şirket tarafından kepçe çalışması, tanker su, silindir çalışması, bypass ve nakliye bedeli olarak davalı şirkete 22/11/2017 tarihinde 6.661,10 TL'lik fatura düzenlendiğini, faturaya ilişkin davalı şirket tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, davacı şirket tarafından 14/03/2018 tarihinde Kemalpaşa İcra Müdürlüğü'nün 2018/713 Esas sayılı takip dosyası ile davalı şirket aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı şirket tarafından 26/03/2018 tarihinde takibe haksız olarak itiraz edildiğini, 28/03/2018 tarihinde takibin durdurulduğunu, haksız ve kötüniyetli itirazın iptali ve takibin devamına davalı şirket aleyhine %20'den az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmasını talep ve dava ettikleri görülmüştür. <br>Dava dilekçesinin davalı şirkete tebliğ edildiği, davalı şirket vekilinin 07/06/2018 tarihli yanıt dilekçesi ile; Yetki itirazında bulunduklarını, yetkili Mahkemenin Kemalpaşa Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacı şirket  ile davalı şirket arasında herhangi bir anlaşma protokol vs. Olmadığını, davacı şirketçe iddia edilen işlerin yapılmadığını, davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı şirket üzerinde bırakılmasını talep ettikleri görülmüştür.  <br>Kemalpaşa İcra Müdürlüğü'nün 2018/713 Esas sayılı takip dosyasının Mahkememiz dosyasına celb edildiği, dosyanın yapılan incelemesinde; Alacaklısının dosyamız davacısı şirket olduğu, borçlusunun dosyamız davalısı şirket olduğu, 6.661,10 TL asıl alacak 190,29 TL işlemiş faiz olmak üzere 6.860,39 TL üzerinden takibin başlatıldığı, 26/03/2016 tarihinde borca, yetkiye, faize ve tüm ferilerine itiraz ettikleri, 28/03/2016 tarihli karar ile itirazın durdurulmasına karar verildiği görülmüştür.<br>Dava, Taraflar arasında davacının davalı şirket adına 22/11/2017 tarihli faturada gösterilen hizmetleri sunduğu ve malzeme verdiği ve fatura bedelinin davalı tarafça ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibine itirazın iptali davasıdır.<br>Davalı tarafça her ne kadar yetki itirazında bulunulmuş ise de davalı şirket merkezinin Mahkememiz yetki sınırları içinde olduğu, ayrıca iddia edilen çalışmaların Kemalpaşa İlçe sınırları içinde olduğu görülmekle Mahkememizin yetki sınırları içinde kaldığı görülmüş ve yetki itirazının reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.<br>Taraflara ait ticari defter ve kayıtların dosyaya sunulması veya bulunduğu adresin bildirilmesi konusunda verilen süre içinde bulunulan beyanlardan sonra taraf defterleri üzerinde inceleme yapılmak üzere dosyanın SMMM bilirkişisine tevdi edildiği, bilirkişi tarafından 10/01/2019 raporun düzenlendiği görülmüştür.<br>Bilirkişi raporunun yapılan incelemesinde; Davacı tarafın yasal defter ve dayanağı belgelerinin incelemesinde, davacı şirkete ait ticari defter ve kayıtlarda takibe dayanak gösterilen faturanın davacı defterlerinde gösterildiği ancak davalı kayıtlarında herhangi bir biçimde davacı alacağı olarak bir bedelin gösterilmediği, davacı kayıtlarına göre davacının davalıdan 22/11/2017 tarih, 015100 seri nolu 6.661,10 TL'lik fatura bedelinden dolayı takip ve dava tarihi itibari ile alacaklı olduğunu, bu faturanın dosya içeriğinde mevcut belgeler kapsamında PTT aracılığı ile davalı şirkete tebliğ edildiğini, ancak fatura içeriği işlerin davalı adına yapıldığı / teslim edildiği / verildiği hususlarına yönelik olarak herhangi bir yazılı belgenini mevcut olmadığı yönünde kanaat bildirildiği görülmüştür.<br>Raporun taraflara tebliğ edildiği, davacı vekili tarafından rapora itiraz edildiği, dosyanın  ek rapor düzenlenmek üzere bilirkişiye yeniden tevdi edildiği, 06/03/2019 tarihli raporun incelemesinde; Kök raporda bahsedildiği şekli ile davacının davalıdan takibe ve davaya konu ettiği hizmet faturasına yönelik tüm hususları kanıtlaması / belgelenmesi halinde davalı şirketten takip tarihi itibari ile 6.661,10 TL alacaklı olacağı kanaatine varıldığını, kök rapordaki görüş ve kanaatlerinde herhangi bir değişiklik olmadığı hususunun bildirildiği görülmüştür. <br>Yapılan incelemede davacı tarafından dayanılan faturanın öncesinde 03/11/2017 tarihli 015078 nolu irsaliyeli faturanın iptal edildiği, dayanılan faturanın iptal sonrası düzenlendiğinin beyan edildiği görülmüştür.  Davacı tarafça iptal edilen faturaya dayalı yapılan teslime ilişkin irsaliyeli faturada adı geçen ...'nın şirket çalışanı veya yetkilisi olup olmadığı hususunda İzmir SGK İl Müdürlüğü ile yazışmalar yapıldığı görülmüştür.<br>Davalı tarafa teslim edildiği beyan edilen hizmete ilişkin düzenlenen ilk faturanın iptali sonrası düzenlendiği beyan edilen ikinci faturanın iptale dayalı hizmetten kaynaklı olarak düzenlendiğini gösterir delil ve belgelerin dosyaya sunulması istenmiş ise de bu konuda kayıtların dosya içinde tespit edilemediği anlaşılmıştır.<br>Taraflara ait ticari defter ve kayıtların incelemesinde davacı tarafından dayanılan faturanın davacıya ait ticari defter ve kayıtlarda mevcut olmasına rağmen davalıya ait kayıtlarda mevcut olmadığı anlaşılmıştır.<br>HMK mad. 222'nin 7251 Sayılı Kanun ile değişikliği sonrası \" Diğer tarafın 2. Fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi lehine delil olarak kullanılamaz\" hükmü getirildiği, buna göre bir tarafın ticari defterlerinde bulunan kaydın diğer tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olmaması halinde o kayda dayanılamayacağının düzenlendiği görülmüştür. Bu düzenleme karşısında her ne kadar davacı şirkete ait ticari defter ve kayıtlarda icra takibine dayanak faturanın kayıtlı olduğu tespit edilmiş ise de usulüne uygun şekilde düzenlendiği ek bilirkişi raporu ile tespit edilen davalıya ait ticari defterlerinde söz konusu kaydın bulunmadığı, bu durumda davacının bu kayda dayanamayacağı anlaşılmıştır. <br>Dosyada yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; Davacı tarafça davalı şirkete verildiği belirtilen hizmetlere ilişkin düzenlenen 22/11/2017 tarihli faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine itirazın iptali istemi ile iş bu davanın açıldığı, davacı tarafça davalıya verildiği beyan edilen hizmetlere ilişkin belgelerin dosyaya sunulduğunun belirtildiği, dayanılan faturanın taraflara ait ticari defter ve kayıtlarda mevcut olup olmadığı yönünde yapılan bilirkişi incelemesinde her iki taraf defterinin gerekli açılış ve kapanış onaylarının yapılmış olduğu ve usulüne uygun tutulduğunun kabulü gerektiği, taraflara ait defterlerde yapılan incelemede dayanılan faturanın davacıya ait kayıtlarda gösterilmesine rağmen davalı defterlerinde mevcut olmadığı, 7251 Sayılı Kanun ile Değişik HMK 222/2  uyarınca dayanılan hususta hiç bir kayıt bulunmaması halinde ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı hükmünün getirildiği, buna göre davacı tarafın düzenlenen bu fatura yönünden fatura içeriği ile ilgili edim iddiasını şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispatlayamadığı...'' gerekçesi ile; Davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.  <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; eksik inceleme sonucunda verilen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, verilen hizmetten dolayı kesilen fatura yönünden alınan iki bilirkişi raporunda müvekkili şirketin alacaklı olduğu tespitine rağmen yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hizmetin verildiğinin müvekkili tarafından ispatlandığını, davalının verilen hizmet bedelini ödediğini ispatlaması gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemidir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;<br>i) İlamsız takip yapılmış olması,<br>ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,<br>İii) İtirazın  alacaklıya  (davacıya)  tebliğinden  itibaren  alacaklının,  bir  yıl  içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.<br>Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.<br>Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.<br>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)    <br> 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.<br>Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; \" (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.\t\t<br>Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama  ise; \"Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.<br>TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin \"Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.\" şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura  düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi  bir  ilişkinin  bulunmasının gerekli  olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir  ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden  düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın  adına  tanzim  edilen  aleyhine  ispat  vasıtası  olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen  tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim  edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.<br>Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.<br> Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle itirazın iptali davasında davacının icra takibine dayandığı sebeplerle bağlı olmasına, takibe dayanak faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmamasına, icra takibine dayanak faturadaki hizmetin verildiğinin davacı tarafından yasal delillerle ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/12/2020 tarih ve 2018/528 Esas  2020/647 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 59,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,    <br>3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 12/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dcd2ccd16f16c364","SID":"f871e044e99fc17b"}}