{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 6. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2024/1750 <br>KARAR NO: 2024/1903<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/06/2024<br>ESAS NO: 2023/1038<br>KARAR NO: 2024/588<br>DAVANIN KONUSU: Alacak <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 10/10/2024<br>Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/06/2024 tarih ve  2023/1038  Esas -  2024/588 sayılı kararı davacı vekili tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kooperatifin üyesi olduğunu, konut tahsis edildiğini, ancak davalının borcundan dolayı müvekkiline verilen konutun satıldığını, davalı tarafından müvekkiline 28/08/2007 tanzim, 29/10/2017 vade tarihli, 135.000-TL bedelli senet verildiğini, senedin vadesinde ödenmediğini, müvekkilinin Kayseri 3. İcra Dairesi' nin ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, dosyanın daha sonra Genel İcra Dairesi' nin ... Esasına kaydedildiğini, müvekkilinin uzun süren uğraşlar sonucu alacağını 219.264,86-TL olarak tahsil ettiğini, ancak bu parayla ev alamadığının, aşkın zararı oluştuğunu, munzam zarar konusunda emsal Yargıtay kararları bulunduğunu, munzam zararın koşullarının oluştuğunu, davalının para borcunu ifasında temerrüdünün söz konusu olduğunu, 6 yıla yakın zamandır takibinin deva ettiğini, tüm bu nedenlerle şimdilik 1.000-TL aşkın zararın ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kooperatifin konut yapımlarının devam ettiğini, davacının kendisini tahsis edilen dairesi ile ilgili olarak mülkiyet hakkı doğmadığını, davacının kendisine verilen konuta ilişkin ödemelerini tam olarak yapmadığını, dolayısıyla müvekkilinin borcundan dolayı icra yoluyla satılan daireden kaynaklı olarak davacının aşkın zararının doğmadığını, davacının müvekkili kooperatiften istifa ettiğini, istifa nedeniyle ancak çıkma payı alacağı talep edebileceğini, müvekkilinin icra baskısı altında ödeme yaptığını, dosya borcunun tüm ferileriyle birlikte kapatıldığını, davacının aşkın zarar talep etmesinin bu anlamda da mümkün olmadığını, yine davacının Melikgazi Belediyesi' nde zabıta şefi olduğu dikkate alındığında hayat ettiği konutu almaya her türlü ekonomik imkanı bulunduğunu, açıklanan nedenlerle davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; \"....Somut davada, davacı vekiline munzam zarar talebini somutlaştırmak ve buna ilişkin delillerini sunmak üzere süre verilmiş olup davacı vekili tarafından davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve bilirkişi incelemesi neticesinde gerçek zararlarının ortaya çıkacağına ilişkin beyan dilekçesi sunulduğu görülmüştür. Davacının,davalı kooperatif üyesiyken kendisine tahsis edilen dairenin icra yoluyla satıldığı ve dairenin yerine geçmek üzere kendisine 135.000,00-TL bedelli senedin anlaşma doğrultusunda verildiği anlaşılmıştır.Davacı tarafından senedin yaklaşık altı sene sonra tahsil edildiği, kooperatiften alacağı para ile konut alacağı hayaliyle yaşadığı, uzun süre alacağını tahsil edemediğinden bu hayalini gerçekleştiremediği, bugün tahsil edilen para ile ancak bir veya iki yıllık kira parasını ödeyebileceği beyan edilmişse de davacının bu beyanıyla genel anlamda enflasyon nedeniyle yoksun kaldığı karı talep ettiğinin anlaşıldığı, somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü iddia ve ispat edilmediğinden ...\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili  istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk Derece  Mahkemesinin, istinafa konu kararında, \"davacının, davalı borçlunun borcunu geç ödemesi yüzünden dolayı zarara uğradığını\" kanıtlama durumunda olduğunu ifade ettiğini, mahkemeye borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararları kanıtlamak amacı ile  3 adet tanık isim ve adreslerini bildirip dinlenmesini istediklerini, mahkemenin  \"dosyaya katkı sağlamayacağı\" gerekçesi ile tanık dinletme talebini reddettiğini, Yargıtay'ın 15.HD nin 06.12.2018 tarih 2018/ 3765 E. 2018/ 4907 K. sayılı kararında her ne kadar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış ise de, Anayasa  Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği 21.12.2017 Gün  ve 2014/ 2267 sayılı başvuru numaralı kararı karşısında hak ihlaline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanmak gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, adil dengenin korunması, Anayasa Mahkemesi kararlarını bağlayıcılığı niteliği göz önünde tutularak enflasyon ve buna bağlı döviz kurları ,diğer yatırım araçlarını faiz oranları ile birlikte getirilerini temerrüt faizinden fazla olması halinde munzam zararını varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiş bulunduğunu, müvekkilini somut zararlara uğradığı yönündeki delillerin kaal\"e  dahi alınmadan reddedilmesi, kaldı ki soyut delilleri yeterli gören yüksek mahkeme kararları karşısında, İlk Derece Mahkeme kararı, yasaya, Yargıtayın önceki ve son dönemde vermiş olduğu kararlarına, Anayasa Mahkemesinin \"hak ihlaline\" ilişkin kararlarına uygun düşmediğini belirterek; istinaf dilekçesinde arz edilen nedenlerden dolayı, adı geçen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br> HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, TBK. 122. maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacının munzam zarar yönünden talebinin yasal dayanağı 6098 sayılı TBK'nın 122. Maddesinde yazılı aşkın zarardır. Munzam(aşkın) zarar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.<br>Dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak bir zarara uğramış ise,  borçlu,  geç   ödemeden  dolayı  kendisinin hiçbir   kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır. Yasa bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır. Ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde, munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır. Kısacası, munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 karar sayılı kararında da değinildiği üzere; bu konuda kanıtlanması gereken, belli paranın gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Doğaldır ki bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan olası (muhtemel) kar ya da varsayılan (farzedilen) gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Hal böyle olunca davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği açıktır.Munzam zararın tazmini için alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak inanılır, kesin ve net bir biçimde kanıtlamak zorundadır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Davacının enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olguları değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğünü kanıtlaması gerekir. Aksi halde soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik gelişmeler TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez(Yargıtay\t18. Hukuk Dairesi'nin 14.12.2015 Tarih, 2015/5164 E.-18416 K. Sayılı kararı).<br>Bunun gibi, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının   başkaca   bir   hususu   kanıtlamadan   sadece   ülkenin   içinde bulunduğu ekonomik durumu TBK' nin 122. maddesindeki munzam zararın kanıtı olarak göstermesi ve ekonomik gelişmelerin getirdiği olumsuzluğun gerçek zarar olarak kabulü mümkün değildir. Zira, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon (ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar) oranında bir zarara uğradığının varsayılması,  3095 sayılı Kanunla belirlenen faiz oranlarını mahkeme kararıyla enflasyon oranına çıkaracak niteliktedir. Bu ise mümkün değildir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/11-418 Esas 2012/9874 Karar sayılı ilamı;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/11-668 Esas 2007/798 Karar sayılı ilamı).Bu halde TBK'nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan-munzam zararın, Ülkede varlığı kabul edilen  genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat  faizleri vb. gibi) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerekir. Davacı ileri sürdüğü munzam zararını somut olgularla kanıtlamadıkça zarar miktarının saptanması gerçekçi olmayıp varsayımsal kalacaktır.<br>Yargıtay 11 HD. Nin  2018/1512 Esas - 2019/3201 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK'nın 105.) kusur karinesini benimsemiştir. Munzam  zarardan  kaynaklanan  tazminat  borcunun  doğması için aranan kusur, borçlunun  temerrüde  düşmekteki  kusurudur.  Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki  kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak  munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl  alacağının  varlığını, bu  alacağın  geç  veya  hiç  ifa edilmemesinden  dolayı  temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile  borçlu  temerrüdü  arasındaki  uygun  illiyet  bağını ispat etmekle yükümlüdür.Somut olayda, davacının davalıdan aldığı kambiyo senedini takibe koyduğu, alacağın tahsil edildiği, icra marifetiyle tahsil sırasında belirli bir sürecin geçtiği, davalının kötü niyetli olarak tahsilatın yapılmasını engellediği, sürüncemede bıraktığı da kanıtlanmamıştır. Aynı biçimde, kambiyo senedine konu olan alacağın tahsili yöntemi yasada düzenlenmiş ve yaptırımları da yine yasada öngörülmüştür. Şu durumda, icra aşaması ve yerine getirme aşamasının uzamasından kaynaklandığı ileri sürülen munzam zarardan, davalının sorumlu tutulmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2010/7425 Esas- 2011/7464, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi2022/5517 Esas 2024/1835,  2022/3805Esas  2024/1779 Karar sayılı kararı da benzer mahiyettedir.)<br>Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince  istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 07/06/2024 tarih ve 2023/1038 E. - 2024/588  sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,  <br> 2-Alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafından peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, <br>3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, <br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere  oy birliği ile karar verildi.  09/10/2024\t\t\t<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"555087c0e79fa608","SID":"d5f0220a6040713b"}}