{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/534 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1416<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/02/2017 (Dava) - 22/09/2021 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2021/26 Esas - 2021/140 Karar<br>DAVA\t\t: Markaya Tecavüzün Durdurulması, Maddi Tazminat<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 09/10/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 09/10/2024<br><br>\tİstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/26 Esas-2021/140 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin Türk Patent Enstitüsü tarafından verilen 14/04/2005 tescil tarihli 2005-13724 marka nolu 14/04/2015 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile yenilenmiş bulunan ...<br> markasının sahibi olduğunu, bu markayı iş yerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında kullandığını, bilinen marka haline geldiğini, söz konusu markanın davalı adresinde davalı tarafından işletilen kuaför salonunda tabelaya asılmış halde kullanıldığının kasım 2016 tarihinde müvekkili şirket tarafından öğrenildiğini ve derhal Bornova 3. Noterliğince 22/11/2016 tarihli düzenleme şeklinde tutanak ile durumun tespit edilmiş olduğunu, davalının haksız yere izinsiz olarak müvekkilinin markasını kullanmaya devam ettiğini, hatta davalının tweetlerinde bile müvekkilinin markasını kullandığının görüldüğünü, 556 sayılı KHK uyarınca tecavüz edilen fiillerin durdurulması ile manevi tazminat hakları saklı kalmak üzere maddi tazminat taleplerinin bulunduğunu, davalı tarafın müşteri toplayıp bu suretle kazancını arttırdığını, davalının hizmeti yeterince iyi vermemesinin müvekkilinin itibarını zedelediğini, maddi-manevi zararına neden olduğunu, marka sahibinin uğradığı zararın, sadece fiili kaybın değerini değil, ayrıca marka hakkına tecavüz dolayısıyla yoksun kalınan kazancı da kapsadığını, nitekim söz konusu adreste müvekkilinin markası ile davalı tarafından işletilen kuaför salonuna ilişkin çok sayıda şikayet olduğunun internetten yaptıkları araştırmada görüldüğünü, bu hususun markanın ekonomik değerinin azalmasına sebep olan bir husus olduğunu, yoksun kalınan karın hesabında da 556 sayılı KHK'nun 66/c maddesi gereğince lisans sözleşmesi yapılmış olsaydı müvekkilinin elde edeceği menfaate göre hesaplanmasını talep ettiklerini belirterek, marka hakkına tecavüz fiillerinin durdurulması, tecavüzün giderilmesi ile fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak üzere belirsiz alacak olarak şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline, mahkeme kararının masrafının davalı tarafından karşılanarak kamuya duyurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davacının muvafakati ile ... markasını salon ismi olarak kullandığını, davacının gerek internet sitesinde gerekse sosyal medya hesaplarında müvekkili tarafından işletilen salonu ... Şubesi/Salonu olarak anons ettiğini, davacının markaya tecavüz edildiği yönündeki iddiasının son derece kötü niyetli olduğunu, işbu davanın 07/02/2017 tarihinde açıldığını, dilekçeleri ekinde Bornova 6. Noterliğinin 22/02/2017 tarih, 2745 yevmiye numaralı e-tespit tutanağı bulunduğunu, anonim şirket şeklinde teşekkül eden ve basiretli tacir gibi davranma ödevi ile hareket eden davacının, dava tarihi olan 07/02/2017'den sonra dahi müvekkili ...'i ve ...'da bulunan salonu şubesi olarak tanıttığını, davacının www...com adresindeki web sitesine ilişkin bu görsellerin sunulduğunu, davacının dava dilekçesinde müvekkili tarafından ... tabelasıyla salonun işletildiğinden Kasım 2016 itibariyle haberdar olduğunu iddia ettiğini, yaptırılan tespit ve sunulan görüntülerin, davacının beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, ne denli kötü niyetli olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, tespitin yapıldığı .../... Sokak, No:..., ..., ..., ... adresinde ... isimli salonun Aralık 2014 tarihinde faaliyete başladığını, anılan salonun davacının grup şirketi olan ve hissedarlık yapıları aynı olan ... A.Ş tarafından açıldığını, belirtilen tüzel kişilerin hissedarlık yapılarıyla, iştigal konularının sorulmasını talep ettiklerini, müvekkilinin, davacı bünyesinde ... markasıyla işletilen salonlarda uzun yıllar bayan kuaförü olarak çalıştığını, kıdem ve başarısı sebebiyle davacı tarafından ...'daki şubenin idaresi ve işletilmesi adına tek yetkili olarak getirildiğini ve salonun kendisine teslim edildiğini, ancak Bayraklı'nın Aralık 2014'te yeni gelişiyor olması, arzulanan popülariteye henüz ulaşmaması sebepleriyle ... Şubesi salonunun müvekkili ...'e devredildiğini, devre ilişkin yıllara sair güven ilişkisi sebebiyle yazılı bir sözleşme akdedilmediğini, sadece devir bedeline ilişkin olarak her biri 4.000,00 TL bedelli 33 adet toplamda 134.000,00 TL bedelli senetlerin düzenlendiğini, işbu dava tarihine kadar 10 senedin müvekkili tarafından ödenmiş olup diğer senetlerin davacının uhdesinde olduğunu, müvekkilinin salonu Mart 2016 tarihi itibariyle devraldığını, o tarihten dava dilekçesinin müvekkili tarafından tebliğ alındığı tarihe kadar davacının muvafakatiyle ... markası kullanılarak işletildiğini, müvekkilinin, ... isminden bağımsız olarak tamamen kendi şahsi emek ve başarısıyla salonu işler ve prestijli hale getirdiğini, ... salonlarının yaşadığı prestij kaybına karşılık, müvekkilinin salonunun yükselişinin davacının dikkatini çektiğini, dava tarihinden hemen önce müvekkiline son derce ağır şartlar içeren ve yüksek bedelli bir franchise sözleşmesi sunulduğunu, davacı haksız ve asılsız şekilde, müvekkilinin kalitesiz hizmet sunduğunu, bu sebeple markanın itibarının zedelendiğini iddia etmekteyse de bu duruma ilişkin hiç bir delil sunmadığını, ancak, davacının resmi Facebook sayfasına yapılan müşteri şikayetlerinin asıl davacının işlettiği salonların itibar ve hizmet kalitesinde düşüş olduğunu gösterdiğini, güzellik salonu ya da kuaförlük hizmetinde asıl olanın müşteriye birebir hizmeti sunmak olduğunu, müvekkilinin bizzat şahsi emek, mesai ve yeteneği ile ...'da bulunan salonu bir yere getirerek başarı kazandığını, davacının müvekkiline muvafakatini destekleyen diğer olgu ve delillerin ise; davacının grup şirketi olan ... A.Ş'nin tescilli adresinin hali hazırda müvekkilinin salonun bulunduğu adres olması olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu'na yapılan yapılandırma başvurularında adres olarak yine müvekkilinin salonunun adresinin gösterildiğini, iş yerinin hali hazırda ... ve ... Elektrik aboneliklerinin ... A.Ş adına olduğunu, müvekkiline İzmir Kuaförler Manikürcüler ve Güzellik Salonu İşletmecileri Esnaf ve Sanatkarlar Odası tarafından verilen sicil belgesinde salon adı olarak ...  olarak belirtildiğini, davacının muvafakati olmaksızın bu belgenin tanziminin mümkün olmadığını, noterlikçe tanzim edilen e-tespit tutanağındaki tüm bu olguların işbu davadaki markanın izinsiz/haksız kullanıldığı iddiasının ne denli gerçeklikten uzak olduğunu ortaya koyduğunu, devir tarihinden itibaren devir bedelini düzenli senetlerle tahsil eden davacının, müvekkilinin davacı markasıyla salon işlettiğini bilmemesi iddiasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, müvekkilinin işbu dava dilekçesinin tebliği ve mahkemece yapılan keşif sonrasında ... markasına ilişkin tüm kullanımlarına son verdiğini, keşif sonrası davacının kullanımını engelleme niyetini öğrenen müvekkilinin derhal ... markasını kullanmaya son verdiğini, tabelasını ve iş yerinde markanın geçtiği tüm ürünleri kaldırıp imha ettiğini, davacının, devir tarihinden sonra müvekkili tarafından markasının kullanımından rahatsız olduğuna dair herhangi bir bildirim yapmadığını, müvekkilinin dava dilekçesinin tebliği ve keşif sonrasında bu durumdan haberdar olduğunu, davacının maddi ve manevi tazminat talepleri ile ihtiyati tedbir taleplerinin haksız olduğunu, davada müvekkili şirket tarafından izinsiz bir kullanımın söz konusu olmadığını, davacının eylemlerinin devir sürecinde ve sonrasında markanın müvekkili tarafından kullanılmasına izni olduğunu ortaya koyduğunu, davacının 1 yıl boyunca kullanıma sessiz kaldığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşabilmesi için geçen sürenin ne olduğu konusunda 89/104 sayılı Yönerge'nin 9.maddesinde ifade edilen beş yıllık sürenin esas alınabileceğine ilişkin görüşler mevcut olsa da doktrindeki hakim görüşün, söz konusu sürenin somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği yönünde olduğunu, dava konusu olayın özellikleri incelendiğinde, davacının dava konusu ettiği durumdan haberdar olmasına karşılık yaklaşık bir yıl boyunca sessiz kalmayı tercih ettiğini, buna bağlı olarak da davanın reddi gerektiğinin açık olduğunu, davacının zararının olmadığını, bu zararın varlığını ispatla yükümlü olan tarafın davacı taraf olduğunu, ancak ispat edecek herhangi bir bilgi/belge ibraz edemediğini, maddi tazminat talep edilebilmesi için öncelikle marka hakkına tecavüzün mevcut olması gerektiğini, ayrıca, müvekkilinin zaten salonun devrine ilişkin olarak bir bedel ödediğini ve ödemeye devam ettiğini, 134.000,00 TL olarak belirlenen devir bedelinin muhtemel tazminat miktarından mahsubu gerektiğini, işbu davada markaya tecavüz ya da markanın itibarına zarar verilmesinin söz konusu olmadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir.<br>DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI:<br> Mahkemece daha önceden \"davanın kısmen kabulü\" ne dair verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde, Dairemizin 14.01.2021 tarihli, 2020/119 E. - 2021/31 K. sayılı kararında; \"....Davacı taraflar arasında bir marka lisans sözleşmesinin bulunmadığını, marka lisans sözleşmesinin yazılı şekle bağlı olduğunu, işletme devrinin marka devrini içermediğini, bu sebeple tazminat hesabının haksız fiilin başladığı tarihten itibaren yapılması gerektiğini belirtmiş, davalı ise davacının kötüniyetli olduğunu, dava tarihinde dahi davaya konu yerin davacının resmi sitesi ve sosyal medya hesaplarında davacının ekibinde olarak gösterildiğini, davacının ağır bir franchise sözleşmesi dayatıp kabul edilmemesi üzerine böyle bir dava açtığını savunmuştur. Mahkemece, davcının web tanıtım sayfalarının çıktılarının davalı savunmasını doğruladığı, esnaf odası kaydından davalının odaya '...' iş yeri ünvanıyla kaydolduğunun anlaşıldığı, öte yandan elektrik faturasındaki kaydın, '... A.Ş' adına düzenlendiği, iş yerine ait SGK kaydında da aynı adres ve ünvanın bulunduğu, internet ortamında davacı şirketin tanıtım sayfalarında '...' logosu altında 'salonlarımız' başlığı altında; '... ... Sok. No:... ... ...' adresi ile davalı iş yeri gösterildiği, bu durumda taraflar arasına bir sözlü anlaşma olduğu, sözlü anlaşmaların, devredilen iş  yerinde markanın kullanılmasına ilişkin adi lisans mahiyetinde olduğu, bununla birlikte verilen adi lisans değişen şartlara göre geri alınabileceği, ihtarnamenin gönderildiği tarih itibariyle kullanım izninin geri alındığı kabul edilerek ihtar tarihinden itibaren hesaplanan tazminat uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.  TMK’nın 2.maddesi uyarınca, herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bu bağlamda, bir hak sahibinin, sahip olduğu hakka yönelik saldırıları durdurma ve önleme yetkisine rağmen, ya pasif kalarak bu yetkisini uzun süre kullanmaması ya da bu yetkisini kullanmayacağına ilişkin aktif  bir  davranış gösterdikten  ve  karşı tarafta da hakkın kullanılmasına karşı çıkılmayacağına ilişkin güven ve haklı beklenti oluşturulduktan sonra, kendisine duyulan güveni ihlal edecek ve karşı tarafı zor durumda bırakacak şekilde sahip olduğu haktan kaynaklanan yetkisini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı ve çelişkili davranış teşkil eder. Bu durumda davalı savunması ve sunduğu deliller uyarınca mahkemece, sözlü anlaşma ile davalının davaya konu iş yerini devraldığı ve alınan ünvanı kullandığı dolayısıyla hukuka aykırı bir kullanımın bulunmadığı, buna karşılık sözlü anlaşmalarının, devredilen iş yerinde markanın kullanılmasına ilişkin adi lisans mahiyetinde olduğu ve çekilen ihtar ile de anlaşıldığı, ihtarnamenin gönderildiği tarih itibariyle kullanım izninin geri alındığı, bu durumda ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar devam eden dönem için mevcut olan kullanımın sözleşme dışı ve haksız kullanım olup tazminatın da bu dönem için hesaplanması gerektiği şeklindeki gerekçesi doğru olup davacı istinaf başvurusu bu yönüyle yerinde görülmemiştir. Davacı tarafça maddi tazminat istemi 556 sayılı KHK'nın 66/c maddesine dayandırılmış, ancak davacı tarafça örnek bir lisans anlaşması sunulmamıştır. Bu bağlamda, marka lisanslarının bir piyasası olmadığından, lisans değerinin objektif olarak her bir somut durum ve şart dikkate alınarak hesaplanacağı kuşkusuzdur. Somut olayda sadece davalı tarafın mali verileri üzerinden tazminatı tespit eden bilirkişi kurulu raporu benimsenip hükme dayanak yapılmışsa da temel alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır. 556 sayılı KHK’nın 66/c bendi uyarınca lisans bedeli tespit edilirken, sadece davalı şirketin değil davacı şirketin de cirosunun dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca aynı maddenin son fıkrasının da değerlendirilmesi zorunludur. Başka bir anlatımla, markanın ekonomik önemi, marka hakkı sahibinin cirosu ve elde ettiği kazancın yanında davalının cirosu, üretim ve satış kapasitesi, satabileceği ürün miktarı da nazara alınarak davalının ticari iş ve işlem hacmine uygun bir bedelin belirlenmesi gerekmektedir. Bu itibarla somut olayın özelliklerine, davacının ve davalının cirosuna, davalının satış kapasitesine, davalının elde ettiği gelire göre ödemesi gerekli, hakkaniyete ve menfaatler dengesine uygun, makul bir miktarın lisans bedeli olarak tespiti yönünde yeni bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne...\" gerekçeleriyle kaldırıldığı anlaşılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda, \"...Davacı şirketin, Türk Patent ve Marka Kurumu'nda tescilli 2005/13724 nolu 14.4.2005'den beri korunan markanın 44. sınıfta sahip olduğunu kanıtladığı, kuaförlük, estetik ve güzellik, bakım hizmetlerini kapsayan markanın davacıya 3. kişileri kullanmaktan men etme hak ve yetkisini sağlamakta olduğu (SMK m.7), davacının markanın kullanılmaması mahiyetinde bir ihtarname keşide ettiği, davacının, davalı tarafından tabelanın asılarak kullanıldığını Kasım 2016' da öğrendiğini  ve derhal 22.11.2016 tarihli noter ihtarnamesini düzenlediğini belirttiği, bu vakıanın sadece ihtarnameye ilişkin kısmında tereddüt olmadığı, dava kapsamında, tensip tutanağı ile kararlaştırılarak ileri sürülen tecavüz olgusunun görülmesi için keşif yapıldığı, 23.2.2017 tarihli raporun düzenlendiği, buna göre davalı yanın, anılan markayı aynen '... + şekil' olarak güzellik bakımı, kuaför manikür hizmetleri için kullanmakta olduğu, öte yandan işletme tabelası, kartviziti, adres bilgilerinde ve web tanıtımında da kullanımı bulunduğu, davacının yazılı izni bulunmadığına göre davalının markayı kullanma hakkının bulunmadığı, diğer deyimle davalının, marka hakkına tecavüz etmekte olduğu, bununla birlikte, davalı tarafın, davacının bu davayı açma hakkının olmadığını, kötü niyetli olduğunu, bizzat davacının izni ile ...'de bulunan kuaför salonunun açıldığını ve davacının dahi web ortamında şube olarak burayı tanıttığını savunmakta olduğu, web tanıtım sayfalarının çıktılarının da bu savunmayı doğruladığı, yani kuaför salonunun, davacının izni ile açılmış demek olduğu, gerçekten de davalının sunmuş olduğu kanıtlar arasında yer  alan Esnaf Odası kaydından ...'in odaya '...' iş yeri ünvanıyla kaydolduğunun anlaşıldığı, öte yandan elektrik faturasındaki kaydın, '... A.Ş', adına düzenlendiği, davalının sunduğu 2017/01-02 dönemli elektrik faturasının da bunu gösterdiği, iş yerine ait SGK kaydında da aynı adres ve ünvanın bulunduğu, 18.02.2016 tarihli kayda göre davalının sigortalı olarak gösterildiği, ...A.Ş' nin ticaret sicil kaydından şirketin hakim ortağının ve kurucusunun ... olduğu ve iki ortak daha bulunduğu, şirket adresinin, '... Mh. .. Sok. No:... İç kapı No:... ... ...' olduğu, internet ortamında davacı şirketin tanıtım sayfalarında '...' logosu altında 'salonlarımız' başlığı altında '... ... Sok. No:.... ... ...' adresi ile davalı iş yerinin gösterildiği, tescilli markanın sahibine sağladığı tekelci haklar kapsamında markanın kullanımına izin veya lisans verilmesinin de bulunduğu, bununla birlikte, hak sahibinin, lisans veya iznini şartlara göre gerektiğinde geri çekebilmekte olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin sağladığı hak ve yükümlülükler ve yasal sınırlamaların ise saklı olduğu, yanlar arasında iş yerinde bu markanın kullanılması bakımından sözlü bir anlaşma olduğu, bu anlaşmanı şartlarında bir tartışma olduğu, iş yerinin başlangıçta SGK'lı çalışanı olan davalıya 134.000 TL'lik senet ile devri konusunda anlaştıkları, bu anlaşmanın zaman içinde kısmi ödemelerle sürdüğü, dolayısıyla fiili bir lisans bulunduğu, buna göre alınan senet kapsamında ödeme yükümlülüğü ve karşılığında iş yerinde bu ismin kullanılmasının şart edildiği, ödememe nedeni ile marka tecavüzü ve tazminat davası açılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafın söz konusu senedi ibraz etmediği, böyle bir sözleşmeyi ikrar etmediği, buna karşılık internet tanıtımları, esnaf odasında kullanılan ünvan, cezai soruşturmada dinlenen tanık beyanlarının aksini gösterdiği, tanık anlatımlarından davacı tarafın yetkilisinin iş yerine defalarca geldiği, kullanılan tabelayı gördüğüğünün anlaşıldığı, bu takdirde, sözlü anlaşma ile davalının iş yerini devraldığı ve alınan ünvanı kullandığı, dolayısıyla hukuka aykırı bir kullanımın bulunmadığının anlaşılmakta olduğu, buna karşılık davacı marka sahibinin başka şubelerinin de olduğu, taraflar arasındaki anlaşmada marka mülkiyetinin devrinin söz konusu olmadığı, kaldı ki markanın devrinin ancak noter düzenlemesi senetle yapılmakta ve devrin, yeni marka sahibi adına sicile kaydedilmekte olduğu, buna karşılık sözlü anlaşmalarının, devredilen iş  yerinde markanın kullanılmasına ilişkin adi lisans mahiyetinde olduğu, bununla birlikte verilen adi lisans değişen şartlara göre geri alınabilmekte olduğu, buna göre; ihtarnamenin gönderildiği tarih itibariyle kullanım izninin geri alındığının kabul edildiği, bu durumda ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar devam eden dönem için mevcut olan kullanım kanıtlanmış olup sözleşme dışı ve haksız kullanım olduğu, ihtarnamenin 22.11.2016 tarihli olup, davanın ise 07.02.2017'de açıldığı, bozma ilamı doğrultusunda muhasip bilirkişiden ek rapor alındığı, ek rapor sonucunda davacının yoksun kalınan kazancının  6.211,83 TL olduğunun belirtildiği, bozma ilamında eksiklikleri açıklığa kavuşturduğu, sınai mülkiyet hakkı ihlallerinden doğan tazminat veya kar kayıtlarının %100 netlikte hesabının güçlükler arz ettiği, bu nedenle TBK'nın 50 ve 51. maddeleri ilkeleri çerçevesinde somut olaya ve hakkaniyete uygun tazminat kararları vermenin gerekli olduğu, anılan tutarın somut tecavüz kapsamında uygun bedel olduğu kanaatine varıldığı, marka sahibi davacının izinsiz kullanımına engel olma hakkını ileri sürmesi bakımından uzun süre sessiz kaldığının söylenemeyeceği, çünkü başlangıçta yanların bir anlaşması olup, kullanımların bilinçli ve iki tarafın iradesi altında olduğu, çekişme salonun davalıya devrinden sonra doğduğundan bu tarihten sonra sessiz kalmadan söz edilemeyeceği, nitekim 22.11.2016'da ihtarname çekilmiş de olmakla, sonuç olarak; DAVANIN KISMEN KABULÜNE, davalının iş yerinde davacıya ait '...+şekil' markasını kullanma eyleminin MARKAYA TECAVÜZ OLUŞTURDUĞUNDAN DURDURULMASINA, tabela ve bunun benzeri tanıtım gereçlerinin internet reklam gereçlerinin kaldırılmasına, tecavüzün giderilmesine; 6.211,83 TL MADDİ TAZMİNATIN DAVALIDAN TAHSİLİNE....\" şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili tarafından, \"....Gerek ilk karar öncesi alınan raporda gerekse bozmadan sonraki raporda ihtar tarihinden itibaren hesap yapılmış ise de bunun hatalı olduğunu, hukukumuzda öğretide de baskın olarak kabul edildiği gibi, tescilli bir markaya ilişkin marka lisansı sözleşmesinin yazılı şekil şartına bağlandığını, müvekkili ile davalı arasında markaya ilişkin yapılan lisans sözleşmesi olmadığından geçerli bir lisans sözleşmesinin varlığından söz edilmesi mümkün olmadığı gibi ispat şartı olarak dahi davalı yan lisans sözleşmesinin varlığını yazılı delil ile kanıtlayamadığından mahkemece hükme esas alınan raporda taraflar arasında adi bir lisans sözleşmesi varmış gibi yorum yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, markanın kullanılması hususunda sözlü bir anlaşma bulunmadığını, mahkemece sanki kendileri tarafından bu husus kabul edilmiş ve sözlü anlaşma hususunda bir ihtilaf yokmuş gibi gerekçeli karara yansıtıldığını, yine tanık anlatımlarından bahsedilmiş ise de dosyada dinlenen tanık beyanı bulunmadığını, işletmenin davalıya devrinin markanın devrini ya da markanın lisanslı olarak davalı tarafça kullanılmasını da ihtiva etmediğini, Bornova 3.Noterliğince 22/11/2016 tarihli düzenleme şeklinde tutanak ile durumun tespit edilmiş olup bu tespit tutanağı tutulduğu sırada da davalının hazır olup müvekkilinin markasının kullanılmasına izin vermediğini bildiğini, davalının kendi beyanları arasında dahi çelişkiye düşmekte olup bir yandan müvekkilinin markasını kullanmasına izin verdiğini belirtirken, diğer yandan şartları ağır franchise sözleşmesi imzalatılmak istendiğini, diğer yandan da uzun süre sessiz kalınması nedeni ile davanın reddedilmesi gerektiğini beyan ettiğini, müvekkilinin hiçbir şekilde markasının davalı tarafça kullanılmasına izin vermediğini, davalının izin iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiğini, başkaca ispat şekillerine muvafakatlerinin bulunmadığını, nitekim Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 148.maddesinde; ‘sınai mülkiyet hakkı devredilebilir, hukuki işlemler, yazılı şekle tabidir. devir sözleşmelerinin geçerliliği, ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlıdır’ düzenlemesinin yer aldığını, dolayısıyla davalının da izin iddiasını yazılı delil ile kanıtlaması gerektiğini, iş yerinin müvekkilinin şubesi olmasından dolayı web sitesi ve resmi kurumlarda bu iş yerinin de şube olarak gösterilmesinin müvekkilinin davalıya devrettiği işyeri dolayısı ile markasını da kullanmaya izin verdiği anlamına gelmeyeceğini, bu kayıtların söz konusu yer müvekkilinin şubesi iken konulmuş kayıtlar olduğunu, müvekkilinin davalı tarafça markasının kullanıldığını öğrenir öğrenmez Kasım 2016 tarihinde davalının da hazır olduğu bir sırada noterlikçe bu durumun tespitini istediğini, söz konusu durumun noterlikçe tespitinden sonra müvekkili marka hakkıyla ilgili bir lisans sözleşmesi yapabileceğini davalıya teklif etmiş ise de davalı buna yanaşmayınca işbu davayı açmak durumunda kalındığını, markasını kullanmaya izin verse idi o zaman davalının da ikrar ettiği üzere neden franchise sözleşmesi imzalatmak isteyeceğinin anlaşılamadığını, müvekkilinin hiçbir şekilde marka kullanımına izin vermesinin söz konusu olmadığını, işletmenin devrinin müvekkilinin markasının kullanımına izin vermesi demek olmadığını, sadece işletme demirbaşlarının davalıya satımı söz konusu olup bu demirbaşlara değer biçilerek davalıya satıldığını, kaldı ki aktif ve pasifleri ile birlikte olan bir devrin de söz konusu olmadığını, mahkemece adi lisans sözleşmesinin varlığının kabul edildiğini, oysa davalı dahi çelişkili anlatımları ile lisans sözleşmesinin olmadığını kabul ettiğini, zira müvekkilinin ağır şartlarda franchise sözleşmesi imzalatmak istediğini beyan ettiğini, dolayısıyla tazminat miktarının hesaplanmasında baz alınması gereken tarihin müvekkilinin davalıya çektiği ihtar tarihi değil, haksız kullanımın başladığı tarih olduğunu, oysa ihtar tarihinden itibaren hesap edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporuna yaptıkları itirazda tazminatın hesaplanma yönteminin de kanuna aykırı olduğu belirtilmesine rağmen mahkemece gerekçesiz şekilde bu itirazları reddedilerek bilirkişi raporunun hükme yeter ve elverişli sayıldığını, marka sahibinin tecavüz edenle arasında söz konusu markaya ilişkin bir lisans sözleşmesi yapılmış ve bu çerçevede hukuka uygun bir şekilde marka kullanılmış olsaydı, ödenmesi gereken lisans bedeline göre yoksun kalınan kazanç hesaplanması gerektiğini, bu hesaplama yöntemi için bir emsal araştırmasının yapılması ve objektif bir lisans bedelinin belirlenmesi gerektiğini, markanın ekonomik değerinin belirlenmesinin de önem arz ettiğini, markanın konulduğu ürünün cirosu, satış miktarları, müşteri çevresi, bu markanın yapılanması için harcanan meblağların, bu marka ile ilgili reklam harcamaları ve promosyonlar gibi unsurların göz önünde tutulması ve markanın değerinin bulunması gerektiğini, bu nedenle bilirkişi raporunun yetersiz olup markanın ekonomik değeri incelenmeksizin hesaplama yapıldığını, bozmadan önceki alınan bilirkişi raporundaki ayni miktar üzerinden verilen rapor ile hüküm tesisinin doğru olmadığını...\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması ve maddi tazminat istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı yalnızca davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesine dair verilmiş karara yönelik daha öncesinde ve bu aşamada herhangi bir istinaf istemi bulunmadığı, Dairemizce mahkeme kararının kaldırılma sebebinin de usulünce maddi tazminat hesaplaması yapılmaması olduğu ve yeni bir bilirkişi raporu alınması gerektiğinin vurgulanmış olduğu, istinaf kararından sonra mahkemece mali müşavir bilirkişiden ek rapor alındığı ve bu ek rapora göre hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. Kök raporda yalnızca davalı taraf defter ve kayıtlarına göre olması gereken lisans bedelinin, yani davacının yoksun kalacağı kazanç tutarının hesaplandığı, kaldırma kararımızda, davacı taraf kayıtları ve buna dayalı olarak markanın değerini de gözeterek hesaplama yapılması istenmiş olduğundan, ek raporda davacı şirketin cirolarının, satış ve karlılık durumlarının gözetildiği, davacının yanında işçi çalıştırılmadığının, iş sahiplerince bahse konu işin yürütüldüğünün belirlendiği, buna göre davacı ve davalı işletmelerin kazanç durumlarının benzer kapasiteye sahip olduğu belirtilerek, tazminat tutarı olarak önceki rapordaki tutarın yine tazminat olarak uygun olacağı görüşüne varıldığı anlaşılmaktadır. Kaldırma kararında da belirtildiği üzere, taraflar arasındaki sözlü anlaşma ve dosyaya yansıyan fiili uygulamalara göre, aralarında adi lisans olduğu, davacı tarafça davalıya ihtarname gönderildiği tarih itibariyle kullanım izninin geri alındığı anlaşılmakta olup, buna göre maddi tazminat; ihtar ile dava tarihine kadar, yani yaklaşık 2,5 aylık süreç için hesaplanacak olup, mahkemece alınan raporda yapılan hesaplamada usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiş, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Davacı vekilinin İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/26 Esas - 2021/140 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 346,90 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avansdan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.  09/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dec415269ee2c88e","SID":"0267d2fc85158c8b"}}