{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1484 <br>KARAR NO: 2024/1313<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>ESAS NO: 2024/420 (derdest)<br>DAVA TARİHİ: 11/06/2024<br>ARA KARAR TARİHİ: 14/06/2024<br>DAVA: Kooperatif Üyeliğinin Tespiti<br>KARAR TARİHİ: 16/10/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davalı kooperatife ortak olmak için yazılı olarak yaptığı başvurunun o dönemki yönetim kurulu tarafından 30/06/2012 tarihli ve 2012/27 sayılı kararla kabul edildiğini, müvekkilinin bu karara dayanılarak 15/12/2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı’na davet edildiğini ve hazirun cetvelinde isminin yazılı olduğunu, yönetim kurulunun aldığı 20/07/2014 tarihli 2014/6 sayılı kararla ise üyeliğinin sonlandırıldığı ve buna dair ihtarname gönderildiği hususunu haricen öğrendiğini, yapılan işlemin maddi ve hukuki temeli bulunmadığını, yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin ihracını gerektirir maddi ve hukuki sebepler olmadığı gibi ihraç edildiğini bildirir usulüne uygun karar alınmadığını, ihtar gönderilmediğini, tebligat yapılmadığını, her ne kadar söz konusu yönetim kurulu kararına ilişkin belgede \"...\" olarak ..., ..., ... ve ... yer alsa da, kararın altında sadece başkan ...’nun imzasının bulunduğunu, \"üyeliğin iptali\" gerekçesi olarak \"Kooperatifler Kanunu’nun 8. maddesine göre başvuru ve taahhütnameleri ve bilgi ve belgelerinin bulunmaması ve yapılmış ödemeleri olmaması\" gösterilmiş ise de Kooperatifler Kanununun 27.maddesinde ve Anasözleşmenin 14.maddesinde parasal yükümlülükleri yerine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılmasında izlenecek usulün açıkça düzenlendiğini ancak müvekkili yönünden bu usulün işletilmediğini, bir an için alınan kararın şekil şartlarının mevcut olduğu kabul edilse dahi, yönetim kurulunun bu yönde bir karar alma yetkisi bulunmadığını, bu yetkinin genel kurula ait olduğunu beyan ederek, öncelikle davaya konu üyeliğin yerine başkaca üye kaydedilmemesi ve tahsis bedeli ödenmiş olan konutların 3.şahıslara tahsis edilmemesi ve keza satılmaması zımnında dava sonuna kadar  ihtiyati tedbir konulmasına, netice itibariyle davacının kooperatif üyesi olduğunun tespitine ve alınan kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece; \"...Bilindiği üzere ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389/1. maddesinde \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından\" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. Kural olarak bir davada tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaların ispatı için tahkikat yapılması ve delillerin toplanması gerekir. Hakim tüm delilleri inceleyip değerlendikten ve tam bir karara ulaştıktan sonra nihai kararını verir. Bu husus asıl davanın kabulü için geçerli olup, bu nedenle tam ispat aranır. İhtiyati tedbirlerde ise tam değil yaklaşık ispat yeterli olacağı 6100 Sayılı HMK'nın 390/3. maddesinde düzenlenmiştir. Değişik ifade ile ihtiyati tedbire karar verebilmek için iddia olunan vakıanın subutu yönünde gerçeğe yakın bir ispatın olması yeterlidir. Salt iddia ile ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği de izahtan varestedir. 6100 sayılı HMK'nın 389. Maddesi ancak uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebileceğini hükme bağlamıştır. Fotokopi evrak ile karar verilemeyeceği izahtan varestedir.  Davacının iddia ettiği olayların 10 yıl öncesine dayandığı, sunduğu fotokopi evrakta tek bir yönetim kurulu üyesi imzası olduğu, kooperatif kayıtlarında söz konusu kararın imzalı halinin bulunup bulunmadığının belirsiz olduğu, ihraç öncesi davacıya gerekli ihtarların yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı, verilen ihraç kararının kooperatifler kanunu ve kooperatif ana sözleşmesine göre yerinde olup olmadığı hususları yapılacak yargılama neticesinde tespit edilecektir. Kooperatif kayıtları celp edildikten sonra her zaman değişen delil durumuna göre karar verilebileceği açıktır. Kooperatiflerde açık kapı ilkesi geçerlidir. Davacının iddia ettiği olayların 10 yıl öncesine ait olduğu, mevcut durumda telafisi zor ve imkansız zararın doğacağı hususunun davacı yanca bu aşamada yaklaşık olarak da ispat edilemediği...\" gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Fotokopi evrak ile karar verilemeyeceği şeklindeki gerekçenin son derece isabetsiz olduğunu, zira mahkeme belgenin fotokopi olmasından mütevellit menfi düşünüyorsa, o belgenin kabul edilmemesi, ya da böyle bir belgenin olmaması-kabul olunmaması halinde müvekkilinin kooperatif üyesi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, mahkemenin kararın 10 yıl öncesine dayandığı, imzalı halinin bulunup bulunmadığı şeklindeki gerekçesinin de hatalı olduğunu çünkü alınan kararın yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin üyesi olduğu davalı kooperatife ait arsada 20 yıl öncesinden başlanarak fiili tahsis yapıldığını ve üyelere konutlar teslim edildiğini, 10 yıl öncesine kadar da üyelerin bu konutlarda ikamet ederek fiilen yararlandığını ancak 10 yıl kadar önce binalarla ilgili riskli yapı kararı alındığından mevcut durumda tahliye edildiğini, davalı kooperatifin iş bu dava açılmadan önce ve dava açıldığı sıralarda kat karşılığı inşaat yapımı ile ilgili olarak faaliyetlerine devam ettiğini, bu nedenle telafisi imkansız zararlar doğması noktasında mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı tarafça dava dilekçesi ekinde sunulan kayıtlar incelendiğinde; 1-Kooperatif Yönetim Kurulu'nun 20/07/2014 tarih ve 2014/16 sayılı kararı ile; \"Kooperatifimizin eski yönetim kurulu karar defterlerinin incelenmesi esnasında 30.06.2012 tarihli ve 2012/27 sayılı kararlarında 4 adet üyelik kaydı yapıldığı anlaşılmıştır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun 8. maddesinde \"...Ortak olmak isteyen gerçek ve tüzelkişiler, kooperatif anasözleşmesi hükümlerini bütün hak ve ödevleriyle birlikte kabul ettiklerini belirten bir yazı ile kooperatif yönetim kuruluna başvururlar. Kooperatif, ortaklarına kendi varlığı dışında şahsi bir sorumluluk veya ek ödemeler yüklüyor ise ortak olmak isteği, bu yükümlerin yazılı olarak kabul edilmesi halinde değer taşır. Yönetim Kurulu; ortaklar ile ortak olmak için müracat edenlerin anasözleşmede gösterilen ortaklık şartlarını taşıyıp taşımadıklarını araştırmak zorundadır.\" hükmü açıkça yer almaktadır. Ancak yapılan tetkiklerde bu üyelerin 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun 8. maddesinde göre ne başvuruları ne de taahhütnameleri ve bilgi ve belgeleri bulunmadığı ve adlarına da ödeme yapılmış olmadığı, netice itibarı ile üyelik kaydı işleminin gerek kanuna ve gerekse ana sözleşmeye uygun olmamakla usulsüz olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle usulsüz olarak kaydedilen ve yukarıda anılan karar da ismi geçen ..., ..., ... ve ...'nin üyeliklerinin iptaline, kayıtlarının iptaline karar verilmiştir.\" şeklinde kararı alındığı, kararın altında Başkan ..., Başkan Yardımcısı ..., Muhasip Üye ... ve Üye ... isminin ve ... ismi altında imzanın yer aldığı, 2-Davalı kooperatifin 15/09/2014 tarihli denetleme kurulu raporunun 7.maddesinde; \"30.06.2012 tarih ve 27 karar sıra nolu Yönetim kurulu kararı uyarınca; Kooperatifte muhtelif zamanlarda ve inşaat süresinde vermiş oldukları paralar ve inşaata harcadıkları iş gücü karşılığında kooperatifin ileri yıllarda binaların yenilenmesi sırasında diğer üyeler gibi eşit haklara sahip olmalarına yönetim kurulunca oy birliği ile karar verilmiş olup (Başkan Aydın ...; Başkan yardımcısı ..., Muhasip üye ...) imzalanan karar uyarınca, ..., ..., ..., ... Kooperatife üyelikleri kabul edilmiştir. Bu karar uyarınca 15.12.2013 tarihinde yapılan olağanüstü Genel Kurul Toplantısında yukarıda adı yazılan üyeler Genel kurula katılarak hazirun cetvelinde üye olarak imza atmışlardır. Yönetim kurulu bu hazirun cetvelini onaylamış, hükümet komiseri ve divan başkanı bu cetveli imzalamıştır. Hazirun cetvelinde isimleri olan bu üyeler ise 21.09.2014 tarihinde yapılacak olan genel kurul için kendilerine çağrı mektubu gönderilmediği tarafımdan tespit edilmiştir. Bu üyelerin genel kurula katılma hakları vardır. Genel kurulda başvurmaları halinde genel kurulda temsil hakkına sahip olurlar.\" şeklinde tespite yer verildiği, raporun denetçi sıfatıyla ... isminin ve imzanın yer aldığı anlaşılmıştır. Gerekçe İhtiyati tedbir, HMK'da \"Geçici Hukuki Korumalar\" başlığı altında 389-399 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Geçici hukuki korumalardan biri olan ihtiyati tedbir; kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş, geçici nitelikte geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır. 6100 sayılı HMK'nın 389/1 maddesinde \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.'', HMK'nın 390/1 maddesinde \"İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.\", HMK'nın 390/3 maddesinde \"Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'', HMK'nın 391/1 maddesinde \"Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir\"  düzenlemelerine yer verilmiştir. İhtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartlarından biri, ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hakime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır. (m. 389/1). Kanun, burada \"mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından\" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. İhtiyati tedbirler, hakkın yada hak sahibinin karşı karşıya olduğu somut ve güncel tehlikenin bertaraf edilmesini, bu tehlikenin yol açabileceği telafisi mümkün olmayan zararların veya tehlikenin önlenmesini yada durdurulmasını amaçlar. Tehlikenin bertaraf edilmesi şeklinde ifade edilebilecek kurumsal amacın ihtiyati tedbirlerin işlevsel amaçları ile somutlaştırılması, ihtiyati tedbirlerin türleri, koşulları ve içeriğinin belirlenmesine de yön verecektir. İşlevsel olarak ihtiyati tedbirlerin amacının ilk bakışta bir teminat ve koruma sağlama olduğu söylenebilir. Ancak bu, her zaman doğru değildir. İhtiyati tedbire duyulan ihtiyaç ve onun zaman içinde gösterdiği gelişme ile farklı hukuki sorunlarda farklı uygulama alanları bulması sebebiyle müddeabihi nasıl dava sonunda icra edilebilir halde kalması için güvence altına alınmasının yanında, hukuki ilişkinin düzenlenmesi ve talebin geçici icrası da ihtiyati tedbirin işlevsel amaçları haline gelmiştir. (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.III, s.2462, 2463). İhtiyati tedbir talep eden taraf, tedbire esas olan hakkını, ihtiyati tedbir sebep veya sebeplerini, keza davanın esası yönünden de haklılığını ispat etmelidir. Ancak burada tam ispat aranmayıp yaklaşık ispatla yetinilecektir (m. 390/3). Yani, ispatı gereken hususların tam olarak değil; kuvvetle muhtemel gösterilmesi yeterlidir... yaklaşık ispat ispatsızlık veya sadece talepte bulunanın beyanlarıyla yetinileceği anlamına gelmemektedir. Talep eden, ispat ölçüsü düşürülmüş olsa dahi, bir ispat faaliyetinde bulunmak, bu çerçevede delillere dayanmak ve tam olmasa da iddia ettiği hususların gerçekliğini kuvvetle muhtemel olduğunu gösterecek şekilde ispat etmek durumundadır. Şu halde, ispat ölçüsünün düşürülmesi, tedbirin koşullarının, özellikle tedbire esas olan hakkın hüküm altına alınabilmesi için maddi hukuk kurallarında öngörülen koşul vakıaların bir kısmının incelenmeyeceği ya da üstün körü inceleneceği anlamına gelmemektedir. Zira ispat ölçüsü, incelemenin kapsamına değil, hakimdeki usuli kanaatin derecesine ilişkindir... Şüphesiz, talep eden bir ispat faaliyetinde bulunmuşsa bunu tam ispat seviyesinde aramamak gerekir; fakat tamamen ispatsız veya delile dayanmayan bir faaliyet de afaki tehlike olgusuna dayanılarak yeterli kabul edilemez (Pekcanıtez Usul, Cilt.III, s.2476, 2477). İhtiyati tedbirin teminat amaçlı, düzenleme amaçlı ve eda amaçlı olmak üzere üç ana amacı gerçekleştirmek üzere verilmesi mümkündür. Düzenleme amaçlı ihtiyati tedbir türünde geçici bir durum adli yoldan düzenlenmekte, ihtiyati tedbir hukuki ilişkiyi yeniden inşa etmektedir. Düzenleme amaçlı ihtiyati tedbirlerde gelecekte yerine getirilecek bir edimin teminat altına alınmasından çok hukuki barışın muhafazası hedef alınmaktadır. Eda amaçlı ihtiyati tedbir ise, bir hakkı geçici olarak gerçekleştirmeye yöneliktir. Yani alacaklının geçici olarak tatmini söz konusudur. Teminat amaçlı tedbirler, ihtiyati tedbirlerin temel şeklidir. Burada para alacağı dışındaki ihtilaf konusu hakkın müstakbel icrası teminat altına alınmaya çalışılmaktadır. Şayet hakkın gerçekleşmesinin engellenmesi veya esaslı şekilde ağırlaşması tehlikesi bulunuyorsa bu durumda teminat amaçlı tedbirler söz konusu olacaktır. Böylece ihtilaf konusu hak korunarak yargılama sonunda icrası mümkün kılınacaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 391. maddesi, teminat amaçlı ihtiyati tedbir olarak karar verilebilecek tüm ihtimalleri kapsayıcı bir hüküm sevk etmiştir. Buna göre, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verilebilir. (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.III, s.2503). Somut olayda; davacı tarafça iddianın ispatına yönelik bir kısım evraklar sunulmuş olup, evrakların mahiyeti gereği asılları kooperatifte bulunması gerekeceğinden, fotokopi evraklar olması tedbir isteminin reddine gerekçe gösterilemez. Zira iddianın kooperatif defter ve kayıtları, sicil dosyası, Ticaret İl Müdürlüğünden temin edilecek kayıtlar çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Ancak dosya kapsamı incelendiğinde; sunulan evraklar yaklaşık ispata elverişli olmadığından, mahkemece yukarıda anılan evraklar ikmal edildikten sonra yapılacak inceleme çerçevesinde, talepte bulunulması halinde istemin yeniden değerlendirilebileceği de nazara alınarak, bu aşamada hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması şeklinde güncel bir tehlikenin mevcut olmaması sebebiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı  tarafında yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Davacı  tarafında yatırılan istinaf karar harcının Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cddc931c0fba3cea","SID":"e015f4f127c76d3e"}}