{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1184 <br>KARAR NO: 2024/1349<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/03/2021<br>NUMARASI: 2019/202 E. -  2021/238 K. <br>DAVANIN KONUSU:Şirket müdürünün azli<br>Taraflar arasındaki azil davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; tarafların ortak murisi ...'nun 18.08.2018 tarihinde vefat ettiğini, müvekkili ...'in, murisin sağ kalan eşi, davalılar ... ve ...'nun ise murisin bir başka anneden olma çocukları olduğunu, ortak muris ...'nun vefatından sonra tereke olarak muhtelif taşınmazların ve bir de  ... Ltd. Şti. hisselerinin  kaldığını, müvekkili ve davalılar arasında muhtelif davalar bulunduğunu tarafların  hasım duruma düştüğünü, böyle bir durumda, ortakların birbirine karşı  hukuki hasım konumuna düştüğü bir şirketin yönetiminin sadece bir tarafa verilmesinin, diğer tarafın kötüniyetli olarak mağdur edilmesine yol açtığını, şirket yöneticisi olan davalıların bu yetkilerini derhal kötüye kullandığını,  davacının ölen eşi ile birlikte oturduğu, aile konutu ve mesken olarak kullandığı ancak tapusu şirkette kayıtlı evin elektriğini (muhtemelen doğalgaz ve suyunu) 07.08.2019 tarihi itibariyle kasten kestirdiklerini, bu sebeplerle, davalının şirkette yönetici olarak kalmasının son derece sakıncalı olduğunu,  ve TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca, tarafların ortak olduğu şirkette, temsilci konumundaki davalıların her türlü yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılması gerektiğini, TMK'nın 426 427.maddeleri uyarınca kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek, davalıların her türlü yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılmasına şirkete  kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, savunmasında özetle;  şirketin feshi istendiğinde mahkemece organ boşluğunu doldurmak ve belli işlerin görülmesini sağlamak üzere şirkete kayyım atanabileceğini, somut olayda şirketin feshinin talep edilmesi mevzu bahis olmadığı gibi kayyım atanmasını gerektirecek durumun da olmadığını,  diğer davalı ... tarafından İstanbul Anadolu  12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/590 Esas sayılı dosyasıyla TTK'nın 410/2 gereği  genel kurulu toplantıya çağırma izni verilmesi talepli dava açıldığını, dosyanın  karar aşamasında olduğunu, mahkemece toplantıya çağırma izni verilmesi halinde genel kurulun gerçekleştirilerek müdür tayini yapılacağını, bu anlamda huzurdaki davanın da  konusuz kalacağını, davalar arasında bağlantı bulunması hesabiyle de İstanbul Anadolu  12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/590 Esas sayılı dosyasının huzurdaki dava yönünden bekletici mesele yapılması gerektiğini, ayrıca  davacının düşük  hisse oranı da  göz önüne alındığında genel kurulda karar alınmama ihtimali de bulunmadığını,  savunarak, ihtiyati tedbir talebi ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili,  cevap dilekçesi sunmamış,  duruşmalarda davanın reddini istemiştir. Dahili davalı ... vekili,  savunmasında özetle; ancak şirketin feshi istendiğinde mahkemece organ boşluğunu doldurmak ve belli işlerin görülmesini sağlamak üzere şirkete kayyım atanabileceğini,  somut olayda şirketin feshinin talep edilmesi mevzuu bahis olmadığı gibi kayyım atanmasını gerektirecek durumun da söz konusu olmadığını diğer davalı ... tarafından İstanbul Anadolu  12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/590 Esas sayılı dosyasıyla TTK'nın  410/2 maddesi gereğince  genel kurulu toplantıya çağırma izni verilmesi talepli dava açıldığını, dosyanın  karara çıktığını, çıkan karar sonucunda toplantı yapıldığını, şirketin müdürü olarak davalı ...'nun seçildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce tarafların delil listesinde gösterdikleri tüm deliller celp ve incelenmiş, dava dilekçesinde yer almayan ancak daha sonra davaya dahil edilen ... Pazarlama Ltd. Şti. sicil kayıtları getirtilmiş ve Mahkememizce incelenmiştir. Mahkememize işbu dosyada, Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/310 Esas- 2019/345 sayılı ve 08.08.2019 günlü görevsizlik kararının taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 10.09.2019 tarihinde kesinleşmesi ile Mahkememize intikal ettiği anlaşılmıştır.Mahkememizde açılan işbu dava davacı şirket ortağı ...'nun, davalı ... ve ... aleyhine ...  Ltd. Şti. müdürlük yetkilerini 6102 sayılı TTK.nun 630/2 maddesi gereğince kaldırılarak tarafların ortak oldukları şirkete temsilci konumunda her türlü yönetim ve temsil yetkileri ile donatılarak TMK.nun 426/3 ve 427/4 maddeleri gereğince kayyum atanması istemine ilişkindir. Mahkememiz tarafından celp ve incelenen ... Ltd. Şti.ne İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ... nolu sicil kaydı ile ticaret sicile kayıtlı, 30.12.1982 tarihinde kurulan ve 10.000,00 TL sermayeye sahip şirket ortaklarının; 1.375,00 TL sermaye ile ..., 4.250,00 TL sermaye ile ... ve 4.375,00 TL sermaye ile ... olduğu ve şirket yetkilisinin münferiden 1982 yılından 10.03.2004 tarihine kadar ..., bu tarihten sonra 27.03.2009 tarihinde 10 yıllığına ...'nun ölümüne 18.08.2018 tarihine kadar şirket temsilcisi olduğu ve ölüm ile temsil yetkisinin sona erdiği ve şirkete temsilci atanmasının yapılmadığı, davalı ... tarafından İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/598 Esas sayılı dosyasında şirket genel kurulunu toplantıya çağırmak için mahkemeden izin istediği, ilgili Mahkemece 04.12.2019 gün ve 2019/111 sayılı kararı ile davalı ...'ya dahili davalı şirkete genel kurul yapılması için toplantı izni verildiği ve 02.01.2020 tarihinde genel kurul toplanarak şirket müdürü olarak oy çokluğu ile süresiz olarak ...'nun atanmış olduğu anlaşılmıştır. Dosya içerisine sunulan taraf delillerinden davaya dahil edilen ... Pazarlama Ltd. Şti.nin dava açılırken davada taraf olmadığı ve işbu şirketin başlangıçta tarafların müşterek murisi ... ile, ...'nun davacıdan önceki ilk eşinden olma çocukları ... ve ... tarafından kurulduğu, ...'nun 18.08.2018 tarihinde  vefat ettiği ve davacının eşinden intikal eden muris İsmail'in şirketteki hissesinin 2/8 payına sahip olması sebebiyle şirkette ortak haline geldiği tartışmasızdır. Davacı ile davalı üvey çocuklarının arasında, müşterek muris ...'nun ölümünden sonra Şile Hukuk Mahkemelerinde karşılıklı davalar açıldığı ve birbirlerine hasım durumuna düştükleri, davacının eşi İsmail ile birlikte oturduğu, aile ve mesken olarak kullandığı konutunu, malikinin dahili davalı şirket olduğu ve işbu evin elektriğini (muhtemelen doğalgaz ve suyunu) 07.08.2019 tarihinde kasten kestirdikleri, davacının yıllardır eşi ile birlikte mesken olarak kullandığı evin elektriksiz kaldığını, davalıların üvey anneleri olan davacı şirket ortağının elektriğini kasten kestirmiş olmaları nedeniyle şirkette ortak kalmalarının sakıncalı olduğu iddiası ile yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılması ve şirkete kayyum atanması talep edildiği dilekçe kapsamından anlaşılmaktadır.Mahkememiz tarafından öncelikle davacının, şirket ortağı ... ve ... aleyhine şirketi taraf göstermeksizin temsil yetkilerinin kaldırılmasına ve şirkete kayyım atanmasını talep ettiği,  oysa davanın başlangıçta kayyım atanması talep edilen şirkete de yönetilmesi gerektiği, şirket yetkilisi olduğu iddia edilen davalı gerçek şahısların dava tarihi 08.08.2019 tarihinde şirket yetkilisi ve müdürü olmadıkları, bu nedenle temsil yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin talebinin konusu olmadığı gibi, şirketin başlangıçta taraf olmaması sebebiyle şirket ortaklarına yönetilen kayyım atanmasına ilişkin talebin pasif husumet yönünden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca davacı tarafından dava devam ederken, davaya kayyum atanmasını talep ettiği şirketi dahil etmek suretiyle yaptığı kayyım atanmasına ilişkin talebin, 6100 Sayılı HMK'da dahili dava açılması yoluyla dava kapsamında 3. bir şahsın zorunlu dava arkadaşlığı dışında katılmak suretiyle genişletilmesi mümkün olmadığı gibi bu talebe, davalı şirketin muvafakat  göstermediği dikkate alınarak, dava tarihi sonrasında dahili dava aşamasında şirketin müdürünün de atanmış olduğu göz önünde bulundurularak, şirkete yönetim ve denetim kayyumu atanması taleplerinin usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Kaldı ki usul yönünden şirket aleyhine açılan davanın bir an için red edilmemesi gerektiği düşünülerek esasın incelenmesi gerektiği düşünülse de, davalı şirketin davaya dahil edildiği tarih itibariyle dava koşullarının incelenmesi gerekmekte olup TMK.nun 426/3 ve 427/4 maddeleri gereğince, yasal temsilcinin görevine yerine getirilmesine engel varsa veya bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetim başka yoldan sağlanamaması halinde tüzel kişiliğe, TTK. 630/2.maddesi gereğince yasal ve zorunlu sebepler var ise kayyım atanabileceği açık olup, davalı şirketin davaya dahil edildiği tarihte şirketin genel kurulunun mahkeme kanalı ile yapılarak, şirkete müdür olarak davalı ...'nun atandığı ve halen görevinin devam ettiği, dava tarihi itibariyle davacının ikamet ettiği evin elektriklerinin kesilmesi eylemine şirket yönetimi ile ilgili bir iddia ve şirkete kayyım atanması gerektirecek nitelikte bir durum olmadığı açık olup, Mahkememizce bu durumda da davanın esas yönünden de dava tarihi itibariyle reddi gerekeceği sonucuna varılmıştır. Ancak öncelikle usul yönünden değerlendirilerek karar verilmesi gerekmesi sebebiyle, dahili dava yolu ile davaya davalı şirketin katılarak, aleyhine dava açılmasının Mahkememizce yukarıda tespit edildiği gibi mümkün olmadığından şirkete yönetim ve denetim kayyumu atanması taleplerinin usul yönünden reddine ilişkin gerektiği aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.\"  gerekçesiyle, davacının davalı gerçek şahıs aleyhine açtığı, dahili davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin talepli davanın, işbu davada davalı gerçek şahısları, davanın açıldığı tarihte şirket müdürü olmadıkları gibi, şirkete kayyum atanmasına ilişkin taleplerin ilgili şirket aleyhine açılacak davada talep edilmesi  gerektiği dikkate alınarak, davacının gerçek şahıslar aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının davaya kayyım atanmasını talep ettiği şirketi dâhil etmek suretiyle yaptığı talebin, HMK'da dahili dava açılması yoluyla dava kapsamında üçüncü bir şahsın -zorunlu  dava arkadaşlığı dışında- katılmak suretiyle genişletilmesi mümkün olmadığı gibi bu talebe davalı şirketin muvafakat  göstermediği dikkate alınarak, dava tarihi sonrasında dâhili dava aşamasında şirketin müdürünün de atanmış olduğu göz önünde bulundurularak, şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması taleplerinin usul yönünden reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ile davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  şirketin dahili dava edilmesine mahkemece karar verildiğini,  bu ara karara uyularak şirketin  davaya dahil edildiğini,  mahkemenin ara kararını yerine getirmenin zorunlu olduğunu, bu sebeple müvekkiline bu konuda sorumluluk izafe edilemeyeceğini, dava tarihinde şirketin yasal temsilcisi olmadığını, kayyım atanması davasının  açılmasında bu sebeple müvekkilinin hukuki yararı olduğunu, dava şartı hukuki yarar tartışması yapılmadan karar verildiğini, kararda 18/08/2018-02/01/2020 tarihleri arasında şirketin temsilcisi olmadığının  belirtildiğini, oysa bu tarihler arasında şirket müdürü imiş gibi, eski/geçersiz Ticaret Sicil Gazeteleri ile noterliklerde sirkülerler çıkartan, hukuki işlemler yapan, müvekkilinin elektriğini, suyunu şirket müdürü imiş gibi kestiren, müvekkiline karşı şirketi temsilen davalar açan, ihtarlar gönderenin de 02.01.2020'de  şirket müdürü seçilen kişinin  davalı ... olduğunu, 6102 sayılı TTK.nun 630/2. maddesinde \"Her ortağın, haklı sebeplerin varlığında yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği  '' yine 630/3. maddesinde ''Yöneticinin özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağının hüküm altına alınacağı''nın amir hüküm olduğunu,  hal böyle iken sadece dava açıldığı anda şirketin temsil ve ilzama yetkili müdür olmadığı tespitinin yerinde olmadığını, davanın görülmesi sırasında yetkili müdür tayin edilen davalı ...'nun  dosyaya sunulan belgelerle gerçek dışı resmi evraklar kullanarak hukuki işlemlerde bulunduğunun açıkça ispat edildiğini,  hiç değilse denetim kayyımı atanması talebinin kabulü gerektiğini,  bunun yapılmayarak  davanın reddedilmiş olmasının hukuken hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalılar ... ve ... vekili,  katılma yolu ile istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesinde, müteselsil sorumluluk da  dâhil olmak üzere  birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağının  belirtildiğini, ancak mahkemece tüm davalılar yönünden  tek bir vekalet ücretine hükmedildiğini, halbuki müvekkilleri aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddedildiğini, ilgili şirket aleyhine yöneltilen davanın ise zorunlu dava arkadaşlığı dışında, katılmak suretiyle davaya dâhil edilmesinin mümkün olmadığı gözetilerek usulden reddedildiğini, davalılar yönünden davanın reddi sebeplerinin  farklı olduğunu, bu nedenle davalı şirket ve müvekkilleri lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, bu bakımdan ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bu bakımdan düzeltilerek AAÜT madde 3/2 uyarınca müvekkilleri lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca şirket müdürünün yönetim yetkilerinin kaldırılması ve şirkete kayyım atanması  istemlerine ilişkindir.   İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın davalılar yönünden pasif  husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle, dahili davalı yönünden usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.  Davacı vekili; müvekkilinin dahili davalı ...nde davalı ... ve ... ile birlikte hissedar olduğunu, davalıların yönetici olarak şirketteki yönetim yetkilerini kötüye kullandıklarını ileri sürerek, davalıların yönetim yetkilerinin kaldırılarak dahili davalı ...ne kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir.  Davalılar ve dahili davalı vekilleri;  davalı ... tarafından genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi talepli açılan davada  İstanbul Anadolu  12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/590 Esas sayılı dosyasıyla TTK'nın  410/2 maddesi gereğince ...'ya dahili davalı şirketin genel kurulunu toplantıya çağırma konusunda izin verildiğini, bu kapsamda 02.01.2020 tarihinde  toplanan genel kurulda ...'nun şirket müdürü olarak seçildiğini, şirkete  kayyım atanmasını gerektiren bir organ boşluğu veya başkaca bir sebep bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, davalıların dava tarihinde şirketin yetkilisi ve müdürü olmadıkları gerekçesiyle, davalılar yönünden davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle; dâhili davalı şirket yönünden ise  dahili dava kurumu ile davalı olmayan  şirketin davada  davalı olarak yer alamayacağı gerekçesi ile dâhili davalı şirket yönünden davanın usulden reddine karar verilmiştir.Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; dahili davalı ...nin  1982 yılında kurulduğu, ilk ortaklarının davalılar ..., ...  ile davacı ve  davalıların ortak murisi ... olduğu,  şirketin 19.02.2009 tarihli ve 2009/1 sayılı genel kurul kararı ile 10 yıllığına ...'nun  münferiden şirketi tek temsile yetkili müdür seçildiği, ...'nun 18.08.2018 tarihinde vefat ettiği,  şirketin bundan sonraki son pay durumunun davacının 55, davalı ...'ün 170, davalı ...'in ise 175 pay şeklinde olduğu, davalı ... tarafından genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesi talepli açılan davada  İstanbul Anadolu  12.Asliye Ticaret Mahkemesinin  04.12.2019 tarih ve  2019/590 Esas, 201/111 Karar sayılı kararı ile TTK'nın  410/2 maddesi gereğince ...'ya dahili davalı şirketin genel kurulunu toplantıya çağırma konusunda izin verildiği, bu kapsamda davalı ... tarafından  çağrının yapıldığı,  02.01.2020 tarihinde  toplanan genel kurulda ...'nun  süresiz olarak şirket müdürü olarak seçildiği anlaşılmaktadır. Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca, dahili davalı şirket yönetiminin, yönetim yetkisinin iptali ile işlerin yönetici kayyımca yürütülmesi istemine ilişkin olup, TTK'nın 630/2 maddesine göre limited şirketlerde her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Maddenin 3. fıkrasına göre ise yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur. TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca açılan davanın, şirketi temsile yetkili şirket yönetici veya yöneticileri aleyhine açılması gereklidir. Bu bilgilere göre somut olayın değerlendirilmesinde; davacı tarafça, davalılar aleyhine  davalıların yönetim yetkilerinin kaldırılması talebiyle  açılan  eldeki dava,  08.08.2019 tarihinde açılmış olup, ticaret sicil kayıtlarına göre  19.02.2009 tarihli ve 2009/1 sayılı genel kurul kararı ile 10 yıllığına ...'nun  münferiden şirketi tek temsile yetkili müdür seçildiği,  ancak ...'nun 18.08.2018 tarihinde vefat ettiği, bu tarihten sonra şirketi temsile yetkili yeni bir müdür seçiminin yapılmadığı, dahili davalı şirketin yetkilisinin bulunmadığı, dolayısıyla eldeki dava tarihinde davalıların şirketi temsil yetkisi bulunmadığı, şirketin müdürü olmadıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca  açılan yöneticinin azli talepli eldeki davada dava tarihinde şirket yöneticisi olmayan davalıların pasif husumet ehliyetleri bulunmadığından, pasif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Davacı vekili, davacının hukuki yararının bulunduğunun tartışılmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de davacının ortak olarak eldeki  davayı açması konusunda hukuki yararı bulunduğu gibi davacının hukuki yararının bulunmadığı yönünde bir tespitte de bulunulmadığından, bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Bu sebeplerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde olmadığından, davacının istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir. Mahkemece 24.06.2020 tarihli duruşmada, davacıya, ...nin dava dâhil edilmesi için süre verilmiş, davacı vekilince dâhili dava dilekçesi sunulması ile adı geçen şirket dâhili davalı olarak davaya dâhil edilmiş, daha sonra  dâhili davalı şirket yönünden,  dâhili dava kurumu ile davalı olmayan  şirketin davada  davalı sıfatıyla yer alamayacağı gerekçesiyle, dâhili davalı şirket yönünden davanın usulden reddine karar verilmiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere,  TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca açılan davanın, şirketi temsile yetkili şirket yönetici veya yöneticileri aleyhine açılması gerekli olup bu davanın şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli değildir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 25/06/2018 tarihli ve 2016/13526 Esas, 2018/4741 Karar sayılı,  30/05/2018 tarihli ve 2016/12601Esas,  2018/4153 Karar sayılı kararları). Bu nedenle, ilk derece  mahkemesi kararının gerekçesindeki, şirkete de dava yöneltilmesi gerektiği tespiti hatalı olduğundan,  Dairemizce resen gözetilen sebeplerle ve HMK'nın 33,355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyadrınca, istinafa konu kararın  gerekçesinin  resen düzeltilmesi için kararın kaldırılması gerekmiştir. Öte yandan, Türk hukuk sisteminde hüküm sadece davada taraf olanlara yönelik olarak kurulabilir. Bu kural uyarınca, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen taraf, dava açıldıktan sonra -zorunlu dava arkadaşlığı hâlleri hariç- ek bir dilekçe ile davaya dâhil edilemeyeceği gibi ıslah yolu ile dahi taraf değiştirilemez. Ayrıca HMK’nın 124.  maddesi hükmü uyarınca, bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık  rızası ile mümkündür. HMK'nın 124/3. maddesinde maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği düzenlenmiştir. Bu hukuki açıklamalara göre, dâhili dava müessesesi hukuk usulünde yer almadığı ve davalılar ile ... arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı hâlde, hakkında dava açılmayan ...'nin usulsüz olarak davaya dâhil edilerek yargılamaya devam olunması doğru  olmamıştır. Nitekim ilk derece  mahkemesi kararı gerekçesinde de bu durum  fark edilmiş ve bu  yönde gerekçe oluşturulmuştur. Ancak davada davalı sıfatı bulunmayan ... hakkında ilk derece mahkemesince usulden redde dair  hüküm kurulması, usule ve yasaya aykırı olmuştur. Bu şirket aleyhinde usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, kararda dâhili davalı olarak nitelendirilen şirket yönünden \"karar verilmesine yer olmadığına\" karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.  Bu husus kamu düzenine ilişkin olup resen dikkate alınması gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin  ...  hakkında verdiği usulden ret kararı Dairemizce kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerekmiştir. Davalılar vekilinin katılma yoluyla  istinaf başvurusu yönünden  yapılan incelemede; Her ne kadar davalılar vekili, kararı, müvekkilleri lehine tek değil ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek katılma yoluyla istinaf etmiş ise de AAÜT'nin 3/2 maddesinde,  müteselsil sorumluluk da dâhil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağının hüküm altına alındığı; bu durumda her  iki davalı hakkındaki ret sebebinin de tek  olduğu, ... yönünden usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığı nazara alındığında, davalılar vekilinin katılma yoluyla istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Mahkeme kararı, Dairemizce resen gözetilen sebeplerle düzeltildiğinden, yeniden hüküm kurulurken ilk derece mahkemesinde  davalılar lehine hükmedilen vekalet ücreti aynen muhafaza edilmiştir.  Açıklanan  bu  gerekçelerle,  davacı vekilinin  istinaf başvurusu ile  davalılar vekilinin katılma yoluyla istinaf başvuruları yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesini istinaf konu kararının yukarıdaki gerekçeyle resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, taraflarca ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına,  davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçeyle Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-Hakkında usulüne göre açılmış bir dava bulunmayan ve dâhili davalı olarak gösterilen ... Paz. Ltd. Şti. hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2-Davalı gerçek kişiler aleyhindeki  davanın, pasif  husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli  427,60  TL  karar ve  ilam harcından,   davacı tarafça peşin olarak  yatırılan  44,40 TL'nin mahsubu ile  bakiye  383,20 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye  gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden, AAÜT uyarınca  takdir olunan maktu  4.080,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6- İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı  tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalılara iadesine, c- Davacı ve davalılar tarafından  yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin  üzerinde bırakılmasına 7-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine, 8-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 33,355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 03.10.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9f037d11558c405b","SID":"d70fe43898053fe8"}}