{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/691 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1820<br>KARAR TARİHİ\t: 17/10/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/02/2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/858 Esas 2021/55 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 17/10/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 17/10/2024<br><br>Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalı ile davacı arasında ticari ilişki bulunduğunu, bir adet fatura nedeniyle alacaktan kalan bakiyenin ödenmemesi üzerine  alacağın  tahsili amacıyla İzmir 15. İcra Dairesi'nin 2018/15759  esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazı üzerine takibin durduğunu, takip tarihi itibariyle müvekkilinin  davalıdan alacaklı olduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  tarafların tacir olmaması nedeniyle  görevli mahkemenin Asliye  Hukuk Mahkemesi olduğunu, açılan davanın usulüne uygun olmadığını, esas bakımından fatura konusu makinanın teslim edildiğini davacının kanıtlaması gerektiğini, fatura bedelinin çek ve nakit olarak davacıya ödendiğini belirttiği, davanın reddiyle birlikte haksız icra takibi nedeniyle davacının %20 den aşağı olmamak üzere haksız icra tazminatına çarptırılmasına ücreti vekaletin ve yargılama giderinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>MAHKEMECE: \"...,Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalının  davacıya fatura nedeniyle borcu olup olmadığının tespiti ile davacının davalı aleyhine icra takibi yapmakta haklı olup olmadığı noktalarında toplandığı, Ticaret Sicil Müdürlüğü, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Vergi Dairesi Başkanlığı  ile yapılan yazışmalardan davalının kazancının bilanço hesabı esasına göre gerçek usulde vergilendirildiği ve 213 Sayılı VUK nun 177 mad gereğince 1 sınıf tacir sayıldığı anlaşılmış, davacıya ait ticari ve defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacı tarafın yasal defterlerinin TTK ya göre uygun olarak tutulduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin süresi içerisinde yapıldığı, davalı tarafın ticari defter ve belgelerinin süresi içerisinde dosyaya ibraz etmediği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın dava konusu 23.600,00 TL tutarlı faturanın davalı tarafından ödenmediğinden bahisle davacı yanca takibe girişildiği, mali müşavir bilirkişi vasıtasıyla incelenen ticari defter ve belgelerden 2015 yılı 31/12/2015 kapanış bakiyesinin her iki taraf da (4.55 TL fark haricinde) uyumlu olduğu, davacının ticari defter kayıtlarında dava konusu fatura tutarı olan 23.600,00 TL alacaklı olduğunun her iki taraf ticari deflerinde kayıtlı bulunduğu, ancak davacı ticari davalı cari borcuna mahsuben verilen 16.300,00 TL tutarındaki iki adet çeke ilişkin müzekkere ve çek örneklerinden davacı adına ciro edilmediğinin anlaşıldığı, davalı kayıtlarında yer alan 10.000,00 TL + 6.300,00 TL = 16.300,00 TL davacı cari borcundan çıkartılması gerektiği, böylelikle davalı ticari defterlerine göre davalının, davacı taraftan 5.404,45 TL alacak kaydı bulunmakla bu meblağın düşümü ile davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 10.895,55 TL alacağının bulunduğu, icra takip dosyasında her ne kadar davacı yanca işlemiş faiz talebinde de bulunulmuş ise de taraflar arasında imzalanmış herhangi bir sözleşmenin bulunmadığı, davacı tarafın takip borçlusunun takip tarihi öncesinde temerrüde düşürüldüğüne dair herhangi bir delil sunulmadığından işlemiş faiz alacağının mevcut olmadığı anlaşılmakla, davanın kısmen kabulü ile  davacı tarafından davalı aleyhine İzmir 15.  İcra Müdürlüğünün 2018/15759 esas sayılı dosyası ile yapılan takibe davalının vaki itirazının 10.895,55 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağın %20 si oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır,\" gerekçesi ile, \"Davanın KISMEN KABULÜ ile, davacı tarafından davalı aleyhine İzmir 15. İcra Müdürlüğünün 2018/15759 esas sayılı dosyası ile yapılan takibe davalının vaki itirazının 10.895,55 TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin devamına, Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,  Alacağın %20 si oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  davalı yanın, davaya konu icra dosyasında borca, faize ve takibin tüm fer'ilerine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, taraflarınca itirazın iptali davasının açılmasının akabinde cevap dilekçesiyle birlikte birtakım usuli itirazlarda bulunmakla birlikte (usuli itirazlarının tümü reddedilmiştir.), takibe konu borcun taraflarınca ödendiğini ileri sürdüğünü, ancak davalı yanın cevap dilekçesinde faturaya konu malların kendilerine teslim edilmediği yönünde bir itirazda bulunmadıklarını, yalnızca ispat yükünün taraflarında  olduğunu ileri sürmekle birlikte, hiçbir zaman \"faturaya konu mallar teslim edilmemiştir.\" şeklinde bir beyanda bulunmadığı gibi, faturaya konu bedelin \"tümünün\" taraflarınca ödediği iddiasında bulunduklarını, malların teslimine ilişkin taraflarınca  tanık deliline dayanmış olup ilk derece mahkemesinin dosyanın mevcut gelmiş olduğu aşamayı dikkate alarak malların teslim edildiğine kanaat getirdiğini, bu kanaatin yerinde olduğunu, taraflar arasında ticari ilişkinin olduğunun ise, her iki tarafın ticari defterlerinde, cari hesaplarında ve vergi dairesinden gelen kayıtlarda da görüldüğü üzere şüphesiz olduğunu, nitekim, konu hakkında herhangi bir şüphe olmadığı, dava kapsamında;  davalı tarafın defterleri ve formları üzerinde inceleme yapılarak, mahkemeye sunulan bilirkişi ek Raporu'nda da açıkça ortaya konulduğunu, malın teslim edildiği hakkında dosya kapsamında en küçük bir şüphe bulunmamakta olup, davalının iddialarının borcu ödememek ve buna ilişkin süreci uzatmaya yönelik haksız çabadan ibaret olduğunu beyanla, yerel mahkemece verilen  kısmen kabul kısmen red kararının istinaf yoluyla incelenmesi ve reddedilen yön bakımından kaldırılmasına; davanın kabulü ile kötü niyetli olarak yapılan itirazın 23.600 TL tutarındaki tüm alacak yönünden iptaline ve  tüm alacak yönünden takibin devam etmesine, davalı yan için tüm alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi incelemesi sonucunda ve kısmen kabul edilen bir itirazın iptali davasında alacağın likit olduğunun ileri sürülmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, bir an için bu hususun kabulü mümkün ise de bu kez reddedilen kısım üzerinden davacı aleyhine bir kötüniyet tazminatına karar verilmesinin gerektiğini, ancak bu yönde de hüküm bulunmadığını, bununla birlikte verilen kararda ispat kurallarının ihlal edildiğini, zira davacı tarafın ticari defter ve belgeleri, sahibi lehine delil niteliği taşımadığını, davacının, iddiasını ticari defter ve belgelere dayalı olarak ispatlayabilecek durumda olmadığını, zira kanunkoyucunun aradığı kapanış tasdikinin defterlerinde bulunmadığını, dolayısıyla davacının kendi kaydından hareketle bir talep hakkı söz konusu değil iken buradan hareketle müvekkilinin borçlu kabulünün hukuka aykırı olduğunu, yapılan incelemede davacının faturaya konu emtiayı teslim edip etmediğinin ortaya konulamadığını, oysa faturanın kaydı ile faturaya konu emtianın tesliminin ayrı hususlar olduğunu, davacının, faturaya konu ilişkide malın teslimini ispatla yükümlü kişi olduğunu, bununla birlikte müvekkilinin, davalı tarafa 2016 yılında peyder pey ödemeler yaptığını,  iki adet çek teslimi ile ödemelerini gerçekleştirdiğini ve alacaklı konuma geldiğini, dolayısıyla müvekkilinin davacıdan 5.404,45 TL alacaklı olduğunun defter ve belgelerle sabit olduğunu, esas alınacak kayıtların müvekkilinin kayıtları olduğunun açık olduğunu, müvekkili ile ticari ilişki içerisinde olduğunu ileri süren davacı tarafın, bu ilişki kapsamında edimini ifa ettiğini gösterir bir belgeyi ortaya koyamadığını, kararı kabul etmemekle birlikte  kısmen kabul, kısmen redde ilişkin bir kararda arabuluculuk ücretinin tümünün müvekkiline yükletilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu noktada her iki tarafa eşit veya kabul/red oranına göre bir değerlendirme yapılması gerekirken aksi yönde verilen kararın, bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu belirterek yerel mahkemece verilen davanın kısmen kabulü kararının kaldırılarak  davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, satımdan kaynaklı  icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.”<br> Bir satım  ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı  ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Somut olayda ; Davacı tarafça  davalı ile davacı arasında ticari ilişki bulunduğu, bir adet fatura nedeniyle alacaktan kalan bakiyenin ödenmemesi üzerine  alacağın  tahsili amacıyla İzmir 15. İcra Dairesi'nin 2018/15759  esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde  fatura bedelinin çek ve nakit olarak davacıya ödendiğini beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>Davaya konu faturanın her iki tarafın defterinde kayıtlı olması ve davalının ödeme savunmasında bulunmasına göre davalı taraf ödeme savunmasını ispat yükü altındadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda her iki tarafın 2015 yılı defterlerinde  23.600,00 TL tutarlı faturanın kayıtlı olduğu tespit edilmiş,  davalının 2016 yılı defterlerinde  nakit tediye ve çek ile ödeme kayıtları bulunduğu belirtilerek hesaplama yapılmış,  davacının 2016 yılı defterleri incelenmemiştir. Davalı kayıtlarında bulunan   5.404,45 TL tutarlı nakit ödemelerin ve çek ile ödemeye ilişkin 10.000,00 TL + 6.300,00 TL tutarlı ödemelerin davacının 2016 yılı defterlerinde bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılarak soncuna göre karar verilmesi yerine eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.<br>Kabul ve uygulamaya göre de; davada kısmen kabul kararı verilmesine rağmen arabuluculuk ücretinin tamamen davalı tarafa yüklenmesi de isabetli değildir.<br>Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle  HMK'nın 353/a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar vermek gerekmiştir.<br> HÜKÜM   : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekili ile davalı vekilinin  istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,<br>2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin  03/02/2021 tarih, 2019/858 Esas ve 2021/55 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 59,30 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde iadesine,<br>6-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, <br>7-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 186,07 TL istinaf nispi karar harcının istek halinde iadesine,<br>8-İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, <br>9-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi uyarınca yatırılan teminatın yatıran tarafa iadesine,<br>10-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,\t<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 17/10/2024<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"193ec0c5615ddcb4","SID":"e512d9f31b47bf57"}}