{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No:<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t:  <br>KARAR NO\t:<br>KARAR TARİHİ\t: 17/10/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: )<br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 28/03/2024<br>NUMARASI\t:  Esas Karar<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: Av<br>DAVALI\t: 1- .....<br>VEKİLLERİ\t: Av.<br>\tAv.<br>DAVALILAR\t: 2- ...... -<br>\t: 3- ....... - <br>VEKİLİ\t: Av.<br>DAVA\t: Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 17/10/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 18/10/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; 24.02.2020 tarihinde Akşehir ilçesi , Karahüyük Mahallesi, D-300 karayolu üzerinde davalı Sürücü ...... sevk ve idaresindeki ....... plakalı minibüs ile Akşehir istikametine dönüş yapmak için Konya ili yönüne doğru olan şerit içerisine giriş yaptığı esnada aracının sol yan kısmına Akşehir ilçesinden Konya ili yönüne doğru seyir halinde olan Sürücüsü .............'in sevk ve idaresindeki müvekkili ...... ' nin içerisinde olduğu ....... plakalı aracın ön kısmı ile çarpması neticesinde Çift taraflı yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin de içerisinde olduğu ....... plakalı aracın içerisinde Sürücü .............'in , müvekkilin kızı ..............'in ve müvekkilinin bulunduğunu, söz konusu kazanın davalı sürücünün kusurlu hareketi sonucu meydana geldiğini, kaza nedeniyle vücudunda kırık oluşan müvekkili davacının malul kaldığını, gündelik hayatına devam ederken bile zorlandığını, eski sağlığına kavuşamadığını, maddi ve manevi olarak zarara uğradığını,  kazaya karışan ....... plakalı aracın kaza tarihi itibariyle .... Poliçe numara trafik sigortası ile davalı ......Sigorta A.Ş. tarafından sigortalandığını, davalı sigorta şirketinin müvekkilinin kazadan kaynaklanan maddi zararlarından Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanununun ilgili hükümleri gereğince poliçe limitleri dahilinde sorumlu olduğunu,  davanın ikamesinden önce müvekkilinin zararlarının tazmini yönüyle davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığını, ancak herhangi bir ödemenin yapılmadığını, arubuluculuk görüşmelerinden de sonuç olanamadığını belirterek; davanın kabulü ile fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla ; öncelikle hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilememe riskine karşılık davalı ....... adına kayıtlı ....... plaka sayılı aracın trafik kaydına, davalı araç sürücüsü ...... ve işleteni .......' ın tüm taşınır ve taşınmazları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine verilecek kararın kesinleşmesine kadar cebri icra yoluyla satışı ve 3. Şahıslara devri engelleyici nitelikte “ihtiyati tedbir” şerhi konulmasına, 6100 sayılı HMK madde 107 uyarınca toplanacak delillere göre maddi tazminat tutarı belirlenerek, davacı lehine şimdilik şimdilik; 100,00 TL geçici iş göremezlik, 100,00 TL sürekli iş göremezlik, 100,00 TL belgelendirilemeyen  faturalandırılamayan tedavi gideri ve 100,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 400,00 TL maddi tazminatın sürücü ...... ve işleten ....... yönünden olay tarihinden; davalı ......Sigorta A.Ş. yönünden sigorta limitleri aşılmamak üzere temerrüt tarihinden işletilecek avans faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte müşterek ve müteselsil olarak davalılardan tahsiline, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ...... ve işleten ....... ' dan , olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte müşterek ve müteselsil olarak tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin müşterek ve müteselsil olarak davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davacı 17/02/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile, 100,00 TL geçici iş görememezlik tazminatını 2.366,97 TL, 100,00 TL sürekli iş görememezlik tazminatını 170.084,16 TL, 100,00 TL geçici bakıcı giderini 2.207,25 TL , 100,00 TL tedavi giderini 750,00 TL olarak ıslah ettiği anlaşılmıştır. <br>Davalı ......Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özet olarak; davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili sigorta şirketine ika edilen iş bu davanın, müvekkili şirketin sigortacısı olduğu ....... plakalı aracın ..... no.lu “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malı Sorumluluk (Trafık Sigortası) Sıgorta Poliçesi” poliçesine ilişkin olduğunu, her ne kadar davacı vekilince dava dilekçesinde birtakım kusur oranları ile  maddi tazminata ilişkin miktarlar belirtilmişse de asıl olan Mahkemenizce kusur oranlarının ve tazminat miktarının tespit edilmesinin gerektiğini, zararın ispat yükü zarar görene ait olup; işbu davada ispat yükü davacı tarafın üzerinde olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedilmesi için davacının iddia ettiği sürekli sakatlık halinin adli tıp kurumu ilgili ihtisas dairesinden alınacak rapor ile ispatlanması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere, davacının kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatlar tespit edilerek, aleyhe hükmedilecek olası tazminattan mahsup edilmelisinin gerekiğini, hesaplamaların aktüerya uzmanı tarafından TRH tablosunun dikkate alınmasının gerektiğini,  davacı yanın tedavi giderleri ile geçici iş göremezlik talepleri ve bu döneme ilişkin bakıcı gideri tazminat talepleri poliçe kapsamında olmayıp, bu hususlarda müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacının geçici iş göremezlik taleplerinin reddi gerektiğini, şayet aleyhe bir tazminata hükmedilecek ise sigortalının kusur oranı dikkate alınmakla birlikte, aleyhe hükmedilme ihtimali olan tazminat miktarından müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, tazminat hesabında gerçek gelir üzerinden belirlenebilir bir ücret yoksa, asgari ücretin baz alınmasının gerektiğini, sigorta şirketinin sorumluluğu trafik poliçesi'nden kaynaklanmakla müvekkili şirketten dava tarihinden önceki bir tarihten itibaren faiz talep edilemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla dava konusu olayda uygulanması gereken faiz yasal faiz olabileceğini belirterek; davanın öncelikle usul yönünden reddine, aksi durumda ise esastan reddine, yargılama giderleri ile ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>Davalı ....... cevap dilekçesinde özet olarak; dava konusu kazaya ilişkin olarak düzenlenen kaza tespit tutanağına itiraz ettiğini, araç içerisinde yaralandığını iddia eden ......'nin şu an nakliyecilik yaptığını, herhangi bir maluliyetinin bulunmadığını, davayı kabul etmediğini, kazanın karşı tarafın süratinden kaynaklandığını belirterek; davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.<br>Davalı ...... cevap dilekçesinde özet olarak; dava konusu kazada ....... plaka sayılı araç sürücüsünün çok süratli olduğunu, yol koşullarına göre hızın 50 km olması gerekirken araç çok süratli olduğundan aracı göremediğini, karşı yönden gelen araç sürücüsünün kendi aracını görmesine rağmen frene dahi basmadığını, kaza esnasında kendi şeridinde olduğunu, diğer araç kendi şeridinde olsa idi kazanın meydana gelmeyeceğini, karşı araç sürücüsünün stajer ehliyetinin olduğunu, gerekli özen ve dikkati göstermediğini, kazanın bu araç sürücüsünün tedbirsiz ve dikkatsiz hareketinden dolayı meydana geldiğini, kusur raporunu kabul etmediğini, kaza nedeniyle kendi aracında 50-60.000 TL'lik bir zararının oluştuğunu, davacı tarafın kazadan sonra nakliyecilik yaptığını, herhangi bir maluliyetinin bulunmadığını belirterek; davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, ..... E. ve ...... K. sayılı ilamına karşı davacı ve davalılar ...... ile ....... tarafından istinaf başvurusunda bulunulmadığı, dolayısıyla önceki kararın bu davalılar yönünden kesinleştiği, önceki kararın istinaf edilmeksizin kesinleşmesi karşısında davacının manevi tazminat davası ile davalı ...... ve davalı .......'a yönelik maddi tazminat davası yönünden yeniden hüküm kurulmasının mümkün olmadığı, davaya konu trafik kazasının oluşmasında sigortalı araç sürücüsünün % 75, dava dışı araç sürücüsünün ise % 25 oranında kusurlu olduğu, kaza neticesinde yaralanan davacının sigortalı araç sürücüsünün kusuruna isabet eden zararın tahsilinin istenilmesi karşısında davacının davalı sigorta şirketininden talep edebileceği sürekli iş göremezlik zararının (Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, .... E. ve ....K. sayılı kararı ile tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla) 106.176,33 TL, geçici iş göremezlik zararının 2.366,97 TL, bakıcı gideri zararının 2.207,25 TL ve tedavi gideri zararının 750 TL olduğu sonucuna varıldığından davacının davalı sigorta şirketine yönelik davasının ise kısmen kabulüne  karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>Davacının manevi tazminat davası hakkında (Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, .... E. ve ...K. sayılı ilamı istinaf yoluna başvurulmaksızın kesinleştiğinden) yeniden hüküm tesisine yer olmadığına,<br>Davacının davalı ...... ile davalı .......'a yönelik maddi tazminat davası hakkında (Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, ..... E. ve ...... K. sayılı ilamı istinaf yoluna başvurulmaksızın kesinleştiğinden) yeniden hüküm tesisine yer olmadığına,<br>Davacının davalı ......Sigorta A.Ş.'ye yönelik davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, ..... E. ve ...... K. sayılı kararı ile tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla 106.176,33 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 2.366,97 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 2.207,25 TL bakıcı gideri tazminatı ve 750,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam 111.500,55 TL'nin 13/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ......Sigorta A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalılar ...... ve ....... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müterafik kusur indiriminin dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, kemer takmadığı belli olan davacıya haksız yere fazla tazminat ödendiğini, aktif çalışmakta olan davacının sürekli iş göremezlik içinde olmadığını, tüm maddi ve manevi tazminatların fazla verildiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve müvekkillerine işbu son dosyada oluşan tazminat indirimlerinin aynı diğer  davalı sigorta şirketi gibi uygulanmasını, ayrıca davanın ve maddi-manevi tazminatın tümü ile reddini talep etmiştir.<br>Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili lehine, davalı sigorta şirketi aleyhine hükmedilen maddi tazminat miktarının çok düşük olduğunu, maluliyet oranının da aynı şekilde düşük olup gerçek maluliyetin daha yüksek olduğunu,  davalı sigorta şirketi yönünden %75 kusur oranı üzerinden hüküm kurulmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile davanın davalı sigorta şirketi yönünden tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ......Sigorta A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; işbu davaya konu trafik kazası 24.02.2020 tarihinde gerçekleşmiş olup davacının maluliyetinin Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini, müvekkili ......Sigorta A.Ş.'nin tedavi giderleri ile geçici iş göremezlik taleplerinden ve bu döneme ilişkin bakıcı giderlerinden sorumluluğu bulunmadığını, söz konusu olayda davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığının tespiti yapılmadan müterafik kusur indirimi yapılmayacağı kararı verildiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılarak davanın reddine, yargılama giderleri ile ilgili dava masraf ve vekalet ücretlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>İlk derece mahkemesince verilen ilk karara ilişkin olarak Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile ;KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 13/04/2023 tarih  ..... Esas ...... Karar<br>sayılı dosyasında verilen  kararının eksik araştırma nedeniyle HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca  KALDIRILMASINA, karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.<br>Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi ve  bakıcı  giderlerine ilişkin maddi  ve manevi tazminat  istemine ilişkindir.<br>1-Maluliyet raporuna  ve hesap raporuna ilişkin itirazın incelenmesinde : <br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>\tZira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>\tBu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>\tYine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>\tGörüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>\tAnayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>\tTürk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>\tYukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>\tAYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>\tBu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>\tZorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>\tMali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>\tBu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br>\tAdli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.(Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları) <br>\tDavalı vekili erişkinler için engellilik yönetmeliğinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de ;  Davalı sigorta vekili tarafından  20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı \"Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında\"  yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte maluliyet oranlarının belirlenmesinde ilgili yönetmeliğe göre alınmış sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerekeceği iddia edilmekte ise de kaza tarihi 15/10/2016 ve dava tarihi16/05/2017 tarihi olup maluliyet raporunun olay tarihi itibariyle yürürlükte olan  Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerektiği ve Yargıtay 17. HD nin kökleşmiş içtihatları gereği  Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan alınmasının yeterli olduğu, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden alınma zorunluluğunun bulunmadığı,bu halde haksız fiil tarihinde yürürlükte olan  3 Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine  uygun olarak düzenlenen ATK 2.ihtisastan  alınan heyet raporunun hükme esas alınmasında hukuka aykırılık olmadığı ,davalı vekilinin olay tarihinde yürürlükte olmayan,daha sonra yürürlüğe giren yönetmeliğe göre maluliyet eğerlendirmesi yapılmasının  mümkün olmadığı,<br>\tKeza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>\tBu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre  rapor alınarak hükme  esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur itirazların reddi gerekmiştir.<br>\t2-Davalı sigortaya davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı:<br>\t2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile  yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü \"Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir\" denilmiştir. <br>\tYukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.<br>\t6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre \"Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır\".<br>\tHMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" denilmiş,<br>\t2.fıkrada ise, \"Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.\" düzenlemesi mevcut olup;<br>\t6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. <br>\tSomut uyuşmazlıkta, meydana gelen trafik kazasın nedeniyle  davacının, dava tarihinden önce davalıya belgeler ile birlikte başvurduğu, davalının yasal süre içerisinde talebin karşılamayarak sonuçsuz bırakıldığının tüm dosya kapsamı ile sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.<br>\tDavacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı, davalının talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde  yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. Buna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir. <br>\t3-Davalı vekilinin geçici bakıcı, tedavi giderleri ve geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğu itirazında :<br>\t01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>\t1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>\t2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>\t3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>\tSağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>\tOysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>\tBu düzenleme gereği  ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>\t1-Bakıcı giderleri<br>\t2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>\t3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>\tBu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>\tBöyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br>\tYine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez. Ayrıca; <br>\tZMMS sözleşmesindeki şartların davacı açısından bağlayıcı olmaması ve anayasa mahkemesinin 09/10/2020 tarihli resmi gazetde yayınlana 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 e 2019/40 k sayılı kararına göre 6704 sayılı kanunu 3.maddesiyle değiştirilen 90. maddesinn birinci cümlesinde yeralan \"ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda \" ibaresinin ve ikinci cümlesinde yeralan \"ve genel şartlarda \" ibaresinin iptal edilmiş olması sebebiyle de  uygulanmayacaktır.<br>\tBu halde, davalının  geçici işgörmezlik, tedavi ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. <br>\t4-Müterafik kusur itirazını incelenmesinde:<br>\tDavalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, araçta bulunanların emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı \"belirsiz\" olarak işaretlenmiştir. Müteveffanın emniyet kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, emniyet kemerinin takılı olmadığının ispatı davalı sigorta şirketinin üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespiti yapılamadığından, davalının bu yöndeki itirazının reddi gerekmektedir.<br>\t5-Davalı sigortanın faturasız tedavi giderine yönelik itirazında :<br>\tGenel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)<br>\tBu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından,  itiraz yersizdir. <br>\t6-Faiz türü ve başlangıcı itirazının incelenmesinde:<br>\tSomut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara  gerek  olmaksızın, zararın  doğduğu  anda, başka  bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.<br>Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.<br>Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir.<br>Davacının dava açmadan önce davalı sigortacıya başvuruda bulunduğuna ilişkin bir iddiasının bulunmaması, davalı sigortacının da davadan önce başvuru olmadığını savunmuş olmasına göre, sigortacının en erken dava tarihi itibariyle temerrüde düştüğü kabul edilerek, davalı sigortacı için temerrüt faizinin dava tarihinden işletilmesini talep edebilir.<br>(Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi  2014/25016 Esas 2017/5136 Karar sayılı ilamları)<br> Bu bakımdan davalı sigorta şirketi  açısından daha önce temerrüde düşürüldüğü anlaşılmakla itirazın reddi gerekmiştir.<br>Davacı vekilince temerrüt faizi olarak avans faizi istenilmiş, mahkemece avans  faize hükmedilmiştir. Zarara neden olan araç minibüs  olup ticari faaliyet sırasında zarara neden olmuştur. Bu itibarla davada temerrüt faizi olarak ticari faiz niteliğindeki avans faizine hükmedilmesi yerinde olup itirazın reddi gerekmiştir.<br>7-Kusur itirazının incelenmesinde :<br> HMK 357/1.maddesine göre, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceğinden,  davalının bu yöndeki itirazları  değerlendirme konusu yapılmamıştır. <br>Davacı vekili kusur oranında sorumluluğa itiraz etmiş ise de dava dilekçesinde kusura dayandığı anlaşılmakla itirazın reddi gerekmiştir.<br>8-Usuli kazanılmış hak itirazının incelenmesinde:<br> Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Bu halde AYM nin iptal kararı karşısında, bu iptal kararları kazanılmış hakkın istinasını teşkil  teşkil eder mahiyettedir. Taraflar daha önce hazırlanan  raporlara itiraz etmese bile AYM iptal kararı doğrultusunda mahkemece kamu düzeni açısından resen dikkate alınmalıdır. Bu nedenle itirazın kabulü gerekmiştir.<br>9-Manevi tazminat miktarı yönünden itirazın incelenmesinde:<br>        Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak  hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan  kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze  uğrayan kişi, uğradığı manevi  zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü  mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br> Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinde ; \"Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir\" hükmü düzenlenmiş madde metninden de anlaşıldığı üzere, haksız eylem sonucu bedensel zarar görenin yakınları yararına manevi tazminata karar verilebilmesi için, zarar görenin yaralanmasının ağır bedensel zarar niteliğinde olması gerekmektedir. Ağır bedensel zarar, kanunda tanımlanmamış olup,  yaralanmanın özelliğine ve yarattığı sonuçlara göre mahkemece takdir edilecektir.<br>Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, Ceza Mahkemesinin kararı kusur durumu  ve  yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde İDM'ince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarlanının Yerinde  OLDUĞU  anlaşılmıştır.<br>Bu nedenle, davalılar vekillerinin istinaf talebinin reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davalılar vekillerinin istinaf talebinin REDDİNE,<br>Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA, <br>\tHMK.nın 353/1-b-2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA, (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle) <br>\t1-DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ ile,106.176,33 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 2.366,97  TL geçici iş göremezlik tazminatı, 2.207,25 TL bakıcı gideri tazminatı ve 750,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam 111.500,55  TL tazminatın davalı ......Sigorta A.Ş. yönünden kaza tarihi itibariyle geçerli ZMMS poliçesi sakatlanma ve sağlık gideri teminat klozları limitiyle sınırlı olmak üzere 13/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davalı ....... ile davalı ...... yönünden ise kaza tarihi olan 24/02/2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>\t2-DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ ile, 15.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 24/02/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....... ile davalı ......'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>\tİlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>\t3-Alınması gereken 8.641,25 TL harçtan, peşin ve ıslahla birlikte alınan 860,74 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.780,51 TL eksik harcın Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli,.... E. ve .... K. sayılı kararı ile tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, (davalı sigorta şirketinin 6.854,62 TL'sinden diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulmasına, diğer davalıların tamamından sorumlu olmasına),<br>\t4-Davacı tarafından yapılan 1.017,74 TL harç gideri ve 6.410,55 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 7.428,29 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 4.932,38 TL yargılama giderinin Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, ... E. ve... K. sayılı kararı ile tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, (davalı sigorta şirketinin 4.345,43 TL'sinden diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulmasına, diğer davalıların 4.932,38 TL'den sorumlu olmasına),<br>\t5-Davalı ......Sigorta A.Ş. tarafından yapılan 250 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 91,08 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ......Sigorta A.Ş.'ye verilmesine,<br>\t6-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 1.320,00 TL. yargılama giderinin,  Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2023 tarihli, ....E. ve .... K. sayılı kararı ile tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla, 876,48 TL'lik kısmının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, 443,52 TL'lik kısmının ise davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,  <br>\t7-Davacı taraf maddi tazminat davasında kendisini vekille temsil ettiğinden, A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak  davacıya verilmesine,<br>\t8-Davalılar kendilerini vekille temsil ettiğinden A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve taktir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,<br>\t9-Davacı taraf manevi tazminat davasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre hesap edilen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalılar ...... ve .......'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,<br>\t10-Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmının 6100 sayılı HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, <br>İstinaf Yargılaması Yönünden;<br>11-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,<br>12-Davacı tarafça yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru gideri ile 80,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.249,40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,<br>13-Davalı ...... ve ....... tarafından yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, <br>14-Davalı ......Sigorta tarafından alınması gereken 7.616,60 TL harçtan peşin alınan 1.904,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.712,00 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>15-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>16-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,<br> Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince;  (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 17/10/2024<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> e-imzalı<br><br>Üye<br><br> e-imzalı<br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br><br>Katip<br><br>e-imzalı <br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f7bccf6d68d202a7","SID":"742fc3b16037fdec"}}