{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2022/1291 <br>KARAR NO\t: 2024/1535<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                                 K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ... <br>ÜYE\t\t: ...       ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ...\t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24/03/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/201 E.  -  2022/104 K.<br><br>DAVACI\t<br>VEKİLİ<br>DAVALI<br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Marka Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/03/2022 tarih ve 2021/201 E. - 2022/104 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2019/21527 sayılı “...” markasının sahibi olduğunu, davalı tarafça davalı ... nezdindeki 2020/78361 sayılı ve \"...\" ibareli başvurunun yayımına itiraz ettiklerini, itirazlarının Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa, davalı başvurusunda “...” ibaresinin yer aldığını, başvurunun 39 ve 43. sınıf hizmetleri kapsadığını, bu durumun taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalini doğurduğunu, tüketicilerin bu iki markayı aynı kişiye ait ürünler olarak zannedebileceklerini, dava konusu markanın tek başına ayırt ediciliğinin de bulunmadığını, \"...\" ibaresinin herhangi bir ayırt edici ek almadığından dolayı, tüketicilerin algısı ve bakış açısı bakımından açık bir şekilde, müvekkiline ait olan \"...\" markası ile aynı işi yaptığının düşünüleceğini, bu haliyle iki markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olduklarını, davalının ... Bakanlığının bağlı kuruluşu olmakla birlikte Türkiye çapında faaliyet gösterdiğini, dolayısıyla davalı ile müvekkilinin aynı il sınırlarında faaliyet göstermelerinin mümkün olduğunu ileri sürerek, 2021-M-4614 sayılı YİDK kararının iptali ve davaya konu 2020/78361 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Diğer davalı vekili, dava konusu başvurunun bir garanti markası olduğunu, işletmelerin kendi markaları altında vermekte olduğu hizmetlerin hijyen ve sağlık şartları açısından garantör unsuru olacağını, üçüncü kişilerin kendi markaları altında verecekleri hizmeti garanti eden bir markanın davacının markası ile iltibas teşkil etmeyeceğini, taraf markalarının işitsel ve görsel açıdan kolaylıkla ayırt edilebilir olacaklarını, davacı markasında dikkat çeken unsurun “... ...” ibareleri olduğunu, müvekkili markasında ise “...” ibaresinin bütün halinde olduğunu, davacının markasının Konya’da faaliyet gösteren bir işletmeye ait olduğunu, müvekkili markasının ise ulusal bir marka olduğunu, ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.\t<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 39 ve 43. sınıftaki hizmetler ile davacı yanın itiraza dayanak markası kapsamında yer alan 39. sınıf hizmetler arasında kısmen benzerlik bulunduğu; dava konusu markanın tüketiciler tarafından “...”, itiraza mesnet markanın ise “... ...” şeklinde algılayacağı; çekişmeli hizmetler yönünden “...” ibaresinin ayırt edici olmaması nedeniyle, taraf markalarında ortak olarak geriye kalan tek unsurun “...” ibaresi olduğu; ancak bu ibarenin tek başına ayırt edici gücünün son derece zayıf nitelikte bulunduğu; markalar bir bütün olarak değerlendirilirken, benzer görülen ortak unsurların markasal ayırt edicilikleri zayıf ibareler olması durumunda, zayıf ibarelerdeki ortaklıkların her durum ve koşulda markalar arasında iltibasa neden olacağının kabul edilemeyeceği, böyle bir durumda markanın önceki hak sahibinin, kendisine zayıf bir ibare tercih etmiş olması nedeniyle aynı ibareyi içerir sonraki başvurulara kimi durumlarda katlanması gerekebileceği; tanımlayıcı ya da zayıf işaretlerden oluşan markaların sahiplerinin, aynı pazarda faaliyet gösteren rakip firmalarca da bu unsurların eşit olarak kullanılma hakkına sahip olduklarını kabul etmeleri gerektiği, “zayıf ortak unsurun” tek başına iltibasa neden olabilecek sonuçlar doğurmayacağı ve aynı sektörde faaliyet gösteren aktörlerin, sektör kullanımına açık kalması gereken işaretleri tekelleştirmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla taraf markalarında ortaklığı tespit edilen 39. sınıf hizmetlerin ilgili tüketicileri de gözetildiğinde, tüketicinin daha evvelden “... ...” olarak kendine özgü logosu ile tanıdığı/bildiği ya da deneyimlediği davacı markası ile davaya konusu “... sertifika Türkiye” ibarelerini içerir ve kendine özgü logodan oluşan markayı, salt markalarda ortak olarak “turkuaz/mavi” renginin kullanımından kaynaklı olarak benzer algılamayacağı, davacı markasındaki “...” ibaresinin göz ardı edilemeyeceği, böyle bir durumda ortak unsur olan “...” kelimesinin ayırt edici niteliğinin zayıflığı ve taraf markalarının bütünsel mizanpajları gözetildiğinde, “...” kelimesinin ortak kullanımından kaynaklı oluşan benzerlik halinin tek başına işaretlerin aynı iktisadi kaynağa ait oldukları yönünde bir yanılgıyı oluşturmayacağı, dava konusu markanın bütün olarak tüketiciye verdiği mesajın bir güvenlik belgesinin/sertifikasının adı olduğu yönünde olduğu, marka örneğindeki “sertifika” ibaresinin de bu algıyı arttıracağı, bu nedenlerle somut uyuşmazlık konusu marka ile davacı markası arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin mevcut olmayacağı, gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.  \t<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dosya kapsamındaki tüm maddi vakıaların incelenmediğini, müvekkilinin tüm iddialarına cevap verilmediğini, gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini, \"...\" ibaresinin marka dahi olamayacağını, ayırt edici olmayan işaretlerin SMK'nın 5/1-b maddesi uyarınca marka olarak tescil edilemeyeceğini, YİDK kararında gerekçe yazılmadığından, kararın bu nedenle de geçersiz sayılması talepleri bakımından değerlendirme yapılmadığını, cevap dilekçesinin süresinde olmadığını, cevap dilekçesindeki iddiaların muteber sayılmaması gerektiğini, taraf markaları arasında iltibas bulunduğunu, başvurunun 39. sınıf yönünden terkininin gerektiğini, davalının müvekkili markalarından haberdar olması nedeniyle kötüniyet yönünden de değerlendirme yapılmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK marka kararının iptali, hükümsüzlük istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, taraf markaları arasında \"...\" ibaresinin ortaklığından kaynaklı bir benzerlik bulunmadığı, zira söz konusu kelime zayıf bir ibare olup, iltibasa sebebiyet vermeyeceği, başvurunun davacı markasına yakınlaşmadığı, itiraza mesnet markadaki \"...\" ibaresi ile dava konusu markanın genel kompozisyonunun markaların yeterince farklılaşmasını sağladığı, bu hale göre dava konusu başvuruyu gören tüketicilerin bunun davacının itiraza mesnet markasından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayabileceği, markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,9‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/09/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 26/10/2024\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b725ca0415530c17","SID":"bc0c31a662d956a3"}}