{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 23/10/2024<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t:<br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 11/07/2024<br>NUMARASI\t:  Esas Karar<br><br>ASIL DAVADA DAVACILAR\t:\t1- <br>\t  2- <br>VEKİLLERİ\t: Av.<br>\t  Av. <br>BİRLEŞEN DAVADA<br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: Av. <br>ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA<br>DAVALI \t:  <br>VEKİLLERİ\t: Av. <br>\t  Av. <br>ASIL VE BİRLEŞEN DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 23/10/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 24/10/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili ana dava dilekçesinde özet olarak; davacıların desteği ...... 'ın kullandığı ....... plakalı araç ile 30/08/2023 tarihinde ..... 'ün kullandığı ....... plakalı tıra çarpması sonucu meydana gelen kazada ...... ın vefat ettiğini, ....... plakalı aracın davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı olduğunu, meydana gelen kazada davacıların yakınının hiçbir kusurunun bulunmadığını, kaza tespit tutanağında da davacı yakını ...... ın kusurunun bulunmadığını ve sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, kaza sonucu davacılar yakınlarının ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kaldıklarını ve cenaze masrafları ve hastane giderlerine ilişkin zararlarının mevcut olduğunu, söz konusu kaza ile ilgili arabuluculuk başvurusu yapıldığını ancak anlaşma sağlanamadığını, davacılar tarafından KTK kapsamında sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak sigorta şirketi tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı ...... ve ..... yönünden faiz başlangıç tarihinin haksız fiilin meydana geldiği tarih olan 30/08/2023 tarihi olduğunu , sigorta şirketine zararın giderilmesi için başvuru yapıldığını ve tebliğ edildiğini bu sebeple davalı şirketin 01/10/2023 tarihinde davalı şirketin temerrüte düştüğünü, bu sebeplerle davanın kabulüne, desten yoksun kalma zararı kapsamında ....... için 100,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, destekten yoksun kalma zararı kapsaında .......için  100,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Birleşen Konya .. Asliye Ticareti Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özet olarak; müvekkilinin yakını olan ......'ın sevk ve idaresinde olan ....... plakalı araç ile 30.08.2023 tarihinde Aksaray ili istikametinde Kızören mahallesi/köyünde kırmızı ışıkta beklerken, .....'e ait ...... sevk ve idaresindeki ....... plakalı tırın arkadan çarpması sonucu trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin yakınının hayatını kaybettiğini, kazaya karışan ....... plakalı aracın davalı sigorta şirketi tarafından .... poliçe numarası ile sigortalı olduğunu, poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere meydana gelen zarardan sorumluluğunun bulunduğunu, meydana gelen kazada, müteveffanın hiçbir kusurunun bulunmadığını, karşı taraf araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, arabuluculuk sonucunda anlaşma sağlanamadığını, müvekkili tarafından sigorta şirketine başvuru yapıldığını, davalı sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığını, müteveffanın tarım işi ile uğraştığını, kaza nedeniyle müteveffanın vefatıyla birlikte annesi .......'ın destekten yoksun kaldığını, bu nedenlerle; fazlaya ilişkin taleplerinin saklı kalması kaydıyla HMK 107 gereği yargılama aşamasında zararın tam ve net olarak belinlenmesinin ardından ileride arttırılmak üzere dosya üzerinden yapılacak inceleme neticesinde işbu davanın Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesini, müvekkili ....... için, destekten yoksun kalma zararına ilişkin 100,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 17.01.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili ana davada cevap dilekçesinde özet olarak; davalı şirketin dava konusu zarara ilişkin olarak sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu , sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve zararı nispetinde olduğunu, poliçe limiti üzerindeki zararlardan davalı şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, söz konusu kazada davalı şirket sigortalısının zararının ispatlanması halinde sigorta şirketinin sorumluluğunun doğacağını, davacıların destiğinin ölüm tarihindeki gelirinin net olarak belirlenemediğini, müteveffanın sabit bir gelirinin olmadığını, bu sebeple asgari ücretin baz  alınacağını ,trafik sigortası genel şartları kapsamında mahkemece yapılacak tazminat hesaplamalarında TRH 2010 Kadın/Erkek mortalite tablosunun dikkate alınması gerektiğini,davalı şirketin temerrüdünün söz konusu olmadığını bu sebeplerle davalı aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Birleşen davada davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özet olarak; davacıların söz konusu kaza tazmini ile ilgili usulüne uygun bir başvurularının bulunmadığını, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddinin gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte  davalı sigorta şirketinin mesuliyetinin kusur oranı ve teminat limitleriyle sınırlı olduğunu, tazminat hesaplama metodunun 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90/1-b gereğince yapılması gerektiğini,  davalı sigorta şirketinin başvuru tarihinde temerrüde düşmediğini, davanın haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkin olduğunu, bu sebeplerle öncelikle davanın zamanaşımı ve dava şartı yokluğundan usulden reddine, aksi takdirde ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazasının oluşmasında sigortalı araç sürücüsü ......'ün tam kusurlu olduğu, davalının kazaya karışan aracın ZMM sigortacısı olduğu, anılan yasal düzenlemelere istinaden davalının oluşan zarardan sorumlu olduğu, kaza neticesinde destek ......'ın öldüğü, davacılar ile ...... arasında desteklik ilişkisinin mevcut olduğu, ölüm nedeniyle davacıların bu destekten mahrum kaldıkları, dava dışı SGK tarafından yapılan ödemenin davacı ......'ın destek zararını tamamen karşıladığı, bakiye zararının bulunmadığı, davacı .......'ın garame hesabı sonrasında davalıdan talep edebileceği destek tazminatı tutarının 1.010.634,53 TL, davacı .......'ın garameten talep edebileceği tutarın ise 189.365,47 TL olduğu sonucuna varıldığından davacı ......'ın davasının reddine, diğer davacıların davalarının ise kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>Asıl dava yönünden;<br>DAVACI ......'IN DAVASININ REDDİNE,<br>DAVACI .......'IN DAVASININ KABULÜ ile, 1.010.634,53 TL destekten yoksun kalma tazminatının 01/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı .......'a verilmesine,<br>Birleşen dava yönünden DAVACI .......'IN DAVASININ KABULÜ ile 189.365,47 TL destekten yoksun kalma tazminatının 25/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı .......'a verilmesine\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı... Sigorta A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının dava konusu kaza sebebiyle desteklerinin vefat ettiği iddiasına istinaden müvekkilinden talep ettiği bedensel zarar tazminatı hususunda müvekkiline usulüne uygun bir başvurunun bulunmadığını, yerel mahkemece kusur durumuna ilişkin yeterli araştırma yapılmadığını, dava konusu olayda sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olması nedeniyle müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere tazminat hesaplamasında esas alınan yaşam tablosunun, yasa, usul ve içtihatlar gereği hatalı olduğunu, TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,65 teknik faizin dikkate alınarak rapor aldırılması gerektiğini, ayrıca hesaplanan tazminattan müterafik kusur indiriminin de yapılması gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Asıl dava ve birleşen dava, trafik kazasından kaynaklı destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.<br>-Davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı,  dolayısıyla temerrüte ilişkin istinafı;<br>2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile  yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü \"Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir\" denilmiştir.<br>Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.<br>6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre \"Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır\".<br>HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, \"Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.\" denilmiş,<br>2.fıkrada ise, \"Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.\" düzenlemesi mevcut olup;<br>6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.<br>Somut uyuşmazlıkta, meydana gelen trafik kazasın nedeniyle  davacıların, dava tarihinden önce davalıya belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurduğu, davalı sigorta tarafından mahkemeye gönderilen yazı cevabı ve eklerinden anlaşılmakta olup, başvurudan sonra eldeki davanın açıldığı görülmüştür.<br>Dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı, davalı sigortanın talebi karşılamadığı, dolayısıyla davacıların dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde  yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirilmiş olmakla, temerrütün de bu tarih itibariyle oluştuğu, açıktır. Bu sebeplerle, davalı vekilinin itirazı yerinde değildir.<br>-  Kusura yönelik itirazında;<br>Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, \"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür\", yine aynı kanunun 50.maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" denilmektedir.<br>Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, \"İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur\"  denilmektedir.<br>Kaza tarihinde düzenlenen Trafik kazası Tespit Tutanağında; dava dışı ......'ün sevk ve idaresindeki .... plakalı çekicinin, ışıkta beklemekte olan davacıların desteği ......'in de içinde bulunduğu ......'in sevk ve idaresindeki ....... plakalı kamyonetin arka kısmına çarpıp sürükleyerek kamyonetin önüne gelen ....... plakalı kamyon arka kısmına çarptığı, kazanın oluşumunda ....... plakalı çekici sürücüsü ......'ün KTK'nın 84/1-d maddesini ihlal ettiği, diğer sürücülerin ise herhangi bir kural ihlalinin bulunmadığı kanaatinin bildirildiği, aynı kazaya ilişkin  kazada yaşamın yitiren ......'ın hak sahiplerince Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..... E.sayılı dosyasında Adli Trafik Bilirkişisinden alınan 25.01.2024 tarihli bilirkişi raporunda kazanın oluşumunda ....... plakalı çekici sürücüsü ......'ün  %100 kusurlu olduğu, diğer sürücülerin kural ihlali olmadığı  şeklinde görüş ve kanaat bildirilmekle rapor, tespit tutunağı ile de uyumlu olması nedeniyle, buna yönelik itirazların reddine karar verilmiştir.<br>Müterafik kusur itirazının incelenmesinde:<br>Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, araçta bulunanların emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı \"belirsiz\" olarak işaretlenmiştir. Müteveffanın emniyet kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, emniyet kemerinin takılı olmadığının ispatı davalı sigorta şirketinin üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespiti yapılamadığından, davalının bu yöndeki itirazının reddi gerekmektedir.<br>Kamu düzeni ile  davalının Aktüeryaya ve destek hesabına itirazı yönünden yapılan değerlendirmede;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.<br>Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Dava, 6098 sayılı TBK'nun 53. (818 sayılı BK'nun 45/2) maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.<br>Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.<br>Borçlar Kanunu’nda sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.<br>O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.<br>Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve  ekonomik  düzeye  göre  normal  karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).<br>Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde de: \"Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu” vurgulanmıştır.<br>Karara esas alınan hesaplama, Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 esas,1990/199 sayılı kararı ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun değildir. Tarafların bilirkişi raporunda kullanılan yaşam tablosuna açık itirazları olmasa dahi TBK 51. maddesi uyarınca tazminatın kapsamı hakim tarafından belirleneceğinden, ve tazminat hesabında Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu ve % 10 artırım ve iskonto hükümleri esas alınarak davacının zararı hesaplanmalıdır.<br>Bu halde mahkemece PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre aktuerya bilirkişisinden bu yönüyle ek  rapor alınması gerekmektedir. Yukarıdaki esaslara uygun rapor tanziminin istenerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Davalı vekilinin itirazının kabulü gerekmektedir.<br>Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nın 353/1-a.6.maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalı... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,<br>2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf eden davalı tarafça yatırılan, başvurma harçları dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde davalı tarafa iadesine,<br>4-İstinaf eden davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>7-Konya .. İcra Dairesinin .... Esas sayılı dosyasına... Sigorta A.Ş. vekili tarafından sunulan; Akbank T.A.S. / Konya, 31/07/2024 tarihli, ....numaralı 1.835.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,<br>HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi. 24/10/2024<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> e-imzalı<br><br>Üye<br><br> e-imzalı <br><br>Üye<br><br> e-imzalı <br><br>Katip<br><br> e-imzalı <br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3ff7fd3ad92f76e1","SID":"4d49cd74fba969c9"}}