{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/1436 - 2024/1530<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2024/1436 <br>KARAR NO\t: 2024/1530<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/06/2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/59 E.  -  2021/202 K.<br><br>DAVACI\t  <br>VEKİLİ\t<br>DAVALI\t<br>DAVANIN KONUSU\t: Kullanmama Nedeniyle Marka İptali ve Hükümsüzlük<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/06/2021 tarih ve 2019/59 E. - 2021/202 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı-karşı davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili ile davalı-karşı davacı ..., ... vekili  tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin “...” ibaresini ilk olarak 1993 yılında marka olarak kullandığını, 2000 yılında tescil ettirerek seri marka oluşturduğunu, Türkiye’de ve WIPO nezdinde tescilli çok sayıda “...”lu markasının olduğunu, “... ...” ürünlerinin ambalajları için de endüstriyel tasarım tescillerinin bulunduğunu,davalı Şirket'in 2017/79826 sayılı \"...\" ibareli marka başvurusuna iltibas tehlikesi ve kötüniyet iddialarına dayalı olarak gerçekleştirdikleri itirazın nihai olarak YİDK tarafından davalının “...” ibaresi üzerinde kazanılmış hakkı bulunduğu gerekçesiyle reddedildiğini, oysa davalı Şirket'in markayı kullandığı sabit olmadığından “kazanılmış hak”şartlarının oluşmadığını, dava konusu markanın davalının eski tarihlerde tescile bağlanmış markasından farklı emtiaları kapsadığını, başvuru kapsamına giren “hububattan imal edilmiş tahıl unu, hamur işi ve şekerleme mamulleri; şeker, bal, melaza şurubu; çeşniler; buz, kurabiyeler, tortillalar, sandviçler, çörekler” emtiaları bakımından davalının kazanılmış hakkının mevcut olmadığını, davacının 2000/03883 sayılı “...” markasının davalının eski tarihli/kazanılmış hakkına mesnet markasından çok daha önce tescil edilmiş olduğunu, yani bahse konu marka üzerinde gerçek hak sahibinin davacı olduğunu, davalının kazanılmış hakkına dayanmamasına rağmen davalı ...’in kazanılmış hak hususunu re’en gözetmesinin mevzuata aykırı olduğunu, taraf markalarının görsel ve işitsel açılardan benzediğini, ilgili tüketici kitlesinin dikkat düzeyinin düşük olduğu da gözetildiğinde taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, taraflarınca açılan aynı mahkemenin 2019/352 Esas sayılı davada davalının müktesep hakka mesnet markalarının  “kullanmama” ve “kötü niyet” sebepleriyle hükümsüzlüğünün talep edildiğini ileri sürerek, ... YİDK’nın 2018-M-10485 sayılı kararının iptalini ve davalı firmanın 2017/79826 sayılı markasının tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.<br>Davalı ... vekili, alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br>Davalı şirket vekili, dava konusu edilen “...” ibareli markanın davalı firma adına WIPO nezdinde 7 adet, EUIPO nezdinde de 49 adet tescilinin olduğunu, ... nezdinde de 85 adet marka tescilinin bulunduğunu, davalı firmanın “...” ibaresi üzerinde  2001/17562 ve 84/082907 sayılı markalar nedeniyle kazanılmış hakkının bulunduğunu, davacının markaları ile dava konusu edilen markanın aynı/benzer emtiaları kapsamadığını, dava konusu edilen markada esas unsurun “...” ibaresi olduğunu, markada yer alan “...” ibaresinin markanın kodu gibi algılandığını, davacının tescilli markaları ile davalının müktesep hakka mesnet markalarının kullanımları arasında yıllardır bir ihtilaf bulunmadığını, davalının dava konusu edilen markasının davacının markalarına yakınlaşma suretiyle oluşturulmadığını, kullanmama nedeniyle iptal davası açıldığı tarih itibariyle sonuç doğurduğundan müktesep hakkın, söz konusu markalar iptal edilse dahi geçerli olacağını, kaldı ki davalının iptali istenen bu markaları Türkiye’de ciddi biçimde kullandığını, bu nedenlerle 2019/352 Esas sayılı davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>Birleşen 2019/352 Esas sayılı dosyasında davacı vekili, davalının “...” ibareli markalarını tescil ettirmiş olduğu sınıflarda yer alan markalar ve hizmetler yönünden Türkiye sınırları içerisinde ciddi bir şekilde kullanmamasına rağmen, yine aynı ibareyi haiz markaları “müktesep hak”, “seri marka yaratma amacı” adı altında yeniden çeşitli formlarda tescil ettirme gayesinde olduğunu,  davalının dava konusu edilen markaları kullandığını ispat etmesi halinde dahi bu kullanımının gerçekleştiği emtialar açısından markayı ayakta tutacağını, benzer de olsa kullanılmayan emtialar yönünden hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmeyeceğini,  davalının 2016/61242 ve 2017/79826 sayılı markalarının yedekleme kastı ile yani kötü niyetle tescil edildiğini, davalının sunduğu delillerden markasal kullanımı davacının değil, bağlantılı olduğu bir şirketin gerçekleştirdiğini iddia ettiğini, davacı ile bu şirket arasında doğrudan idari/ekonomik bir bağlantı bulunduğu hususu ispat edilmediği sürece bu markasal kullanımların markanın kullanıldığına delil sayılamayacağını, davalının markasal kullanım olarak gösterdiği kullanımların doğrudan ticaret unvanı/işletme adı şeklinde olduğunu ve herhangi bir ürünü ve/veya hizmeti temsil etme durumunun söz konusu olmadığını ileri sürerek, davalının 84/082907, 84/082807, 2001/17562, 2006/49610, 2007/22498, 2007/22572 sayılı markalarının kullanılmaması sebebiyle, iptal şartlarının gerçekleştiği tarih itibariyle iptalini ve 2016/61242 sayılı markanın kötü niyetle tescil edilmiş olması nedeniyle hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı Şirket vekili, davalının “...” markasını Türkiye’deki iştiraki olan ... ... ... GIDA SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ aracılığı ile kullandığını, bu şirketin %100 hissedarının davalı olduğunu, davalının Türkiye’deki iştirakinin marka kullanımlarına dayanmasının, SMK m. 9/3 hükmü uyarınca “markanın marka sahibinin izni ile kullanılması” sayıldığını, “...” markalı ürünlerini geniş bir tüketici kitlesine yiyecek/içecek sunan dünya çapında tanınmış ... Gıda için ürettiğini ve bu firmalara sattığını, davalının “...” markasını bisküvi, çikolatalı bisküvi, donut, ekmek, hamburger ekmeği, donuk bisküvi hamuru, donuk pizza hamuru, sandviç ekmeği gibi ürünlerde ve bu ürünlerin satışı ve sağlanması hizmetlerinde ciddi ve yoğun bir şekilde kullandığını, 18.08.2018-20.05.2019 tarihleri arasında “...” markalı ürün satışından toplam 29.875.610,72.- TL ciro elde ettiğini, davalının markasal kullanımlarının sadece ticaret unvanı/işletme adı şeklinde değil, ürünlerin üzerinde/ambalaj etiketlerinde de gerçekleştiğini,  müvekkilinin 2001/17562 sayılı markayı 06.06.2018 tarihinde devraldığını, başka ülkelerde tescilli olan markalarını Türkiye’de de tescil ettirerek korumasının ve kullanmasının kötü niyetli olamayacağını, davacının markaların iptali kararının kullanmama halinin gerçekleştiği andan itibaren geçerli olacak şekilde verilmesi talebinin, birleşen dava dilekçesinde açıkça belirtilmediği cihetle  dinlenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>Birleşen 2019/352 Esas sayılı dosyasının karşı davasında davacı vekili, Davalı adına tescilli 2000/03883 ve 2010/54618 sayılı markaların gerek tescil tarihlerinden itibaren 5 yıl içinde ve gerekse de huzurdaki davanın ikamesinden önceki 5 yıl içinde tescilli oldukları tüm mallar yönünden kullanılmadıklarını, halbuki davacının dünya çapında tescilli ve tanınmış “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu ve bu markayı Türkiye’de de seri markalar olarak tescil ettirerek aktif bir biçimde kullandığını, davalının markalarının kullanmama nedeniyle iptali durumunda bu kararın geriye yürüyeceğini ve bu markaların tescil tarihlerinden itibaren 5 yıl geçtikten sonra korunmalarının sona ereceğini, davalının bu markaları ile  2015/100188, 2016/78038, 2017/83166 sayılı markalarının davacının önceki tarihlerde tescilli “...”lu markaları ile iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, bu hususun davalı tarafından da 2019/59 E. sayılı davada kabul ve ikrar edildiğini, somut olayda karşılaştırılan markalar açısından emtia benzerliği şartının da gerçekleştiğini, davalının 2000/ 03883 ve 2010/54618 sayılı markaların kullanmama nedeniyle iptali halinde, davalının diğer markaları açısından müktesep hak teşkil ettiklerinin ileri sürülmesinin de mümkün olmayacağını, davalının 2018/59246 sayılı markasının da davalı tarafından yedekleme/marka stoklaması saikiyle tescil ettirildiğinin açık olduğunu, zira bu markanın davalının iptal tehdidi altındaki 2010/54618 sayılı markası ile birebir aynı unsurları içerdiğini ve aynı emtialar için tescil edildiğini, davalının karşı davadaki kullanmama def’inin usulüne uygun şekilde ileri sürülmediğini, dava konusu edilen davalıya ait 2015/100188, 2016/78038, 2017/83166 sayılı markaların tescil tarihlerinden itibaren 5 yıldan fazla süre geçmediğinden bu markalar açısından sessiz kalma nedeniyle hak kaybı olduğunun ileri sürülemeyeceğini, davalının 2000/03883 ve 2010/54618 sayılı markaları açısından da, davacı 82907 ve 2001/17562 sayılı markalarını 06.06.2018 tarihinde devraldığından bu devirden itibaren 5 yıl içinde dava açmış olmasının sessiz kalma nedeniyle hakkın kaybolması kapsamına alınamayacağını,  davalının 2000/03883 ve 2010/54618 sayılı markaları kullanmadığını, dolayısıyla bu markalar açısından da sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiğinin söylenemeyeceğini ileri sürerek, davalı adına tescilli 2000/03883 ve 2010/54618 sayılı markaların kapsamlarında yer alan tüm emtialar yönünden kullanılmamaları sebebiyle iptal şartlarının gerçekleştiği tarihten itibaren geçerli olmak üzere iptallerini ve davalı adına tescilli 2000/03883, 2010/54618, 2015/100188, 2016/78038, 2017/83166,  2018/59246 sayılı markaların iltibas nedeniyle, 2018/59246 sayılı markanın da kötü niyetle tescil edilmiş olması nedeniyle hükümsüz  kılınmalarını ve sicilden terkinlerini talep ve dava etmiştir.<br>Karşı davada davalı Şirket vekili, karşı davaya konu markalardan 2018/59246 sayılı markanın mevcut uyuşmazlık ile ilgisi olmadığından, bu marka için yöneltilen hükümsüzlük talebinin huzurdaki dosyadan ayrılarak incelenmesi gerektiğini, karşı davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, Eskişehir mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacının, dava konusu markaların kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kaldığı için hak kaybına uğradığını, zira davalının “...”lu ilk markasının 23.02.2001 tarihinde tescil edildiğini, davacının kullanmadığı “...” markalarına dayanarak davalının 1993 yılından beri kullanmakta olduğu markalarının hükümsüzlüğünü talep etmesinin, hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığını, huzurdaki karşı davada davacının markaları ile ilgili olarak davalının kullanmama def’i ileri sürdüğünü, yani davacının karşı davasına mesnet aldığı markalarının ciddi bir biçimde, ülke sınırları içerisinde markasal olarak kullandığını ispat edememesi halinde huzurdaki karşı davanın reddinin gerektiğini, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığını, zira davalının “...” markasını çok uzun sürelerden beri piyasada kullandığını ve ortalama gıda tüketicisinin bu markayı davalı ile özdeşleştirdiğini, ayrıca da davalının markalarındaki renk ve şekil unsurları itibariyle taraf markalarının farklılaştığını, bu nedenlerle karşı davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalının  \" ...\" ibareli marka başvurusu ile davacıya ait \"... \"  ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle ve markaların bütünselliği ilkesi de gözetilerek görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, davalı başvurusundaki \"...\" ibaresi Türkçe'de yaygın olarak bulunmadığından  markada yer alan \"...\" ile bütünsel açıdan bakıldığında davacının mesnet markalarından uzaklaşmasını, ayrı bir ayırt ediciliği sağladığından her iki taraf markasını farklılaştırdığını, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından  başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları  arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar/hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki  iltibasın bulunmadığı, her ne kadar davalı Kurum, YİDK kararında davalı firma aleyhine markalar arasında benzerlik oluştuğundan 29 ve 30.ncu sınıftaki bazı malları başvuru markasından çıkarmış olsa da bu davada kapsamından çıkarılmayanlar dava konusu edildiğinden YİDK kararının  değerlendirilmesinin de  buna göre yapıldığı, davacı tarafın \" ...\" ibareli  başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı, dava konusu  marka açısından  SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da kanıtlanmadığı, davaya konu olan YİDK kararında  30.ncu sınıftaki  bazı mallarda  davalı açısından müktesep hak oluştuğu değerlendirmesi yapılmış ise de yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere önceki marka \"...\" olup sonraki marka ise  \"...\" olduğundan  Markalar asli unsurlarda aynı olmadığı ( sonraki markada ... ibaresi markayı asli unsur açısından değiştirdiği) gibi kapsamları da aynı olmadığı, yani kapsam genişletildiği, diğer yönden davalının  müktesep hakka dayanıldığı yönünde bir savunma argümanı olmadan nisbi red değerlendirmelerinde kurumun tarafların ileri sürmediği (kötüniyet  hariç) bir durumu resen dikkate de almaması gerektiği, ancak yukarıda izah edildiği üzere taraf markaları arasında iltibas oluşmadığından yanlış müktesep hak değerlendirmesinin de oluşan sonuca da etkili olmadığı, gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davada, 84/082807 sayılı marka davalı firmaya değil dava dışı kişi adına tescilli olduğundan bu marka açısından açılan davanın husumetten reddine, 84/082907 , 2001/17562 , 2006/49610 , 2007/22498  ve 2007/22572 sayılı markalar açısından ise  dosyaya yansıtılan kullanıma yönelik delil ve belgeler bilirkişi heyetince incelenmiş olup bu kapsamda sunulan  26.11.2020  tarihli raporda \" 082907, 2001 17562, 2006 4961038, 2007 22498 ve 2007 22572 sayılı markalarının “donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları” emtialarında kullanımlarının davalı tarafından ispat edilebildiği, bu yüzden de söz konusu markaların kullanmama nedeniyle iptali koşullarının, sadece, markaların kapsamında yer alan ve “donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları” emtiaları haricinde kalan emtialar açısından oluştuğu,,\"   şeklinde kullanım konusundaki görüş ve kanaate mahkemece aynen iştirak edilerek   84/082907 , 2001/17562 , 2006/49610 , 2007/22498  ve 2007/22572 sayılı dava konusu markaların kapsamında yer alan \"donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları\" emtiaları haricinde kalan emtialar açısından kullanılmamaları nedeniyle iptaline (bu kısımlardan davanın kabulüne),  84/082907 , 2001/17562 , 2006/49610 , 2007/22498  ve 2007/22572 sayılı markaların kapsamında yer alan \"donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları\" emtiaları yönünden davalı firmanın kullanımı kanıtlandığından bu kısımdan davanın  reddine, davalı firmaya ait 2016/61242 sayılı markanın kötü niyetli tescili yapıldığı iddiasıyla SMK hükümlerine göre hükümsüzlüğü talep edilmiş ise de bu husus davacı tarafça somut ve inandırıcı delil ile ispatlanamadığından bu kısımdan da davanın reddine, \tbirleşen davadaki karşı davada, karşı davalı firmaya ait 2000/03883 sayılı marka (28/02/2006 tarihinden geçerli veya sonraki bir tarihte) ile  2010/54618 sayılı markanın (02/06/2017 tarihinden geçerli veya sonraki bir tarihte)   kullanılmadığı iddiasına dayalı  SMK hükümlerine göre iptalinin  talep edildiği, karşı davalı firma adına tescilli 2000/03883, 2010/54618, 2015/100188, 2016/78038, 2017/83166, 2018/59246 sayılı markaların karşı davacı firmaya ait \"...\" ibareli markalar ile iltibas oluşturduğu iddiasına dayalı SMK hükümleri kapsamında hükümsüzlüğünün talep edildiği, karşı davalı firma adına tescilli 2018/59246 sayılı markanın kötü niyetli tescil edildiği iddiasına dayalı SMK hükümleri kapsamında hükümsüzlüğünün talep edildiği, 2000/03883 ve 2010/54618 sayılı markalar açısından  dosyaya yansıtılan kullanıma yönelik delil ve belgeler bilirkişi heyetince incelenmiş olup bu kapsamda sunulan  26.11.2020  tarihli raporda \"Davalı adına tescilli 2000 03883 ve 2010 54618 sayılı markaların “portakal aromalı kakaolu bisküvi”de ciddi kullanımlarının davalı tarafından ispat edilebildiği, bu yüzden de söz konusu markaların kullanmama nedeniyle iptali/hükümsüzlüğü koşullarının, sadece, markaların kapsamında yer alan ve “bisküviler” haricinde kalan emtialar açısından oluştuğu, \"şeklinde kullanım konusundaki görüş ve kanaate mahkemece aynen iştirak edilerek 2000/03883  ve 2010/54618 sayılı dava konusu markaların kapsamında yer alan \"bisküviler\" emtiası haricinde kalan emtialar yönünden kullanılmamaları nedeniyle iptaline (bu kısımlardan davanın kabulüne), 2000/03883  ve 2010/54618 sayılı dava konusu markaların kapsamında yer alan \"bisküviler\" emtiası yönünden davalı firmanın kullanımı kanıtlandığından bu kısımdan ise davanın reddine, 2000/03883  ve 2010/54618 sayılı markaların iltibas iddiasına dayalı hükümsüzlüğü istemli açılan davanın  bu markaların tescil tarihleri ile dava tarihi dikkate alındığından davacı açısından sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluştuğundan bu kısımdan davanın reddine, 2015/100188 , 2016/78038 ve 2017/83166  sayılı markaların  iltibas iddiasına dayalı hükümsüzlüğü istemli açılan davada ise, davalının  \"...\" ibareli tescilli markalar  ile  bu markalardan daha önce tescil edilen davacıya ait \"...\"  ibareli tescilli markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle ve markaların bütünselliği ilkesi de gözetilerek görsel  ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı; sesçil benzerliğin ise düşük derecede olduğu, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki  iltibasın bulunmadığı, iltibas değerlendirmesi yapılırken her iki tarafın  kısmen sesçil benzerlik gösteren ...-... şeklinde  çok önceden süregelen tescilli markaları olması nedeniyle  sessiz kalarak  piyasada birlikte var olmayı zımmen kabul ettiklerinin de varsayıldığı, 2018/59246 sayılı markanın  iltibas iddiasına  ve kötüniyetli tescil edildiğine yönelik dayalı hükümsüzlüğü istemli açılan davanın ise davalının yetki itirazı  haklı (diğer markalara yönelik ise haklı bulunmadığı) bulunup  ( zira  davalının yukarıda sayılan asıl ve birleşen davada bu marka mesnet gösterilmediğinden tarafları aynı olsa da  kendisine yönelik açılan dava açısından SMK 156/5 ve HMK 6 ve 19/2 maddeleri gözetilerek) bu dosyadan tefrik edilerek ayrı esas üzerinden  mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı-karşı davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde,  davalı/karşı davacı yanın ilk derece mahkemesi ile paylaşmış olduğu belgelerin ciddi bir markasal kullanımın davalı/ karşı davacı yan tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlamak için elverişli olmadığını,  dava dışı firma tarafından gerçekleştirilen markasal kullanımların davalı/ karşı davacı yanın markasal kullanımı olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu,  şirketin genel cirosu ile kullanılan marka sebebiyle elde edilen cironun karşılaştırılmasının, sektörde yer edinebilecek seviyede olup olmadığının tespitinin gerektiğini, sunulan görsellerin ürün ve ambalaj üzerindeki kullanımı göstermediğini, müvekkili şirketin “...” ibaresi üzerindeki markasal hakkı karşı tarafın “...” ibareli markalarının markasal hakkının başlangıç tarihinden önceye tekabül ettiğini, karşı tarafın hükümsüzlüğü talep edilmiş olan markasının kullanılmayan mal ve/veya hizmet sınıflarında yedekleme kastı ile gerçekleştirildiğini, karşı tarafın “...” ibareli ilk marka başvurusunun tarihinin 25.10.1984 olduğunu ve ilgili ibarenin ilk kez davalı/ karşı davacı yanca 2018 yılında kullanıldığını, tescilden itibaren beş yıllık eylemsizlik gerçekleştiğinden iptal şartlarının oluştuğunu,  karşı tarafın açık bir şekilde marka yedekleme kastıyla marka başvuruları gerçekleştirdiğini, karşı tarafın düzenlilik arz eden kötü niyetli tutumu olduğunu, 2016/61242 başvuru numaralı “... ŞEKİL” ibareli markanın kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirilmesi gerektiğini,  ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve asıl ve birleşen davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tDavalı-karşı davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararı yerinde olmakla birlikte kararın gerekçesinin hatalı olduğunu, zira \"...\" markası ile \"... ...\" markası benzer ise de 30 ve 43.sınıf yönünden müvekkilinin müktesep hakkının bulunduğunu, 35.sınf yönünden ise emtia benzerliği bulunmadığını, asıl davanın bu nedenle reddinin gerektiğini,  birleşen dava yönünden müvekkilinin dava konusu “...” markalarını Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olup, kullanımına ilişkin dava dosyasına pek çok somut delil sunulduğunu, müvekkilinin 18.08.2018-20.05.2019 tarihleri arasında “...” markalı ürün satışından toplam 29.875.610,72-TL ciro elde etmiş olup bu durumun müvekkilinin Türkiye’deki kullanımlarının ciddi ve yoğun kullanımlar olduğunu gösterdiğini, ilk derece mahkemesinin de dosyaya sunulan delillerimiz ve bilirkişi kök ve ek raporları doğrultusunda müvekkilinin markalarının “donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları” üzerinde kullanıldığını tespit ettiğini, yalnızca müvekkilinin “ekmek” ürünleri üzerindeki kullanımlarına rağmen tescil kapsamının ekmek türevleri (hamburger, sandviç için) olarak sınırlandırılmasının hatalı olduğunu, birleşen davadaki ilk derece mahkemesinin kararının; “donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri, donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları” yönünden birleşen davanın reddine” şeklinde düzeltilmesi gerektiğini, her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından iptal talebinin ne zamandan itibaren geçerli olacağı belirtilmemiş ise de, dosya incelendiğinde ...’nın 2000/03883 sayılı  ve 2010/54618 sayılı  markalarının, sırasıyla 28.02.2006 tarihinden ve 01.06.2017 tarihinden itibaren etkili olacak şekilde kullanmama sebebiyle iptaline karar verilmesi gerektiğini, zira SMK madde 27/2 uyarınca “…talep üzerine, iptal hâllerinin daha önceki bir tarihte doğmuş olması hâlinde iptal kararının bu tarihten itibaren etkili olacağına karar verilebilir” şeklinde düzenlendiğini ve somut olay bakımından incelendiğinde kullanmama nedeniyle iptalleri talep edilen her iki markanın da tescil edildikleri tarihten itibaren 5 yıllık süre içerisinde kullanılmadığını, haliyle, her iki markanın da tescil tarihlerinden itibaren 5 yıllık sürenin dolduğu tarihte iptal edilebilir durumda olduğunu, ...’nın 2000/03883 sayılı  ve 2010/54618 sayılı  markalarının kısmen iptali kararının sırasıyla 28.02.2006 tarihinden ve 01.06.2017 tarihinden itibaren etkili olacak şekilde geçerli olacağının belirtilmesini gerektiğini, müvekkilinin “...” markaları ile ...’nın “...” markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, ilk derece mahkemesi kararının bu yönden bozulması ve markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini,  “...” markalarının müvekkilinin önceki tarihli “...” markalarına karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olmaları ve aynı/benzer ürünleri kapsamaları sebebiyle müvekkil markası ile karıştırılma/ilişkilendirme yaratmakta olup, SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca hükümsüz kılınmaları gerektiğini, somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olmadığını, ...’nın  2000/03883 sayılı “...” ve 2010/54618 sayılı “...” markaları kullanılmadığından, müvekkilinin sessiz kalmasının söz konusu olmayacağını, ... adına 2018/59246 sayısı ile tescilli “...” marka başvurusunun yedekleme kastıyla kötü niyetli bir şekilde yapıldığını, nitekim bu markanın ... adına tescilli olan ve iptal edilme tehdidi altındaki 2010/54618 sayılı “...” markasının ayırt edici tek unsurları olan \"...\" ibaresi yönünden birebir aynı olduğunu ve markaların kapsamlarının da aynı olduğunu ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını, asıl dava yönünden ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin esas hakkındaki kararı korunarak gerekçesinin müvekkilinin 30. ve 43. sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden müktesep hak sahibi olduğu ve \"... ...\" markasını tescil ettirebileceği ve 35. sınıf yönünden de markaların kapsamları benzer olmadığından iltibasın oluşmayacağı yönünde düzeltilmesini, birleşen davanın tümden reddine karar verilmesini ve karşı davanın aleyhe olan hususlarının kaldırılarak karşı davalarının tümden kabülüne karar verilmesini istemiştir.<br><br>GEREKÇE\t: Asıl dava, itirazın reddine dair YİDK karar iptali ve hükümsüzlük, birleşen dava  kullanmama nedeniyle marka iptali ve hükümsüzlük, birleşen davadaki karşı dava kullanmama nedeniyle marka iptali ve hükümsüzlük istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\t6100 sayılı HMK'nın \"Davaların ayrılması\" başlıklı 167. maddesi uyarınca \"Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.\"<br>\tBölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in \"Davaların birleştirilmesi ve ayrılmasında yapılacak işlemler\" başlıklı 219. maddesi ise; <br>\t\"(1) Birleştirilmelerine karar verilmiş olan davaların esas kayıtlarında bu durum belirtilir. Başka bir dava ile birleştirilmesine karar verilen davanın karar numarası birleştirme kararına yazılır ve bu durum mahkemede verilen son kararda gösterilir.<br>\t(2) Bir davada ayırma kararı verilirse ayrılan dava veya davalar o mahkemenin esasına ayrıca kaydedilir ve eski kayıt ile yeni kayıt birbiriyle ilişkilendirilir. İlk kayıt o dosyada kalan kısma münhasır olur. Ayrılan davanın dosyası ilk dosyada bu kısımlara ait yazıların tamamının onaylı suretleri konularak yeniden oluşturulur. Ayrılan davalar bakımından daha önce tek karar ve ilâm harcı alınmış ise her biri için ayrıca harç alınır; daha önce alınan harç ayrılmış davaları da kapsıyorsa yeniden harç alınmaz. Ayrılıp yeni esas numarası alan her dava için başvuru harcı alınır.<br>\t(3) Ayırma işlemleri için yapılan masraflar ile ayrılan dosyanın duruşma gününün tebliği için gerekli olan masraf ana dosyanın gider avansından karşılanır. Gerektiğinde gider avansı tamamlattırılır.\" hükmünü haizdir. <br>\tYine 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 27. maddesine göre \"(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur\". <br>\tAynı Yasanın 30. maddesi uyarınca yatırılan harcın dava dilekçesinde bildirilen değerden az olduğu anlaşılırsa, noksan değer üzerinden peşin karar ilam harcı tamamlanmadan davaya devam olunamaz. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır. Eksik harç ikmal edilmediği takdirde de Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi yollamasıyla HMK’nın 150. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına, dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 ay içinde yenilenmediği takdirde ise mahkemece kendiliğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. <br>\tGörüldüğü üzere Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır.<br>\tSomut uyuşmazlıkta ise mahkemece, birleşen davanın karşı davası hakkında verilen hükümde;\" a) 2018/59246 sayılı markanın  iltibas iddiasına  ve kötüniyetli tescil edildiğine dayalı hükümsüzlüğü istemli açılan davanın bu dosyadan TEFRİK edilerek ayrı esasa kaydının yapılmasına, tefrik masraflarının birleşen dosyanın karşı davacısının yatırdığı avanstan karşılanmasına,<br>\tb)2018/59246 sayılı marka ile ilgili tefrik edilen dosyanın da  6769 sayılı Kanunun 156/5 maddesi ile HMK 6 ve 19/2 maddesine göre  davalı tarafın YETKİ İTİRAZININ KABULÜNE ve mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE, <br>\tc) Dosyanın görevli ve yetkili ESKİŞEHİR ASLİYE HUKUK (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla görevlendirilen ) Mahkemesine gönderilmesine, <br>\tç)HMK 20. Maddesine göre birleşen dosyada karşı davacının kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde yetkisizlik verilen dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde yukarıda belirtilen 2018/59246 sayılı markanın  iltibas iddiasına  ve kötüniyetli tescil edildiğine yönelik dayalı hükümsüzlüğü istemli davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, <br>\td) 2018/59246 sayılı marka ile ilgili tefrik edilen dosyada yapılan yargılama masrafları ve vekalet ücretinin HMK 331 maddesi gereğince yetkili mahkemece karar altına alınmasına\" karar verilmiş, böylece yukarıda anılan Yönetmelik maddesinin gerekleri yerine getirilmemiştir. <br>\tZira mahkemece ilk yapılması gereken iş, anılan Yönetmelik'in  219. maddesi uyarınca davaların ayrılmasının sağlanması, bu kapsamda davacıdan ayrılan davalar bakımından yeniden karar ve ilâm harcı alınıp alınmayacağının değerlendirilmesi, ancak her halükarda, ayrılıp yeni esas numarası alan her dava için yeni bir başvuru harcının alınmasıdır. <br>\tBu itibarla mahkemece, ayrılan dava için gereken harçları yatırmak üzere karşı davanın davacısına kesin süre verilmesi, aksi halde sonucuna göre bir hüküm kurulması, davacı tarafça gerekli işlemler yapıldıktan ve harçlar yatırıldıktan sonra, ayrılan dava hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bu işlemler tamamlanmadan, diğer bir deyişle davacı tarafça tefrik işlemlerinin tamamlanıp tamamlanmayacağı, dolayısıyla ayrılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin gerekip gerekmediği belli olmadan, ayrılan dava hakkında yine asıl dosya üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiştir. <br>\tAyrıca, kullanmama nedeniyle marka iptali istemine ilişkin birleşen davada davacı vekili HMK'nın 141.maddesi uyarınca davanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına tabi olmayan cevaba cevap dilekçesinde ve birleşen davanın karşı davasında davacı vekili karşı dava dilekçesinde kullanmama nedeniyle iptal kararının, iptal şartlarının gerçekleştiği tarih itibariyle verilmesini talep etmiş, 6769 sayılı SMK'nın 27/2.maddesinde de talep üzerine iptal hallerinin daha önceki bir tarihte doğmuş olması durumunda iptal kararının bu tarihten itibaren etkili olacağına karar verilebileceği düzenlenmiştir. Ne var ki mahkemece her iki dava yönünden kullanmama nedeniyle iptal kararı verilmekle birlikte bu kararın hangi tarihten geçerli olacağına dair bir değerlendirme yapılmamıştır.<br>\tBunun yanında, birleşen davada alınan 26/11/2020 tarihli kök raporda davalı markaları yönünden kullanmama nedeniyle iptal koşullarının sadece \"donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi, pizza, ekmek hamurları\" dışındaki emtia bakımından oluştuğu açıklanmış, taraf vekillerinin itirazı üzerine düzenlenen 10/03/2021 tarihli ek raporda \"...parantez içinde yer alan “hamburger, sandviç için” ifadesinin somut olayda davalının markalarının fiilen kullanıldığı ekmek türevlerinin ayrıntısıyla <br>belirtilmesi amacı için konulduğu, bu kullanımdaki kastın ekmek türevlerinin “hamburger ve sandviç için olanlar” açısından dar yorumlanması olmadığı, davalının <br>\"muhtelif ekmek türevlerinde\" markasal kullanımı ispat edilebilmiş olduğu, davalının markalarının tüm ekmek türevleri için kullanmama nedeniyle iptalinin gerekmediği\" belirtilmiştir. Buna karşın mahkemece  \"84/082907 , 2001/17562 , 2006/49610 , 2007/22498  ve 2007/22572 sayılı markaların kapsamında yer alan \"donmuş/taze fırıncılık ürünleri; bisküvi, ekmek türevleri (hamburger, sandviç için), donmuş bisküvi/pizza/ekmek hamurları\" emtiaları haricinde kalan emtialar açısından kullanılmamaları nedeniyle iptaline\" denilmek suretiyle, ek rapora göre üstün tutulma nedeni ve gerekçesi açıklanmadığı halde kök rapora itibar edilerek hüküm kurulmuştur.<br>\tOysa HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında hüküm kurulması gerekli ve Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca da tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur.<br>\tBu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, taraf vekillerinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre taraf vekillerinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı-karşı davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili ile davalı-karşı davacı ..., ... vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6  maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 16/06/2021 gün ve 2019/59 E. - 2021/202 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı-karşı davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili ile davalı-karşı davacı ..., ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,\t<br>\t4-Davacı-karşı davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından istinaf başvurusunda asıl dava yönünden 59,30-TL, birleşen dava yönünden 427,60-TL ve karşı dava yönünden 427,60-TL peşin olarak yatırılan maktu istinaf karar ve ilam harçlarının istek halinde davacı-karşı davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine iadesine, <br>\t5-Davalı-karşı davacı ..., ... tarafından istinaf başvurusunda asıl dava yönünden 59,30 TL, birleşen dava yönünden 59,30 TL ve karşı dava yönünden 59,30 TL peşin olarak yatırılan maktu istinaf karar ve ilam harçlarının istek halinde davalı-karşı davacı ..., ...'e iadesine, <br>\t6-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t7-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t8-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/09/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2024<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>Üye<br><br><br>Üye<br><br><br>Katip<br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a544bf7c7ee90b56","SID":"3c6658aab61d5379"}}