{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/249 <br>KARAR NO: 2024/1637<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/10/2021<br>NUMARASI: 2017/393 E. - 2021/771 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/10/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin senet alacaklısı şirketle  alakası olmadığını,  emekli bir ev hanımı olduğunu, müvekkilinin yeğeni olan ... isimli kişinin davalı şirkette  sigortasız  çalıştığını, ...'in davalı şirket yetkilisi...'nu yanına alarak, müvekkilinin evine gelip takip konusu senedi zorla imzalattıklarını,  müvekkilinin bir evlatlık çocuğunun olduğunu, ...'in  bu evlatlık durumunu  tehdit ve şantaj vasıtası olarak kullandığını,  Büyükçekmece CBS'na müvekkili tarafından verilen  şikayet dilekçesinde de ... isimli şahsın davalı şirket yetkilisini yanına alıp müvekkilinin evine gelmiş, müvekkilinin önüne 200.000-TL bedelli 29.09.2016 ödeme günlü 15.09.2016 tanzim tarihli bir senet koyarak imzalamasını söylediğini ve zorla imzalattığını, cebir ve tehditle zorla imzalatılan; 15.09.2016 tanzim, 29.09.2016 vade tarihli ve 200.000-TL bedelli senet açısından müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile,  senedin iptaline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  dava dilekçesinde dava değeri belirtilmediğinden başkaca bir incelemeye lüzum hasıl olmaksızın davanın reddi gerektiğini, diğer borçlu ...'in de davalı olarak dava dilekçesinde gösterilmesi gerektiğini, davacı tarafın  iddialarının asılsız ve  hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava dışı ...'in müvekkili şirkette çalışırken müvekkilinden para çaldığını, müvekkilinin parasını talep etmesi üzerine dava konusu senedi getirerek müvekkiline verdiğini, işbu senedin vade tarihinde ödenmemiş  olması sebebiyle icraya konulduğunu, davacının dava konusu senedin borçlusu değil kefili olduğunu, senedin asıl borçlusu olan ...'in  borca itiraz etmediğinden davacı tarafın bu davayı açma hakkı bulunmadığını , senedin dava dışı ... tarafından teslim edildiğini, belirterek, haksız ve mesnetsiz davanın reddini talep etmiştir. <br>İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; \"Davanın reddine, şartları oluşmadığından, davalı yanın tazminat isteminin reddine,\" karar verilmiştir.<br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından delillerin toplanmadığını, müvekkiline zorla imzalatılan senet ile ilgili olarak davalının şirket kayıtları ve defterlerinin incelenmediğini, delil listesinde bildirdikleri tanıklarının dinlenmediğini, sadece müvekkilinin kardeşinin tanıklığının kabul edildiğini ancak kendisinin de vefat ettiğini, zorla senet imzalatma durumunda ispata yarar bir delil bulunamamasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davalı şirket ile müvekkili arasındaki finansal illiyet bağı olup olmadığını ancak davalının defterlerindeki kayıtlarından faydalanıldığında ispatlanabileceğini, hem tanıkların dinletilmesi gerektiğini hem de davalı şirketin tüm kayıtlarının bilirkişi incelemesi marifetiyle değerlendirilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>Gerekçe ve Sonuç: HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Dava İİK 72/1 maddesi uyarınca icra takibinden sonra  açılan menfi tespit istemine ilişkindir.  Davacı vekili,   müvekkilinin senet alacaklısı şirketle  bir alakası olmadığını,  yeğeni olan  ...'in bu şirkette sigortasız çalıştığını , takibe konulan senedi ... ve davalı şirket yetkilisi ...'nun   müvekkiline zorla imzalattıklarını, bu konuda  Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına  şikayet dilekçesi verildiğini, cebir ve tehditle zorla imzalatılan; icra tarihine konu 15.09.2016 tanzim, 29.09.2016 vade tarihli ve 200.000-TL bedelli senet açısından müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile  senedin iptalini talep  etmiştir.  Davalı vekili, davacının tehdit ve cebir iddiasının   haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava dışı ...'in müvekkili şirkette çalışırken müvekkilinden para çaldığını, müvekkilinin parasını talep etmesi üzerine dava konusu senedi getirerek müvekkiline verdiğini, işbu senedin vade tarihinde ödenmemiş  olması sebebiyle icraya konulduğunu, davacının dava konusu senedin borçlusu değil kefili olduğunu, senedin asıl borçlusu olan ...'in  borca itiraz etmediğini,  bu halde davacının bu davayı açma hakkı bulunmadığını  belirterek,  davanın reddini talep etmiştir. İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında davacı ve senet borçlusu aleyhine davalı tarafından takibe geçildiği, takip dayanağı senedin 15.09.2016 tanzim, 29.09.2016 vade tarihli ve 200.000-TL bedelli bono olduğu, borçlunun ... olduğu, davalı şirketin lehtar olduğu davacının kefil  olarak isim ve imzasının bulunduğu görülmektedir. Uyuşmazlık , bonoya dayalı başlatılan takip nedeniyle avalistin borçtan sorumlu tutulup tutulmayacağına  ilişkindir.  Hukukî niteliği itibariyle aval,kambiyo senetlerine özgü  teminat işlevi olan   bir kambiyo taahhüdüdür. Türk Ticaret Kanunu’nun 702. maddesinin 1. fıkrasında aval verenin, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Avalistin  Türk Ticaret Kanunu’nun 724. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hamile karşı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludur.  Hemen belirtmek gerekir ki,  aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı kararı).   Ancak avalist de diğer senet borçluları gibi senet üzerinde şeklen geçerli bir imzası  olmasına rağmen bazı şartların varlığı hâlinde avalin hükümsüzlüğünü ileri sürebilir. Tüm hukuki işlemlerde olduğu gibi kambiyo ilişkisinin hukuken geçerli olarak doğduğunu kabul etmek için tarafların karşılıklı iradeleri ile meydana gelmiş olması şarttır. Senedin düzenlenmesinde iradenin oluşumu ve beyanı aşamasında , iradenin özgür bir biçimde oluşmadığı veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığı yolundaki  “borçlanma iradesinin bulunmaması , senedin sahte olması” iddiası  senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. Kambiyo borçlusu olan  avalist de irade sakatlığını bir hükümsüzlük def’i olarak ileri sürebilecektir. Bu kapsamda ,aval taahhüdünün  cebir,  tehdit  altında verildiği iddiası  tüm hamillere karşı ileri sürebilecek mutlak defilerdendir. Dosya kapsamına göre, takip konusu bononun tüm yasal unsurlara havi olduğu, davacının bono üzerinde aval veren olarak imzasının bulunduğu, imzanın inkar edilmediği,  bononun tehdit ve baskı ile imzalatıldığı ileri sürülmüş ise de,  bu konuda Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının  2017/16694 esas sayılı  2020/9373 Karar sayılı  soruşturma dosyasında, şikayetçinin soyut iddiası dışında delil bulunmadığı gerekçesiyle  kovuşturma yapılmasına  yer olmadığına dair karar verildiği, kararın itiraz üzerine Bakırköy 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2020 tarihli itirazın reddi  kararı ile kesinleştiği, cebir tehdit iddiasının ispatlanamadığı,  davacı ve hamil arasında temel ilişki bulunmamasının aval taahhüdünü geçersiz kılan bir neden olmadığı, mahkemece  bonodaki avalist imzasının davacı tarafça atıldığı ve   bononun cebir ve baskı ile imzalatıldığı iddiasının ispatlanamadığı, aval verenin taahhüdünün geçerli olduğu  gerekçesiyle, davanın  reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna  varılmıştır.Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun  İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/10/2021 tarih ve 2017/393 E., 2021/771 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın  davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a41ec4d80167864c","SID":"7e54b06e6e1b5d69"}}