{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO:2024/1104 <br>KARAR NO:2024/1527<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:18/07/2023<br>NUMARASI:2022/139 E. - 2023/141 K.<br>DAVANIN KONUSU:Fikir Ve Sanat Eseri (Maddi Tazminat İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/09/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde  özetle; Müvekkilinin ülke çapında tanınmış ve saygın bir tiyatro ve sinema sanatçısı olduğunu, adı ve yüzünün bir marka gibi tüm ülke çapında bilindiğini, kendisinin rol aldığı \"....\" isimli sinema eserinin, kendisinin görüntüsünün bulunduğu bir bölümü, televizyon kanallarında ve internet üzerinde yayınlanan davalıya ait reklam filmlerinde yer aldığının tespit edildiğini, müvekkilinin söz konusu ... isimli sinema eseri üzerinde bağlantılı hak sahibi olduğunu, televizyon veya internet vasıtasıyla umuma iletimi ve yeniden iletimi hususunda müvekkilinin herhangi bir kişi veya kuruma izin vermediğini, esere ilişkin söz konusu parçanın, müvekkilinin izni olmadan bir reklam filmi olarak yayınlanması ile davalının müvekkilinin bu hakkını ihlal ettiğini, bu sebeplerle öncelikle söz konusu reklam filmlerinin yayından kaldırılması veya müvekkilinin göründüğü bölümlerin çıkartılması suretiyle tecavüzün ref'ine, tahkikat sonucunda belirlenecek tazminatın FSEK 68.maddesi gereğince rayiç bedelin üç katı fazlası tutarında olacak şekilde davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde  özetle; Müvekkili kurumun sermayesinin tamamının devlete ait bir Kamu İktisadi Devlet Teşekkülü olduğunu ve merkezinin Rize'de bulunduğunu, bu sebeple davanın Rize'de açılması gerektiğini, yetki itirazında bulunduklarını, dava konusu çekilen reklam filminde toplumsal yaşamın bir parçası olan sinema filmlerinden, sadece tarihsel hatırlatma adına kısa kısa kesitler alındığını, alıntılarda filmin orijinalliğine hiç bir şekilde dokunulmadığını, sanatçılara çay reklamı yaptırılmadığını, reklam filminde sanatçıların ağzından günlük yaşantıda kullanıldığı şekliyle sadece çay sözcüğü çıkmakta ya da çay ikramı yapılan sahneler yer aldığını, dava konusu reklam filminde çeşitli sahneleri kullanılan filmlerin müvekkili kurumun çayda münhasır yetkiye sahip olduğu yıllarda çekildiğini, reklam filminin reklam olma özelliğinden öte, filmlerde kullanılan çayların ... çayı olması maddi gerçekliğinin aktarılması ve hatırlatılması niteliği taşıdığını, müvekkili kurumun davacının haklarını ihlal etmediğini, davacının devrettiği telif haklarını silsile yoluyla devralan üçüncü şahıslardan bedeli mukabilinde satın aldığını ve imzalanan sözleşmeye uygun şekilde kullandığını, müvekkilinin kültürel amaçlarla Türk sineması ürünü filmlerdeki çay sahnelerinden oluşan bir reklam filmi çektirmek istediğini, bu amaçla aralarında davacının rol aldığı .... isimli filmin de yer aldığı bazı filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam filmi yapmak üzere ... Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığını, Dijital şirketinin bahsi geçen filmlerin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim dahil olmak üzere tüm hakları, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran..... Şti'nden bedel karşılığında devraldığını, bu durumda müvekkili kurumun FSEK kapsamındaki mali ve sair hakların bedelini ödeyerek hukuka uygun bir kullanım hakkı elde ettiğini, 1995 yılı öncesine ait filmlere ilişkin icracı sanatçı sıfatıyla hak talebinde bulunulamayacağını, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekilinin talebi üzerine dava ... Şti ile ..... Şti.ne ihbar olunmuş ..... Şti. vekilinin, davalı yanında fer'i müdahil olarak katılma talebinde bulunduğu anlaşılmakla, katılma talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.İlk Derece Mahkemesince17/07/2018 tarihinde yapılan yargılama sonucunda; \"Davacı icracı sanatçı ile yapımcı arasındaki şifahi sözleşme ile davacı icracı sanatçının eser sözleşmesi ile taahhüt ettiği oyunculuk vazifesini bedel karşılığında  yerine getirdiği, yapımcının FSEK 8.madde gereğince imal ettiren sıfatıyla eser sahibi olduğu ve FSEK 27/son maddesi uyarınca eser üzerindeki hakkının 70 yıl süreyle koruma altında bulunduğu, FSEK 80.madde de sonradan yapılan değişiklikle komşu hak sahibi olan davacının şifahi sözleşme ile mali haklarını devrettiği, yapımcıdan  ya da yapımcıdan hakları devralan şirketten  sözleşmeye dayalı olarak bedel talebinde bulunmasının mümkün bulunmadığı, davaya konu reklam filminin içeriği ve filmden alınarak reklamda kullanılan sahnelerin kullanılış şekli  gözönüne alındığında, davacı sanatçının Türkiye' de sahip olduğu tanınmışlık ve imajı zedeler mahiyette bulunmadığı, TBK 58.madde kapsamında kişilik haklarına da saldırı oluşturmadığı maddi ve manevi tazminat taleplerinin koşullarının oluşmadığı kanaatine varılarak davanın reddine,\" karar verildiğini, karar davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine  Dairemiz 20/05/2022 tarih  2020/1134 Esas ve  2022/807 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verdiğini, İlk derece mahkemesince Dairemiz kaldırma kararı sonrası 18/07/2023 tarihinde yapılan yargılama sonunda; \" davacı ....'ın davaya konu reklam filminde alıntı yapılan .. .filminde icracı sanatçı olup, kendisinin 4110 sayılı Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine göre bağlantılı hak sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici 1.maddeleri  ile bu hakkın, yürürlük tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in 27/son maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80. maddesi uyarınca icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, izinsiz kullanımının yasaklandığı, somut olayda FSEK'in 52.maddesi kapsamında kullanıma ilişkin yazılı bir izin veya mali hak devrinin bulunmadığı, eserin yapıldığı tarihte var olmayan bir hakkın devrinin de hukuken mümkün olmadığı, farazi olarak kabul edilen devir sözleşmesinin yasa değişikliği ile tanınan bağlantılı hakkı içerdiğinin kabul edilemeyeceği, kaldı ki davacının yapımcı ile  sinema filmi için sözleşme yaptığı, bu filmdeki görüntülerinin reklam filmlerinde kullanılmasına dair bir muvafakatının bulunmadığı, bu nedenlerle davacının görüntülerinin davalıya ait reklam filminde izinsiz kullanımının FSEK'ten kaynaklanan mali haklarına tecavüz teşkil ettiği, alınan bilirkişi raporu ile belirlenen 10.000,00 TL rayiç bedelin reklam filminin çekildiği tarihe, davacının başka bir film için çekilen görüntülerinin kullanılması nedeniyle yeniden bir çalışma yapmamış olmasına, reklam filminde kullanılan davacıya ait görüntülerin süresine göre uygun olduğu, davacı vekilinin bu bedele yaptığı itirazların yerinde olmadığı anlaşılmakla, Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, Davalının .... reklamında davacının rol aldığı ... filminden alınan görüntülerinin kullanılması suretiyle davacının FSEK'ten kaynaklanan mali haklarına yapmış olduğu TECAVÜZÜN REF'İNE VE ÖNLENMESİNE, Davacının görüntülerinin yer aldığı dava konusu reklam filminin davalı tarafça internet ortamı da dahil her türlü görsel iletişim araçlarında ve sinemalarda yayınlanmasının ÖNLENMESİNE,  FSEK 68.maddesi uyarınca 10.000,00 TL rayiç bedelin 3 katı kadar 30.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE\", karar verilmiştir. Davalı ... (...) vekili istinaf dilekçesinde özetle; -5846 s.kanunun  Ek-2 inci maddesindeki  muğlaklık ve Anayasaya aykırılık durumunun  taraflarınca vaktiyle görüldüğünü ve daha yargılamanın başında, 2016 yılında, yerel mahkemede Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulduğunu,  Yerel mahkeme 20.10.2016 tarihli ara karar ile Anayasa aykırılık iddiaları hakkında red kararı verdiğini,  işbu redde ilişkin ara karar gerekçesinin tam aksine esas hakkında karar verildiğini,  Anayasaya aykırılık iddialarının  haklılığının tahakkuk ettiğinin ve BAM kaldırma kararı nedeniyle yerel mahkemenin, kendi ara kararı ile çelişik olarak esas hakkında karar vermek zorunda kaldığını, istinaf mahkemesince durma kararı verilip dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, Anayasa Mahkemesi 2010/73E.  2011/176K. Sayılı kararında, sinema eseri sahipliği yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin 1995 yılından geriye doğru geriye yürütülemeyeceğini belirttiğini,  işbu istinaf konusu kararda;  7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı kanunla ihdas edilen ve daha sonra 21.1.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişikliğe uğrayan Ek-2 .maddesinin 1 inci fıkrasının 1 nolu bendi, aynı maddenin son paragrafındaki sinema eserlerine ilişkin istisna hükmü dikkate alınmaksızın ve  Anayasa Mahkemesi kararının tam aksine olarak geriye yürütüldüğünü, aynı madde içerisinde getirilen istisna hükmün bile dikkate alınmadığını, dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini,-Dava konusu telif haklarının, bu hakkı elinde bulunduran yetkili kişilerden satın alınıp çok kısa bir süre kullanıldığını, Müvekkil Kurumun, davacıların haklarını ihlal etmediğini, davacıların murisinin vaktiyle usulüne göre devretmiş olduğu, kullanmakla tükenen nitelikteki  dava konusu filmlerin  işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim (mali haklar) haklarını elinde bulunduran kişilerden  silsile yoluyla ve  bedeli mukabilinde satın aldığını,  imzalanan sözleşmeye uygun olarak çok kısa bir süre kullandığının, meselenin davalık olması sonrasında müvekkili tarafından kendiliğinden kullanıma son verildiğini,  Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr....' dan  alınan hukuki mütalaada, somut olay bakımından FSEK m. 80/2 gereğince filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları, eser sahibinin ve icracıların izni ile yapılan tespit üzerinde; çoğaltma, yayma, işaret ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim ve temsil haklarına sahip olduğunu,  yapımcının bu hakkı ilk tespitin yapıldığı tarihten itibaren 70 yıl boyunca devam edeceğini,  bu ilkeler çerçevesinde yapılması planlanan reklam filminde eski Türk filmlerinden kullanılacak sahneler bakımından sadece film yapımcısından izin alınmasının yeterli olacağı şeklinde hukuki değerlendirme yapıldığını,  Müvekkili Kurumun da Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü)  \"..., ...., ..., ..., ..., ..., ...., ..., .., ..., ..., ...,....., ...de ...., ..., ... ve ...-....\"  isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam filmi yapmak üzere ... Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığının,  imzalanan sözleşmeye göre reklam  filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı olmak üzere; filmlerin telif haklarının kullanım yetkisinin 5846  sayılı yasa  uyarınca müvekkile  geçtiğini, Müvekkilinin  ise; telif hakları,  derleme ve düzenleme işi dahil bu iş karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini,  .... Şti. ise, bahis konusu filmlerin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim ( mali  haklar) dahil olmak üzere tüm haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran .... . Şti.nden satın aldığını,  5846 sayılı yasaya göre işleyen ve davacıların murisleri tarafından bedeli mukabilinde yapılan  hak devirleri söz konusu olduğunu,  daha önce devredilen bir hakkın hukuki niteliğinde sonradan kanunlarla yapılan değişiklikler nedeniyle, devir tarihinde geçerli olan sözleşmeye geriye doğru müdahale edilmesi sonucunu doğuracak şekilde talepte bulunulmasının, mükerrer talep niteliği taşıyacağını, -Filmlerin çekildiği tarihte, davacının talebinin hukuki dayanağı olan  \"icracı sanatçılık\" şeklinde bir kavram ve hukuken tanınan bir hak türü mevcut olmadığını, geriye doğru hak türü tanımlanması(ihyası), geriye doğru sözleşmelere müdahale edilmesi hukuka aykırı ve hukuk tekniği açısından da imkansız olduğunu, 1995 yılı öncesinde  \"icracı sanatçılık\" şeklinde bir sıfat ve bu şekilde bir hak türü olmadığını, filmlerin çekildiği 1995 öncesinde kimin icracı sanatçı olduğu da doğal olarak belirli olmadığını, icracı sanatçı ibarelerinin  ilk kez 1995 yılında 4110 sayılı kanunun 26 ncı maddesi ile 5846 sayılı kanunun 80 inci maddesinde yapılan değişiklik ile hukukumuza girdiğini, bu kanunda da  \"icracı sanatçı\" tanımına yer yerilmediğini, 2001 yılına gelindiğinde  4630 sayılı kanunun 2 inci maddesi ile 5846 sayılı kanuna \"Tanımlar\" başlığı altında 1/B maddesi eklenip bu madenin  \"k\" fıkrasında ve \"komşu haklar\" tanımı içerisinde \"Komşu haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının sahip oldukları hakları,\" şeklinde dolaylı olarak  icracı sanatçılık kavramı  tanımlandığını, 1995 yılına kadar icracı sanatçılık şeklinde bir hak olmadığını ve olmayan bir hakkın ihlalinin de iddia edilemeyeceğini, davacılar murisinin, filmlerin çekildiği tarihte \"icracı sanatçılık\"  sıfatı bulunmadığını,  icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarının korunmasına dair roma sözleşmesi; Bakanlar Kurulu’nun 2003/6170 sayılı kararıyla kabul edilerek 21.10.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girdiğini ve iç hukuk normuna dönüştüğünü,  filmlerin çekildiği tarihteki 5846 sayılı yasanın 8 inci maddesindeki eserin sahibinin \"Yapımcı\" olduğu kuralından sapmalar olduğunun ancak yapımcının (filmlerin çekildiği tarihe göre eser sahibinin) haklarının da korunduğunu, 5846 sayılı kanununda 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipliğini düzenleyen 8 inci madde hükmü de değişikliğe uğramış, bu değişiklikle FSEK m.8/5 hükmü şu şekilde düzenlenmiştir: “ Sinematografik eserlerde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan eserin birlikte sahibidirler.\" bu düzenleme, sinema filmini imal ettiren Yapımcının eser sahibi sayılacağı şeklindeki düzenlemeyi terk edip sinema eseri üzerindeki eser sahipliğini üç kişiye; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına tanıdığını, 2001 yılında 4630 sayılı kanun ile FSEK 8 inci maddede yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipleri olarak; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarının yanına diyalog yazarı ve canlandırma tekniğiyle yapılan filmlerde animatör de eklendiğini,  4630 sayılı Kanun ile FSEK m. 80 hükmü ile getirilen yeni düzenleme ile sinema filmi yapımcıları da bağlantılı hak sahibi olarak kabul edildiğini, dava konusu sinema filmlerinin tamamı 1995 yılından önce yapılmış olduğundan FSEK m.8 hükmünün ilk halinin dikkate alınarak filmleri imal ettiren \"Yapımcının\"  eser sahibi sayılması ve Yapımcıdan hak devralarak kullanan  kişilerin kullanımlarının da hukuka uygun olduğunun kabulü gerektiğini,-Hukuk Güvenliği İlkesinin ve kanun koyucunun amacının açık ihlali söz konusu olduğunu,  Mahkemenin BAM kararına uyarak,  ilgili dönemdeki hak sahibi olan eser sahibinin hakkını dikkate almadan,  sonradan yürürlüğe giren 4630 sayılı kanundaki eser sahibi tanımını esas alınarak karar verdiğini, 4630 sayılı kanunun \"Tasarının Geneli Hakkında Açıklama \"  kısmının 7 nci paragrafında, BAM hükmü ile çelişen bir değerlendirme yer aldığını, yapımcı ve onun haleflerinden(ardıllarından) hak devralan Müvekkili Kurumun yaptığı sözleşmenin gerçek hak sahibi olan kişiler ile yapıldığını, kullanımın da  hukuka uygun olduğunu, -Uyma kararı verilen BAM Kaldırma kararı ile; kanunların zaman bakımından uygulanmasını, kanunların değişimi sırasında kazanılmış hakların durumunu ve kanunun istisna hükmünü hatalı yorumlandığını, 4110 sayılı kanun  ile ilk defa ihdas edilerek 5846 sayılı kanuna eklenen Ek-2 nci maddenin son cümlesi. \"...Bu kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır.\" hükmü ile hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapımına başlanan filmler yönünden açık istisna hükmü getirildiğini, 4110 sayılı kanunun yürürlük tarihinin 12.6.1995 olduğunu, Ek-2 nci madde 4630 sayılı kanun ile 2001 'de tekrar değişikliğe uğradığını ama sinema eseri sahipliği yönüyle 4110 sayılı yasanın getirdiği düzenleme korunduğunu, Ek-2 nci maddenin değiştirilen ve halen yürürlükte olan halinin son paragrafında aynı istisna hükmü tekrar edildiğini, sadece Ek-2 nci maddenin yeniden yazımı sırasında, istisna hükmü maddenin son paragrafına kaydırıldığını, 2001 yılındaki değişikle 4630 sayılı kanunla yapılan düzenlemede; Ek-2 nci maddenin ilk cümlesindeki geriye etki doğuran ifadeye, aynı maddenin son fıkrası ile istisna getirildiğini, Geçici 1 inci maddenin ise 1951 yılında yürürlüğe giren 5846 sayılı kanun  herhangi bir değişikliğe uğramadığını ve 1951 yılı öncesine yönelik düzenleme içerdiğini -Yapılan işin eser sözleşmesi olduğunu, çekimi yapılan filmde oynama işi, filmin yapıldığı dönemdeki mevzuata göre eser  sözleşmesi olduğunu, sözleşme şartlarının, yani tarafların yükümlülüklerinin sonradan tartışılmasının karşılıklı edimlerin vaktiyle ifa edilmiş olması nedeniyle imkansız olduğunu, -Müvekkilinin amacının reklam yapılmasından ziyade kollektif kültüre katkı olduğunu, bu durumun gözardı edildiğini, ayrıca, kısa kullanım hali dikkate alınmadığını, üç kat tazminata hükmetmek için gerekli şartlar oluşmadığını, Müvekkilince davacılar murisine reklam yaptırılmadığını, Türk sinemasının panoramik bir alıntısı yapılırken, kollektif ülke kültürünün bir parçası haline gelmiş sinema eserlerinden çeşitli alıntılar yapıldığını, salt reklam amacıyla değil, milli bilince bir katkıda bulunmak ve tarihimizdeki karakterlerle, genç neslin tanışmasına ve ilişkilerinin kuvvetlendirilmesine bir katkı sunmak amacı güdüldüğünü, dava konusu eyleme sadece ticari olarak bakmanın yeterli olmayacağını,  davacılar murisince; sinema filmlerinden bağımsız olarak, dava konusu reklam için ayrıca bir oyunculuk sergilenmediğini, bu konuda herhangi bir emek ve çaba harcanmadığını, tarihi bir karakter ve ortak toplumsal bir değer olan davacılar murisine ait görüntülerden yapılan alıntılar ve resimlerin, bu güzide şahsın kişilik haklarını ihlal eder bir tarzda kullanılmış olsaydı, kişilik hakları ihlaline binaen bir hak alebindebulunulabileceğini ancak bu durumun söz konusu olmadığını, ayrıca Müvekkil Kurumun, dava konusu filmlerin davalık olması nedeniyle kendiliğinden kullanıma son verdiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bu duruma rağmen kullanımla orantılı hesap yapılmadığını,  kısa kullanım ve güdülen kültürel amaç dikkate alınmadığını, hesaplamanın  hakkaniyete aykırı olduğunu, -Davacılar vekilince yapılan şikayet hakkında, kullanımın hukuka uygun olduğu tespit olunarak  CBS  tarafından takipsizlik(KYOK) kararı verildiğini, -Emsal kararlara aykırı karar verildiğini, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı sonucu beklenilmediğini, Feri Müdahil ... firması vekilinin yerel mahkemeye sunduğu 08.09.2023 tarihinde UYAP'a yüklenen dilekçeye göre Yargıtay 1. Başkanlık Kuruluna İçtihadı Birleştirme Başvurusu (06.09.2023 - 23883) yapıldığını, kararın sonucunu etkileyecek nitelikteki bu başvurunun  sonucunun beklenilmesini talep ettiklerini,-Islah edilen kısmın zaman aşımına uğradığını, zamanaşımı defilerinin dikkate alınmadığını, hükmedilen bedelin, güdülen amaç ve kullanım süresine göre yüksek olduğunu, Dava tarihinden bu yana 7,5 yıldan fazla zaman geçtiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava konu eylemin haksız fiil zamanaşımı süresine tabi olacağından eylem/dava tarihi üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçmiş olmakla; TBK.m.72 gereğince, ıslah tarihi olan 13.07.2023'e göre zamanaşımı süresi dolduğunu, zamanaşımı defiinde bulunuyor,  ıslah ile artırılan kısmın öncelikle zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiklerini,  kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;  Anayasaya aykırılığı iddia edilen kanun hükmünün, aykırılık taşımadığını, istisnai bir şekilde \"geriye yürüme\" halinin, sinema eseri sahipliği (sadece sahiplik) açısından söz konusu olduğunu, bu konuda Anayasa Mahkemesinin daha önce bir aykırılık iddiası hakkında karar verirken, gerekçesinde hatalı yazılmış bir cümle kullanmış olmasının, hukuki durumu ve gerçekleri değiştirmediğini, Anayasa Mahkemesinin her türlü kararlarındaki cımbızla çekilen cümleler üzerinden tartışma çıkarılarak Anayasaya aykırılık iddiası yapılabileceğini ve her türlü davanın bu şekilde sürüncemeye sokulabileceği bir durum oluşacağını, bu  davanın da, konunun sinema eseri sahipliği ile hiçbir ilgisi de olmadığını, davaya konu reklam filminin görüntüsünün alındığı sinema filminin kime ait olduğu konusunda herhangi bir tartışma olmadığını, müvekkilinin ihlal edilen hakları yönünden de bunun bir önemi bulunmadığını, Davalı, kanunda yer alan eser sahipliği ile ilgili istisnai hükmün, sinema eserleriyle ilgili tüm haklar yönünden özel bir kanun hükmü imiş gibi davrandığını,  oysa bu hüküm sadece \"sahiplik\" yönünden olduğunu, sinema eserlerinin diğer yönlerden, diğer eserler gibi değerlendirilmekte ve sinema eserlerine dair sahiplik hariç her türlü hüküm, 1995 öncesi sinema eserleri için de uygulandığını, eserin sahipliği yönünden konulmuş istisna hükmün, başkaca hususlar için elbette geçerli olmayacağını, kanun koyucunun istisna hükmünü \"eser sahipliği\"ne hasretmiş olmasının da böyle bir iradesinin olmadığının açık göstergesi olduğunu, davayı açan ve yürüten davacının murisleri değil, bizzat hakları ihlal edilen... olduğunu,  davaya konu reklam filminin görüntüsünün alındığı orijinal sinema eserinden buna dair hakları devralmak, o sözleşmenin tarafları arasında hüküm ifade edeceğini, iki kişi, bir sözleşme yaparak, üçüncü bir kişinin haklarını etkileyecek şekilde hareket edemeyeceğini, mütala alınan akademisyenin Fikir Hukuku konusunda hiçbir çalışmasının olmadığını, müvekkili söz konusu sinema filminde oyunculuk yaparken, o filmin yapımcısıyla sadece o filmde, o filmin senaryosu çerçevesinde oyunculuk yapmak için sözleşme yaptığını, Müvekkilinin bunun ötesinde bir hak devretmediğini, orijinal filmin çekildiği tarihte, kanunda icracı sanatçılık kavramının bulunmamasının bir şeyi değiştirmeyeceğini, FSEK yürürlüğe girdiğinden itibaren, halihazırda mevcut tüm eserler üzerinde hüküm ifade etmeye başladığını, bunun \"geriye yürüme\" olmadığını, FSEK Ek 2. maddenin 1. bendi ile durumu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturduğunu,  dava konusu meselenin, orijinal eserin görüntüsünün kullanılarak ortaya yeni vefarklı bir eser (reklam filmi) çıkarılması olduğunu, Kanun değişikliği veya icracı sanatçı kavramı olsa da olmasa da, bir kişinin isminin, görüntüsünün, sesinin ticari amaçla kullanılmasının ilgili kişinin iznine tabi olacağını,  bu dava, orijinal sinema eseri (\"...\" isimli film) hakkında değil, bu filmden alınan görüntü ile oluşturulan ...reklam filmi hakkında olduğunu, 1995 yılındaki kanuni düzenleme ile icracı sanatçı kavramı ve bağlantılı haklar doğmasaydı dahi, bir kişinin sinema eserinde rol almak üzerine yaptığı sözleşme kullanılarak, onun ayrıca istemediği halde bir reklam filminde de kullanılmasının mümkün olmayacağını, Davalının, önceki BAM kararı gerekçesinden hareketle, Kanunun geçici 1. maddesinin  huzurdaki davaya uygulanamayacağı şeklindeki görüş ve itirazlarının da yersiz olduğunu, BAM kararının tartışılması söz konusu olamayacağı gibi, zaten içeriği ve anlamı itibariyle aksi bir durum öngörmeyen geçici 1. maddenin tartışma konusu yapılmaya çalışılmasının da anlamsız olduğunu, Davalı tarafın söz konusu reklam filmini her ne kadar “panoramik hatırlatma”, “kültürel hizmet” gibi tabirlerle tanımlamaya çalışsa da bu, neticede ticari gayelerle yaptırılmış bir reklam filmi olduğunu, “kamu spotu” olmadığını, bu olay hakkında başkaca ilgili kişilerin hatalı şekilde ceza şikayetinde bulunması da, C. Savcılığınca son derece yersiz bir şekilde bilirkişi raporu aldırılmasının da, bahsedilen bilirkişi raporunun içindeki değerlendirmelerin de bütünüyle hatalı olduğunu, ceza hukukunun hiçbir şekilde konusunu teşkil etmeyen bir hukuki olay hakkında bir tespit yapmalarına da olanak olmadığını,  Davalının Yargıtay İçtihatları Birleştirme talebine istinaden bahsettiği Yargıtay kararlarının, sinema eserlerinin televizyon kanallarında yayınlanması dolayısıyla sinema oyuncularının telif hakkına sahip olup olmadıklarına dair olduğunu, Davaya konu olay ile bir ilgisi  olmadığını,  orijinal filmin televizyonda yayınlanması sebebiyle telif talebinde bulunmadıklarını, orijinal filmden görüntü alınarak bundan bir reklam filmi türetilmesi ve bu suretle müvekkilin reklam faaliyetinde kullanılması sebebiyle tazminat talep ettiklerini, ıslah ile yeni bir dava konusu olay ileri sürmediklerini sadece miktarda değişiklik yapıldığını, bu haliyle, yapılan ıslah için zamanaşımı itirazının hukuki hiçbir yanı olmadığını, davalının istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava davalı kurum tarafından çekilen reklam filminde, davacıdan izin alınmaksızın bağlantılı hak sahibi olduğu Köşe Kapmaca isimli filmden alıntı yapılmak suretiyle davacının görüntülerine yer verilmesi sebebiyle meydana geldiği iddia edilen tecavüzün ref'i ile FSEK 68.maddesi gereğince tazminat davasıdır.Davacı vekili 17/07/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile; FSEK 68.maddesi gereğince rayiç bedelin üç katı fazlası tutarında olacak şekilde davalı aleyhine 45.000,00 TL tazminata hükmedilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı tarafça dosyaya sunulan sözleşme örneği incelendiğinde; ihbar olunan .... Şti.  arasında 25/03/2016 tarihli Sinema Eserleri Telif Hakları Devir Sözleşmesi imzalandığı, davacının başrol oyuncusu olduğu ... isimli filmin  ve dava dışı filmlerin sözleşmenin 3.5.  maddesi gereğince bir takım sahnelerinin devralan şirket tarafından yaratılacak olan \"...- ...\" isimli filmde kullanılmasına muvafakat edildiği anlaşılmıştır. Davalı ... (...) un .... ürünü filmlerdeki çay sahnelerinden oluşan bir reklam filmini yapmak üzere ihbar olunan ... Şti. ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığı, davacı sanatçı ...'ın icracı sanatçı olduğu ... isimli sinema eserinin sahnelerinden de bir kısmının reklam filmde kullanıldığı, davacının Türkiye çapında tanınan ve sevilen bir sinema ve tiyatro sanatçısı olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü'nün 02/02/1987 tarihli eser işletme belgesinden; yapım tarihinin 11/12/1986 ve yapımcısının ... Film isimli firma olduğu,  filmin mali haklarının  ...- ...'e geçtiği, 15/02/1996 tarihinde de ... A.Ş 'ye devredildiği,  01/06/2003 tarihli ... sayılı devir sözleşmesi ile eserin tüm haklarının .... Şti.ne devredildiği görülmüştür.Davalı vekili 5846 sayılı Kanun' un ek 2.madde 1.fıkrasının 1 numaralı bendinin (4630 sayılı Kanun' un 35.maddesi ile değiştirilen) Anayasa'nın 2, 10, 35 ve 90.maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasa'nın 152.maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi' ne gönderilmesini talep etmişse de;  maddenin genel hükmünün istisnası olarak düzenlendiği, kanunun bütünü ile çelişkinin bulunmadığı ve yapılan düzenlemenin  kazanılmış haklara etkisinin bulunmadığı,1995 yılı öncesinde yapımına başlanan  filmlerin haklarını sözleşme ile devralanların sözleşme tarihinde yürürlükte olan yasal düzenlemeye göre  20 yıllık koruma süresinden yararlanacağı, ancak 1995 yılından sonra 20 yıllık koruma süreleri dolan filmler yönünden yapımcılara ilave koruma süresi tanındığı, sinema eseri sahiplerinin lehine düzenleme yapıldığı, Anayasa' ya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak talebin reddine karar verilmiştir.Komşu haklar olarak da bilinen \"Eser sahibinin hakları ile bağlantılı haklar\"  ilk kez 5846 sayılı yasanın 80.maddesinde değişiklik yapan 4110 sayılı yasayla 07/06/1995 tarihinde kabul edilmiştir. Bu tarihten önce  oyuncuların icraları üzerinde FSEK kapsamında korunan hakları mevcut değildir.  Yine, daha önceki yasaya göre  sinema eserlerinin sahipleri yapımcı iken  yukarıda sözü edilen aynı yasa ile değiştirilen FSEK 8. maddesi ile \"sinemogratik eserlerde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarı eserin birlikte sahibi olduğu kabul edilerek, bu hakkı uygun bir bedel karşılığında yapımcıya devredebilecekleri\" kabul edilmiştir.  Böylece bu yasa  ile sinema eseri  sahipliği değiştirildiği gibi,  icracı sanatçıların icralarına da ilk kez koruma sağlanmıştır. Yine aynı  sayılı yasayla FSEK 27.maddesi değiştirilerek daha önceki yasayla 20 yıl olan koruma süresi \"Eser sahibi veya komşu hak sahibinin hayatı boyu ve ölümünden sonra 70 yıl olarak\" uzatılmıştır. 21/02/2001 tarihinde 5846 Sayılı Yasa'nın bazı maddelerinde değişiklik yapan 4630 sayılı yasanın 35.maddesi ile, ek 2. maddede değişikliğe gidilerek,1.fıkraya göre \"bu kanunla korunan T.C. vatandaşı eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri tarafından üretilmiş Türkiye'de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara uygulanır.\" hükmü, Ek Madde 2/2.fıkrasında \"1.fıkranın uygulanması sonucu kanun kapsamına alınan eserlerin tespit edilmiş icraların ve fonogramların yasal kopyalarını elinde bulunduran kişilerin bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 6 aylık sürenin sonuna kadar yazılı bir izne tabi olmaksızın bu kopyaları satabileceği, bununla birlikte eserler tespit edilmiş icralar ve fonogramlara ilişkin olmak üzere bu kanunla birlikte eser sahipleri ve diğer hak sahiplerine sağlanan hakların kullanılması eser veya bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin iznine tabi olduğu\" belirtilmiştir.Ek madde son fıkrasında; ise önceki yasada olduğu gibi \"bu kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümlerinin 4110 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağı\" belirtilmiştir. Sonuç olarak bu yasayla icracı sanatçı hakları (komşu haklar) kabul edilmiş ve uygulama bakımından komşu haklarla ilgili düzenlemenin yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce üretilmiş tüm eserlere ve tespit edilmiş icralara uygulanacağı kabul edilmekle birlikte, sinema eserleri bakımından hak sahipliğinin yeni düzenlemenin yürürlüğünden sonra gerçekleştirilecek eserler için geçerli olacağı şeklinde bir ayrıma gidilmiştir. FSEK Ek 2/2. madde ile; ilk kez bu yasayla tanınan eserler ile icracı sanatçıların icralarının, yasanın yürürlüğünden önceki yasalara göre elinde bulunduranların bu hakları kaybettiği, ancak ellerinde bulunan kopyaları da sadece 6 aylık süre içinde satışlarına ve elden çıkarmalarına izin verilerek, bu süreden sonraki tüm kullanımlar ise  eser sahipleri ile icracı sanatçıların (komşu hak sahiplerinin) iznine tabi tutulmuştur. (Burada eser sahibinin haklarından söz edilmesinin nedeni ise daha önceki yasa ile kabul edilmeyen veri tabanı, bilgisayar programları gibi  yeni eser türlerinin kabul edilmesi dolayısıyladır. ) Yine geçici 1. maddesinde; \"Aşağıdaki maddelerde aksi tayin edilmemiş ise ,bu kanun hükümleri yürürlükten önce ilk defa memleket içinde umuma arz yahut sicile kayıt edilmiş eserlere de uygulanır. Eser veya mahsulün 08/05/1326 tarihli \"Hakkı Telif Kanunu hükümlerine tabi olup olmaması bu durumu değiştirmez\" hükmü düzenlenmiştir. Bu madde 5846 sayılı yasanın ilk kez yürürlüğe girdiği tarihte kabul edilen bir düzenleme olup, o tarihte icracı hakları tanınmadığı için sadece eser sahiplerinin haklarından söz edilmiştir ve maddeden çok açık bir biçimde yeni yasayla tanınan hakların yürürlük tarihinden önce oluşturulan eserlere de uygulanacağı belirtilerek yasanın getirdiği yeni koruma geriye yürütülmüştür. Nitekim ek madde 2'de de açıkça yasanın getirdiği korumanın geçmişteki icraları da kapsayacağı kabul edilerek daha önce bunları yasal olarak bulunduranların haklarına sadece 6 aylık süre ile tasarruf hakkı tanınmıştır. Belirtilen bütün yasa maddeleri ile sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümler hariç yeni yasayla getirilen hakların yasanın yürürlük tarihinden önceki eser ve komşu haklara uygulanacağı kabul edilerek  bu haklara konu kopyaları eski yasaya göre elinde bulunduranlara ise 6 ay  süreli satışla sınırlı haklar tanınmıştır. Böylece 5846 sayılı yasada değişiklik yapan 4110 sayılı yasa ile sağlanan korumanın,  sadece yasanın yürürlüğe girdiği 1995 tarihinden sonraki icralara değil, yasanın yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye'de mevcut tespit edilmiş icralara da  uygulanacağı, dolayısıyla komşu haklar bakımından geriye yürüyeceği açıkça kabul edilmiştir. İcracı sanatçıların haklarının kabul edilmesinin ve yasa ile tanınan hakların geriye yürütülmesinin nedeni, fikri mülkiyet haklarının ortak özelliği olan ve herkese karşı ileri sürülebilen tekel niteliğindeki mülkiyet haklarından yararlanmasını sağlamaktır. Aksine yaklaşım yasayla tanınan korumanın yok sayılması sonucunu doğurmaktadır. Korumanın devam ettiği sürece icracı sanatçı komşu hak sahibi olarak 5846 sayılı yasanın 80.maddesinin A/2 fıkrasında öngörüldüğü şekilde  \"icranın tespit edilmesine, çoğaltılmasına, satılmasına, dağıtılmasına, kiralanmasına, ödünç verilmesine, işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletilmesine, yeniden iletime, temsiline izin verme veya yasaklama hususunda\" münhasıran hak sahibidir. Bu haklar icracı sanatçıya icrası üzerinde tanınan tekel haklarıdır.Bu düzenleme uluslararası sözleşme ve AB direktifleriyle uyum sağlamak için getirilmiştir ve tamamı icracı sanatçıları çok etkin korumayı hedeflemektedir.FSEK 80.maddenin sondan 3.fıkrasına göre \" eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı haklara sahip olanlar da eser sahipleri gibi tecavüzün ref'i, tecavüzün men'i ve tazminat davası haklarından yararlanır. Davacılar yukarıda belirtilen yasa maddesi gereğince murislerin icrasını izinsiz kullananlara karşı belirtilen hakları ileri sürme yetkisine sahiptirler.\"Eser sahipleri\" ile \"eser sahibinin hakları ile bağlantılı haklar yani icracı sanatçı hakları birbirinden farklıdır. Ancak koruma bakımından birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Yasada her birine tanınan koruma birbirinden bağımsızdır. Komşu hakların eserle bağlantılı olması aralarında hiyerarşik bir derecelendirme yaratmaz. Dava konusu olayda filmin yapıldığı tarihteki yasaya göre eser sahibi yapımcıdır. Ancak icracı(oyuncu hakları) hakları yasa ile kendisine verilmiş değildir. Filmlerin yapıldığı tarihte  yapımcı, önceki yasa gereği eser sahibi olarak,  icralar üzerinde hak sahibi değildir. Bu nedenle filmlerin baş oyuncusu olan davacı, icralar üzerindeki haklarını sözleşme ile yapımcıya bırakmıştır. Eser sahibi olan yapımcının 1995 yılından önce gerçekleşen sinema eserleri üzerindeki hak sahipliği bu tarihten sonra da eski yasaya tabi olmaya devam etmekle beraber, komşu haklar ne eski nede yeni yasaya göre kendisine ait olmadığından ve yeni  yasa ile de kendiliğinden icracı sanatçıya geçtiğinden, yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren ek 2/3 maddesi  gereğince, yapımcının elinde bulunan kopyalardaki , icracı hakları yönünden kullanım icracı sanatçı veya onun hak sahiplerinin iznine tabi olduğu düzenlenmiştir.Müktesep hakların korunmasını düzenleyen geçici madde 2/2 de de önceki yasaya göre hak sahibi olanların yeni dönemde eski yasa döneminden kalma nüshaları sadece  6 ay içinde satma hakkı tanındığından, bu geçiş dönemi sonunda bu yeni yasanın getirdiği haklar mevcut tüm eser ve icra sahiplerine otomatikman  geçecektir. Belirtilen bu düzenleme nedeniyle sinema eseri sahibi olan yapımcı sinema filmini ticari olarak değerlendirmek istediğinde icracı hak sahiplerinin iznini almaya zorunludur. Yapımcının yeni yasa gereği (FSEK 80. Madde ve  Ek 2/2. madde) icralar üzerinde hak sahibi olmadığı, davalının da FSEK54/1 maddesi gereğince icralar üzerinde hak sahibi olamayacağı ve yapımcı ile aralarındaki sözleşmeyi davacıya karşı ileri süremeyeceği,  yapımcı veya akdi haleflerinin, icracı sanatçının mirasçılarının izni olmadan yayma, temsil, çoğaltma gibi yasayla tanınan ve tek tek belirtilen hakların hiç birini izinsiz kullanamayacağı, izinsiz kullanım halinde icracı sanatçıya telif hakkı ödemekle yükümlü olduğunu  kabul etmek gerekmektedir.Davacıların davada; yasanın yürürlüğe girmesinden sonraki  kullanımlar nedeniyle hak talep ettiği, davalının müktesep haklarının, FSEK  geçici 2. madde gereğince yasanın yürürlük tarihinden önceye ait kullanımlardan kaynaklandığı, ancak yasanın yürürlüğünden sonraki dönemde gerçekleşen tüm kullanımlar için 80.maddenin tanıdığı tüm haklar kapsamında icracı sanatçının mutlak hak sahibi olduğu,  Ek madde 2 nin öngördüğü 6 aylık  geçiş döneminin  sonunda Yapımcının eser sahibi olarak icracı sanatçının payından yararlanma hakkının yasayla birlikte kendiliğinden sona erdiği anlaşılmaktadır. Eski tarihli sözlü sözleşmeyle, davacının Borçlar Kanunu'na göre devrettiği haklar sinema gösterim haklarından ibarettir ve yapımcı o hakları da zaten kullanmıştır.  1995 tarihli yasayla  FSEK 27.maddesi değiştirilerek daha önceki yasayla 20 yıl olan koruma süresi \"Eser sahibi veya komşu hak sahibinin hayatı boyu ve ölümünden sonra 70 yıl olarak uzatılarak korumanın kalkması ile birlikte kamusal alana giren sinema eseri ve icralar üzerinde eser sahibi ile icracı lehine yeniden  70 yıl süreli yeni  fikri mülkiyet haklarına vücut verilmiştir. FSEK 51.madde de \"ileride çıkarılacak mevzuatın eser sahibine tanıması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkaları tarafından kullanılmasına,ilişkin sözleşmeler batıldır. İleride çıkarılacak mevzuatla mali hakların şümulünün genişletilmesi veya koruma sürelerinin uzatılmasından doğacak salahiyetlerde vazgeçmeyi yahut bunların devrini ihtiva eden sözleşmeler hakkındaki aynı hükümler caridir.\" hükmü düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile açıkça sonraki yasa ile genişletilen haklardan veya uzatılan koruma süresinden  sadece eser sahiplerinin ve komşu hak sahiplerinin (80.maddenin yaptığı atıf yapması nedeniyle komşu hak sahiplerinin) yararlanacağı ve bunlardan feragatin dahi geçersiz olduğu kabul edildiğinden, 4110 Sayılı yasa ile getirilen icracı sanatçı hakkının tanınması, gerekse bunların koruma süresinin 70 yıla çıkarılması haklarından münhasıran, sadece icracı sanatçı yararlanacağından, yasanın yürürlüğünden sonra FSEK 52. Madde düzenlemesinde öngörüldüğü şekilde icracı sanatçı ile  yapımcı arasında mali hak devrine ilişkin geçerli bir sözleşme yapılmadığından, eski tarihli sözleşme üzerinden yapımcıya o tarihli yasada öngörülmeyen,  70 yıl süreli sözleşmesel haklar tanınması, hatta  bu haklardan önceki tarihli sözleşme ile vazgeçildiğinin kabulü, FSEK 51. Maddesinde düzenlenen emredici hüküm gereğince mümkün değildir. Davaya konu filmlerin yapım tarihinde sinema eserlerinin koruma  süresinin sadece 20 yıl olduğu, yapımcının sanatçıdan sözleşme ile devir aldığı hakların kullanımının da 20 yıllık koruma süresi ile sınırlı olduğu, 20 yılın sonunda eser üzerindeki haklar o dönemin yasasına göre korumanın kalkması ile  kamusal alana girip herkesin kullanımına açıldığından, Yargıtay 11. HD'sinin  emsal kararlarına göre  \"eski yasa döneminde yapılan sözleşmelerin, 20 Yıllık koruma süresinin sonunda kendiliğinden sona ereceği ve tüm hakların tekrar yapımcıya geçeceği dolayısıyla da  o  sözleşmelerin sadece eski koruma süresi ile sınırlı olarak hüküm ifade ettiği kabul  edilmekle\" yapımcı ile muris sanatçı arasındaki sözlü  sözleşmeye yeni yasanın getirdiği koruma süresince de geçerlilik tanınması da çelişkidir. Film yapım tarihinde, davacıların icrasını gerçekleştirirken, o tarihteki sınırlı kullanım alanları ile ön görülebilir kullanım alanları dikkate alınarak oyunculuk bedeli belirlenmiştir. O tarihte TRT nin tekeli kaldırılarak çoklu kanallara, renkli ve çoklu  televizyona geçileceği, internet, uydu yayınları, CD, DVD gibi yeni teknolojilere bağlı olarak kullanım alanlarının artacağı, koruma süresinin 20 yıldan 70 yıla çıkacağı, dolayısıyla da filmin sözleşme tarihindeki beklentileri orantısız şekilde aşan büyük ekonomik değer kazanacağının ön görülmemiş olduğundan ve sözleşme tarihinde oyunculuk ücretinin belirlenmesinde bu kullanımların dikkate alınmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.  Sözleşme hukukunda, bu tür durumların \" sözleşme sırasında bilinmeyen kullanım modelleri\" olarak adlandırıldığı, sözleşme sırasında ön görülmeyen yeni kullanım biçimlerinin sağladığı ekonomik değerden hakların dezavantajlı koşullar ile devrine karşı haklarını devredenin korunması amacıyla mukayeseli hukukta,ön görülmeyen kullanımlardan sağlanan kazanca oransal katılma zorunluluğu getirilmiştir, Örneğinin Fransız Fikri mülkiyet kanununun 131-6 madde ile sözleşme sırasında ön görülmeyen kullanımlarda sağlanan kazanca hakkı devredenin oransal katılımı ön görülmüştür. Yine İspanyol Fikri mülkiyet kanununun 34-5 maddesine göre kullanım haklarının devri, devir tarihinde bilinmeyen veya mevcut olmayan yayın ve kullanım biçimlerini kapsamaz. Belçika Fikri Mülkiyet Kanunu'nun 3 ve 1. Madde 6 fıkrasına göre \" henüz bilinmeyen kullanım modellerine ilişkin devri\" yasaktır. Alman telif yasasının 31.madde 4.fıkrası henüz bilinmeyen kullanım modellerine ilişkin hakların devri ve bunlara ilişkin borçlar geçersizdir.  Bu tür yeni kullanım alanları ile ilk tekniklerden bağımsız yeni teknikler ve bağımsız ekonomik alanlar kaydedilmektedir. Sinematoğrafik eserlerin video kaset ve CD  veya İnternet'te, veya müzik eserlerinin cep telefonlarında kullanımı veya kullanım alanı bilinmekle beraber ekonomik değerinde çok belirgin şekilde farklılaşması halinde aynı durum söz konusudur. Daha önce rağbet görmeyen eserlere farklı nedenlerle beklenmeyen yüksek talep oluşması da benzer durumlar arasında sayılmaktadır.Dava konusu davacı ...’ın görüntülerinin davalının reklam filminde kullanıldığı,Reklam filminin oluşturulduğu 2016 yılında söz konusu kullanım bedelinin 10.000,00 TL olduğu ve  2016 dönemine ilişkin yapılan hesaplama aykırılık bulunmadığı, FSEK 68.maddeye göre talepte bulunulduğundan ve Yargıtay içtihatlarına göre de bu maddeye göre talepte bulunulması halinde farazi bir lisans kurulmuş sayılması nedeniyle zamanaşımı süresi  10 yıl olup bu süre geçirilmeden dava açıldığından ve ıslah yapıldığından zamanaşımı itirazı da  haklı bulunmamıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, FSEK 80. Madde ile 1995 de ilk kez komşu hakların tanındığı, ve icracı haklarının izinsiz kullanımının yasaklandığı,FSEK Ek 2. madde ve geçici 1. Madde  ile bu hakların yürürlük tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, sözleşmenin yapıldığı tarihte koruma süresinin 20 yıl oluşu nedeniyle eski sözleşmenin bu sürenin sonunda hüküm ifade etmemesi (emsal içtihatların da bu yönde olması),FSEK 27. Maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, FSEK 51. Madde gereğince korumadan münhasıran komşu hak sahiplerinin yararlandırıldığı ve haklardan vazgeçmenin mümkün olmadığı, FSEK 52. madde gereğince hak devrinin ancak yazılı sözleşme ile ve devredilen her hakkın tek tek belirtilmesi ile mümkün olduğu, sözleşmede belirtilmeyen hakların devredilmemiş sayıldığı,FSEK 80. maddenin sondan 3. Fıkrası gereğince icracı  sanatçıların da eser sahiplerinin açtığı tazminat ve tecavüz davalarını açma hakkına sahip olmaları ve davalının yapımcının yeni yasal düzenlemeler karşısında  sözlü sözleşmeye  dayanmasının mümkün  olmadığı,  davacının FSEK 68. madde gereğince izinsiz kullanımlar için tazminat isteme hakkına sahip olduğu, bekletici mesele yapılması gerekli bir hususun bulunmadığı kanaatiyle,  usul ve yasaya uygun olan ilk derece mahkemesi kararına yönelen davalı vekilinin istinaf taleplerinin reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun  İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 18/07/2023 tarih ve 2022/139 E., 2023/141 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken  2.049,30 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 513,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.536,3‬0 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,  5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 27/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"843ab390a59c2692","SID":"30109e4f1434418c"}}