{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO:2024/1169 Esas<br>KARAR NO:2024/1616<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:20/03/2024<br>NUMARASI:2021/367 E. - 2024/92 K.<br>DAVANIN KONUSU:Fikir Ve Sanat Eseri (Maddi Tazminat İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/10/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ... Müdürlüğü tarafından ... Filmi hazırlandığını ve çeşitli internet siteleri ve televizyon kanallarında yaygın şekilde gösterime sunulduğunu, Söz konusu reklam filminin ... filmlerinden alıntılardan oluşmakta olduğunu, 10-12’nci, 17.19’uncu ve 57-59. saniyelerinde, müvekkillerinin murisi rahmetli ...’nın oyuncusu olduğu filmlerdeki müvekkiline ait görüntülerin, davalı tarafından ... reklam filminde kullanılmasından kaynaklanan maddi ve  manevi  zararların  tahsili  için huzurdaki davanın açıldığını belirtmiş, öncelikle dava konusu filmin Müvekkili Davacıların manevi dünyasında sebep olduğu geri dönülmez zararların önlenmesi amacıyla, ihtiyati tedbir talebi verilerek,  ... reklam filminin her türlü mecradaki dağıtımı, gösterimi, yayınlanmasına ve müvekkilleri murisi ...’nın filmlerinin davalı tarafından kullanımının dava sırasında ve sonrasında durdurulmasına, dava konusu reklam filminin televizyon kanallarında ve internet sitelerinde gösterimi başta olmak üzere tüm kullanımdan dolayı, Müvekkilleri ile sözleşme yapılması halinde talep edilebilecek veya tespit edilecek rayiç bedelin 3 katına karşılık olarak, fazlaya ilişkin haklarımı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat ile her bir müvekkili için ayrı ayrı 25.000 TL olmak üzere toplam 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini  talep etmişlerdir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili Kurumun, davacıların haklarını ihlal etmediğini, davacıların murisinin devretmiş olduğu telif haklarını silsile yoluyla devralan 3. şahıslardan bedeli mukabilinde satın aldığını  ve imzalanan sözleşmeye uygun olarak kullandığını,  Müvekkili Kurumun kültürel amaçlarla Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü) filmlerdeki  çay sahnelerinden oluşan bir reklam filmi çektirmek istediğini, Bu amaçla, tabi olduğu mevzuatına göre..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... de ... ..., ..., ... ve ...-... isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam filmi yapmak üzere ...Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığını, İmzalanan sözleşmeye göre reklam  filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı olmak üzere; filmlerin telif haklarının kullanımının ....  sayılı yasa  uyarınca müvekkiline  geçtiğini,  müvekkilinin ise bu İş karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini, ... \"ic... Şti. ise, bahis konusu filmlerin isleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim ( mali  haklar) dahil olmak üzere tüm haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran ... Ltd. Şti.nden yine 1.052.955,00 TL bedel karşılığında devralmış bulunduğunu, 5846 sayılı yasanın gerektirdiği mali ve sair hakların bedelini ödemiş olması nedeniyle davanın reddi geretiğini, öte yandan davacıların  1995 Yılı Öncesine Ait Filmlere ilişkin İcracı Sanatçı Sıfatıyla Hak Talebinde Bulunamayacaklarını, Davacıların  murislerinin dava konu  filmler üzerindeki haklarını devrettiğinden bahsetmeksizin “icracı sanatçı” haklarına isnaden hak talebinde bulunduklarını,  ...'nm bu filmlerde icracı sanatçı konumunda olup olmadığı hususundaki tartışma hakkı saklı kalmak üzere; davaya konu çay sahnesindeki  görüntüde, icracı sanatçı olmanın herhangi bir önemi veya gösterime katkısı bulunmadığını,  Hem filmin yapıldığı tarihte var olmayan icracı sanatçılığa dayalı bir hak türü hem de sahnede  önem arz etmeyen icracı sanatçılık niteliği nedeniyle davacıların bu yöne dayalı hak talebinin dayanaksız olduğunu beyan ederek davanın bu yönden dahi reddi gerektiğini beyan etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesince;  ''4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan ... arasında akdedilen sözleşmenin, kural olarak belirli bir sonucun taahhüt edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşıdığı, 5846 sayılı FSEK 80/1 -A maddesi 1. Bendine göre icracı sanatçının ancak eser sahibinin izniyle gerçekleştirdiği icrası üzerinde komşu hak sahipliği olduğu, yine aynı maddenin 5. bendi uyarınca da icracı sanatçılar haklarını uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile yapımcıya devredebiliceği, dava konusu sinema eserlerinin meydana getirilmesi esnasında taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte, davalı şirket/film yapımcıları ile davacıların murisi ...'nın başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşmenin taraflarca ifa edilip söz konusu sinema filmleri meydana getirildiğine göre, artık murisin FSEK m. 80 ile sahip olduğu mali hakları davalı yapımcıya/devratana uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile devrettiği ve filmlerin yapımcısı ....'in aynı zamanda eser sahibi olduğu, FSEK 27/son maddesi uyarınca eser üzerindeki haklarının da 70 yıl süre ile koruma altında bulunduğu, davalının reklam filminde kullanılan görüntülerle ilgili olarak eser sahibinden başlayarak silsile halinde mali hak devri çerçevesinde sözleşmeye dayalı bir kullanım söz konusu olduğu, davacıların murislerinin icracı sanatçı hakkı çerçevesinde somut uyuşmazlık yönünden  maddi ve manevi  haklarının ihlal edilmediği gerekçesiyle davanın reddine'' karar verilmiştir.Bu karar davacılar vekilince istinaf edilmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;İhtiyati tedbir isteminin reddi yönünde verilen ara kararın aynen devamına, Davacıların  maddi tazminat isteminin kabulü ile; 50.000 TL'nin FSEK 68. Madde kapsamında 3 katı olan 150.000 TL maddi tazminatın 10.000 TL'sine dava  tarihi olan 22/04/2016, bakiye kalan kısmına ise ıslah tarihi olan 31/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara   ödenmesine, Her bir davacı için manevi tazminat isteminin ayrı ayrı kısmen kabul kısmen reddi ile; her bir davacı için 10.000'er TL  manevi tazminatın dava  tarihi olan 22/04/2016  tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine, Yetki ve zaman aşımı yönündeki itirazların reddine,Fazla istemin reddineİhbar olunan ve feri müdahilin davalı taraf sıfatı olmaması sebebiyle hakkında olumlu yahut olumsuz karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br>DAİREMİZİN ÖNCEKİ KARARI:Dairemizin 2020/607 esas, 2021/1297 karar sayılı kararı ile; ''...davacıların murisi ... bir icracı sanatçı olup, kendisinin 4110 sayılı Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine göre bağlantılı hak sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici 1.maddeleri  ile bu hakkın, yürürlük tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in 27/son maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80. maddesi uyarınca icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, izinsiz kullanımının yasaklandığı, somut olayda FSEK'in 52.maddesi kapsamında kullanıma ilişkin yazılı bir izin veya mali hak devrinin bulunmadığı, eserin yapıldığı tarihte varolmayan bir hakkın devrinin de hukuken mümkün olmadığı, farazi olarak kabul edilen devir sözleşmesinin yasa değişikliği ile tanınan bağlantılı hakkı içerdiğinin kabul edilemeyeceği, 5846 sayılı kanunun amacının sanatçıyı korumak olduğu, davacılar icracı sanatçının yasal mirasçıları olduğundan bu minvalde dava açma hakkına ve tazminat isteme hakkına sahip oldukları, Mahkemece tazminat talepleri yönünden değerlendirme yapılması gerektiği halde, eksik araştırma ve incelemeyle davanın reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu...'' gerekçesiyle  6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davacılar verkilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde;Sözlü yargılanın yapıldığı son duruşmaya, e-duruşma yoluyla katılma taleplerinin kabul olmadığını, duruşma saatinde bilgisayar başında beklememe  ve UYAP ekranında \"duruşmaya katıl\" butonuna tıklanmasına rağmen katılım sağlanamadığını, bu durumun hemen duruşma sonrasında mahkemeye hitaplı dilekçeyle arz olunduğunu, teknik nedenlerle oluşan bu durumun dikkate alınarak erteleme kararı verilmesi gerekmesine rağmen esas hakkında karar verilmesinin yargılamada esas olan  çelişmeli yargı ve silahların eşitliği prensibine aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf konusu kararın kaldırılması gerektiğini,Bilirkişi raporundaki rayiç bedele itiraz ettikleri halde itirazın yok sayıldığını,5846 s.kanunun  Ek-2 inci maddesindeki  muğlaklık ve Anayasaya aykırılık durumunun  taraflarınca vaktiyle görüldüğünü ve daha yargılamanın başında, 2016 yılında, yerel mahkemede Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulduğunu,  Yerel mahkeme 20.10.2016 tarihli ara karar ile Anayasa aykırılık iddiaları hakkında red kararı verdiğini,  işbu redde ilişkin ara karar gerekçesinin tam aksine esas hakkında karar verildiğini,  Anayasaya aykırılık iddialarının  haklılığının tahakkuk ettiğinin ve BAM kaldırma kararı nedeniyle yerel mahkemenin, kendi ara kararı ile çelişik olarak esas hakkında karar vermek zorunda kaldığını, istinaf mahkemesince durma kararı verilip dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, Anayasa Mahkemesi 2010/73E.  2011/176K. Sayılı kararında, sinema eseri sahipliği yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümlerin 1995 yılından geriye doğru geriye yürütülemeyeceğini belirttiğini,  işbu istinaf konusu kararda;  7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı kanunla ihdas edilen ve daha sonra 21.1.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişikliğe uğrayan Ek-2 .maddesinin 1 inci fıkrasının 1 nolu bendi, aynı maddenin son paragrafındaki sinema eserlerine ilişkin istisna hükmü dikkate alınmaksızın ve  Anayasa Mahkemesi kararının tam aksine olarak geriye yürütüldüğünü, aynı madde içerisinde getirilen istisna hükmün bile dikkate alınmadığını, dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini,Dava konusu telif haklarının, bu hakkı elinde bulunduran yetkili kişilerden satın alınıp çok kısa bir süre kullanıldığını, Müvekkil Kurumun, davacıların haklarını ihlal etmediğini, davacıların murisinin vaktiyle usulüne göre devretmiş olduğu, kullanmakla tükenen nitelikteki  dava konusu filmlerin  işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim (mali haklar) haklarını elinde bulunduran kişilerden  silsile yoluyla ve  bedeli mukabilinde satın aldığını,  imzalanan sözleşmeye uygun olarak çok kısa bir süre kullandığının, meselenin davalık olması sonrasında müvekkili tarafından kendiliğinden kullanıma son verildiğini,  ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr...' dan  alınan hukuki mütalaada, somut olay bakımından FSEK m. 80/2 gereğince filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları, eser sahibinin ve icracıların izni ile yapılan tespit üzerinde; çoğaltma, yayma, işaret ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim ve temsil haklarına sahip olduğunu,  yapımcının bu hakkı ilk tespitin yapıldığı tarihten itibaren 70 yıl boyunca devam edeceğini,  bu ilkeler çerçevesinde yapılması planlanan reklam filminde eski Türk filmlerinden kullanılacak sahneler bakımından sadece film yapımcısından izin alınmasının yeterli olacağı şeklinde hukuki değerlendirme yapıldığını,  Müvekkili Kurumun da Türk sineması ürünü (Yeşilçam ürünü)  \"..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...., ... de ..., ..., ..., ... ve ...-....\"  isimli filmlerde yer alan çay sahnelerini içeren bir reklam filmi yapmak üzere .... Şti ile 1 yıl süreyle gösterilmek üzere sözleşme imzaladığının,  imzalanan sözleşmeye göre reklam  filmlerindeki çay sahneleri ile sınırlı olmak üzere; filmlerin telif haklarının kullanım yetkisinin 5846  sayılı yasa  uyarınca müvekkile  geçtiğini, Müvekkilinin  ise; telif hakları,  derleme ve düzenleme işi dahil bu iş karşılığında 1.052.955,00 TL bedel ödediğini,  ... Şti. ise, bahis konusu filmlerin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim ( mali  haklar) dahil olmak üzere tüm haklar, eser sahipleri ve bağlantılı komşu haklarını elinde bulunduran ... Şti.nden satın aldığını,  5846 sayılı yasaya göre işleyen ve davacıların murisleri tarafından bedeli mukabilinde yapılan  hak devirleri söz konusu olduğunu,  daha önce devredilen bir hakkın hukuki niteliğinde sonradan kanunlarla yapılan değişiklikler nedeniyle, devir tarihinde geçerli olan sözleşmeye geriye doğru müdahale edilmesi sonucunu doğuracak şekilde talepte bulunulmasının, mükerrer talep niteliği taşıyacağını, Filmlerin çekildiği tarihte, davacının talebinin hukuki dayanağı olan  \"icracı sanatçılık\" şeklinde bir kavram ve hukuken tanınan bir hak türü mevcut olmadığını, geriye doğru hak türü tanımlanması(ihyası), geriye doğru sözleşmelere müdahale edilmesi hukuka aykırı ve hukuk tekniği açısından da imkansız olduğunu, 1995 yılı öncesinde  \"icracı sanatçılık\" şeklinde bir sıfat ve bu şekilde bir hak türü olmadığını, filmlerin çekildiği 1995 öncesinde kimin icracı sanatçı olduğu da doğal olarak belirli olmadığını, icracı sanatçı ibarelerinin  ilk kez 1995 yılında 4110 sayılı kanunun 26 ncı maddesi ile 5846 sayılı kanunun 80 inci maddesinde yapılan değişiklik ile hukukumuza girdiğini, bu kanunda da  \"icracı sanatçı\" tanımına yer yerilmediğini, 2001 yılına gelindiğinde  4630 sayılı kanunun 2 inci maddesi ile 5846 sayılı kanuna \"Tanımlar\" başlığı altında 1/B maddesi eklenip bu madenin  \"k\" fıkrasında ve \"komşu haklar\" tanımı içerisinde \"Komşu haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının sahip oldukları hakları,\" şeklinde dolaylı olarak  icracı sanatçılık kavramı  tanımlandığını, 1995 yılına kadar icracı sanatçılık şeklinde bir hak olmadığını ve olmayan bir hakkın ihlalinin de iddia edilemeyeceğini, davacılar murisinin, filmlerin çekildiği tarihte \"icracı sanatçılık\"  sıfatı bulunmadığını,  icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarının korunmasına dair roma sözleşmesi; Bakanlar Kurulu’nun 2003/6170 sayılı kararıyla kabul edilerek 21.10.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girdiğini ve iç hukuk normuna dönüştüğünü,  filmlerin çekildiği tarihteki 5846 sayılı yasanın 8 inci maddesindeki eserin sahibinin \"Yapımcı\" olduğu kuralından sapmalar olduğunun ancak yapımcının (filmlerin çekildiği tarihe göre eser sahibinin) haklarının da korunduğunu, 5846 sayılı kanununda 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipliğini düzenleyen 8 inci madde hükmü de değişikliğe uğramış, bu değişiklikle FSEK m.8/5 hükmü şu şekilde düzenlenmiştir: “ Sinematografik eserlerde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan eserin birlikte sahibidirler.\" bu düzenleme, sinema filmini imal ettiren Yapımcının eser sahibi sayılacağı şeklindeki düzenlemeyi terk edip sinema eseri üzerindeki eser sahipliğini üç kişiye; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına tanıdığını, 2001 yılında 4630 sayılı kanun ile FSEK 8 inci maddede yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipleri olarak; yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarının yanına diyalog yazarı ve canlandırma tekniğiyle yapılan filmlerde animatör de eklendiğini,  4630 sayılı Kanun ile FSEK m. 80 hükmü ile getirilen yeni düzenleme ile sinema filmi yapımcıları da bağlantılı hak sahibi olarak kabul edildiğini, dava konusu sinema filmlerinin tamamı 1995 yılından önce yapılmış olduğundan FSEK m.8 hükmünün ilk halinin dikkate alınarak filmleri imal ettiren \"Yapımcının\"  eser sahibi sayılması ve Yapımcıdan hak devralarak kullanan  kişilerin kullanımlarının da hukuka uygun olduğunun kabülü gerektiğini, Hukuk Güvenliği İlkesinin ve kanun koyucunun amacının açık ihlali söz konusu olduğunu,  Mahkemenin BAM kararına uyarak,  ilgili dönemdeki hak sahibi olan eser sahibinin hakkını dikkate almadan,  sonradan yürürlüğe giren 4630 sayılı kanundaki eser sahibi tanımını esas alınarak karar verdiğini, 4630 sayılı kanunun \"Tasarının Geneli Hakkında Açıklama \"  kısmının 7 nci paragrafında, BAM hükmü ile çelişen bir değerlendirme yer aldığını, yapımcı ve onun haleflerinden(ardıllarından) hak devralan Müvekkili Kurumun yaptığı sözleşmenin gerçek hak sahibi olan kişiler ile yapıldığını, kullanımın da  hukuka uygun olduğunu, Uyma kararı verilen BAM Kaldırma kararı ile; kanunların zaman bakımından uygulanmasını, kanunların değişimi sırasında kazanılmış hakların durumunu ve kanunun istisna hükmünü hatalı yorumlandığını, 4110 sayılı kanun  ile ilk defa ihdas edilerek 5846 sayılı kanuna eklenen Ek-2 nci maddenin son cümlesi. \"...Bu kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır.\" hükmü ile hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapımına başlanan filmler yönünden açık istisna hükmü getirildiğini, 4110 sayılı kanunun yürürlük tarihinin 12.6.1995 olduğunu, Ek-2 nci madde 4630 sayılı kanun ile 2001 'de tekrar değişikliğe uğradığını ama sinema eseri sahipliği yönüyle 4110 sayılı yasanın getirdiği düzenleme korunduğunu, Ek-2 nci maddenin değiştirilen ve halen yürürlükte olan halinin son paragrafında aynı istisna hükmü tekrar edildiğini, sadece Ek-2 nci maddenin yeniden yazımı sırasında, istisna hükmü maddenin son paragrafına kaydırıldığını, 2001 yılındaki değişikle 4630 sayılı kanunla yapılan düzenlemede; Ek-2 nci maddenin ilk cümlesindeki geriye etki doğuran ifadeye, aynı maddenin son fıkrası ile istisna getirildiğini, Geçici 1 inci maddenin ise 1951 yılında yürürlüğe giren 5846 sayılı kanun  herhangi bir değişikliğe uğramadığını ve 1951 yılı öncesine yönelik düzenleme içerdiğini Yapılan işin eser sözleşmesi olduğunu, çekimi yapılan filmde oynama işi, filmin yapıldığı dönemdeki mevzuata göre eser  sözleşmesi olduğunu, sözleşme şartlarının, yani tarafların yükümlülüklerinin sonradan tartışılmasının karşılıklı edimlerin vaktiyle ifa edilmiş olması nedeniyle imkansız olduğunu,Müvekkilinin amacının reklam yapılmasından ziyade kollektif kültüre katkı olduğunu, bu durumun gözardı edildiğini, ayrıca, kısa kullanım hali dikkate alınmadığını, üç kat tazminata hükmetmek için gerekli şartlar oluşmadığını, Müvekkilince davacılar murisine reklam yaptırılmadığını, Türk sinemasının panoramik bir alıntısı yapılırken, kollektif ülke kültürünün bir parçası haline gelmiş sinema eserlerinden çeşitli alıntılar yapıldığını, salt reklam amacıyla değil, milli bilince bir katkıda bulunmak ve tarihimizdeki karakterlerle, genç neslin tanışmasına ve ilişkilerinin kuvvetlendirilmesine bir katkı sunmak amacı güdüldüğünü, dava konusu eyleme sadece ticari olarak bakmanın yeterli olmayacağını,  davacılar murisince; sinema filmlerinden bağımsız olarak, dava konusu reklam için ayrıca bir oyunculuk sergilenmediğini, bu konuda herhangi bir emek ve çaba harcanmadığını, tarihi bir karakter ve ortak toplumsal bir değer olan davacılar murisine ait görüntülerden yapılan alıntılar ve resimlerin, bu güzide şahsın kişilik haklarını ihlal eder bir tarzda kullanılmış olsaydı, kişilik hakları ihlaline binaen bir hak talebinde bulunulabileceğini ancak bu durumun söz konusu olmadığını, ayrıca Müvekkil Kurumun, dava konusu filmlerin davalık olması nedeniyle kendiliğinden kullanıma son verdiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bu duruma rağmen kullanımla orantılı hesap yapılmadığını,  kısa kullanım ve güdülen kültürel amaç dikkate alınmadığını, hesaplamanın  hakkaniyete aykırı olduğunu, Davacılar vekilince yapılan şikayet hakkında, kullanımın hukuka uygun olduğu tespit olunarak  CBS tarafından takipsizlik(KYOK) kararı verildiğini, Dava konusu kullanımda manevi tazminat şartlarının oluşmadığını, ortada şeref ve itibarı zedeleyici bir durum bulunmadığını,Emsal kararlara aykırı karar verildiğini, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı sonucu beklenilmediğini... firması vekilinin yerel mahkemeye sunduğu 08.09.2023 tarihinde UYAP'a yüklenen dilekçeye göre Yargıtay 1. Başkanlık Kuruluna İçtihadı Birleştirme Başvurusu (06.09.2023 - 23883) yapıldığını, kararın sonucunu etkileyecek nitelikteki bu başvurunun  sonucunun beklenilmesini talep ettiklerini, Islah edilen kısmın zaman aşımına uğradığını,  zamanaşımı defilerinin dikkate alınmadığını, hükmedilen bedelin, güdülen amaç ve kullanım süresine göre yüksek olduğunu, Dava tarihinden bu yana 7,5 yıldan fazla zaman geçtiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dava konu eylemin haksız fiil zamanaşımı süresine tabi olacağından eylem/dava tarihi üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçmiş olmakla;  TBK.m.72 gereğince, ıslah tarihi olan 13.07.2023'e göre zamanaşımı süresi dolduğunu, zamanaşımı defiinde bulunuyor,  ıslah ile artırılan kısmın öncelikle zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiklerini,  kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Feri müdahil vekili istinaf dilekçesinde; dava dışı filmler ve bunlardan bir tanesi olan davaya konu \"...., ..., ..., ... ve ...\" filmi olmak üzere toplam 37 filmin mali haklarıznz, Üsküdar... Noterliği'nin 01/06/2007 tarih ve ... yevmiye numaralı sözleşmesi ile müvekkil şirkete devredildiğini, ardından 25/03/2016 tarihli sözleşme ile müvekkili şirket ve ihbar olunan Dijital Yapım ile yapılan sözleşme neticesinde mali hakların sınırlı bir şekilde karşı tarafa devredildiğini, ortada usul ve yasaya aykırı olmayan, doğru silsileler neticesinde hak devri yapıldığını,Davaya konu edilen filmler 1979 - 1982 yılları arasında yayınlanan yapımlar olup muris ..., 5846 sayılı Kanun kapsamında 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirilen filmler bağlamında bağlantılı haklar kurumu henüz ihdas edilmediğinden icracı sanatçı olarak komşu hak sahipliği bulunmadığını, filmin yapıldığı dönem uyarınca icracı sanatçıların eserin mali hakları üzerinde bir hakları bulunmadığını, bu itibarla taleplerinde hukuki uyarlılık bulunmayan davacıların davasının reddi gerekmekteyken yazılı gerekçe ile kabul görmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; 5846 sayılı FSEK'in 68.maddesindenkaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasıdır. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 14.11.2017 tarih, 2016/90 Esas, 2017/236 Karar sayılı kararda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/6545 Esas, 2016/3675 Karar ile 2015/6889 Esas, 2016/3668 Karar sayılı ilamlarında ve aynı zamanda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadıyla benimsenen görüş vurgulanarak davanın reddine karar verilmiş, bu karar Dairemizin önceki kararıyla kaldırılmış, bu defa İlk Derece Mahkemesi tarafından yeniden yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, yukarıda yazılan nedenlerle davalı vekili ve feri müdahil tarafından istinaf edilmiştir.Dosyada mevcut reklam CD’si incelendiğinde dava konusu reklamın toplam 1 dakika olduğu, bu reklamda alıntı yapılan Türk filmlerinin ..., ..., ..., vay ...  ve .... filmleri olduğu, bu reklamda davacılar murisi ...’nın görüntüsünün reklam filminin 11-13, 17-19, 57-59 aralığında olmak üzere toplam 6 saniyelik bölümde kullanıldığı tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacıların murisi ...'nın oyuncu olarak yer aldığı filmlerden elde edilen görüntülerin \"...\" isimli reklam filminde kullanılması sebebiyle FSEK'in 68.maddesi çerçevesinde şimdilik 10.000 TL maddi ve her bir davacı için 25.000'er TL olmak üzere toplam 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilinin gerekip gerekmediği noktasında toplandığı görülmektedir. Davalı yan zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Davaya konu taleplerin  esasını teşkil eden FSEK'in 68.maddesi hakkındaki Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, hak sahibinin bedel talebinin mahkemece kabulü halinde, taraflar arasında farazi sözleşme kurulmuş sayılacağından, eser sahibi TBK’nın 147. maddesindeki sözleşmeye ilişkin 10 yıllık zamanaşımı süresini ileri sürebilecek olup, dava konusu eylemin gerçekleştiği 2016 yılından bu yana  zamanaşımının dolmadığı, bu nedenle davalı yanın bu itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı vekilinin, sözlü yargılanın yapıldığı son duruşmaya, e-duruşma yoluyla katılma taleplerinin kabul olmadığı yönündeki taleplerinin ispatlanamadığı, son duruşma zaptı incelendiğinde, davalı vekilinin e duruşmayla aranmasına rağmen cevap verilmediği şeklinde tespitin zapta geçirildiği, aksini ispata yarar dosyaya yansıyan bilgi, belge ve delilin bulunmadığı anlaşılmıştır.Esasa ilişkin ileri sürülen istinaf sebepleri incelendiğinde;... bir icracı sanatçı olup, 07.06.1995 tarihinde kabul edilen ve 12.06.1995 tarihli resmi gazetede yayımlanan 5846 sayılı yasanın 80. maddesinde değişiklik yapan 4110 sayılı Kanunla birlikte artık bağlantılı hak sahibidir. Değişiklikten önceki 5846 sayılı yasa hükümlerine göre bağlantılı hak kavramı henüz hayata geçirilmemişti ve sinema eserinin sahibi onu imal ettirendi. Ancak  4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile sinema eseri sahipliğini düzenleyen 8. madde hükmü değişikliğe uğrayarak, ''.... eserierde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazan eserin birlikte sahibidirler.'' denilmek suretiyle, sinema eseri üzerindeki eser sahipliği üç kişiye yani, yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarına tanımış ve bağlantılı hak kavramı getirilmiştir.Diğer yandan  4110 sayılı Kanun değişikliği öncesinde sinema eserleri  açısından koruma süreleri FSEK'in 29.maddesinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre, sinema eserlerinde koruma süresi alenileşmeden itibaren 20 yıl  olarak öngörülmekteydi. 1995 yılında 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik neticesinde sinema eserleri için koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl olarak değiştirilmiştir. Aynı kanun ile FSEK’e ek 2. madde eklenmiş olup bu maddeye göre; \" Bu kanundaki koruma süreleri komşu haklar, sinema eserleri, bilgisayar programlan ve veri tabantan bakımından, Kanunun yürüdüğe girdiği tarihten sonra alenileşen eserlere, işlenmeler ve mahsullere uygulanır. Bu Kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12.06.1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır.'' düzenlemesi getirilmiştir.Kanun koyucu ek maddedeki değişikliği, sinema eseri sahipliğinin 4110 ve 4630 sayılı Yasada yapılan değişiklerde  oluşan mevcut durumun özellikle koruma sürelerindeki değişikliğin, 1995 yılı öncesi sinema eseri sahipleri ile 1995 yılından sonraki sinema eseri sahipleri arasında oluşabilecek koruma sürelerine ilişkin eşitsizliği ortadan kaldırmak maksadıyla yapmış ve uygulamanın da geçmişe yönelik yapılmasını uygun görmüştür.Burada esasen tartışılması gereken, söz konusu kanun değişikliği ile getirilen ''bağlantılı hak'' kavramının geçmişe uygulanabilir olup olmadığı hususudur. 5846 sayılı yasanın bazı maddelerinde değişiklik yapan 4630 sayılı yasanın 35.maddesi ile ek madde 2 de değişikliğe gidilmiştir. Ek madde 2/1.fıkraya göre \"bu kanunla korunan T.C. vatandaşı eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri tarafından üretilmiş Türkiye'de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara uygulanır.Ek maddenin son fıkrasında ise, önceki yasada olduğu gibi \"bu kanunun sinema eserleri ile ilgili hükümlerinin 4110 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağı belirtilmiştir.Aynı maddenin 2.fıkrasında \"1.fıkranın uygulanması sonucu kanun kapsamına alınan eserlerin tespit edilmiş icraların ve flogramların yasal kopyalarını elinde bulunduran kişilerin bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 6 aylık sürenin sonuna kadar yazılı bir izne tabi olmaksızın bu kopyaları satabileceği, bununla birlikte eserler tespit edilmiş icralar ve flogramlara ilişkin olmak üzere bu kanunla birlikte eser sahipleri ve diğer hak sahiplerine sağlanan hakların kullanılması eser veya bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin iznine tabi olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm bir geçiş hükmü olarak düzenlenmiştir.Görüldüğü üzere, bağlantılı haklar geçmişe yürütülmüş, değişiklikten önce hak sahibi olanların haklarının sona erdiği de bu değişiklikle belirtilmiştir.Aynı doğrultuda, kanununun geçici 1.maddesi ile, \"bu kanun hükümleri yürürlükten önce ilk defa memleket içinde umuma arz yahut sicile kaydedilen eserlere de uygulanır. Eser veya mahsulün 08/05/1326 tarihli \"Hakkı Telif Kanunu hükümlerine tabi olup olmaması bu durumu değiştirmez\". denilmek suretiyle hakkın geçmişe yürütülmesine izin verilmiştir. Bu madde 5846 sayılı yasanın ilk kez yürürlüğe girdiği tarihte kabul edilen bir düzenleme olup, o tarihte icracı hakları (somut olay açısından bağlantılı hak) tanınmadığı için sadece eser sahiplerinin haklarından söz edilmiştir ve maddeden çok açık bir biçimde yeni yasayla tanınan hakların yürürlük tarihinden önce oluşturulan eserlere de uygulanacağı belirtilerek yasanın getirdiği yeni koruma geçmişe yürütülmüştür.Bir başka deyişle,  5846 sayılı yasada değişiklik yapan 4110 sayılı yasa ile sağlanan korumanın sadece  yasanın yürürlüğe girdiği 1995 tarihinden sonraki icralara değil, yasanın yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye'de mevcut tespit edilmiş icralara da  uygulanacağı, dolayısıyla komşu haklar bakımından geriye yürüyeceği kabul edilmiştir. Sanatçı, sermayesi emek olan bir kişi olup, emek kutsaldır. 5846 sayılı Kanunun 1.maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.'' denilmek suretiyle kanunun amacının sanatçıyı korumak olduğu açıkça vurgulanmıştır. Aksine yorumların, yasanın amacıyla bağdaşmayacağı su götürmez bir gerçektir.Her ne kadar 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önce, sinema eserinin sahibi onu imal ettiren  olsa da, bağlantılı hak sahipliğinin korunmasının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ortadadır. Zira eser sahipliğinin verdiği hak, bağlantılı hak sahipliğine üstün tutulmamalıdır. Her ikisi de kendi bağımsızlığı içerisinde korunması gereken haklardır.Gerek Yargıtay'ın ve gerekse İlk Derece Mahkemesinin kararına konu olan gerekçeye göre, her ne kadar somut olayda, icracı sanatçı ile yapımcı arasında sözlü bir sözleşme yapıldığı ve bu sözleşmeyle mali hakların yapımcıya devredildiği belirtilmiş ise de,  icracı sanatçının henüz bağlantılı hak sahibi olmadığı bir dönemde, sonradan yasa değişikliyle tanınan hakkın geçmişe dönük bir şekilde eserin yapıldığı tarihte devredildiğini kabul etmek hukuken olanaklı görünmemektedir. Somut olayda, davalı yapımcı olmayıp sinema eseri üzerindeki hakları  yapımcıdan  devralan dava dışı .... şirketinden bu hakları devralandır. Yukarıda açıklanan nedenlerle yapımcı yeni yasa gereği hak sahibi olmayıp,  davalı da FSEK'in 54/1 maddesi gereğince hak sahibi değildir. Dolayısıyla icracı sanatçının yasal mirasçılarının izni olmaksızın işleme, çoğaltma, yayma, temsil, işaret, ses veya görüntülü araçlarla kamuya sunma gibi yasayla tanınan haklar, davalı da dahil olmak üzere başkaları tarafından izinsiz olarak kullanılamayacaktır. Özetle, davacıların murisi ... bir icracı sanatçı olup, kendisinin 4110 sayılı Kanunla değiştirilen 5846 sayılı yasanın 80. maddesine göre bağlantılı hak sahibi olduğu, bu hakkın ilk defa 4110 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle tanındığı, yine FSEK'in ek 2.maddesi ve geçici 1.maddeleri  ile bu hakkın, yürürlük tarihinden önceki icraları da kapsayacak şekilde geri yürütüldüğü, FSEK'in 27/son maddesi ile koruma süresinin 70 yıla çıkarıldığı, yine FSEK'in 80. maddesi uyarınca icracı sanatçılara tanınan komşu hakların, izinsiz kullanımının yasaklandığı, somut olayda FSEK'in 52.maddesi kapsamında kullanıma ilişkin yazılı bir izin veya mali hak devrinin bulunmadığı, eserin yapıldığı tarihte varolmayan bir hakkın devrinin de hukuken mümkün olmadığı, farazi olarak kabul edilen devir sözleşmesinin yasa değişikliği ile tanınan bağlantılı hakkı içerdiğinin kabul edilemeyeceği, 5846 sayılı kanunun amacının sanatçıyı korumak olduğu, davacılar icracı sanatçının yasal mirasçıları olduğundan bu minvalde dava açma hakkına ve tazminat isteme hakkına sahip oldukları soncuna varılmıştır. Maddi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede; her ne kadar mahkemece gerekçeli kararda davalı vekilinin raporda tespit edilen rayiç bedele itiraz etmediği açıklanarak bilirkişi raporuna itibar edilerek,  davacıların talep edebileceği tazminata  esas rayiç bedelin 50.000,00-TL olduğuna karar verilmiş ise de, davalı vekilinin rapordaki rayiç bedele itiraz ettiği, aynı reklam filmi nedeniyle sanatçı ... tarafından açılan davada verilen bilirkişi raporunun  emsal gösterildiği anlaşılmakla, davalının itiraz sebepleri ve emsal rapor ve mahkeme kararı da değerlendirilerek, ihlalin derecesi ile kullanımın şekli ve niteliği, dava konusu olayda, murisin kamu oyunca tanınan popüler kişiliği, filmlerinin her zaman yüksek oranda izleniyor olması, davalının bu popülariteden dolayı davacı murisinin ilgiyle izlenen filmlerinden çay içe sahnelerini alıp kullanması ve bu popülariteyi kendisine ticari getiri sağlayacak reklamlarından kullanmasından dolayı, dava konusu reklamın kullanıldığı mecra, kullanılan süre de dikkate alındığında talep edilebilecek tazminata esas rayiç bedelin, değerlendirilmek suretiyle, uygulama birliği ve hukuk güvenliği ilkeleri gözetilmek suretiyle,  gerektiğinde ek rapor ile yeniden hesaplama yaptırılıp, eldeki dava dosyasına sunulan bilirkişi raporuna karşı ileri sürülen itirazlar da değerlendirilerek, varılacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile sonuca gidilmiş olması yerinde görülmemiştir.Diğer yandan, fer'i müdahilin yer aldığı asıl davada hüküm, taraflar hakkında verilir. Feri müdahilin hakkında ayrıca karar verilmez. Feri müdahale talebinin kabul veya reddi kararlarına karşı tek başına istinaf yoluna götürülemez.Yukarıda açıklanan sebeplerle, feri müdahil... .... Şti'nin istinaf başvurusunun usulden reddine, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davalının istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE,2-Feri müdahil .... Şti'nin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE,3- İstanbul 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 20/03/2024 tarih, 2021/367 E. 2024/92 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı vekilleri tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-  İstinaf yasa yoluna başvuran fer'i müdahil ... .... Şti tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,7- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c9491f24266877b3","SID":"8cadba6c65b039d7"}}