{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ADANA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2022/2721 - 2024/2385<br>T.C.<br>ADANA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/2721 <br>KARAR NO\t: 2024/2385<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t: ... (...)<br>ÜYE                                           : ...  (...)<br>ÜYE                                           : ... (...)<br>KATİP                                        : ... (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 27/05/2022<br>NUMARASI\t: ... Esas, ... Karar<br><br>DAVACI \t :  <br>VEKİLLERİ\t: Av.  <br>DAVALI \t: ... (Vergi No: ) -  <br>VEKİLİ\t: Av. <br><br>BİRLEŞTİRİLEN MAHKEMENİN ... ESAS SAYILI DOSYASI TARAFLARI<br><br>DAVACI \t: ... (T.C. Kimlik No: )  <br>VEKİLLERİ\t: Av.  <br>DAVALI \t: ... (Vergi No: ) -  <br>VEKİLİ\t: Av.  <br>DAVA\t: Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat<br><br>KARAR TARİHİ\t: 16/10/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH \t: 16/10/2024<br><br>....Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.05.2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  04/06/2016 tarihinde davacının yolcu olarak bulunduğu, sürücü ...'nin sevk ve idaresindeki, ... plaka sayılı aracıyla seyir halinde iken ... sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araca çarpması sonucu yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, davacının ciddi mahiyette geçici ve kalıcı maluliyete duçar olduğunu, davacının tüm tedavilere rağmen eski sağlığına kavuşamadığını, bu kazanın oluşumunda kusurlu olan ... plaka sayılı aracın geçerli bir poliçesi olmadığından ... tazminatı gerektirir derecede kusurlu olduğunu,  maddi tazminat yönünden davacı için 100,00 TL bakıcı gideri, 100,00 TL geçici ve 100,00 TL kalıcı işgöremezlikten ileri gelen 300,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kaza tarihinden, aksi halde ihbar tarihini müteakip 8 iş günün bitiminden, olanaklı değilse son tahlilde dava tarihinden başlayarak işleyecek yasal faiziyle ile birlikte 300,00 TL maddi tazminatın davalıdan tazmin ve tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Birleşen mahkemenin ... Esas sayılı dosyasına davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında yargılamaya devam edilmekte olduğunu, bu sebeple usul ekonomisi açısından aynı davalıya karşı aynı trafik kazasına ilişkin maddi tazminat talepleri mevcut olduğundan bu dosyanın .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında aktüer hesabına gönderilerek yapılan ek hesaplama sonucunda davacı adına toplam 185.151,93 TL kalıcı iş göremezlik maddi tazminatı hesaplandığını, işbu davada dava açılışında fazlaya dair hakları saklı tutularak 100,00 TL kalıcı iş göremezlik maddi tazminatı istendiğini, bu talebin bedel artırım dilekçesi ile yükseltilerek 127.413,33 TL kalıcı iş göremezlik tazminatı talep edildiğini, ancak dosyaya alınan yeni hesap raporu neticesinde hesaplanan kalıcı iş göremezlik maddi tazminatı hesaplanmasında, tazminat miktarının yükselmesi ile davanın belirsiz alacak davası olması, bedel arttırım ile fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmuş olması nazara alınarak kalan bakiye olan 57.738,60 TL kalıcı iş göremezlik maddi tazminatının işbu dava yoluyla talep etme zorunluluğu doğduğunu, davacı için fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik kalıcı iş göremezlik nedeniyle şimdilik 57.738,60 TL kalıcı iş göremezlik maddi tazminatının davalı şirkete ilk başvuru tarihini takip eden 8. iş günü bitiminden itibaren, aksi halde ilk dava tarihi olan 19/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal veya ticari faizi ile birlikte davalıdan tazmin ve tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin davalının adresi olan İstanbul Mahkemeleri olduğunu, davacıya dava değerinin açıklattırılıp eksik harcın tamamlatılması gerektiğini, davacının Suriye vatandaşı olduğunu, MÖHUK'nun 32. Maddesine ve HMKnun 88. Maddesine göre davacının yabancılık teminatı yatırması gerektiğini, yabancılık teminatı yatırılmadığı takdirde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yapılacak yargılama sonucunda davalı şirket aleyhine hüküm kurulması halinde tahsiline karar verilecek miktar için 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14/2. maddesi ve ... Yönetmeliği'nin 16 ve 17. maddelerine göre trafik kazasına karışmış olan sürücü ve araç sahibine rücu talebinde bulunulacağından davanın HMK'nun 61. Maddesi uyarınca davaya karışan ... plakalı araç sürücüsü olduğu iddia edilen ...'ye ve aracın işleteni olan ...'ya ihbar edilmesi gerektiğini, davacının Karayolları Trafik Kanununda belirtilen kurallara uygun seyir edip etmediğinin yani olay esnasında kask, dizlik, dirseklik takıp takmadığının, alkollü olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, hatır taşıması söz konusu ise tazminatın buna göre hesaplanması gerektiğini, faizin davacının talep ettiği gibi kaza tarihinden itibaren değil dava tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Birleşen dosyada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin davalının adresi olan İstanbul Mahkemeleri olduğunu, davanın HMK'nun 20. Maddesi gereğince reddedilmesi gerektiğini, davacının davacı sıfatında olup olmadığının kesin bir şekilde tespit edilmesi gerektiğini, davacının aktif dava ehliyetinin araştırılması gerektiğini, gerçek hak sahibi olup olmadığının hiçbir şüpheye meydan vermeyecek şekilde belirlenmesi gerektiğini, mahkemenin yetkisizliği sebebiyle dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, davacının aktif dava ehliyetinin somut deliller ile tespitine, davacının adresinin dava dilekçesinde belirtilmemiş olmasının HMK'nun 119. maddesine aykırılık teşkil ettiğinin tespiti ile süresi içerisinde giderilmemesi halinde davanın reddine, zamanaşımı sebebiyle davanın reddine, haklı itiraz ve defilerin mahkemece kabul edilmemesi halinde davanın cevap dilekeçsinde belirtilen ilgililere ihbarına, dava konusu olayda davacının ZMMS poliçesi bulunmayan araçta sürücü olması sebebiyle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, ana davanın kısmen kabul kısmen reddine, 11.935,66 TL geçici iş göremezlik, 127.413,33 TL kalıcı iş göremezlik olmak üzere toplam 139.348,99 TL tazminattan davacının hatır için taşınması nedeniyle %20 hatır taşıması indirimi yapılması suretiyle 111.479,19 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, birleşen ... Esas sayılı dosyası ile açılan davanın kısmen kabul kısmen reddine, 57.738,60 TL kalıcı işgöremezlik tazminatından davacının hatır için taşınması nedeniyle %20 oranında indirim yapılması suretiyle 46.190,88 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı asıl ve birleşen davada davalı vekili; asıl ve birleşen davaya karşı cevaplarında ve diğer tüm dilekçelerinde özetle kaza tespit tutanağında davacının yolcu değil sürücü olduğu belirlendiğinden tazminat talep hakkı bulunmadığını, davacının kusura katılımının tespitinin müterafik kusur ve hatır indirimi uygulanmasınıngerektiğini, husumet yöneltilen aracın çalıntı olduğunun tespit edildiğini, bu halde vekil edenin sorumluluğunun söz konusu olmadığını, malikin kastının araştırılması gerektiğini, davacının kaza sırasında bulunduğu aracın sürücüsü olduğu yönünden tespitlerin bertaraf edilmediğini, huzurdaki davada olayın 04.06.2016 tarihinde gerçekleştiğini, birleşen davanın 09.11.2021 tarihinde Karayolları Trafik Kanunu 109.maddesi hükmü aleyhine 2 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığını, hesap raporu hazırlanırken TRH 2010 yaşa tablosu ile, 1,8 teknik faiz indirimi uygulanmadığını, teminat dışı olduğu halde geçici iş göremezlik tazminatına hükmedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br><br>Dava, meydana gelen yaralamalı trafik kazası sonucu açılmış olan geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatı talebine yöneliktir.<br>Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılmıştır.<br>Zamanaşımına yönelik istinaf incelemesinde:<br>2918 sayılı KTK.nin 109/1. maddesinde \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.\" denilmektedir. <br>Aynı kanunun 109/2. maddesinde ise, \"Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.\" hükmüne yer verilmiştir.<br>Yukarıda açıklandığı gibi 2918 sayılı yasanın 109/2. maddesi gereğince davacının trafik kazası neticesinde yaralanmış olduğu anlaşılmakla olayda ceza zamanaşımı dikkate alınacaktır. Bu durumda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 89 ve 66. maddeleri nazara alındığında 8 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınmalıdır. <br>Bu açıklamalara göre, kazanın 04.06.2016 tarihinde meydana geldiği,  2918 sayılı sayanın 109/2. maddesi ve 5237 sayılı sayanın 89 ve 66. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde 8 yıllık zamanaşımı süresinin 04.06.2024 tarihinde dolacağı, asıl davanın 15.03.2018; ek davanın ise 09.11.2021 tarihinde zamanaşımı süresi dolmadan açılmış olduğu göz önüne alındığında davada zamanaşımı dolmamıştır.<br>Zararın teminat dışı olduğuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde:<br>Sigorta Genel Şartlarına göre aracın çalınması halinde sigorta şirketleri veya ...nın sorumluluğu bulunmamaktadır. Dava ihbar edilen araç maliki ... motosikletin 3 aydır kayıp olduğunu ancak hiçbir resmi makama ihbarda bulunmadığı beyan etmiştir. Araç malikinin beyanını destekler hiçbir delil bulunmadığından aracın gerçekten çalındığı husus sabit olmadığından davalının zarardan sorumlu tutulması yerindedir.<br>Yine soruşturma dosyası ile iş bu dosya kapsamından davacının motosiklet sürücüsü değil yolcu olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle zararını davalıdan isteyebileceğinden bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.<br> Müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğine ilişkin istinaf sebeplerinin incelenmesinde ;<br> Zarar görenin kusurunun, zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını gerektirir. (6098 sayılı TBK'nın md. 52. maddesi)<br>Davacının ... idaresindeki ... plakalı motosiklette yolcu olarak bulunduğu, motosiklet sürücüsünün davacının arkadaşı olduğu, sürücünün ehliyetinin olmadığının Emniyet Müdürlüğünün 17.11.2021 tarihli yazı cevabından anlaşıldığından, davacının bilirkişice belirlenen zararından Yargıtay 4 ve kapatılan 17. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamasına uygun şekilde %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği halde bu hususta olumlu olumsuz değerlendirme yapılmamış olması hatalı görülmekle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi yerinde görülmüştür.<br>Geçici iş göremezlik giderinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede:<br>Davalı vekili her ne kadar davacı tarafından talep edilen geçici iş göremezlik tazminatının teminat dışı olduğunu ileri sürmüş ise de, 09/10/2020 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü kararı dikkate alındığında davacının zararının belirlenmesinde 01/06/2015 günlü ZMSS genel şartlarının tümü ile  dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle davacının tedavi sürecinde uğramış olduğu geçici iş görmezlik zararının davacının gerçek zararı niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalı sigorta şirketi tarafından davacının uğramış olduğu bu zararın karşılanması gerektiği anlaşıldığından bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.(Aynı yönde  Yargıtay  17. Hukuk Dairesinin  2019/6271  esas ve  2020/8104 karar sayılı 03/12/2020 günlü kararı)<br><br>Hesap raporuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde:<br> Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. <br>Ancak bilirkişi raporuna itiraz etmeyen taraf yönünden raporun kesinleşeceğine yönelik Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05/06/2017 gün ve 2016/801 E.-2017/9091 K. Sayılı kararında özetle; \"...Davanın taraflarınca itiraz edilmeyen uzman bilirkişi raporu her iki taraf yönünden de kesinleşir ve kesinleşen rapor hakimi de bağlar. Taraflardan birinin rapora itiraz etmesi, diğer tarafın itiraz etmemesi halinde ise rapor itiraz etmeyen taraf yönünden kesinleşir ve itiraz eden taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Bu ilkenin sonucu olarak, itiraz üzerine yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda verilen raporun önceki rapora göre itiraz eden taraf aleyhine olması halinde, kazanılmış hak ilkesi dikkate alınarak önceki raporda belirtilen kusur oranı, zarar miktarı vs. esas alınarak hükmedilecek miktar belirlenir. İlk rapora itiraz etmeyen ve o raporda belirtilen miktarlara  razı olan tarafın lehine olacak şekilde sonraki rapora göre karar verilemez...\"<br>Aynı yöndeki Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 23/10/2017 gün ve 2015/3253 E.-2017/9419 K. Sayılı kararında özetle; \"...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"bilirkişi raporuna itiraz\" başlıklı 281/1. maddesinde; \"Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler\" düzenlemesine yer verilmiştir. Usulüne uygun biçimde raporun tebliği üzerine, rapora itiraz hakkı bulunan tarafların bu haklarını kullanmamış olması halinde ise, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacağı düşünülmelidir...\" denilmiştir. Aynı husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin  2015/8676 E, 2018/2775 K;  2013/11884 E, 2015/835 K;  2015/8056 E, 2017/2988 K  sayılı  içtihatlarında ve benzer içtihatlarda, Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin 2018/430 Esas, 2018/1093 K sayılı kararında da benimsenmiştir.<br>Mahkemece davacının talep edebileceği zararın hesaplanması için aktüerya bilirkişisinden 05.01.2021 tarihli bilirkişi raporu alınmış, raporda TRH 2010 ve 1,8 teknik faiz yöntemine göre davacının geçici iş göremezlik zararının 11.935,66 TL, sürekli iş göremezlik zararının 127.413,33 TL olduğu belirlenmiştir. Raporun taraflara tebliği üzerine davacı vekilince rapora itiraz edilmemiş, aksine 11.01.2021 tarihli bedel arttıran dilekçe ile bu miktarlar üzerinden dava değeri belirlenmiştir.<br>Davacı vekili rapora itiraz etmemiş, davalı vekilinin rapora itirazı üzerine alınan 03.03.2021 tarihli ek raporda davacının 11.935,66 TL geçici, 153.333,26 TL sürekli iş göremezlik zararı belirlenmiştir. Davacı vekili yine rapora itiraz etmemiş aksine 09.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile davayı bu miktarlar üzerinden ıslah etmiştir. <br>Davacı vekili rapora itiraz etmemiş, davalı vekili yine rapora itiraz etmiş mahkemece itiraz hususunda karar verilmemiş, duruşma ertelenmiştir. Bu kez mahkemece yaklaşık 3 ay sonra resen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi içtihadına uygun hesaplama yapılmak üzere  alınan 04.10.2021 tarihli raporla davacının zararı TRH 2010 ve prograsif rant yöntemine göre 11.935,66 TL geçici, 185.151,93 TL sürekli iş göremezlik zararı olarak belirlenmiştir. Davacı vekili bunun üzerine 2. Islahı yapamayacağından ek davayı açmıştır.<br>Yine davacı vekili 27.07.2021 tarihli dilekçe ile bakıcı iş göremezlik yönünden davadan feragat ettiklerini belirtmiş ancak mahkemece bu hususta hüküm kurulmamıştır.<br>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, ilk alınan 05.01.2021 tarihli raporla belirlenen 11.935,66 TL geçici, 127.413,33 TL sürekli iş göremezlik tazminatı miktarı yönünden davacı tarafından itiraz edilmemekle, davalı lehine oluşan usuli müktesep hak dikkate alınarak karar verilmesi ve buna göre ek davanın redddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırıdır.<br> Hükme esas alınması gereken 05.01.2021 tarihli bu raporda belirlenen zarardan davacının araçta hatır için taşınması sebebiyle %20 hatır taşıması indirimi yapıldığında 9.548,53 TL geçici, 101.930,66 TL sürekli iş göremezlik zararı kaldığı, bu tutarlardan da  sürücünün ehliyetsiz olması sebebiyle %20 müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğinden davacının  7.638,82 TL geçici iş göremezlik, 81.544,53 TL kalıcı iş göremezlik olmak üzere toplam 89.183,35 TL zararını talep edebileceği anlaşılmakla belirlenen bu tazminatın dava tarihi olan 19.03.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...ndan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, bakıcı giderine yönelik talebin feragat nedeniyle reddine, ek davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının yeniden hüküm kurulmak üzere kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br><br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;  <br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABUL - KISMEN REDDİ ile,<br> 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca  düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.05.2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>2-Asıl dava yönünden DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,<br>- 7.638,82 TL geçici iş göremezlik, 81.544,53 TL kalıcı iş göremezlik olmak üzere toplam 89.183,35 TL tazminatın dava tarihi olan 19.03.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>-Fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>- Bakıcı giderine yönelik talebin feragat nedeniyle reddine,<br>3-Birleşen  ... Esas sayılı dosyası ile açılan DAVANIN REDDİNE, <br>4- a-)Asıl dava yönünden Harçlar Kanunu uyarınca davalıdan alınması gereken 6.092,11 TL karar harcından, peşin ve ıslah olarak yatırılan toplam 599,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.492,36‬ TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>b-)İlk derece mahkemesince 27.05.2022 günlü karar ile davalıdan tahsiline karar verilen harcın davalıdan tahsil edilmemiş olması ve fakat harç tahsil müzekkeresi çıkartılmış olması halinde söz konusu harç tahsil müzekkeresinin tahsil edilmeksizin iadesinin ilk derece mahkemesince istenilmesine, dairemiz kararına göre yeniden harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,<br>c-)Harç tahsil edilmiş ise tahsil edilen miktarın Dairemizce tahsiline karar verilen  bakiye harçtan mahsup edilmesine, fazla yatan kısmın iadesine,<br>5-Birleşen dava yönünden Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar harcından, peşin olarak alınan 197,21 TL harcın mahsubu ile bakiye 230,39 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, <br>6-Davacı tarafından asıl dosya için yatırılan, 35,90 TL başvurma harcı, 35,90 TL peşin harç, 88,55 TL ıslah harcı ve 475,30 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 635,65 TL harcın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, <br>7-Davacı tarafından yapılan 569,05 tebligat- müzekkere gideri ve 1.476,50 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.045,55 TL yargılama giderinin kabul ret oranına göre hesaplanan 1.870,00 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,  <br>8-Asıl davada davalı tarafından yatırılan 28,00 TL yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>9-Birleşen dosyada davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>10-a-)Asıl davada davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>b-)Asıl davada davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden (hakkaniyet indirimi yapılan kısım için vekalet ücreti takdir edilmeden), reddedilen kısım üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 11.935,66‬ TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>11-Birleşen davada davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>12-HMK'nın 333. Maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının bulunması halinde ilgililerine iadesine, <br>İstinaf giderleri açısından;<br>13-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep  halinde iadesine,<br>14-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti  takdirine yer olmadığına,<br>15-Davacı tarafından yapılan 22,25 TL istinaf yargılama ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>16-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,<br><br>Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri üç yüz yetmiş sekiz bin iki yüz doksan (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından (toplam talep miktarı 194.700,46 TL) miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy çokluğu ile karar verildi.16/10/2024\t\t\t\t<br>\t\t\t\t<br>...      ...       ...       ...<br> Başkan ...         Üye ...                    Üye ...                            Katip  ...<br>   (KARŞI OY)<br><br><br><br>\t\t<br>\t\t           KARŞI OY YAZISI<br><br>Her ne kadar, Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından davalı ...nın istinaf başvurusunun kabulü ile davacının birleşen davası yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, sayın çoğunluğun davacının belirlenen tazminat miktarından %20 oranında müterafik kusur ve %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılarak yeninde hüküm kurulması gerektiğine ilişkin kısma katılmakla beraber tazminat miktarı ve birleşen davanın tümü ile reddi gerektiğine ilişkin dairemizin kararındaki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekteyim. <br>Şöyle ki ; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen Ahmet ÖZGAN ve Şule ÖZGAN başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararda usulü kazanılmış hak ilkesine ilişkin olarak<br>\" 48. Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi, usul hukukuna ilk olarak Yargıtayın içtihadı birleştirme kararlarıyla girmiştir (bkz. §§ 25, 26). Söz konusu içtihadı birleştirme kararlarıyla çizilen çerçeveye göre bu ilke; ilk derece mahkemeleri bakımından mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini, temyiz mercii yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade etmektedir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, §§ 3, 4).<br>49. Anılan ilkenin uygulama alanının zaman içinde yine içtihat yoluyla genişletildiği ve yukarıda belirtilen içtihadı birleştirme kararlarıyla oluşturulan ilk çerçevesinin ötesine geçirildiği, bu bağlamda sadece bozma ve bozmaya uyma kararları ekseninde uygulanan bir usul kuralı olmaktan çıkarılarak bu ilkenin uygulanması suretiyle yargılama sürecinde taraflar, mahkeme ya da Yargıtay tarafından yapılan herhangi bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan böyle bir hakkın oluştuğundan söz edilebileceği yönünde bir yaklaşımın benimsendiği görülmüştür. Nitekim bu kapsamda yargılama sürecinde taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin -bilirkişi raporunun süresi içinde itiraz etmeyen taraf aleyhine kesinleştiği kabulünden hareketle- itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturmasının da Yargıtay içtihadıyla kabul edilerek anılan ilkenin uygulama alanına dâhil edilen hâllerden biri olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 28).<br>50. Bununla birlikte medeni yargılama usulüyle ilgili yürürlükteki mevzuatta usule ilişkin kazanılmış hak ilkesini bu lafzıyla ya da içtihat yoluyla geliştirilen uygulama biçimleri itibarıyla bir usul kuralı olarak açıkça düzenleyen herhangi bir kanun hükmü yoktur. Nitekim Yargıtay da anılan ilkeyi uyguladığı kararlarında bu hususu dile getirmiş, usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir yasal hükmün bulunmadığını, konunun yargı içtihadı ile geliştiğini belirtmiştir.<br>51. Somut davada Mahkeme, usuli kazanılmış hak ilkesini başvurucuların maddi hukuka ilişkin birtakım haklarının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde uygulamıştır. Anılan uygulamanın dayanağını Yargıtay içtihadı oluşturmakta ise de yargısal içtihadın bu kapsam ve mahiyette bir uygulamaya hukuksal dayanak teşkil edemeyeceği açıktır. Zira aksi yöndeki kabul, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören 13. maddesi hükmüyle bağdaşmaz. Kuşkusuz yargısal içtihatlar, belirli bir konuyu düzenleyen kanun hükmünün uygulanmasını gösterme ve bu bağlamda hukuki belirliliği sağlamada temel kaynaklardan biridir. Ancak yargısal içtihatların bu işlevini yerine getirebilmesinin ön şartı o konuyu düzenleyen bir normun varlığıdır. Nitekim idari davalarda da daha önce sadece içtihadi bir uygulama zemini bulunan usuli kazanılmış hak ilkesi 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasına 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen \"Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır.\" biçimindeki hükümle idari yargılama usulü bakımından -bozma kararı bağlamıyla ve temyiz incelemesinin kapsamıyla sınırlı olarak- yasal bir dayanağa oturtulmuştur.<br>52. Diğer yandan Mahkeme, somut davada usuli kazanılmış hak kavramını uygularken değerlendirmesini başvurucuların ilk bilirkişi raporuna itiraz etmediği olgusuna dayandırmıştır. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde 6100 sayılı Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesini düzenleyen 281. maddesinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.<br>53. Anılan Kanun hükmüne göre tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Keza mahkeme de aynı mülahazalarla resen bilirkişiden ek rapor isteme yoluna gidebilecek ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirerek tekrar inceleme yaptırabilecektir.<br>54. Söz konusu hükmün gerekçesinde \"Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz\" ifadelerine yer verilmiştir.<br>55. Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık anılan hükmün usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hâline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını sona erdirecek ya da diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç bağladığı söylenemez. Başka bir anlatımla bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan rapora itiraz etme hakkıdır. Nitekim Kanun’un 94. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafın kesin süre içinde yapması gereken bir işlemi süresi içinde yapmaması sadece o işlemi yapma hakkını ortadan kaldırabilir. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281. maddesinin (3) numaralı fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi Kanun’un kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması, kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır.<br>56. Bu itibarla Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesiyle ilgili söz konusu hükmünün, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluşturma sonucunu bağladığı biçimindeki bir yorumun anılan hükme yönelik öngörülebilir bir yorum olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla yargılama sırasında alınan ilk bilirkişi raporuna itiraz edilmediği için talep miktarının bu raporda hesaplanandan fazla olan kısmının davalı lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin söz konusu müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı görülmektedir.\"  şeklindeki gerekçe ile 6100 sayılı yasa hükümlerinde usulü kazanılmış hak ilkesinin kanuni bir dayanağının bulunmadığı, belirtilmiştir. <br>Bu konuya ilişkin (Usulü kazanılmış hak ilkesine ilişkin olarak ) bir Yargıtay İçtihatları birleştirme kararı olmadığı sadece Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 4/2/1959 tarihli ve E.1957/13, K.1959/5 sayılı kararının ve  Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 9/5/1960 tarihli ve E.1960/21, K.1960/9 sayılı kararının Yargıtay Hukuk daireleri tarafından yorumlanması ile usulü kazanılmış hak uygulamasının genişletildiği anılan kararın 48 ve 49 numaralı paragraflarında belirtilmiştir.  Buradan hareketle Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından söz konusu uygulamanın kanuni dayanağının olmadığını ve bu durumun netice olarak kişilerin mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olduğu kabul edilmiştir  <br> Anayasa Mahkemesi anılan kararında \"59. Bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasını, yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Diğer yandan bu nitelikteki bir müdahalenin diğer amacı da bilirkişi raporuna itiraz eden tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesi, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının önüne geçilmesi ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunması olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu, onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir.<br>60. Ancak bilirkişi raporunda eksiklik, hata ya da açıklığa kavuşturulması gereken hususlar olduğunun düşünülmesi üzerine yeniden bilirkişi raporu alınmasını istemenin sadece davanın taraflarına sağlanmış usuli bir güvenceden ibaret olmayıp aynı zamanda uyuşmazlığı çözmekle ve bu bağlamda maddi gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlü olan mahkemeye verilmiş yargısal bir görev ve yetki olduğu da dikkatten kaçmamalıdır. Başka bir anlatımla mahkemenin gördüğü lüzum üzerine resen yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gitmesi biçimindeki bir ihtimalin varlığı da gözetilmelidir. Bu bağlamda yargı merciinin maddi gerçeği ortaya çıkarması ve uyuşmazlığı sağlıklı bir şekilde çözümlemesi gerekliliği yukarıda belirtilen amaçların elde edilmesi pahasına görmezden gelinemez. Zira uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle maddi vakıanın/gerçekliğin aydınlatılması devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve koruma yükümlülüğünün bir gereğidir. Kanuna dayalı haklı nedeni gösterilemediği takdirde uyuşmazlığın esasıyla ilgili olarak mahkemenin vakıayı aydınlatarak ulaştığı sonuçtan tarafların veya onlardan birinin yararlanamayacağı ileri sürülemez.Aksinin kabulü ile maddi hak talebinin kısıtlanması, usul hukukunun adil yargılanma hakkı güvenceleri içinde maddi hukukun gerçekleşmesine, başka bir deyişle hakların korunmasına hizmet etme amacına da aykırı olacaktır. Öte yandan devletin hakları koruma ve gerçekleştirmeye ilişkin yükümlülükleriyle ve adil yargılanma hakkının gerekleriyle bağdaşmayan, maddi gerçekliğin usule feda edilmesi anlamına gelen böyle bir yoruma dayanılması hukuk devleti ilkesini de zedeleyecektir.\"  şeklindeki gerekçe ve kabul ile karşı tarafın itirazı olmasa dahi hakimin maddi gerçeği araştırma görevinin olduğu ve bu kapsamda rapora itiraz etmeyen yönünden ortada maddi bir gerçek var ise bu maddi gerçeğe rağmen usul hükümleri gerekçe gösterilerek karar verilmesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı ve söz konusu müdahalenin ölçülü olmayacağı belirtilmiştir. <br>Eldeki dosya içerisinde alınan 05.01.2021 günlü aktüer bilirkişi raporunda davacının kalıcı iş göremezlik zararının 127.413,33 TL olduğu belirlenmiştir. Yargılamanın devamı sırasında davacı vekili mahkemesine sunduğu 11.01.2021 günlü bedel artırım dilekçesi ile dava değerini bilirkişi raporunda belirlenen bu miktar olarak belirlemiş ve harcını buna göre yatırmıştır. Akabinde mahkemesince bu kez ikinci kez bilirkişi raporu alınmış, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı vekili bu kez 09.03.2021 günlü ıslah dilekçesi ile dava değerini 153.333,26 TL olarak ıslah etmiştir. Bu ıslahtan sonra ise mahkemesince aktüer bilirkişiden 04.10.2021 günlü tek rapor alınmış ve kalıcı iş göremezlik zararı 185.151,93 TL olarak belirlenmiştir. Bu tespitten sonra davacı dosyada bir kez bedel artırım dilekçesi ve bir kere de ıslah dilekçesi sunmuş olduğu için ikinci kere ıslah dilekçesi verilemeyeceği düşüncesi ile son bilirkişi raporunda tespit edilen zarar miktarına göre ıslah dilekçesinin haricinde kalan 57.738,60 TL kalıcı iş göremezlik zararının davalıdan tahsili için ek dava açmıştır. Mahkemesince davacı vekilinin ıslah dilekçesinde belirttiği miktar ve birleşen dava yönünden talep edilen miktara göre kabul kararı verilmiştir.<br> Dosya içerisinde alınan aktüer bilirkişi raporuna davacı tarafından süresi içerisinde itiraz edilmemiş ise de, ilk alınan aktüer bilirkişi raporunda bilirkişinin davacının zararını belirlerken 1,8 teknik faiz yöntemini kullanmak sureti ile zararı tespit ettiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17.02.2020 tarihli iptal kararından sonra Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları kalıcı iş göremezlik zararının tespiti bakımından 1,8 teknik faiz yönteminin uygulanması mümkün değildir. Bu yönüyle mahkeme hakimi tarafından resen bu durumun göz önünde bulundurulması ve davacı tarafından itiraz edilmese dahi davacının gerçek zararının tespiti bakımından bilirkişiden ek rapor alınması gerekmektedir.<br> Bu itibarla mahkemesince bilirkişiden alınan 03.03.2021 günlü ek rapor incelendiğinde bu kez 1,8 teknik faiz yöntemi kullanılmamış ise de Yargıtay içtihatlarına aykırı biçimde yaşam tablosu olarak PMF 1931 yaşam tablosu kullanılmıştır. Alınan bu raporda ise davacının zararı 153.333,26 TL olarak belirlenmiş, davacı bu meblağa göre dava değerini ıslah etmiştir. Ne var ki davacı bu rapora itiraz etmemiş ise de söz konusu raporun Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu çok açıktır. Mahkemesince aynı bilirkişiden yeniden 3.kez ek rapor alınmış ve bu kez davacının gerçek zararının tespiti bakımından Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarına uygun şekilde TRH 2010 yaşam tablosu ve %10 artırıp eksiltme (prograsif rant yöntemi) ile zararın belirlendiği görülmüştür. Bu noktada davacı tarafından dosyada öncesinde ıslah dilekçesi verildiği için ve 6100 sayılı HMK gereğince 2.kez ıslah yapılamayacağından ....Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında ek dava açılmıştır. <br>Tüm bu süreçte her ne kadar davacı tarafından mahkemesince alınan asıl bilirkişi raporu ve ek bilirkişi raporlarına karşı süresi içerisinde itiraz edilmemiş ise de mahkemenin görevi davacının uğramış olduğu gerçek zararı tespit etmekten ibarettir. Davacının sırf bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmediği gerekçesi ile usulü bir uygulamadan kaynaklı olarak davacının gerçek zararını talep edemeyeceğini ileri sürmek doğru değildir.<br> Zira  Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen Ahmet ÖZGAN ve Şule ÖZGAN başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararda da belirtildiği gibi yargılama süresi içerisinde alınan bilirkişi raporlarına tarafların süresi içerisinde itiraz etmemiş olması nedeni ile davacının belirlenen gerçek zararı talep edemeyeceği şeklinde yorumlanması doğru değildir. Ortada  maddi bir gerçek varken  bu maddi gerçeğe rağmen usul hükümleri gerekçe gösterilerek sırf bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmediği gibi şekli bir gerekçe ile karar verilmesi hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır bu şekilde bir yorum yapılması Anayasa'nın 36.maddesinde ve AİHS 6 maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamında kalan mahkeme erişim hakkının ihlaline neden olabilecektir.<br> Dairemizce yapılan müzakere sırasındaki görüşmelerde Heyet ile aramdaki bir diğer uyuşmazlık konusu ise  Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan Ahmet ÖZGAN VE Şule ÖZGAN başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararının iş bu dosyada uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira söz konusu karar bireysel başvuru sonrasında verilmiş olup bir norm denetimi üzerine verilen bir karar değildir. <br>İlk olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen Ahmet ÖZGAN ve Şule ÖZGAN başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararında da aynı şekilde davacının bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmemiş olması nedeni ile davalı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu değerlendirilerek ilk alınan bilirkişi raporuna göre karar verilmiş ve ek davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen Ahmet ÖZGAN ve Şule ÖZGAN başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararında belirtilen bireysel başvuruya konu olay ile dosyamıza konu olayın birebir aynı olduğu görülmüştür. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermiş olduğu, aynı olaya ilişkin olarak eldeki davada söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının uygulanamayacağının söylenmesi kabul edilemez. <br>Öte yandan T.C Anayasası'nın 153. Maddesi hükmünün incelenmesi gerekmiştir. <br>Madde 153  \" Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.<br>Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. [94]<br>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. [95]<br>İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun (…)[96] teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.<br>İptal kararları geriye yürümez.<br>Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.\" şeklindedir. Maddenin son fıkrası açık bir şekilde Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmî Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını hüküm altına almıştır.<br> Söz konusu Anayasa hükmünde herhangi bir ayrım bulunmamakta herhangi bir istisna getirilmemiştir. Diğer bir ifade ile Anayasa Mahkemesi kararlarının sadece norm denetimi sonucu verilen kararlarının bağlayıcı olduğuna dair bir anlam çıkarılamayacaktır. Anayasa'nın 153/ son fıkrası gereği Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru yolu ile vermiş olduğu kararlarında da benzer olaylar için bu kararların bağlayıcı olduğu muhakkaktır ki bu durum Anayasa Mahkemesi kararlarının objektif etkisinden kaynaklanmaktadır. <br>Anayasa Mahkemesi kararlarınını objektif etkisine ilişkin olarak yine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen K. V. Başvurusuna ilişkin 2014/2293 Başvuru Numaralı kararına bakmak gerekmektedir. <br>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu anılan kararında objektif etkiye ilişkin olarak <br>\" 52. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Mahkemenin objektif işlevi Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif yönü ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir.<br>53. Mahkemenin Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Zira bireysel başvuru yolunun temel ilkelerinden ikincillik ilkesi ile bunun yansıması olarak Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen bireysel başvuruda bulunmadan önce başvuru yollarının tüketilmesi koşulu dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikle kamu makamları ve derece mahkemelerinin, sonrasında ise Anayasa Mahkemesinin rolü bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Belli bir meselede bu merciler tarafından Anayasa’ya uygun korumanın sağlanmadığının ileri sürülmesi hâlinde bireysel başvuru yapılabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, o meseleye ilişkin olarak Anayasa’yı yorumlar ve bir karar verir. Bundan sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmeleri beklenir. Aksi durum, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunu doğurur. Bu şekilde işleyen bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi ise imkânsızdır. Söz konusu yolun işlerliğini devam ettirmesinde Mahkemenin Anayasa’yı yorumlaması kritik öneme sahiptir. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Mahkemenin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır.\" şeklinde açıklama yapılmıştır. <br>Bu şekilde Anayasa mahkemesi, mahkemece bireysel başvuru neticesinde verilen ihlal kararları sonrasında kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmesi gerekliliğine işaret etmiştir. <br>Öte yandan Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru neticesinde verilen hak ihlallerine ilişkin benzer nitelikte kararlar verilmesi sonrasında bu hak ihlallerinin önüne geçebilmek adına  yasa koyucu tarafından hak ihlallerine ilişkin olarak gerekli yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Buna ilişkin olarak en somut örnek bilindiği üzere kamulaştırma davalarında Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuru dosyalarında  verilen hak ihlalleri sonrasında Yasa koyucu tarafından gerekli yasal değişiklikler yapılmıştır.<br>Tüm bu Anayasa ve Yasa hükümleri ile Anayasa Mahkemesi kararları bir arada değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi Genel kurulunca verilen Ahmet ÖZGAN ve Şule ÖZGAN başvurusu dosyasında vermiş olduğu adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin kararın gerekçesinde belirtilen hususların eldeki iş bu dosyada da uygulanması  zorunludur, ki Anayasa'nın 153/son maddesi hükmü ve Anayasa Mahkemesi kararlarının  objektif etkisi de bunu gerektirir. Bu nedenlerle mahkemesince asıl dava ve birleşen dava yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında herhangi bir yanlışlık bulunmadığı sadece belirlenen tazminat miktarlarından hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekiği kanaatinde olduğumdan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne , birleşen dava yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi kanaatinde olduğumdan bu yönüyle karara katılmamaktayım. <br><br><br>\t\t\t\t\t...<br>\t\t\t\t                             Başkan ...<br>\t\t\t\t\t      KARŞI OY<br>                  İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"58eee3ce48faaba6","SID":"fcfa8533a028e7e6"}}