{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/1124 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1610<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>          <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 20/03/2024<br>NUMARASI\t\t: 2022/499 2024/205<br>DAVA\t\t: Tazminat (Rücuen Tazminat)<br>KARAR TARİHİ\t: 19/09/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t:  19/09/2024<br><br>Davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda.<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:<br>DAVA : <br>Davacı vekili, dava dilekçesinde  özetle;  \" Teşekkülümüz kamu tüzelkişisi olup asıl işi olan elektrik üretimi dışındaki işleri kamu ihale mevzuatı uyarınca dışarıdan temin etmektedir. Müvekkil Teşekkül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın ilgili kuruluşlarından biri olup, bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür. Müvekkil Teşekkülün kuruluş gayesi, elektrik enerjisini üretmek ve satışını yapmaktır. Bu husus Ana Statünün 1. Maddesinde yer almaktadır. İktisadi Devlet Teşekkülü olması nedeniyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi bulunan müvekkil, asıl işi olan elektrik üretmenin dışında herhangi bir mal ya da hizmet alımına ya da yapım işine ihtiyacı olması halinde, bunları 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde ihale yoluyla değişik firmalardan temin etmektedir. Özelleştirme ile müvekkil idareye devredilen mülga ... ile yukarıda ünvan ve adresleri belirtilen firmalar arasında hizmet alım sözleşmesi mevcuttur. Muhatap bu firmaların işçilerinden ... adı geçen şirketlerde iş akdiyle çalışmıştır. Dava dışı işçi ... adı geçen firmalarca iş akdinin sonlanması nedeniyle Soma İş  Mahkemesinde açtığı \" Alacak Davası - İşçi İşveren İlişkisinden Kaynaklanan \"  dava, aynı Mahkemenin  08.07.2021 tarih, 2019/1028 E. 2021/189 K. sayılı kararı ile hükme bağlanmış ve dava konusu edilen  işçilik alacakları müvekkil İdareden tahsiline karar verilmiştir. Soma İş Mahkemesinin yukarıda esas ve karar sayısını belirttiğimiz  kararı ... vekili tarafından Soma İcra Müdürlüğünün 2021/725 E. sayılı icra dosyası ile takibe koymuş; müvekkil İdarece icra dosyasına, 22.11.2021 tarihinde 45.613,84- TL  ödeme yapılmıştır. Teşekkülümüz tarafından dava dışı işçiye yapılan ödemelerden davalı şirketler sorumludur. Bilindiği üzere İş Kanununda Asıl İşveren-Alt İşveren arasındaki ilişkiyi ve sorumluluğu düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay Kararlarıyla konu açıklığa kavuşmaktadır. Nitekim YHGK’nun 12.05.2004 tarih ve 2004/11-254 Esas sayılı kararında; “Yasa hükmüyle amaçlanan, asıl işverenle alt işverenin işçileri arasında bir hizmet akdi bulunmamasına karşın, asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı alt işverenle birlikte sorumluluğunun sağlanması, alt işverenin işçilerinin iş akdinden veya iş Yasası'ndan doğan haklarını bu işverenlerden dilediğinden veya birlikte her ikisinden talep edebilmesine olanak sağlayarak güvence altına almaktır.”denilmiş ve asıl işverenin de işçiye karşı ödenmeyen işçilik haklarından sorumlu olmasının tek sebebinin işçinin hukuksal koruma ile alacağının garanti altına alınması olduğunu vurgulamıştır. Teşekkülümüz ile davalı yükleniciler arasında imzalanan sözleşmelerde ve eklerinde, sözleşme kapsamında çalıştırılan işçilerin ücreti ve her türlü işçilik alacaklarından firmaların sorumlu olacağına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu sözleşmeler kapsamında davalılar çalıştırdığı bütün işçilerin ücret ve her türlü alacaklarından sorumlu olduğu halde müvekkil aleyhine yukarıda bahsedilen davaların açılmasına sebep olmuştur. Bilindiği üzere, 06.12.2018 tarih ve 7155 sayılı Kanunun 20,21,22 ve 23.maddelerinde yapılan düzenleme ile 01.01.2019 tarihi itibariyle “Ticari davalarda” dava açmadan önce Arabulucuya başvurmak “dava şartı “ haline gelmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) eklenen 5/A maddesi uyarınca 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren Türk Ticaret Kanunu’nun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş olduğundan, dava konusu olan uyuşmazlıkla ilgili olarak arabuluculuğa başvurulmuştur ancak davalı tarafın görüşmelere gelmemesi sebebi ile anlaşılamamıştır. Anlaşmamaya dair Arabuluculuk son tutanağı ekte sunulmaktadır.\tYargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.11.2003 tarih 2003/6936 E, 2003/19498 K sayılı kararı ile “iki işveren arasındaki kıdem tazminatı, vs ile ilgili rücu davasına 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 1. maddesi gereğince İş Mahkemesinin değil Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesinin bakmaya yetkili olduğuna dair karar verildiğinden ve taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde, anlaşmazlıkların çözümünde SOMA mahkemeleri ve icra daireleri yetkili kılındığından ” ve Hakimler ve Savcılar Kurulu 07.07.2021 tarih 608 sayılı Genel Kurul Kararında ''Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi yargı çevresinin Manisa ilinin mülki sınırları olarak belirlenmesi'' ile işbu dava Mahkemenizde açılmıştır. Hem tahsil olunabilecek alacak miktarının tayini hem de Müvekkilce ödenen tutardan ilgili firmaların sorumluluk oranlarının tayini uzmanlık gerektiren bir iş olduğundan davalıların ödemekle yükümlü olduğu miktarlar Bilirkişi Raporuyla tespit olunacaktır. Bu nedenle şimdilik her bir firmadan 100,00TL olmak üzere toplamda 1.200,00TL’nin kısmi olarak tahsili talep edilmekle fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutuyoruz. Ödenen bu meblağda, davalı firmaların sorumluluklarının belirlenmesi ve Teşekkülümüze ödenmesi için işbu rücu davasını açma mecburiyeti doğmuştur. açıklanan ve resen görülecek nedenler ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak üzere davanın kabulü ile ; Öncelikle duruşma günü beklenmeksizin; Soma İş  Mahkemesinin  2019/1028 E. 2021/189 K. sayılı dosyanın celbi,  Soma  İcra Dairesinin 2021/725 E. sayılı icra dosyası celbi, ... Termik Santralı ve Koordinasyon İşletme Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak dava dışı işçi ...'in çalıştığı firmaların hizmet alım sözleşmelerinin celbi Yapılacak yargılama neticesinde her bir davalıdan 100,00TL olmak üzere toplamda şimdilik 1.200,00-TL.’nin; ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan sorumlulukları oranında tahsiline Yargılama gideri ile vekâlet ücretinin davalı taraflara yüklenmesine\" karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.<br>CEVAP: <br> Davalı ... ve ... vekilince sunulan cevap dilekçesi ile : \" Müvekkillerim hakkında murisleri ...'a davacı ile imzalanan sözleşmeler ile hizmet alımı yapıldığını, ... adlı işçinin iş akdiyle çalıştığı dönem için işçilik alacakları için açılan dava sonucunda 45.613,84.-TL idare tarafından ödendiğinden her davalı için 100,00.-TL talepli rücuan tazminat davası açmıştır. Müvekillerimin murisi ... belli dönemlerde davacı kurumdan ihale almıştır. Müvekkillerimin murisi 13 yıl önce ölmüştür. Bu sebeple müvekkillerimin elinde hiç bir evrak bulunmamaktadır. Bu sebeple yalnızca dosyaya sunulan belgelere göre cevap verilmiştir. Davanın aşağıdaki gerekçelerle reddini talep ediyoruz.  Davacı taraf dava şartı olarak arabulucuya müracat etmiştir. Arabuluculuk görüşmesine katıldık. Davacı taraf arabuluculuk görüşmesine talebini somutlaştırmamıştır. Davacı tarafın elinde işçiye ait SGK hizmet dökümü mevcuttur. İşçinin hangi süreler içinde murise ait işte çalıştığı belli olmasına rağmen ve ödediği miktar  45.613,84.-TL olmasına rağmen kısmi dava açmıştır.  45.613,84.-TL üzerinden dava harcının tamamlatılması ve her bir davalı için alacağın somutlaştırılması gerekir. ...'in, alt işveren sıfatıyla muris ... nezdinde çalışmış olması halinde müvekkillerimin işçinin çalıştığı dönem için sorumluluğu vardır. Bu sebeple kıdem tazminatı alacağı için orantılı hesap yapılması gerekmektedir. Davacı tarafın yaptığı ödeme kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve ferilerinden oluşmaktadır. Müvekkiller eğer şartları varsa kıdem tazminatından hak sahibinin kendi işlerinde çalıştığı dönem için sorumludurlar.  Yargıtay uygulamalarına göre; \"Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü göz önüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır.\" Yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresi iş sözleşmesinin feshi tarihinden itibaren 5 yıldır. Müvekkillerin murisi 2003 veya 2004 yıllarında ihale almıştır. Bu sebeple yıllık izin alacağı müvekkil açısından zamanaşımına uğramıştır. Açıklanan nedenlerle müvekkiller izin ücretinden sorumlu değillerdir. Müvekkilimin murisi ... ile yapılan sözleşmeler dosyaya sunulmamış ve taranmamıştır. Tarafımıza tebliğ edilmiş de değildir. Bu sözleşmelerde alt işverenin kıdem tazminatından sorumluluğu yoktur. İhaleden önce hesaplanan tahmini işçilik maliyeti içinde kıdem tazminatı bulunmamaktadır. Kabul anlamına gelmemekle birlikte, Mahkemenizce davacı tarafın yapmış olduğu ödeme nedeni ile rücu hakkı bulunduğu kabul edilecek dahi olsa bu miktar davacı tarafça yapılan ödemenin TAMAMI değildir. Yargıtay’ın da pekçok içtihadında belirtildiği üzere, taraflar arasında işçiye karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluk bulunmakla birlikte, taraflar ödenen bu miktardan bir birlerine karşı yarı yarıya sorumludurlar. Açıklanan nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine\" karar verilmesi talep edilmiştir.<br>Davalı ... vekilince sunulan cevap dilekçesi ile :   <br>\" Davacı dava dilekçesinde iş veren olarak, kurumunda çalışan işçi için ödemiş olduğu işçilik alacaklarının tamamını, müvekil davalıdan rücu ederek tazminini talep etmektedir. Öncelikle davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre sebebiyle reddini talep ediyoruz. Davacının dava dilekçesi ile ileri sürdüğü iddialar ve talepleri haksız, dayanaksız ve hukuka aykırıdır. Bu sebeple huzurdaki davanın reddi gerekmektedir. Müvekkil ile davacı arasında ihale usulüyle hizmet alım sözleşmesi imzalanmıştır. Müvekkil bu sözleşme kapsamı çerçevesinde kendi üzerinde düşen yükümlülükleri sözleşme süresince yerine getirmiştir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme incelendiğinde dava dışı işçinin şirket çalışanı olduğu, işe alma işten çıkarma yetkilerinin şirkette olduğu, izin günlerinin şirket tarafından belirlendiği, aralıksız olarak kurumun işini yapan, kurumun emir ve talimatları doğrultusunda çalışan bir işçi olduğu, ihale bedeli içerisinde hangi ödemelerin dahil olduğu görülecektir. Açıklamış olduğumuz bu sebepler doğrultusunda davacının dava dışı işçiye ödemiş olduğu işçilik alacaklarını müvekkilden talep etmesi için hiç bir hukuki dayanak mevcut değildir. Davanın reddi gerekmektedir. Kabul anlamına gelmemekle beraber bu sözleşme kapsamında taraflar arasında üst iş veren- alt iş veren ilişkisinin varlığı halinde de müvekkilin işçilik alacaklarından sorumluğu olmadığı kanunda açıkça düzenleme altına alınmıştır. İşçilik alacakları yönünden, kanun koyucu iş yerlerinde işi alan alt işverenlerin az sermayeli ve güçsüz olmaları, çalıştırdıkları işçilerin ücret ve diğer hakların ödeyemeyecek duruma düşmeleri ihtimaline karşı işin yapılmasında yararı bulunan asıl iş vereni de sorumlu tutmak suretiyle işçileri korumayı amaçlamıştır. Bu suretle kanunda asıl iş veren ve alt iş verenin işçiye karşı birlikte sorumlu olduğu hüküm altına alınmıştır. Burada bahsedilen sorumluluk müteselsil sorumluluktur. Asıl iş veren ve alt iş veren, yapacakları sözleşme ile müteselsil sorumluluk kuralını değiştiremeyeceklerdir. Bu şekilde yapılacak anlaşmalar işçilere karşı ileri sürülemeyecek olup, asıl iş veren ve alt iş verenin iç ilişkisine etki edebilecektir. İşçilik alacaklarına ilişkin her ne kadar müteselsil sorumluluk öngörülmüşse de kanun koyucu kamu kurum ve kuruluşlarına bu hususta ek bir yükümlülük getirmiştir. 4857 Sayılı İş Kanunu'nun \"Bazı Kurum ve Kuruluşlarında Çalışanların Kıdem Tazminatı\" başlıklı 112. Maddesine 11.09.2014 tarihinde 6552 sayılı Kanunu'nun 8. Maddesi ile eklenen ek fıkra ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 62. Maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında alt iş verenler tarafından çalıştırılan işçilerin kıdem tazminatlarından kamu kurum ve kuruluşlarının sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Halen yürürlükte olan bu kanuna göre kıdem tazminatı açısından özel bir düzenleme getirildiği, işçiye karşı her ne kadar  müteselsil sorumlu olsalar da kıdem tazminatının kurum tarafından ödeneceği hüküm altına alındığı ortadadır. Bunlara ek olarak 08.02.2015 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren \" Kamu İhale Kanununa Göre İhale Edilen Personel Çalıştırılmasına Dayalı Hizmet Alımları Kapsamında İstihdam Edilen İşçilerin Kıdem Tazminatlarının Ödenmesi Hakkında Yönetmelik\" de kıdem tazminatının kurum tarafından ödeneceğine yönelik düzenlemeler mevcuttur. Aynı kamu kurum veya kuruluşunda çalışanlar MADDE 5 – (1) Alt işverenlerinin değişip değişmediğine bakılmaksızın aralıksız olarak aynı kamu kurum veya kuruluşuna ait işyerlerinde çalışan işçilerin kıdem tazminatına esas hizmet süreleri, bu işyerlerinde 4734 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca yapılan ihaleler kapsamında geçen toplam çalışma süreleri esas alınarak tespit olunur. Son alt işverenleri ile yapılmış olan iş sözleşmeleri kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona eren işçilerin birinci fıkraya göre tespit edilen sürelere ilişkin kıdem tazminatları, ilgili kamu kurum veya kuruluşu tarafından ödenir. Farklı kamu kurum veya kuruluşunda çalışanlar MADDE 6 – (1) Aynı alt işveren tarafından ve aynı iş sözleşmesine tabi olarak farklı kamu kurum veya kuruluşlarında çalıştırılan işçilerin kıdem tazminatına esas hizmet süreleri, 4734 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında farklı kamu kurum veya kuruluşuna ait işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin toplamı esas alınarak tespit olunur. (2) Farklı kamu kurum veya kuruluşlarda çalıştırılan işçilerden son alt işvereni ile yapılmış olan iş sözleşmeleri kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona erenlerin birinci fıkraya göre tespit edilen sürelere ilişkin kıdem tazminatları, çalıştırıldığı son kamu kurum veya kuruluşu tarafından ödenir. Görüldüğü üzere taraflar arasında ihale yapılarak sözleşmelerinin imzalandığı tarihlerde kıdem tazminatının kurum tarafından ödeneceği açık ve net bir şekilde düzenleme altına alınmıştır. Zira müvekkiller bu hükümlere güvenerek kurum ile bir iş ilişkisine girişmişlerdir. Bu gerekçelerle de ihale bedeli içerisine kıdem tazminatı ücreti dahil edilmemiş olup, alt iş verenlere bunun bedeli ödenmemiştir. Bu hususun dayanağı da 25.10.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan \"Kamu İhale Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ\" in 2. Maddesiyle ortaya çıkmaktadır. Yapılan değişiklikle tebliğin 78.30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “kıdem ve ihbar tazminatları,” ibaresi madde metninden çıkarılmak suretiyle personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım ihalelerinde teklif bedellerinin bileşenlerinden olan Sözleşme Giderleri Genel Giderler kapsamında kıdem ve ihbar tazminatları giderlerden çıkarılmıştır. Yani ihale bedeli kapsamında alt iş verenlere ödenmeyen bu ücretin alt iş verenlerden talep edilmesi hem hukuk kurallarıyla hem de hakkaniyetle bağdaşmamaktadır. Taraflar arasındaki ilişkinin ihale usulüyle ortaya çıkması sebebiyle \"hizmet alımı ihaleleri uygulama yönetmeliği\" ne uygun bir şekilde ihalenin gerçekleştirildiği gözetilmedir. Bu nokta da yönetmelikte alt iş verenlerinin kazancının sınırı çizilerek bir düzenleme getirilmiştir. Hizmetin gerçekleştirilmesi için gerekli olan iş kalemlerine veya iş gruplarına ilişkin miktarların tespit edilen fiyatlarla çarpımı sonucu bulunan tutarların toplanması ile elde edilen genel toplam tutar, sözleşme giderleri ve genel giderler ile KDV hariç olarak belirlenir. Bulunan bu tutara işin niteliği dikkate alınarak (Değişik ibare: 25/01/2017-29959 R.G./1. md.) % 7 oranını geçmemek üzere yüklenici kârı eklenir. Bu tutar, kâr hariç belirlenen genel toplam tutar üzerinden hesaplanan sözleşme giderleri ve genel giderler ile toplanarak yaklaşık maliyet hesaplanır. Buna ilişkin hesap cetveli hazırlayanlarca imzalandıktan sonra, ihale onay belgesinin ekine konularak ihale yetkilisine sunulur. (Ek 16/7/2011-27996 R.G./1. md.) Yüklenici için öngörülen kar tutarının bu cetvelde gösterilmesi zorunludur. Sonuç olarak en fazla %7 kar olan bir işte sıfır ve ya sıfırın çok az üzerinde bir karla yapılan bu sözleşmeler sonucu nasıl olur da en az %8 olan kıdem tazminatlarının alt iş verenler tarafından ödenmesi beklenebilir?  Kanun metinleri ve ihale usulleri bu kadar açıkken aksi bir yorum açıkça kanuna aykırılık oluşturup, kurum karşısında zayıf durumda olan minimum karla iş yürütmeye çalışan alt iş vereni oldukça zor bir duruma sokmaktadır. Kabul anlamına gelmemekle beraber kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından davalıları müteselsil sorumlu kabul ettiğimizde dahi müteselsil sorumluluk gereği yapılacak ödemelerden kurum ve alt iş verenlerin yarı yarıya sorumlu olması gerekmektedir.  Bu ihtimalde de hizmet sözleşmesinin iş verenler arasında devir suretiyle yürütülmesi durumunda iki yıllık hak düşürücü süre sebebiyle müvekkilin bir sorumluluğu olamayacağı muhakkaktır. Sonuç olarak açılan rücu davasının kanuni dayanaklardan yoksun olması sebebiyle reddi gerekmektedir. açıkladığımız tüm bu gerekçeler ve mahkemenizin re'sen tespit edeceği nedenler doğrultusunda davacının açmış olduğu iş bu davanın reddini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine\" karar verilmesi talep edilmiştir.<br>Davalı ... Şirketi ve ... vekilince sunulan cevap dilekçesi ile :   <br>\" Davacı tarafça müvekkil şirketler aleyhine ikame olunan davanın tarafımızdan kabulü mümkün değildir. Şöyle ki; Davacı dilekçesinde, asıl işveren sıfatı ile istihdam ettiği dava dışı işçiye ödenen sair işçilik alacaklarının müvekkil şirketlerden rücuen tahsilini talep etmektedir. Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının müvekkillere rücu edebilmesi için yasada öngörülen 2 yıllık sürenin dolmuş olma ihtimaline binaen hak düşürücü süre itirazında bulunduğumuzu belirtiriz. Davanın öncelikle hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesini dileriz. 2. Yetki itirazımız bulunmaktadır. Davalılardan ... şirketinin yasal ikamet adresi Batman olup, diğer davalı ...'ün de yasal ikamet adresi Soma / Manisa'dır. Yine taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu hizmet alım sözleşmesinin ifa yeri de Soma olup dava dışı işçi de Soma'da istihdam edilmiştir.  Belirtmiş olduğumuz nedenlerle, müvekkiller aleyhine ikame edilecek olan davalarda Soma Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemeleri görevli ve yetkilidir.  Davanın dayanağı işçi alacaklarının rücuen tahsili olup, müvekkil şirketler kendisine tazminat ödenen işçilerin \"ihale süresi ile sınırlı olarak\" işvereni durumundadır. Buna karşın, davacı idarenin ise dava dışı işçinin tüm çalışma süresince \"asıl işvereni durumunda olduğu\" SGK kayıtları ile de sabittir. Kesintisiz devreden zincirleme hizmet akitleri ve yasal düzenlemeler gereği, asıl işveren olan davacı idare, istihdam ettiği işçilerin tüm çalışma dönemlerine ilişkin tüm hak ve alacaklarından sorumludur. Yine bu açıklamamızı destekler nitelikte olmak üzere; 11 Eylül 2014 tarihinde “6552 Sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun” yürürlüğe girmiş olup, anılan yasanın 8.maddesi ile getirilen düzenleme uyarınca işçiyi istihdam eden idare, işçilerin tüm çalışma dönemine ait hak ve alacaklardan tek başına sorumlu tutulmuştur. Nitekim davacı idare de dava dışı işçiye yukarıda bahsedilen yasal düzenleme ve yönetmelik hükümleri uyarınca ödeme yapmış olup, yasa ile kendisine yüklenen bir edimi ifa eden davacının müvekkil şirketlere rücu hakkı da bulunmamaktadır. Kaldı ki, taraflar arasında imzalanan Hizmet Alım Sözleşmesi gereğince müvekkillere çalışanların kıdem tazminatları vs. işçilik hak ve alacaklarına karşılık olmak üzere idare tarafından herhangi bir ödeme de yapılmış değildir. Sözleşme ve İhale Şartnamesi ile idare tarafından ödenmemiş bir alacak kaleminden dolayı ve yine şartları da karşılıklı müzakere edilmeden idare tarafından tek taraflı olarak belirlenmiş bir tip sözleşme uyarınca müvekkilin sorumlu tutulmasının yasal dayanağı olmadığı gibi bu durum hukuka ve hakkaniyete de aykırıdır. Davacı yapılan ödemenin tamamının rücuen tahsilini talep etmektedir. Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte; Mahkemenizce yapılacak yargılama neticesinde davacının rücu hakkı olduğu sonucuna varılacak dahi olsa, müvekkil şirketlerin sorumluluğu ancak dava dışı işçiyi çalıştırmış oldukları dönem ile sınırlı olacak şekilde ve yine o tarihte işçinin almakta olduğu ücret üzerinden hesaplanacak yalnızca kıdem tazminatı miktarı ile sınırlı olacaktır.  Dava dışı işçinin müvekkiller bünyesindeki toplam çalışması ihale süresi ile ve yalnızca bu dönemle sınırlı olup, bu tarihler haricinde kalan çalışma dönemine ilişkin olarak yapılmış ödemelerden müvekkil şirketlerin sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu husus da ancak İş Hukuk ve işçilik alacakları konusunda uzman bir bilirkişi tarafından yapılacak olan hesaplama neticesinde tespit edilebilecektir. Yine kabul anlamına gelmemekle birlikte, Mahkemenizce davacı tarafın yapmış olduğu ödeme nedeni ile rücu hakkı bulunduğu kabul edilecek dahi olsa bu miktar davacı tarafça yapılan ödemenin tamamı değildir. Yargıtay’ın da pekçok içtihadında belirtildiği üzere, taraflar arasında işçiye karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluk bulunmakla birlikte, taraflar ödenen bu miktardan bir birlerine karşı yarı yarıya sorumludurlar. bu anlamda müvekkil şirketlerin sorumluluğu en fazla ödenen miktarın yarısı ile sınırlı olmalıdır. Dilekçemizin ekinde sunulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere, taraflar arasında işçiye karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluk bulunmakla birlikte, kendi iç ilişkilerinde taraflar ödenen bu miktardan bir birlerine karşı yarı yarıya (1/2 oranında) sorumludurlar. Yargıtay 13.Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın kararında;  \"....taraflara arasındaki sözleşme hükümlerinde, işçilerin iş akitlerinden doğacak tazminattan hangi tarafın ne oranda sorumlu olduğu hususunda bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir.... davacı bakanlığın da asıl işveren durumunu muhafaza etmesi nazara alındığında doğan zararlardan tarafların yarı yarıya sorumlu olduğunun kabulü gerekir. o halde mahkemece, davalının bu ilkeler çerçevesinde sorumluluğunun belirlenmesi gerekirken, aksi düşüncelerle dava dışı işçiye ödenen tazminat miktarının tamamının davalıya rücu edilebileceği kabul edilmek sureti ile yazılı şekilde hüküm tesisi usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...\" denilmektedir. Yargıtay kararında belirtildiği ve huzurdaki davada da geçerli olduğu üzere, taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi kapsamında hiçbir şekilde \"işçilerin iş akitlerinden doğacak tazminatlardan müvekkil şirketin sorumlu olacağı veya müvekkil şirketin bu sorumluluğu tamamen üzerlerine aldığı\" şeklinde bir ibare mevcut değildir. Davacının yapmış olduğu ödemenin tamamının rücuen tahsilini talep etmesinin yukarıda sunulan Yargıtay HGK kararı uyarınca da kabul görmemesi gerektiği ve hakkaniyete de aykırı olacağı Mahkemenizin de takdirindedir. Aksi bir düşünce, dava dışı işçiyi asıl işveren sıfatı ile yıllarca çalıştıran davacı idarenin hiçbir şekilde sorumlu olmaması gibi hukuka ve hakkaniyete de aykırı bir duruma sebebiyet verecektir. Davacının dava konusu alacağa ödeme tarihlerinden itibaren faizi talebi de haksızıdır. Zira davacı ödenen bu miktarın tahsili amacı ile dava tarihine kadar müvekkile herhangi bir başvuru yapmamıştır. Mahkemenizce davanın kabulüne karar verilecek olması halinde temerrüt tarihinin dava tarihi olarak kabulü gerekir. sunulan ve Mahkemenizce yapılacak yargılama neticesinde re'sen belirlenecek nedenlerle; Yetki itirazımızın kabulüne ve Soma Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemelerinin yetkili olduğuna, Davacının müvekkil şirketlere yönelik taleplerinin hakdüşürücü süre yönünden reddine, 6552 sayılı yasanın 8.maddesi ile getirilen düzenleme uyarınca tazminat ödemelerinden sorumluluk münhasıran davacı idareye ait olduğundan müvekkiller hakkındaki davanın reddine, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde, müvekkil şirketlerin yalnızca kıdem tazminatından ve dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemle - ücretle sınırlı olacak şekilde ve davacı ile yarı yarıya sorumlu olduğunun kabulü ile davacının fazlaya ilişkin taleplerin reddine, Yargılama harç ve giderleri ile Mahkeme vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına\" karar verilmesi talep edilmiştir.<br>Davalı ... Şti vekilince sunulan cevap dilekçesi ile :   <br>\" Davacı taraf, dava dışı işçi ... tarafından ikame edilen işçilik alacakları davasına ilişkin Soma İş Mahkemesinin 2019/1028 E. Sayılı dosyasının sonuçlanması  akabinde Soma İcra Müdürlüğün 2021/725  sayılı dosyası ile 45.613,84 TL ödeme yaptığını  bildirmiştir. Söz konusu işçinin müvekkil şirkette çalıştığını ve söz konusu ödemeden müvekkil şirketin sorumlu olduğunu bildirerek rücuen tazminat davası açmıştır. Davacının ikame ettiği işbu haksız davanın reddi gerekmektedir. Davacı taraf rücuan alacak davası açmış olup bilindiği üzere söz konusu davanın dinlenebilmesi için davanın BK 82 düzenlenen 2 yıllık süre içerisinde açılması gerekmektedir. Davacı tarafından dilekçe ekinde ödemeye ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır. Bu nedenle söz konusu ödemenin hangi tarihte yapıldığının Mahkemece resen tespiti ile davanın esasına girilmeksizin öncelikle zamanaşımından reddine karar verilmesini talep ederiz. Yine aynı şekilde taraflar arasındaki süreli hizmet sözleşmesinin işverenler arasındaki devir ilişkisi olarak yorumlanması durumunda da BK 202 maddesi gereğince 2 yıllık hak düşürücü süre itirazımız da vardır. Davacının dayanak gösterdiği Mahkeme ilamında müvekkil şirket taraf olmayıp, işçi tarafından müvekkil şirkete izafe edilmiş bir dava yoktur. Bu nedenle işçinin işini yaptığı kişi davacı olup müvekkil şirketten işçilik alacaklarının talep edilmesi söz konusu olamaz. Müvekkil şirket ile davacı arasında ihale yolu ile alınmış bir hizmet sözleşmesi bulunmakta olup, bu sözleşme sürelidir. Bu nedenle taraflar arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi söz konusu değildir. Davadışı işçi sürekli ve aralıksız davacı kurumun işini yapan, emir talimatı davacı kurumdan alan, sosyal hakları davacı kurum tarafından düzenlenen bir kişidir. Davacı kurum ile müvekkil şirket arasında imzalanan sözleşme incelendiğinde sadece ücretlere ilişkin düzenlemelere yer verildiği, kıdem, ihbar gibi tazminatların sözleşmede düzenlenmediği net bir şekilde görülecektir. İhale sözleşmesinde ve şartnamelerinde yer almayan ve sonradan doğan kalemlerinden müvekkil şirketlerin sorumlu tutulması sözleşme ilişkisini düzenleyen hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Kaldı ki kanun koyucu da karışıklığı gidermek adına 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 112.maddesinde değişiklik yaparak işçilerin kıdem tazminatlarının kamu kurumları tarafından ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2015/21977E. 2015/31230K. Sayılı kararında belirtildiği üzere; “Davalı belediye’nin kendi bünyesinde kimin çalışacağını yine kendisinin belirlediği, hizmet alım sözleşmesinin işçi teminine yönelik olduğu, gerçek anlamda işverenin davalı belediye olduğu, bu nedenle davalılar arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisinin unsurlarının bulunmadığı\" belirtilmiştir. Bu nedenle davacının, davalı ile müvekkil şirketler arasındaki sözleşme nedeniyle kıdem, ihbar tazminatı talep etmesi hukuken olanaksızdır. Kabul anlamına gelmemek ile birlikte taraflar arasında alt-üst işveren ilişkisi olduğu kabul edildiğinde dahi yapılan tüm ödemenin müvekkil şirketten talep edilmesi mümkün değildir. Dava dışı işçinin müvekkil şirketler nezdindeki çalışma süresi  ile son çalışma tarihindeki ücreti baz alınarak hesaplama yapılmalı ve tazmin şartlarının doğup doğmadığına bakılmalıdır. Yargıtay 23.HD 2015/9348E.  2018 / 2593K. Sayılı kararında; Dava, rücuen tazminat istemine ilişkin olup,  Davalı şirket kıdem tazminatı ile ilgili olarak kendi çalıştırdığı dönem ile sorumlu olacağından, kıdem tazminatı ödenen dava dışı işçinin başka şirketlerde çalışması olup olmadığı araştırılarak, davalı şirketin sorumluluk döneminin buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda konusunda uzman bir bilirkişiden açıklamalı gerekçeli bir rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Yargıtay 13 HD  2016/ 6649E. 2017 / 6622 K. Sayılı kararında; Dava, asıl işveren davacı bakanlığın, davalı şirket ve dava dışı alt işveren şirketler tarafından çalıştırılan işçinin açmış olduğu dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı işçilik alacaklarının rücuen tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava dışı işçiye ödenen kıdem tazminatı, ücret ve yıllık izin ücreti alacağından tarafların ne oranda sorumlu olduklarına ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine, aynı sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkla ilgili verilmiş mahkeme kararları ve genel hukuk prensipleri dikkate alınarak bir sonuca gidilmelidir. Davacı ile davalı arasında düzenlenen hizmet alım sözleşmesi ve ekleri olan şartnamelerin hükümleri incelendiğinde, davacı Bakanlığın çalıştırılacak işçiler ile ilgili işe başlama, çalışma koşulları, denetleme, mali haklarının ödenmesi ile ilgili denetim ve kontrolü tamamen elinde bulundurduğu, ancak taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinde, işçilerin iş akitlerinden doğacak dava konusu alacaklardan hangi tarafın ne oranda sorumlu olduğu hususunda bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir. Hal böyle olunca tacir olan davalının çalıştırdıkları işçilerin fiili işçilik dışında sair tazminat haklarından sorumlu olacaklarını bilebilecek durumda oldukları ancak, davacı Bakanlığın da asıl işveren durumunu muhafaza etmesi nazara alındığında doğan zararlardan tarafların yarı yarıya ve dava dışı işçinin davalı dışında başka alt işverenler yanında olmak üzere de davacının işinde çalıştığı, davalının işçiyi çalıştıran tek alt işveren olmadığı için davacının kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağına konu ödediği işçilik haklarından doğan bedelden, davalı şirketin dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemi kapsayan kısmından sınırlı sorumlu olacağı, bu nedenle dava dışı işçinin davalı işçisi olarak çalıştığı süre bir yıldan az olsa bile işçiyi çalıştırdığı süre ile orantılı olarak kıdem tazminatı ve yıllık izin ücretinin bu alt işverenden tahsiline karar verilmesi gerektiği, ücret alacağının ise davalı tarafından işçinin çalıştırıldığı dönemde doğmuş olması halinde rücu edilebileceği ve işçilik alacakları davası neticesinde davacının ödediği yargılama giderleri, faiz ve vekalet ücreti açısından da işçilik alacağı miktarına göre bir oranlama yapılarak davacının davalıya bu alacağını da rücu edebileceği gözetilerek yapılacak inceleme sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.  Görüleceği üzere alt işveren asıl işveren ilişkilerinde dahi Yüksek Mahkeme sorumluluk oranlarını yarı yarıya paylaştırmıştır. Bu nedenle davacının tüm zararını müvekkil şirketten talep etmesi mümkün değildir. Son olarak davacı müvekkilin taraf olmadığı bir dava ve icra dosyasında yargılama masrafları, vekalet ücretleri ve icra masraflarından sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir. arz ve izaha çalıştığımız gerekse resen gözönünde tutulacak diğer nedenlerle, davanın reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına\" karar verilmesi talep edilmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : <br>Mahkemece; \"...1-Davanın KABULÜNE, <br>2-1.601,70 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'ten tahsili ile davacıya verilmesine, <br>3-1.402,44 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine, <br>4-6.996,88 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Ticaret Limited Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine, <br>5-582,43 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Ticaret Limited Şirketi ve Tasfiye halinde ... Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, <br>6-17.664,63 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... ve ... Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, <br>7-229,91 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... ve ... Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, <br>8-6.613,70 TL alacağın 22.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,...\" şeklinde karar verildiği görülmüştür.<br>İSTİNAF NEDENLERİ : <br>Davalı   ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde;\tmüvekillerinin  murisinin  belli dönemlerde davacı kurumdan ihale aldığını, murisin 13 yıl önce öldüğünü,  müvekkillerinin elinde hiç bir evrak bulunmadığını,    bilirkişi raporunda da görüleceği üzere, dava dışı işçinin müteveffa müvekkil bünyesindeki çalışması 31.10.2001 tarihinde sonlanmışken bir sonraki çalışmanın 3 yıldan fazla bir zaman sonra 01.01.2005 tarihinde başladığını,   dava dışı işçinin görev süresindeki 31.10.2001 - 01.01.2005 tarihleri arasındaki kesinti sebebiyle   davadan müvekkilinin sorumlu tutulmasının   olmadığını, kararın kaldırılarak,  davanın müvekkili yönünden reddine karar verilmesini,  vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini   talep ve istinaf etmiştir. <br>Davalı  ... vekili istinaf dilekçesinde özetle;  hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraflı ve gerçekleri yansıtmayan, sunulan itirazların hiç değerlendirilmeye alınmadığı bir rapor olduğunu,  sözleşme hükümleri değerlendirilirken sadece davalının sorumlu olacağına yönelik hükümlerin  rapora alındığını,   ihale bedellerine neyin dahil olup olmadığına yönelik bir değerlendirme yapılmadığını,  sözleşme hükümlerinde yüklenicinin sorumlu olacağı alacak kalemleri sözleşme bedelleriyle yükleniciye ödenen kalemler olduğunu,  kıdem ve ihbar tazminatları ihale bedeline dahil olmadığını,  müvekkil davalıya ödenmediğini,  müvekkiline ödenmeyen bu kalemlerin müvekkilinden talep edilmesinin hukuka ve ahlaka aykırı olduğunu,  davalı müvekkiline ihale bedellerinde işçilerinin ücretleri ve giderler dışında kıdem tazminatı veya ihbar tazminatı adı altında bir ödeme yapılmadığını,  maliyet hesaplamasına da kıdem tazminatı sözleşmelerde dahil edilmediğini, ihale bedellerine hangi kalemlerin dahil olduğu ve yaklaşık maliyet hesaplamasına dahil olan giderler raporda belirtilmediğini, müvekkilinin sebepsiz zenginleştiğine yönelik bir hukuki dayanak bulunmadığını,  müvekkilinin kıdem tazminatından yarı yarıya olacak şekilde bile sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında ihale yapılarak sözleşmelerinin imzalandığı tarihlerde kıdem tazminatının kurum tarafından ödeneceği açık ve net bir şekilde düzenleme altına alındığını,  müvekkili bu hükümlere güvenerek kurum ile bir iş ilişkisine giriştiğini,  bu gerekçelerle de ihale bedeli içerisine kıdem tazminatı ücreti dahil edilmediğini,  alt iş verenlere bunun bedelinin ödenmediğini,  faaliyet hesaplamasında da kıdem tazminatı kalemi dahil edilmediğini,   davanın reddi gerekirken kabulü şeklinde hüküm kurulması açıkça kanunlara aykırılık oluşturtuğunu,  kararın usul ve yasaya uygun bulunmaması nedeniyle kaldırılmasını  talep etmiştir. <br>HUKUKİ NİTELENDİRME,<br>DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>Dairemizce HMK'nın 355 maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanun'un 41. maddesi ile değiştirilen 341/2 fıkrasında öngörülen kesinlik sınırı 3.000,00 Türk Lirasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın ek 1. maddesi uyarınca 01/01/2024 tarihinden itibaren ise, bu sınır 28.250,00 Türk Lirasıdır. Davalı ...'in  istinafa konu ettiği miktarın  1.601,70TL olması, Davalı  ... ve ...'in  istinafa konu ettiği miktarın  6.613,70TL olması nedeniyle 20/03/2024 tarihli karar bu yönü ile kesin niteliktedir.(Yargıtay 19. HD. 2019/2829 E ve 2019/4446 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır.)<br>Somut olayda; mahkemece verilen karar kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/01/2018 tarih, 2017/5397 esas ve 2018/5 karar sayılı ilamı bu yöndedir.)<br>Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması gerekeceği, başka bir deyişle, verilen karar, ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçlarının taraflara yükletilmeyeceğinden gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının taraflardan tahsiline yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan gerekçelerden HMK'nın 352. maddesindeki düzenleme gereğince mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle davalı ... vekilinin ve  ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-İlk derece mahkemesi kararı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesi uyarınca kesin olması sebebiyledavalı ... vekilinin ve  ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE,<br>2-Davalılar ... ve ...'ın yatırmış olduğu 1.169,40 TL istinaf kanun yolu başvuru harcı ve 599,28‬ TL istinaf karar harcının istemi halinde davalılara  iadesine,<br>3-Davalı  ...'in yatırmış olduğu 1.169,40 TL istinaf kanun yolu başvuru harcı ve 599,25‬ TL istinaf karar harcının istemi halinde davalıya  iadesine,<br>4-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,<br>5-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0768f00f74d52dbc","SID":"6a956ece7de97695"}}