{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/417 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1571<br>KARAR TARİHİ\t: 19/09/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 20/10/2020<br>NUMARASI\t\t: 2018/200 Esas 2020/658 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 19/09/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 19/09/2024<br><br>Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davalı borçlu aleyhine Kayseri l.İcra Müdürlüğü'nün 2017/11974 Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin 10.11.2017 tarihinde davalı borçlu şirkete tebliğ edildiği davalı şirketin 13.11.2017 tarihli dilekçe ile borca itiraz ederek takibi durdurduğu, bu sebeple talepleri üzerine dosyanın İzmir 12.îcra Müdürlüğü'nün 2017/16398 esas numarası ile kaydının yapıldığı, 9.01.2018 tarihinde davalı tarafa ödeme emri çıkarıldığı, davalı tarafın ödeme emrini 10.01.2018 tarihinde tebliğ aldığı, davalı tarafça 12.01.2018 tarihinde itiraz edildiği, müvekkili ile davalı şirket arasında 08.02.2017 tarihinden itibaren ticari ilişki başladığı, bu ilişkinin davalı şirketin müvekkilinin alacaklarını aksatmaya başlaması ile 12.04.2017 tarihinde sonlandığı, davalı ...Ş.'nin 284.123,59-TL Asıl Alacak, 22.729,86-TL Kdv olmak üzere toplamda 306.853,45-TL'lik alım satım işlemi gerçekleştirdiği, bu alım satım ilişkisi içerisinde davalı şirketin aldığı malın karşılığında ödemesi gereken borcun bir kısmını farklı tarihlerde müvekkili şirket adına ödediği ,geriye kalan 55.931,72-TL'lik kısmın defalarca istenmesine rağmen davalı şirket adına muhatap bulunamadığı, bu sebepten Kayseri l.İcra Müdürlüğü'nün 2017/11974 Esas sayılı dosyası ile davalı şirket aleyhine icra takibi başlatıldığı, davalı şirket tarafından borca ve yetkiye yapılan itirazlar neticesinde dosyanın yetkisizlik kararı ile İzmir 12.İcra Müdürlüğü 2017/16398 Esasına kaydedildiği, 09.1.2018 tarihinde davalı tarafa ödeme emri çıkarıldığı, davalı tarafından ödeme emrinin 10.01.2018 tarihinde tebliğ alındığı, davalı şirket tarafından işbu icra takibine 12.01.2018 tarihinde itiraz edildiği arz ve izah olunan sebeplerle ve resen nazara alınacak sair sebeplerle davalarının kabulü ile İzmir 12.İcra Müdürlüğü'nün 2017/16398 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin devamına, haksız ve kötü niyetli başlatılan icra takibine itiraz eden davalının takip dosyasındaki asıl alacağın % 20'sinden az olmamak üzere icra-inkar tazminatına mahkum edilmesine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesi talep edilmektedir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davacı şirketin alacak talebinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığı, nitekim müvekkili şirketin davacı şirkete karşı muaccel olup da ödenmemiş bu miktarda borcu bulunmadığı, davacının icra takibine konu ettiği alacak iddiasını ödeme emrinde belirtilen muhtelif tarih ve numaralı faturalara dayandırdığı, alacaklı olduğunu iddia eden davacının bu mesnetsiz iddiasını ispatla mükellef olduğu, taraflar arasında Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmesi bulunduğu, işbu sözleşme ile tarafların hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiği, tarafların tacir olduğu ve işbu sözleşmenin taraflar arasında müzakere edilerek imzalandığı, taraflar arasında akdedilen Genel Satın Alma Sözleşmesinin Ödeme başlıklı 4.2 maddesi uyarınca davacının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği ve süresinde itirazını destekleyen belgeler ile birlikte mahsup işlemine itiraz etmediği, işbu sözleşmenin 4.3 maddesi uyarınca Sayın Mahkeme tarafından müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları esas alınarak hüküm kurulması gerektiği sabit olduğundan davacı yanın ticari defter ve kayıtlarının delil olarak sunumunun kabul edilmediği, açıklanan gerekçeler ve Sayın Mahkeme tarafından dikkate alınacak sair hususlar çerçevesinde davacının müvekkili şirketten hiçbir alacağının bulunmaması ile haksız ve yersiz açılan işbu davanın reddine, davacının haksız olarak tahsil etmeye çalıştığı tutarın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı taraf üzerinde bırakılmasına fazlaya dair veya yasal her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla karar verilmesi talep edilmektedir.<br>MAHKEMECE: \"..., Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre;<br>Taraflar arasında uyuşmazlık bulunan hususlara yönelik yapılan inceleme neticesinde;  davacı şirket ile davalı şirket arasında imzalanan satın alma sözleşmesi gereğince davacı tarafından davalıya bir kısım mallar satıldığı, buna dair faturalar düzenlendiği, ancak davalının 51.763,01 TL lik borcunu ödemediği, bu nedenle girişilen İzmir 12. İcra Dairesinin 2017/16398 Esas sayılı takibinde haksız olarak borca itiraz ettiklerini ileri sürerek davalının borca itirazının iptaline, takibin devamına, %20 den aşağı olmamak üzere inkar tazminatının hükmedilmesi talebine karşılık davalı tarafça müvekkilinin davacıya borcunun olmadığı, davanın haksız olarak açıldığı, icra inkar tazminatı talebinde haksız olduğu, ancak davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiği ileri sürülerek davanın reddine, %20 den aşağı olmamak üzer ekötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğinin savunulduğu, bu arada davalı ... Tic. AŞ nin ... Tic. AŞ bünyesinde birleştiği ve davalı olarak ... Tic. AŞ olarak davaya devam edilmesi yönünde davalı tarafça dilekçe sunulduğu anlaşılmakla taraflar arasındaki satın alma ilişkisi nedeniyle davacının davalıdan alacağının kalıp kalmadığı, takip konusu alacağa ilişkin itirazın iptali, inkar tazminatı talebinin ve davalının kötü niyet tazminatının yerinde olup olmadığında yönelik olduğu görülmüştür.<br>Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde taraflar arasına Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmesi kapsamında cari hesap ilişkisinin bulunduğu, bu sözleşme uyarınca davacı tarafından bir kısım malların davalı tarafa satış ve tedarik edildiği, sözleşmede sipariş, ürün teslim ve kabul ile fiyat şartlarının belirlendiği, işbu sözleşmenin Ödeme başlıklı 4/2.maddesinde ...'nın işbu sözleşmeden kaynaklanan ve Tedarikçiye fatura ettiği herhangi bir alacağını Tedarikçiye yapılacak ödemeden mahsup etme hakkına sahip olduğu, Tedarikçinin ... tarafından yapılacak mahsup işlemini öğrenme tarihinden itibaren on takvim günü içerisinde itirazını destekleyen belgeler ile birlikte itiraz edebileceği, itiraz olmama durumunda veya itirazını belgelerle destekleyemediği durumda mahsup işlemini kabul etmiş sayılacağı, yine  4.3. maddesinde tedarikçinin aralarındaki hesap özetlerinin teyidi gereği 3 aylık periyotlarda ... ile hesap mutabakatı imzalayacağını kabul ve taahhüt ettiği, hesap özetlerine ilişkin mutabakat tutarında farklılık bulunması halinde söz konusu farkın ... ve Tedarikçi tarafından düzenlenen hangi faturalardan kaynaklandığının tespit edileceği ve mutabakata ek olarak raporlanacağı, Tedarikçinin 3 aylık periyotlar halinde mutabakatı sağlamadığı takdirde hesap özetleri veya cari hesaplara ilişkin farklılıklarında ...'nın cari kayıtlarının esas alınacağını beuan ve kabul ettiği,5.maddesinde İadeler/Tedarikçinin Ayıba Karşı Tefekkül Yükümlülüğü, ö.maddesinde Tedarikçi Anlaşma Formunun, 8.maddesinde Fikri ve Sınai Mülkiyet Haklarının Kullanımı, 9.maddesinde Gizlilik, 1 Ö.maddesinde Tedarikçinin İlave Yükümlülükleri, 11 .maddesinde Beyanlar ve Taahhütleri, 12.maddesinde Sözleşmenin Süresi ve Feshi, 13.maddesinde Devir ve Temlik, 14.maddesinde Menfaat Çatışması ve Etik Davranış Hususları, 15.maddesinde Tebligatlar ve 1 ö.maddesinde Genel Hükümler şartlarının belirlendiği ve sözleşmenin son sahifesinde tarafların yetkililerinin isim ve imzalarının bulunduğu, İşbu sözleşmeye ek olarak taraf beyanları da dikkate alındığında davacı şirketin %5 iadesizlik piriminden sorumlu olduğu tespit edilmiştir.<br>Dava dosyası kapsamında taraf defterlerinin karşılıklı incelenmesi neticesinde; davacı taraf ticari kayıt ve defterlerine göre davalı aleyhine 306.853,45 TL alacak faturası tanzim edildiği, davalı tarafından toplam 250.921,73 TL'lik ödemenin mevcut olduğu ve bu kapsamda davacının davalıdan bakiye 55.931,92 TL'lik alacağının olduğu,  davalı taraf ticari kayıt ve defterlerine göre davacı tarafından 2017 yılında davalı aleyhine 38 adet olmak üzere toplam 306.853,45 TL'lik fatura tanzim edilmesine rağmen bu faturalardan 12/04/2017 tarih, 825146 nolu ve 13.831,56 TL'lik faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak toplam 293.021,51 TL'lik faturaların kayıtlı olduğu, davalı tarafından 240.272,89 TL'lik ödeme yapıldığı ayrıca davalı tarafından toplam bedeli 52.748,62 TL tutarında fatura tanzim edildiği, 22/08/2017 ve 31/08/2017 tarihli iki adet alış iskontosu ile davacının borçlandırıldığı ve takip tarihi itibariyle davalının borcunun bulunmadığı, davacı şirket tarafından 2017 yılında alacağı olarak kaydedilen 55.391,32 TL tutarındaki iki adet tahsilat işleminin icra takip tarihinden sonra 05/01/2018 tarihinde davalı borcu şeklinde düzeltildiği, her ne kadar söz konusu 293.021,51 TL'lik faturaların her iki taraf defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen küsurat kısımlarında bir takım farklılıklar olduğu,  her iki taraf defterlerine göre davacı tarafından düzenlenen toplam 37 adet faturanın kayıtlı olduğu ancak 13.831,56 TL'lik faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı ve fakat dosya kapsamında bahsedilen 22/08/2017 tarihinde davalı tarafa e-fatura olmamakla bu faturanın ve içeriğinin mail yolu ile gönderildiği, gönderilen mailin Yargıtay 13. HD'sinin 2017/1014 esas ve 2020/4488 karar sayılı ilamı göz önüne alındığında davacı açısından delil niteliğine haiz olduğu ve  TTK 21/2 kapsamında iade edilmediği, bu faturanın Kütahya mağazasına teslim edildiği denilmiş ise de ek raporda Kütahya mağazasına teslim yönünde faturanın eksik olduğu belirtildiğinden mailin bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde bunun Kütahya mağazasına dair faturanın olmadığı kanaatine varılmıştır. <br>Davalı tarafından davacı aleyhine toplam 52.748,62 TL'lik faturanın tanzim edildiği ve bu faturalardan davacı defterlerine göre 10.351,84 TL'sinin kayıtlı olduğu, aradaki farkın 42.396,78 TL olduğu, bu tutarın davacı defterlerinde fatura olarak değil de 42.397,36 TL tahsilat olarak kaydedildiği dolayısı ile 52.748,62 TL davalı tarafından düzenlenen faturaların tamamının davacı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi TTK 21/2'ye göre de itirazın bulunmadığı ve iadesinin de yapılmadığı ve davalı tarafın bu tutarda alacağını ispatladığı,  bu 52.748,62 TL'lik faturanın 297,00 TL, 39.055,37 TL ve 13.396,25 TL'den oluştuğu, taraflar arası KDV dahil bir anlaşmanın yapıldığı, sözleşme ve delil olarak kabul edilen mail ile birlikte değerlendirilmesi neticesi 13.396,25 TL ve 297,00 TL tutarındaki iade faturalarından davacının sorumlu olduğu, 39.055,37 TL faturalardan davacının sorumlu olmadığı kanaatine varılmıştır.<br>Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasına Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmesi kapsamında cari hesap ilişkisi kapsamında davalı tarafından davacıya toplam 306.853,45 TL'lik fatura kesilmiş ise de bunun yukarıda bahsedildiği üzere ispatlanamayan 13.831,56 TL'lik faturanın düşürülmesi ile davacı yanca kesilmiş olan her iki taraf defterlerinde de sabit olduğu üzere 293.021,89 TL'lik davalı aleyhine kesilmiş faturanın bulunduğu, yine bu ilişki kapsamında davalı yanca davalı aleyhine toplam 52.748,62 TL'lik fatura kesilmiş ise de bu faturalardan davacının defterinde 10.351,84 TL'sinin kayıtlı olduğu farkın ise kayıtlı olmadığı, takip konusunun cari hesap ilişkisi kapsamında olması nedeniyle gerek davacı yanca kesilen gerekse de davalı yanca kesilen faturaların yukarıda da belirtildiği üzere ispatı ve sorumluluğu açısından yapılan incelemesi neticesinde her ne kadar davalı tarafından dosya kapsamına göre nakit olarak 240.272,89 TL ödeme yapıldığı görülmekte ise de davalı yanın davalıya kestiği faturaların az önce yapılan sorumluluk nitelendirilmesi doğrultusunda yapılan incelemesi neticesinde 10.351,84 TL ve 297,00 TL'sinin daha davalı ödemesi olarak kabul edilmesi gerektiği dolayısı ile davalının davacıya yaptığı ödeme tutarının toplam 250.921,73 TL olduğunun anlaşıldığı ve fakat yukarıda bahsedilen ve davalının sorumluluğunda olmasına rağmen ispatlanamayan 39.055,37 TL'nin düşürülmesi neticesi davalının davacıya gerçek ödeme tutarının 211.866,36 TL olacağı, her iki taraf defterlerine göre uyumlu olduğu belirtilen toplam 293.021,89 TL'lik toplam fatura tutarından davalı yanca yapılan toplam gerçek ödeme tutarı olan 211.866,36 TL'nin düşürülmesi neticesi davacının davalıdan 81.155,53 TL alacaklı olacağı ancak bu tutardan da yukarıda da belirtildiği üzere davacının sorumluluğunda olan 13.396,25 TL ve 297,00 TL'nin düşürülmesi neticesi takip tarihi itibariyle davacının davalıdan toplam 67.462,28 TL alacağının olacağı sabit görülmekle taleple bağlılık ilkesi gereği davacıdan takip talebindeki tutar kadar alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır. <br>Her ne kadar davacı yanca takip talebinde 1.763,01 TL faiz isetimde bulunulmuş ise de ve her ne kadar bilirkişiler tarafından bu hususta değerlendirme yapılmamış ise de durum TTK 1530 maddesi göz önüne alındığında davacının faiz talep etmesinde hukuki yararının bulunduğu ve ancak faiz miktarının hatalı olduğu ve ancak bu hususun dosyanın bilirkişiye gönderilmeksizin Mahkememizce resen yapılabilir bir hesaplama olduğu kanaatiyle dosya kapsamında yapılan inceleme neticesi sözleşmeye göre 3'er aylık periyotlar halinde ödemeler yapıldığından son faturanın kayıt tarihinden 3 aylık sürenin geçmesi ile (son faturanın kayıt tarihi 12/06/2017 + 3 ay = 12/09/2017 olduğu için temerrüt tarihi 13/09/2017 olarak değerlendirilmekle);<br> Alacak tutarı<br>Başlangıç <br>Bitiş <br>Faiz türü ve gün<br>Toplam <br> 50.000,00 TL<br>13/09/2017<br>05/11/2017 <br>%9  -1 ay 23 gün<br>653,42 TL <br>Davacının davalıdan talep edebileceği faiz tutarına ulaşılmakla, davanın kısmen kabulü ile;  İzmir 12. İcra Müdürlüğü'nün 2017/16398 E. Sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 50.000,00 TL asıl alacak 653,42 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 50.603,42 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin iptal talebinin reddine, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 9 oranında yasal faiz uygulanmasına, alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin, davacının kötü niyeti sübut bulmadığından davalı tarafın kötü niyet tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile, \" Davanın KISMEN KABULÜ ile;  İzmir 12. İcra Müdürlüğü'nün 2017/16398 E. Sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 50.000,00 TL asıl alacak 653,42 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 50.603,42 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin iptal talebinin reddine, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 9 oranında yasal faiz uygulanmasına, Alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacı tarafın icra inkar tazminat talebinin, davacının kötü niyeti sübut bulmadığından davalı tarafın kötü niyet tazminat taleplerinin AYRI AYRI REDDİNE,\"şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yerel mahkeme tarafından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, dava dilekçelerinde  belirttikleri gibi müvekkilinin davalı olan ... A.Ş.'nin tedarikçisi olduğunu, müvekkilinin farklı tarihlerde davalıya ürünler gönderdiğini ve bu ürünleri faturalandırdığını, müvekkili ile davalı arasında ki ticari ilişki devam ederken ... A.Ş.nin bütün aktif ve pasifi ile birlikte ... A.Ş. ye satıldığını, dolayısı ile  elemanlarının da işten çıkartıldığını ve değiştirildiğini, müvekkilinin davalı firmaya göndermiş olduğu maillere cevap alamadığını, ardından müvekkiline  içeriği belli olmayan bir takım iade faturaları kesildiğini, müvekkilinin bu faturaları kabul etmediğini, müvekkili firmaya kesilen 39.055,37 TL tutarındaki fatura'nın muhteviyatı hakkında bilirkişi tarafından KDV fark faturası şekilinde değerlendirme yapıldığını, ancak davalı tarafın rapora itirazlarında bu husus hakkında çelişkili beyanlarda bulunulduğunu, davalı taraf bu kesmiş oldukları faturaların fiyat farkı ve adet farkından kaynaklandığını söylediğini, davalı tarafın hiçbir zaman müvekkili firmaya ürün eksik geldi, ya da siz bize yüksek tutarlı faturalar kesiyorsunuz şeklinde itirazlarda bulunmadığını, davalının kesmiş olduğu faturaların tamamen hayal ürünü olduğunu, içeriğinin taraflarınca ve bilirkişi tarafından anlaşılamadığını, zaten üzerinde ne için kesildiğinin yazmadığını, davalı yargılama aşamasında dahi eksik gelen veya fiyat farkı olan ürün listesini sunamadığını, cevap dilekçesinde dahi böyle bir husustan bahsetmediğini, davalı ile müvekkili arasında ki bir diğer uyuşmazlığın davalının Kütahya mağazasına gönderilen ürünler ile alakalı olduğunu, müvekkilinin davalıya ürünleri teslim ettiği halde olay hakkında bilgisi olmayan ve o dönem orada çalışmayan personel beyanları ile davalı vekilinin bir takım savunmalar yaptığını, ancak mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporunda değinildiği ve mail çıktılarından anlaşıldığı üzere müvekkilinin ürünleri Kütahya mağazasına gönderdiği ve davalı tarafından teslim alındığının açık olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; eldeki davanın itirazın iptali davası olup, takip tarihi itibariyle müvekkili şirketin  herhangi bir borcunun olmadığının yerel mahkeme tarafından da tespit edildiğini, yargılamanın başından beri tüm bilirkişi raporlarına karşı itiraz dilekçelerinde de ifade ettikleri  üzere,  eldeki davanın itirazın iptali davası olup, takip tarihi itibariyle mevcut durumun incelenmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından kesilen faturaların tamamının davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olup, yerel mahkeme kararının bu yönüyle çelişkili olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla yerel mahkeme tarafından cari hesap mutabakatsızlığının son derece fahiş hatalı bir şekilde değerlendirildiğini, yerel mahkeme kararındaki çelişkileri ve müvekkil şirketin borçlu olduğunu kesinlike kabul anlamına gelmemek kaydıyla yerel mahkeme tarafından bilirkişi raporlarına itibar edilmeyerek mutabaksızlık kendisi tarafından değerlendirilmişse de, bu değerlendirmenin son derece fahiş hatalar içerdiğini beyanla yerel mahkemenin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini  istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, satımdan kaynaklı  icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.<br>Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.<br>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. <br>Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.<br>Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.<br>Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde \"Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır\" hükmünü haizdir.<br>Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.<br>Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.<br>Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir\t<br>7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Davacı taraf, cari hesaptan kaynaklı hak ettiği bakiye alacağını alamadığından davalı aleyhine Kayseri 1. İcra Müdürlüğünün 2017/111974 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı, yetki itirazı üzerine dosyanın İzmir 12. İcra Müdürlüğünün 2017/16398 esasını aldığı, davalı tarafın bedeli ödemediği, başlatılan  icra takibine de itiraz ettiği iddiasıyla dava açmış,  davalı, borcun bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>Davacı kayıtları üzerinde talimat mahkemesince alınan bilirkişi raporunda takip tarihinin 08/01/2018 olduğu kabul edilip  55.931,92 TL davacının alacağı bulunduğunun belirtildiği, ek raporda davalı tarafından düzenlenen 52.748,62 TL tutarlı faturaların 10.648,84 TL tutarındaki kısmının davacı defterinde mevcut olduğu, bu tutarın davacı defterinde davalı adına virman edildiği  belirtilmiştir.<br>Davalı kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporda ise  davacı kayıtlarına göre davalının 02/11/2017 takip tarihi itibariyle herhangi bir borcunun bulunmadığı,  55.931,32 TL tutarındaki iki adet tahsilat işleminin icra takibinden sonra 05/01/2018 tarihinde davalı borcu olarak kayıt altına alındığının belirtildiği, davalı kayıtlarına göre borcun bulunmadığı belirtilerek terditli borç hesaplaması yapılmıştır. Bu durumda alınan bilirkişi raporları ve ek raporlar dosyayı aydınlatmaya yeterli değildir.<br>Davalı  tarafından kesilen ve davacı tarafça tahsilat olarak deftere işlenip, itiraz edilmemiş olan faturaların  Mal İadesi Faturası 297.00,  İadesizlik Primi 13,396.25, Adet Farkı Faturası 14,256.00, Fiyat Farkı Faturası 24,799.37 olmak üzere toplam  52,748.62 TL tutarında olduğunu beyan edilmiştir. Gerekçeli kararda da \" 52.748,62 TL davalı tarafından düzenlenen faturaların tamamının davacı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi TTK 21/2'ye göre de itirazın bulunmadığı ve iadesinin de yapılmadığı ve davalı tarafın bu tutarda alacağını ispatladığı\" şeklinde bölüm bulunmaktadır.<br>Bu açıklamalar uyarınca; Bilirkişi raporları farklı icra takip tarihi esas alınarak düzenlenmiş olup,  02/11/2017 icra takip tarihi itibariyle davacı kayıtlarında alacağın bulunup bulunmadığı, davalı tarafından düzenlenen faturaların kayıtlı olup olmadığı, davacı şirket tarafından 2017 yılında alacağı olarak kaydedilen 55.391,32 TL tutarındaki iki adet tahsilat işleminin  05/01/2018 tarihinde davalı borcu şeklinde düzeltilip düzeltilmediği, davacı ve davalı kayıtları arasında farklılığın neden kaynaklandığı hususunda gerekçeli rapor alınıp sonrasında toplanan delillerin sonucuna göre gerekmesi halinde her iki taraf delil listesinde yemin deliline de dayandığından ispat yükü üzerinde olup ispatlayamayan tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak karar verilmesi yerine eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır.<br>Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle  HMK'nın 355. ve 353/a-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.<br>HÜKÜM    : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekili ile davalı vekilinin  istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,<br>2-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin  20/10/2020 tarih,  2018/200 Esas ve 2020/658 Karar sayılı  hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>3- Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf başvurusuna konu kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi taraflara iadesine,<br>5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 19/09/2024<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"92b0761a30c1a21c","SID":"030103e6c74f3b46"}}