{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/202 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1786<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 17.11.2021<br>NUMARASI\t\t: 2021/9 E. - 2021/245 K.<br><br>ASIL DAVADA;<br>BİRLEŞEN 2021/113 E.SAYILI DOSYADA; <br>DAVANIN KONUSU\t: Markanın Hükümsüzlüğü <br>KARAR TARİHİ\t: 21.10.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 21.10.2024<br><br>\tİzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 17.11.2021 tarih 2021/9 E. - 2021/245 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen davanın davacılar vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA : Davacı vekili, müvekkilinin yıllardır \"...\" adı altında döner ustası olarak kendi dükkanını işletmekte olduğunu, mevcut iş yerine yakın bir işyeri kiralayarak şube açtığını, ancak daha sonra şubeyi kapattığını, kapanan şubeyi davalının kiraladığını, burada dönercilik faaliyeti yürütmeye başladığını, davalının devir sözleşmesi veya müvekkilinin izni olmadan müvekkiline ait fotoğrafları iş yerinde, ayrıca ıslak mendil, el broşürü, gibi malzemelerde kullandığını, müvekkilinin şikayeti üzerine İzmir 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/521 E. sayılı dosyasında dava açıldığını, müvekkilinin davalıya 10.06.2020 tarihli ihtarname gönderdiğini, davalının 26.06.2020 tarihli cevabi ihtarnamesinde hukuki ihtilafa sebebiyet vermemek üzere iş yerinden ... ismini kaldırdığını bildirdiğini, buna rağmen davalının marka hakkını alıp müvekkilinin kendi adını kendi dükkanında kullanmasını engellemek amacıyla 20.02.2020 tarihinde aynı adda marka başvurusunda bulunduğunu öğrendiklerini, müvekkilinin davalının bu başvurusuna itiraz ettiğini, yine 2020/65109 başvuru numarası ile kendi adına başvuruda bulunduğunu, davalının 31.12.2019 tarihinden 26.06.2020 tarihine kadar müvekkilinin tanınmışlığını ve şahsiyetini kullanarak elde ettiği ve müvekkilinin mahrum kaldığı miktarın ve kişilik haklarına yapılan zararın tazmini için dava açmak zorunda kaldıklarını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ve 20.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tAsıl davada davacı vekili, 26.07.2021 tarihli talep arttırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini 35.718,93 TL'ye yükseltmiştir. <br>\tCEVAP: Davalı vekili, müvekkilinin dava konusu işletmeyi davacı ile 06.01.2020 tarihinde yaptıkları devir teslimi takiben işletmeye başladığını, müvekkilinin iş yerini davacının bilgisi ve rızası dahilinde açıp işlettiğini, devir teslimi esnasında çekilen fotoğrafların bulunduğunu, yazar kasanın devir tesliminin davacıyı temsil eden ... ve müvekkili arasında düzenlenen tutanakla 24.01.2020 tarihinde yapıldığını, davacının şikayeti üzerine İzmir C.Başsavcılığının 2020/58524 sayılı soruşturma dosyası kapsamında müvekkiline ait işyerinde 24.06.2020 tarihinde kolluk tarafından tahkikat yapıldığını, yapılan tespitte davacının isminin kullanılmadığının tespit edildiğini; müvekkilinin iş yerini teslim aldıktan hemen sonra 20.02.2020 tarihinde Türk Marka ve Patent Kurumuna davacının iddiasının aksine \"...\" ismiyle marka başvurusunda bulunduğunu, \"...\" ismiyle başvuru yapmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tBİRLEŞEN DAVA  : Davacı vekili, müvekkilinin İzmir Gaziemir ilçesinde bulunan ... isimli işyerini işletmekte olduğunu, buna ilişkin vergi levhasının bulunduğunu, davalının aynı marka ile marka başvurusunda bulunduğunu ve davaya konu markayı tescil ettirdiğini, müvekkilinin 29.05.2013 tarihli 16072 yevmiye numaralı “işletme hakkının devri sözleşmesi” uyarınca “... Mah ... Cad. No:... ...\" adresinde bulunan işyerini devraldığını, “...” markasını kurum nezdinde 14.05.2019 tarihinde tescil ettirdiğini, bu nedenle markanın gerçek hak sahibi olduğunu, davalı tarafa ait 02.04.2013 tarihli işyeri açma ve çalışma ruhsatında yer alan döner salonu adresinin de bu adres olduğunu, müvekkilinin halen aynı adreste ve devraldığı ismi ile faaliyetlerine devam ettiğini, müvekkilinin işletmeyi tüm hakları ile bir kül olarak devraldığını, bu bağlamda davalı tarafın fikri mülkiyet haklarını ve işletme değerini de müvekkiline devretmiş olduğunu iddia ederek, davalıya ait 2020/22014 tescil numaralı “...” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tBİRLEŞEN DAVAYA CEVAP : Davalı vekili, müvekkilinin işyerini devir aldığı 06.01.2020 tarihinden hemen sonra 20.02.2020 tarihinde iyiniyetli olarak marka başvurusu yaptığını, dava dışı (asıl davada davalı) ...'nın 06.01.2020 tarihinde tanıkların nezaretinde işletme devir teslimi yaptığını, Devir teslim esnasında tüm pano, reklam ve mefruşata ilaveten işyerinde bulunan ve ... adına ruhsatlı yazar kasanın da teslim edildiğini, davacının müvekkili adına tescilli \"...\" markasıyla kendisine ait \"...\" markasının aynı marka olduğunu iddia ettiğini, Gaziemir İlçesinin önceki isminin Seydiköy olduğunu ve müvekkilinin markasında geçen \"...\" ifadesinin iltibasa yol açtığını iddia ettiğini, oysa iki marka arasında benzerlik ve iltibasın mevcut olmadığını, davacının markasında ... ibaresi geçmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıya ait işletmenin önceden asıl davada davacı ...'ya ait olduğu, davacının işletmeyi 06.01.2020 tarihinde sözlü anlaşma ile 50.000,00 TL karşılığında davalıya sattığı, davalı ile davacının bu işyerinde çekilmiş fotoğrafının bulunduğu, yazar kasanın ruhsatını bulamayan davacının gazeteye ilan verdiği, akabinde davalının yeni yazar kasa başvurusunda bulunduğu; Yargıtay 11. HD 2020/1127 E - 2021/478 K ve 26.01.2021 tarihli ilamı uyarınca bir işletmenin aktif ve pasifleri ile birlikte devri halinde aksi kararlaştırılmamışsa işletmeye ait markanın da kapsayacağı, Yargıtay 11. HD’nin 14.9.1999 tarih ve 1999/1896 E., 1999/6794 K. sayılı kararına göre ilke olarak marka devir sözleşmesinin yazılı yapılması sözleşmenin geçerliliği için şart ise de, marka sahibinin içinde bu hakkın da yer aldığı işletmesini bir bütün olarak devretmesinin mümkün olduğu (556 s. KHK. M.16/2, SMK.m.148/2), asıl davada davacının işletmesini devrederken \"...\" markasının kullanımını devirden ayrı tutmadığı için davalının işletmenin devri ile bu \"...\" ibaresinin kullanımını da devraldığı, asıl dava bakımından davalının kullanımlarının yasal olduğu; Birleşen dosya kapsamında, her iki tarafın markalarının ayırt edici unsurunun \"...\" olduğu, işitsel, anlamsal ve görsel olarak benzerlik olduğu, her iki işletmenin bulunduğu yer ve hitap ettiği tüketici nezdinde davacının markalarını tescil ettirdiği ve davalı markası aynı ve benzer olan sınıflarda tescilli olduğu, asıl dosya davacısının \"...\" adı ile 2000'li yılların başından beri Gaziemir'de döner satış hizmetleri verdiği, ilk dönemlerinde ... olarak bilindiği ancak sonrasında \"...\" olarak da faaliyet gösterdiği, Gaziemir bölgesinde bilinirliğinin çok yüksek olduğu, \"...\" olarak tespiti yapılabilen en eski kullanımın 2016 yılına ait olup, ancak \"...\" olarak asıl dosya davacısının fotoğraflarını da içerir 2012 yılına ait paylaşımların internet platformunda yer aldığı, burada “...” için en eski yorumun 21.04.2012 tarihli olduğu, “...” için ise 07.08.2016 olduğu, asıl dosya davacısının \"...\" ibaresini tescilsiz markasal kullanımının birleşen dosya davacısına ait markalarının başvuru tarihinden önceye dayalı olduğu, dolayısıyla davalı ...'in işletmeyi bir bütün olarak aldığından asıl dosya davacısının eskiye dayalı kullanımının davalı ... içinde geçerli olacağı ve hak sahibi olacağı, tescilli marka sahibinin öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemeyeceği, davalının eskiye dayalı kullanımı kapsamında davacının hükümsüzlük şartları oluşmadığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı asıl ve birleşen davanın davacıları tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Asıl davada davacı ... vekili, mahkemece 2021/113 E. sayılı dosyanın birleştirilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin kendisine ait olan fotoğraflarını izinsiz kullanan davalı ...'e karşı dava açtığını, davalı ...'in müvekkilinin fotoğrafları ile birlikte tanınırlığını da kullandığını, ancak ilk derece mahkemesinin davanın esasına girmeden iş yeri devrinden bahisle davanın reddine karar verildiğini, hiç bir esnafın 10 metre yakınında bulunan dükkanında kendi isim ve fotoğraflarının kullanılmasına muvafakat vermeyeceğini, müvekkilinin şikayeti üzerine yapılan polis denetiminde müvekkiline ait fotoğrafların kullanıldığının tespit edildiğini ve davalı ...'in hemen ardından bu fotoğrafları kaldırdığını, gerçekte bir devir sözleşmesi ve isim hakları ile fotoğrafların kullanımına muvafakat verilmiş olsaydı bu fotoğraflar için para ödeyen davalının bu şekilde davranmayacağını, cevabi ihtarnamesinde de fotoğrafları kaldırdığını yazılı olarak beyan ettiğini, yazar kasa devri ile ilgili müvekkilinin hiçbir bilgisi olmadığını, muhasebeci tarafından vekaleten yapılmış bir devir olduğunu, vekaletsiz iş görme hükümlerine göre muhasebeci hakkında suç duyurusunda bulunduklarını; yasal girişimler konusunda geç kalan müvekkilinin adını kullanmak isteyen başkaca kimseler olduğunu, birleşen dosya davacısı ile de müvekkili arasında marka tescil hususunda devam eden dava bulunduğunu, davada marka hakkı kullanımından kaynaklanan zarardan ziyade müvekkiline ait fotoğrafların kullılmasından doğan kişilik haklarınının ihlali noktasında tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tBirleşen davada davacı ... vekili, ilk derece mahkemesince asıl davada davacı ... ile davalı ... arasında hiçbir sözleşmesel devir olmamasına rağmen devrin varlığı kabul edilerek davalı ...'in gerçek hak sahibi olduğunun kabul edildiğini, oysa müvekkilinin işletme devri sözleşmesi ile işletmeyi asıl davada davacı ...’dan devraldığını, işletmenin adresi ve telefon numarasının dahi aynı kaldığını, mahkemece işletmenin devrinin aksi kararlaştırılmamışsa markanın devrini de kapsayacağı yönündeki Yargıtay kararlarının göz önüne alındığını, ancak yazılı delillere rağmen müvekkili yönünden değil de neden davalı yönünden kabul edildiğinin belirsiz olduğunu, şu anda Gaziemirde aynı bölgede 3 farklı kişiye ait ... bulunduğunu, gerçek hak sahipliğinin yerel mahkemece tartışılmadığını, asıl davada davacı ...'nın 2013’ten önce \"...\" isimli işletmesinin bulunduğunu, bu işletmeyi 2013 yılında telefon numarasına kadar bir kül olarak müvekkiline devrettiğini, müvekkilinin aynı yerde faaliyete devam ettiğini, bu devrin işletmenin değerini ve marka hakkını da kapsadığını, devreden ...’nın devir esnasında marka tescilinin bulunmaması sebebiyle müvekkilinin bu işletme devrine güvenerek marka tescil başvurusunda bulunarak markayı tescil ettirdiğini, ancak ...'nın 3 yıl sonra yeniden aynı isimle bir işletme açtığını, işletmeye aldığı ortak ile anlaşamayınca onunla da ayrıldığını, ne asıl davada davacı ...’nın ne de davalı ...’in geçmişe dayalı bir hak sahipliğinin bulunmadığını, en fazla ...’nın 2016 yılında yeniden işletmeyi açması sebebiyle müvekkilinden sonraki kullanımlarının söz konusu olabileceğini, işletmeyi ilk devralanın müvekkili olmasına, diğer davacı ... ile arasında yazılı bir işletme devri sözleşmesi bulunmasına ve diğer davacı ...’nın işyeri kapanışı vermesine rağmen müvekkilinin gerçek hak sahibi kabul edilmeyerek, elinde tek bir yazılı belge olmayan davalının gerçek hak sahibi kabul edildiğini, bilirkişi raporunda davalının gerçek hak sahipliğine ilişkin bir değerlendirme yer almadığını, asıl davada davacı ...’nın marka tescilinin bulunmadığının ve asıl davada davacı ...’nın işletmeyi devredip ara ara kapattığının ortaya çıktığını, müvekkilin devirden hemen sonra 2014 yılında markayı tescil ettirdiğini, davalı ...’in ise markasının 2020 yılında tescil edildiğini, bilirkişi raporunda yer alan hususlar yerel mahkeme gerekçesinde de yer almadığını, hükümsüzlük taleplerinin değerlendirilmediğini, davalı tescilinde yer alan ... ibaresi ile müvekkilinin markasında yer alan ... ibaresinin aynı anlama geldiğinin de ortaya çıktığını, davalı tarafın markasında yer alan ... ibaresinin yanıltıcı olduğunu, davalının müvekkilini taklit etme amacında olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tGEREKÇE\t: Asıl dava, davacıya ait isim ve fotoğrafların davalının iş yerinde izinsiz kullanılması suretiyle haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat; birleşen dava ise markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamındaki belgelerden, asıl davada davacı ... adına tescilli marka bulunmadığı; birleşen davada davacı ... adına 2014/36294 numaralı \"...\" markasının 43. sınıfta, 2020/15427 numaralı \"...\" markasının ise 29 ve 35. sınıflarda tescil edildiği; asıl ve birleşen davalarda davalı ... adına 2020/22014 numaralı \"...\" markasının 29, 35 ve 43. sınıflarda tescil edildiği anlaşılmıştır.  <br>\tİlk derece mahkemesince marka uzmanı bilirkişiden alınan asıl ve ek raporda, asıl davanın davacısı ile davalının aynı işi, aynı yerde yaptıkları, tüketici kitlelerinin aynı olduğu, aynı isim ile aynı yerde yapılan kullanımların ortalama kavrayış, dikkat ve zekaya sahip tüketici nezdinde karıştırma ihtimali yaratacak, iltibasa yol açacak nitelikte olduğu, internette yazılan kullanıcı/müşteri tavsiye ve yorumlarına göre davacının 1990 yılından beri bölgede faaliyet verdiği, ancak dönem dönem işletmesini kapattığı, aynı bölgede başka işletmeler açtığı ya da başka işletmelerde çalıştığı, birleşen davada davacı ...'in 2014 yılında \"...\" şeklinde marka tescil belgesini de alarak aynı bölgede faaliyet gösterdiği; bu açıdan davacının marka tescili olmadan, markasal kullandığı \"...\" isminin ayırt ediciliğini korumak konusunda zayıf kaldığı; birleşen davada davacı ...'e ait “...” markasının esaslı unsurunun \"...\" kısmı olduğu, markanın geri kalan kısmının yapılan işi ve yeri belirtmekle tanımlayıcı nitelikte olduğu, ayırt edicilikte dikkate alınamayacağı, Seydiköy'ün Gaziemir'in eski adı olduğu, işletmelerin her ikisi de Gaziemir’de yer aldığı için, tüketicinin Seydiköy ve Gaziemir’in aynı yer olduğunu bilebilecek durumda olduğu, davalı ...’e ait markanın \"...” markasının esaslı unsurunun ise “...” kısmı olduğu, markanın geri kalan kısmı yapılan işi ve yeri belirtmekle tanımlayıcı nitelikte olduğu, davalının tescilli markasının, davacı ile aynı ve benzer olan sınıfları 43 ve 29. sınıflar olduğu, bunlar dışında kalan mal ve hizmetlerin davacı ile ortak ve benzer olmadığı, birleşen davanın davacısı ...  ile davalı ... ve asıl davada davacı ...'nın aynı yerde aynı işi yaptıkları, hepsinin ortak ve esaslı unsurlarının \"...\" ibaresi olduğu, tüketici tarafından işletmelerin karıştırıldığı; birleşen davanın davacısı ...’in 2013 yılında işletmeyi asıl davanın davacısı ...’dan devraldığı, \"...\" ismi ile 30.04.2014 tarihinde marka tescil belgesini de alarak aynı bölgede aralıksız ve \"...\" adı ile markasal olarak faaliyet  gösterdiği belirtilerek, her üç markanın da esaslı unsuru olan \"...\" isminin ayırt ediciliği ve gerçek hak sahipliği konusunda takdir mahkemeye bırakılmıştır. <br>\tMahkemece, asıl dava yönünden yapılan değerlendirme sonucunda, davalıya ait işletmenin önceden davacı ...'ya ait olduğu, davacının işletmeyi 06.01.2020 tarihinde sözlü anlaşma ile davalıya devrettiği, bir işletmenin aktif ve pasifleri ile birlikte devri halinde aksi kararlaştırılmamışsa işletmeye ait markayı da kapsayacağı, marka devir sözleşmesinin yazılı yapılması geçerlilik şartı ise de, marka sahibinin içinde bu hakkın da yer aldığı işletmesini bir bütün olarak devretmesinin mümkün olduğu, davacının işletmesini devrederken \"...\" markasının kullanımını devirden ayrı tutmadığı için davalının işletmenin devri ile bu \"...\" ibaresinin kullanımını da devraldığı, asıl dava bakımından davalının kullanımlarının yasal olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tBirleşen dava yönünden ise, asıl dosya davacısının \"...\" ibaresini tescilsiz markasal kullanımının birleşen dosya davacısına ait markalarının başvuru tarihinden önceye dayalı olduğu, dolayısıyla davalı ...'in işletmeyi bir bütün olarak aldığından asıl dosya davacısının eskiye dayalı kullanımının davalı ... lehine de geçerli olduğu, tescilli marka sahibinin öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemeyeceği, davalının eskiye dayalı kullanımı kapsamında davacının hükümsüzlük şartları oluşmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tNe var ki, halihazırda \"...\" kelimelerini isminde barındıran, asıl ve birleşen davanın taraflarına ait üç ayrı iş yerinin bulunduğu, birleşen davanın davacısı ...'in ve her iki davanın davalısı olan ...'in \"...\" kelimelerini içeren tescilli markalarının bulunduğu, asıl davanın davacısı ...'nın ise tescilli markasının bulunmadığı sabit olup, asıl ve birleşen davalardaki iddialar, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve davaya konu iş yerleri farklıdır. Bu nedenle iki dava arasında hukuki ve fiili bağlantı mevcut olmadığından, her iki dava yönünden taraf delillerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davaların birleştirilmesi yerinde görülmemiştir. <br> \tMahkemece asıl davanın davacısı ...'nın işletmesini davalıya devri kapsamında marka hakkını da devrettiği, bu devrin birleşen davada davacı ...'e karşı da ileri sürülebileceği kabul edilmiş ise de, birleşen davanın davacısı ... ile asıl davanın davacısı ... arasında 29.05.2013 tarihinde asıl davanın konusunu oluşturan iş yerinden farklı bir işyeri hakkında devir sözleşmesi imzalandığı, bu devrin kapsamına marka hakkının da girdiği, nitekim birleşen davacının davacısı ...'in devirden kısa bir süre sonra \"...\" markasının tescili için başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır. Birleşen davanın taraflarının ayrı ayrı işyerlerini \"...\" ismiyle çalıştırdıkları ve bu kelimeleri içeren ayrı ayrı tescilli markalarının da bulunduğu gözetilerek, bu markalar arasında iltibas bulunup bulunmadığı ve birleşen davanın davalı ...'in markasının hükümsüzlüğü koşullarının mevcut olup olmadığının ayrıca değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, asıl davanın tarafları arasındaki ticari işletme devrine atıf yapılarak, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır. <br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.\t\t\t\t\t<br>\tHÜKÜM\t:Yukarıda açıklanan nedenenlerle;<br>\t1-Birleşen davada davacı ... vekilinin başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 17.11.2021 gün ve 2021/9 E. 2021/245 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,<br>\t5-İstinaf yoluna başvuran asıl davada davacı ... ve birleşen davanın davacısı ... tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 21.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3fd1c44591b6360a","SID":"0b7935925dca37c9"}}