{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/601 Esas<br>KARAR NO: 2024/1478 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI:2020/761 Esas- 2021/860 Karar<br>TARİH:18/11/2021<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:03/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin alacağının tahsili amacıyla  ... sayılı dosyası üzerinden .... Şti. hakkında cari hesaptan kaynaklanan alacak sebebiyle ilamsız icra takibi başlattığını, davalının borçlu olmadığım iddia ederek borca itiraz ederek takibi durdurduğunu,edimini ifa etmeyen davalı borçlu bilinçli olarak müvekkilin haklı alacağına kavuşmasını engellemeye çalıştığını ve ortada likit bir alacak mevcut olmasına karşın icra takibine itiraz ettiğini, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlan incelendiğinde müvekkilinin alacağının haklılığı ortaya çıkacağını, davanın kabulünü, davalının haksız ve mesnetsiz itirazının iptalini ve takibin takip tarihi itibariyle işleyecek faiz, vekalet ücreti ve tüm ferileri ile birlikte devamını, davalı aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya  konu alacağın müvekkili tarafından davacı tarafa ödendiğini, müvekkilinin Davacıya hiçbir borcunun bulunmadığını, 07.04.2020 tarihinde 2.090 TL, 02.04.2020 tarihinde 5.000 TL tutarındaki tahsilat makbuzları karşılığı davacının dilekçesinde talep ettiği tutara denk gelen borcun ödendiğini, davacının bünyesinde çalışan, düzenli olarak müvekkili şirkete ürün getiren, ürün teslim eden,fatura bırakan, ödeme alan ... isimli personelin, işi gereği getirdiği ürün karşılığında alması gereken ödemeyi, müvekkilinden, pandemi döneminde direkt olarak elden tahsil ettiğini, ancak bunu işvereni davacı şirkete bildirmemiş olabileceğini, bunun davacının kendi personeli ile yaşadığı iç problemi olduğunu belirterek davacının, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddini, itirazın kabulüne karar verilmesi halinde, davacı aleyhine, %20'den aşağı olmamak üzere haksız takip tazminatına (kötü niyet | tazminatı) hükmedilmesini yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 18/11/2021 tarih 2020/761 Esas- 2021/860 Karar sayılı kararında;\"Dava, 2004 Sayılı İİK'nın 67.maddesi gereğince itirazın iptali ve tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) istemine ilişkindir. Mahkememizde açılan basit yargılama usulüne tabi işbu davada dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak gönderilen davetiyeler sonucunda duruşma açılarak ön inceleme duruşması icra edilmiş ve vaki davete rağmen tarafların sulh olmaması nedeniyle uyuşmazlık belirlenmiş ve tahkikata geçilmiştir. Bu aşamada mevcut deliler incelenip değerlendirilerek tahkikat tamamlanmış ve son duruşmaya katılan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Davaya esas  İstanbul Anadolu  İstanbul ...  İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası getirtilerek dosya arasına alınmış ve incelenmiştir. Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu ve davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı görülmüştür. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirildiği ve anlaşmazlık üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Davanın yasal dayanığının hatırlatılmasında yarar vardır; 2004 Sayılı İİK.'nın 67.maddesi; \"(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.  İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.\" hükmüne amirdir.Yapılan açıklamalar, toplanan deliller ve yargılamaya göre somut olaya bakıldığında;    İstanbul Anadolu .... İcra Dairesinin 2020/10588 Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında cari hesap sözleşmesi kapsamında ödenmediği iddia edilen alacak için  icra takibi başlatıldığı ,icra takibe yapılan itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve bir senelik hak düşürücü süre içinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve tarafların bağlı bulunduğu vergi dairelerinden uyuşmazlığa ilişkin 2019 ve 2020  yıllarına ait BA-BS formları getirtilmiş ve dosya bilirkişi raporu düzenlenmesi için bir serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişiye verilmiştir. Bilirkişi ... tarafından dosya kapsamı ve tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan işbu raporda özetle ; taraf şirketlerin incelenen ticari defterlerinin lehlerine delil niteliğinde bulunduğu, taraflar arasında gıda satışına ilişkin ticari ilişki bulunduğu, davacının talep ettiği alacağı tahsil etmesine rağmen ticari defterlerine kayıt etmediği, davacının davalıdan alacağının olmadığı  yönünde tespit ve görüşlere yer verilmiştir.  Bilirkişi raporu taraf vekillerine usulüne uygun olarak tebliğ edilerek beyan ve itirazları da değerlendirilmiştir.  Bu kapsamda mahkemizce dosya kapsamına uygun ,gerekçeli, hüküm kurmaya elverişli ve yerinde olduğu anlaşıldığından benimsenen bilirkişi raporu da gözetildiğinde; alacağın varlığına ve miktarına ilişkin iddianın TMK'nın 6 ve HMK'nın 190. ve 222. maddeleri nazarında usulüne uygun olarak ispat edilemediğinin anlaşıldığı, dava dilekçesinde dayanıldığı için hatırlatılmasına rağmen davalı tarafa yemin teklif de edilmediğinden işbu kesin delilin de sakıt olduğu sonuç ve kanaaityle davanın esastan reddine karar verilmiştir. Davalı vekilinin İcra İflas Kanununun 67/2.maddesi gereğince kötü niyet tazminatı talebi ise, yargılama sonucunda takibin ve  alacaklı/davacının haksızlığına karar verilmekle birlikte; davacı-alacaklının takipte kötü niyetli olarak hareket ettiğine müteallik yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığından ve davalı vekili tarafından da soyut beyana dayalı tazminat talebi açıkça ispat edilemediğinden  dinlenmemiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. Maddesi gereğince tamamen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. Maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir...\"gerekçesi ile, '' 1-)Davanın REDDİNE,2-)2004 sayılı İİK'nın 67/2 maddesi gereğince koşulları oluşmadığından, davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davalı yanın davaya konu borcunu şirket çalışanı olduğunu ileri sürdüğü ... isimli şahsa ödediği yönündeki iddiaları dinlenerek bu idddiların hükme esas alınmasının açıkça yasaya ve usule aykırı olduğunu,Davalı yanın müvekkil şirkete hiçbir borçlarının bulunmadığını, davaya konu borcun ... adlı şahsa ödenmiş olduğunu belirterek huzurdaki davanın reddini talep ettiğini, bu hususta iddialarını ispatlayabilmek amacıyla müvekkil şirkete ait olduğunu ileri sürdüğü tahsilat makbuzlarını dosyaya sunduğunu, Ancak ... isimli şahıs müvekkil şirket bünyesinde hiçbir  zaman sigortalı olarak çalışmamış olup bu şahsa hiçbir zaman şirket adına ödeme kabul etme yetkisi verilmediğini, davalı ödemeleri ...' a yaparak borcundan kurtulmuş olduğunu ileri sürse de davalının iddiaları kabul edilebilir olmadığını, ... isimli şahıs hiçbir zaman şirket bünyesi içerisinde çalışmadığını, Bu şahıs hiçbir zaman müvekkil şirketin yetkilisi olmadığını ve bu şahsa hiçbir zaman müvekkil şirket adına ödeme kabul etme hususunda bir yetki verilmediğini, Davalı tarafın davaya konu borca ilişkin ödemeleri bu şahsa yapmış olduğunu ileri sürse de işbu ödemeler bizzat müvekkil şirkete veya müvekkil şirket tarafından yetkilendirilmiş bir kimseye yapılmamış olduğundan davalının bu iddialarının dinlenebilir olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ödemenin ilgili şahsa yapıldığı düşünülse dahi bilindiği üzere yetkisiz temsilci tarafından yapılan işlemler yalnızca onanması halinde temsil olunanı bağladığını, müvekkil şirket tarafından .... isimli şahsa hiçbir zaman müvekkil adına ödemeleri tahsil etme yetkisi verilmemiş olup, müvekkilin söz konusu ödemelerin bu şahsa yapılmasına hiçbir zaman muvafakati bulunmadığını, ayrıca müvekkilin şirket tüzel ve kurumsal kişiliğe sahip olup tahsilat ve ödemeler şirket hesabına yapıldığını,TBK m. 46 uyarınca \"Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.\" Yetkisiz temsil ilişkisinde, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem temsil olunanı bağlamayacağı gibi, onun aleyhine bir tazminat da doğurmayacağını, zira yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin tarafının,  temsil olunduğu iddia edilen müvekkil şirketin olmadığını, bu nedenle davalının ... isimli şahsa yapmış olduğunu ileri sürdüğü ödemelerin, müvekkil şirkete yapılmış kabul edilmesinin ve bu nedenle davalı borçlunun borcundan kurtulmuş sayılmasının mümkün olmadığını, Tarafların ticari defterleri incelendiğinde de bahsi geçen ödemelerin müvekkil şirkete yapılmamış olduğunun açıkça görüleceğini,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/13-414 E. , 2010/412 K.\"...davalının işlemi temsilci sıfatıyla gerçekleştirdiğini, dava dışı kişi ile davalı arasında ispatlanmış bir temsil ilişkisinin bulunduğunu da kabule olanak bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davalı geçersiz araç satımı nedeni ile aldığı bedeli iade etmekle yükümlüdür.\"Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2016/19373  E. 2017/11054K. “… Bu durumda temsil yetkisi olmadığı halde keşideci şirket adına senet imzalayan muteriz borçlu, bonoyu düzenleyen şirket adına attığı imzadan dolayı kişisel olarak sorumlu olacağı tabiidir. Yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket eden borçlu, bonodan dolayı düzenleyen sıfatıyla sorumlu olduğundan, adı geçen hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır…” Ayrıca davalının cevap dilekçesinde ... isimli şahsın ödemeyi, müvekkilinden pandemi döneminde direkt olarak elden tahsil ettiğini belirttiğini, davalının beyanlarından da açıkça anlaşılacağı üzere bahsi geçen ödemeler iddia edildiği gibi şirket bünyesi içerisinde ve şirket hesabına yapılmadığını, davalının söz konusu ödemelerini, elden ... isimli şahsa kendisi teslim ettiğini beyan ettiğini, hal böyleyken bu ödemelerin müvekkil şirket hesabına, namına  ve  şirketin bünyesi içerisinde gerçekleşmediğinin açık olduğunu, müvekkil adına ödemeleri tahsil etmeye yetkili olmayan 3. bir şahsa, müvekkil şirketin bünyesi dışında gerçekleştiği iddia edilen ödemelerin müvekkil tarafından bilinmesine imkan olmadığını,Yerel mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda müvekkilin hesabına yapılmamış olan ödemelerin dikkate alınarak müvekkilin davaya konu alacağı tahsil etmiş olmasına rağmen ticari defterlerine işlemediği sonucuna varıldığını, Bilirkişice oluşturulan ve hükme esas alınan  rapor dikkate alındığında raporun son derece dikkatsiz ve özensiz bir şekilde raporun hazırlandığını, davacının müvekkil şirketin ticari defterleri incelendiğinde davalı yandan 18.06.2020 tarihi itibariyle 7.092,36 TL cari hesap bakiye alacağı olduğunun tespit edildiğini, yine bilirkişice hazırlanan raporda belirtildiği üzere davalı yanın ticari defterleri incelendiğinde takip tarihi olan 18.06.2020 itibariyle davacı şirkete borcunun bulunmadığı, tarafların kayıtlarının birbirini doğrulamadığının rapor edildiğini,Ticari defterlerin birbirini doğrulamamasının sebebi olarak davalı şirketin ticari defterlerindeki 7.090 TL lik bakiyenin takip tarihinden önce 02.04.2020 tarih, ... ve 07.04.2020 tarih ... sıra numaralı... antetli makbuzlar ile kasadan nakit olarak ödediği 30.04.2020 tarihinde...yevmiye numarası ile defterlerinde kayıtlı olduğunun belirtildiğini,Bilirkişi raporunda ''Alacaklı olduğu iddiasıyla talep ettiği 7.092,00 TL'sını 02.04.2020 tarih, 3137 ve 07.04.2020 tarih ... sıra numaralı ... antetli makbuzlar ile tahsil ettiği ancak ticari defterlerine kayıt etmediği'' şeklinde rapor edilen beyanın gerçeği yansıtmadığını,Ancak müvekkil şirketin ticari defterleri ve banka hesap dökümleri incelendiğinde davalı şirketin takibe konu borcunu müvekkil şirketin hesabına ve namına ödememiş olduğunun açıkça görüldüğünü, bu durumun bilirkişi raporunda da tespit edilmiş olmasına rağmen bilirkişinin \"...\" makbuzların ödeme iddiasını ispat etmeye yeterli olduğu şeklinde görüş bildirerek ödemelerin müvekkil şirketçe tahsil edildiği sonucuna vardığını, ancak bu tespitin yasaya ve usule açıkça aykırı olduğunu, kim tarafından imzalandığı belirli olmayan her zaman kolaylıkla benzerleri oluşturulabilecek bu makbuzların ödeme halinin ispata yeterli olmadığının açık olduğunu, yerel mahkeme kararında müvekkil şirketin tahsil ettiği ödemeleri ticari defterlerine işlemediği yönünde hüküm kurulmuş olsa da şirket hesabına banka aracılığıyla yapılmayan bu ödemelerin ticari defterlere işlenebilmesinin Vergi Usul Kanunu uyarınca mümkün olmadığını, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile 7.000 TL’yi aşan ödemelerin finansal kurumlar aracılığı ile yapılmasının zorunlu kılındığını, bu kapsamda, aynı gün içinde toplam miktarı 7.000 TL’yi aşan veya farklı tarihlerdeki kısım kısım gerçekleşen ödemelerle 7.000 TL’yi aşan ödemelerin finansal kurumlar aracılığı ile gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğunu,01.01.2016 tarihi itibariyle tevsik zorunluluğu kapsamında olanların, kendi aralarında ve tevsik zorunluluğu kapsamında olmayanlarla yapacakları, 7.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmelerinin zorunlu olup; her türlü malın teslim ve hizmet ifasıyla ilgili ödeme ve tahsilatların, Avans, depozito, pey akçesi gibi tahsilat ve ödemelerin, işletmelerin kendi ortak ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle yaptığı her türlü tahsilat ve ödemelerin, belirlenen miktarı aşması durumunda aracı finansal kurumlarla yapılmasının ve bu işlemlerin söz konusu kurumlar tarafından hazırlanan belgeler ile tevsik edilmesinin zorunlu olduğunu,Danıştay 4. Daire 2016/12703E. , 2021/924K.\"..Öte yandan tevsik zorunluluğunun amacı 310 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde \"..... Ticari işlemler ve finansal hareketlerin taraflarının izlenmesi ve vergiyi doğuran olayların mali kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespit edilmesi .....\" olarak açıklanmış ve Mali İdare'de belli tutar üzerindeki tahsilat ve ödemeleri kontrol altında tutarak, ticari işlemler ve finansal hareketlere taraf olanları izleyerek, vergilendirmeyi ilgilendiren mali olayları, kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespite çalışmaktadır. Böylece kayıt dışı işlemlerin kayıt altına alınması, para hareketlerinin kontrolü ile denetlenebilir kılınmıştır... Ödemelerin banka ve finans kurumları aracılığıyla gerçekleştirildiğine ilişkin somut bilgi ve belgenin sunulmadığı, kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, ..\"Bu kapsamda huzurdaki davada taraflar arasında uyuşmazlığa konu olan borç miktarının Vergi Usul Kanunu ile belirtilen yasal sınırın üzerinde olduğundan bu ödemelerin finansal kurumlar aracılığıyla yapılmasının bir yasal zorunluluk olduğunu, bu halde davalı yanın şirket çalışanı olduğunu ileri sürdüğü 3.bir şahsa nakden ödeme yaptığını ve bu ödemelerin karşılığında kendisine tahsilat makbuzları kesildiğini ileri sürerek borcundan kurtulabilmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2013/8008E. , 2014/1413K.\"..Mahkemece, iddia, savunma, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; taraflar arasındaki gümrükleme hizmet ilişkisinin 07.04.2010 tarihinde başladığının anlaşıldığı, davacının 2010 yılında 2.751,50 TL tutarında gümrükleme hizmetine ilişkin fatura ve dekont düzenlediği, buna karşılık iki ayrı tarihte nakit ödeme ile makbuz karşılığı 1.671,30 TL tahsil ettiği, 31.12.2010 tarihi itibariyle davalının 1.080,20 TL borçlu olduğu, 2011 yılına bu borcun devrettiği, davalının, davacının takip ve dava konusu cari hesap alacağına ilişkin ... no'lu, 590,00 TL bedelli fatura ile ... no'lu 3.453,85 TL bedelli dekontu 28.02.2011 tarihinde davacı alacağına kaydettiği, 2010 yılından gelen bakiye alacak ile davacı alacağının 5.124,05 TL'ye ulaştığı ve hesapta herhangi bir ödemenin bulunmadığı, davalının savunmasında belirttiği 05.01.2011 tarihli, ..... imzalı, 4.045,00 TL tutarlı makbuzun kendi ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davalının sunduğu 2010 yılı muavin dökümünde davacıya yapılan ödemelere ilişkin makbuzların incelendiği, makbuzların davacı şirketin matbu bastırılmış seri ve sıra numaralarını taşıyan makbuzları olduğu, makbuzların altlarında davacı şirketin kaşe ve imzalarının bulunduğu ve şirket yetkilisinin tahsil eden olarak yazılı olduğu, buna göre davalının iddia ettiği gibi ödemelerin davacı şirket çalışanı...'e yapılması yönünde teamülün de oluşmadığı, davacının ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıdan talebe konu miktar kadar, davalının ticari defterlerine göre, davalının davacı şirkete 5.124,05 TL borcu bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, tahsilde tekerrür olmamak üzere itirazın iptali ile takibin 4.043,85 TL asıl alacak yönünden devamına, %40 oranda icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir...\"Müvekkil şirketin davacı olduğu birçok itirazın iptali davasında, davalılarca benzer hususlar ileri sürülmüş olsa da bu iddiaların hiçbir mahkeme tarafından yerinde görülmediğini,Müvekkil şirketin, gıda sektöründe faaliyet gösteren sektörünün önde gelen firmalarından biri olup piyasada mal tedarik ettiği pek çok firmadan alacaklı konumunda olduğunu, müvekkil şirketin haklı alacaklarını tahsil edebilmek amacıyla borçlu şirketler aleyhinde icra takipleri başlatıldığını, dosya borçluları borca itirazı üzerine itirazın iptali davaları ikame edildiğini, örneğin;Müvekkil şirketin ... Şirketi'nden olan alacağının tahsili amacıyla ..... Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlunun borca itiraz etmesi üzerine İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/560E. Sayılı dosyası ile itirazın iptali davası ikame edildiğini, davalı yanın cevap dilekçesinde huzurdaki dava ile benzer olarak, ödemelerin müvekkil şirket çalışanına yapıldığını belirterek dosyaya müvekkil tarafından verildiğini ileri sürdüğü tahsilat makbuzlarını sunduğunu, ancak yerel mahkeme usulüne uygun yapılmış ödeme makbuzu kabulünün mümkün olmadığını, davalı tacirin TTK'nın 18. maddesi uyarınca basiretli davranma yükümlülüğü altında olduğu gerekçesiyle davalının iddialarını reddederek haklı davalarının kabulüne karar verdiğini,Müvekkil şirketin ... Şirketi'nden olan alacağının tahsili amacıyla .... Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlunun borca itiraz etmesi üzerine İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/568E. Sayılı dosyası ile itirazın iptali davası ikame edildiğini, davalı yanın borca itiraz dilekçesinde ödemelerin müvekkil şirket çalışanına yapıldığını belirterek dosyaya müvekkil tarafından verildiğini ileri sürdüğü tahsilat makbuzlarını sunduğunu, ancak Yerel Mahkemece bu daval borçlunun bu itirazının haklı görülmediği ve davanın kabulü ile takibin devamına karar verildiğini,Müvekkil şirketin ... Şirketi'nden olan alacağının tahsili amacıyla ..... Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlunun borca itiraz etmesi üzerine İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/775E. Sayılı dosyası ile itirazın iptali davası ikame edildiğini, işbu davada davalı tarafı temsil eden vekilin aynı zamanda huzurdaki davada da ... Şirketi'nin vekilliğini yaptığını, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/775E. Sayılı dosyasında davalı yanın yine benzer iddialar ile dosya borcunun ödenmiş olduğunu ileri sürse de bu dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda müvekkilin talebinin yerinde olduğu ve tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde davalı yanın iddialarının mesnetsiz olduğu sonucuna varıldığını, Benzer olaylarda davalıların iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğu açıkça ortaya konulmuşken, Yerel Mahkeme'nin huzurdaki davada davalının haksız ve mesnetsiz iddialarını kabul etmesinin açıkça yasaya ve usule aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme kararının yasaya ve usule aykırı olmasının yanı sıra yargı kararlarında birliğin sağlanabilmesinin ve hukuki güvenlik ilkesinin işletilebilmesi için de bozulmasının şart olduğunu, hukuki güvenlik ilkesinin, bir uyuşmazlığın mahkemelerce nihai biçimde karara bağlanmasının ardından, oluşan kesin hükme saygı gösterilmesini gerektirdiğini, bu ilke uyarınca ayrıca, yargı kararlarında belirli bir istikrarın ve tutarlılığın sağlanmasının beklendiğini, Hukuki güvenlik ilkesinin diğer bir gereği olan yargısal kararlardaki tutarlılığın sağlanmasının, hukuki durumlarda istikrarı temin ettiğini ve kamuoyunun mahkemelere yönelik güvenine katkıda bulunduğunu, bunun aksine, birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi ise yargı sistemine güveni azaltıcı bir etki yaptığını ve hukuki belirsizlik hali oluşturduğunu, bu nedenle benzer olaylar için verilmiş mahkeme kararlarının da dikkate alınarak, mahkemelerin benzer nitelikteki olaylar için farklı hükümler kurmasının önüne geçilmesi gerektiğini beyanla, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/761E. , 2021/860K. 18/11/2021T. Sayılı hukuka aykırı ilamının istinaf incelemesi sonucu kaldırılmasını, yeniden yapılacak olan yargılama sonucunda davacının bütün talepleri yönünden davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı yan üzerine yükletilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; dava ve icra takip dayanağı gösterilen cari hesaba konu faturalara konu ürünlerin davalıya teslim edilmesine rağmen bedellerinin ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; dava ve icra takip dayanağı gösterilen cari hesaba konu faturalara konu ürünlerin davacı tarafından davalıya teslim edildiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf; fatura bedellerinin ödenip ödenmediği hususundadır. Davacı vekili, fatura bedellerinin ödenmediği iddia etmiş, davalı vekili, fatura bedellerinin davacı çalışanı ...'a tahsilat makbuzu karşılığında ödendiğini savunmuş ve 02/04/2020 ve 07/04/2020 tarihli tahsilat makbuzlarını dosyaya sunmuştur. Davacı vekili tarafından söz konusu tahsilat makbuzları ve ödemeler kabul edilmemiş ve ...'ın şirket çalışanı olmadığını iddia edilmiştir. Davalı vekili tarafından istinaf aşamasında dosyaya sunulan ve yargılamanın her aşamasında delil olarak dayanılması mümkün olan Küçükçekmece 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/379 esas sayılı 09/06/2022 tarihli duruşma tutanağı incelendiğinde; davacı şirket yetkilisi tarafından .... aleyhine tahsilat koçanlarını ve tahsil ettiği paraları şirkete teslim etmediği iddiası ile şikayette bulunulması üzerine başlatılan ceza soruşturması sonrasında iddianame düzenlendiği ve iddianamenin kabul edilmesi üzerine kovuşturma aşamasına geçildiğinin anlaşıldığı, ceza yargılaması sırasında davacı şirket yetkilisinin beyanında; ...ın şirkette sigortasız olarak satış pazarlama elemanı olarak üç yıl süre ile çalıştığını, tahsilat yetkisi bulunmadığını, ancak pos cihazı ile para tahsil yetkisinin bulunduğunu, pandemi sebebiyle...'ı işten çıkardıklarını, tahsilat koçanlarını şirkete teslim etmediğini, faturalar üzerinden şirketler ile iletişime geçtiklerini ve şirketlerin tahsilat makbuzlarını göstermeleri üzerine bu tahsilat makbuzu miktarları üzerinden şirketler hakkında tekrar icra takibine geçildiğinin beyan edildiği, ceza yargılaması sırasında ....'ın vermiş olduğu beyanında; davacı şirkette satış pazarlama temsilcisi olarak çalıştığını, müşterilerden tahsil ettiği satış bedellerini ve tahsilat makbuzu koçanlarını şirkete teslim ettiğini, davacı şirketin bilgisi dışında tahsilat yapmadığını, dosyada bulunan tahsilat makbuzları ile ilgili şirketin ikinci kez tahsilat yapmaya çalıştığı bilgisini aldığını beyan etmiştir. Mahkemece her ne kadar davalı tarafından sunulan ve davacı tarafından kabul edilmeyen tahsilat makbuzlarına itibar edilerek davacının alacağının tahsil edildiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de; davacının sigortasız çalışanı olduğu ceza yargılaması sırasında kabul edilen  ...'ın davacı şirketteki görev tanımının ne olduğu, TBK'nın 552. maddesinde belirtilen tacir yardımcısı sıfatının bulunup bulunmadığı, bu kapsamda, maddede sayılan yetkilerden hangisine sahip olduğu, satış bedellerini almaya yetkili olup olmadığı, yetki verilmesi gereken durumda ve davacı tarafından tahsilat yapabilmesi için yetki verilmemiş olması halinde çalışanın davacı şirket adına yaptığı başkaca tahsilatların davacı tarafından kabul edilerek zımnen onay verilip verilmediği, bu hususta teamül oluşup oluşmadığına ilişkin davacı defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerekmesine rağmen herhangi bir inceleme ve irdeleme yapılmamış, gerekçesi açıklanmadan bu şahsın doğrudan para tahsil yetkisinin olduğu kabul edilerek eksik inceleme ile davacının alacaklı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bunun yanında davacı şirket yetkilisi tarafından ... aleyhine tahsil ettiği paraları ve tahsilat makbuzu koçanlarını teslim etmediği ve şirketi zarara uğrattığı iddiası ile şikayette bulunulması üzerine devam eden kovuşturma dosyası olan Küçükçekmece 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/379 esas sayılı dosyasının sonucunun iş bu dosyanın sonucunu etkileyeceğinden dosyanın celbedilerek incelenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece gerekçesi dahi açıklanmadan doğrudan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle eksik inceleme ve irdeleme ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun  KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 13.  Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/11/2021 tarih ve 2020/761 Esas- 2021/860 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 03/10/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cbbf280faea8ed3e","SID":"127279da5e074eb8"}}