{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/585 Esas <br>KARAR NO:2024/1439 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET   MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2020/649 Esas - 2021/811 Karar <br>TARİHİ:18/11/2021<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:26/09/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  Müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki içerisinde müvekkil tarafından  davalıya mal temin edilmiş ve bu hizmet karşılığı fatura düzenlendiğini, müvekkilin takip tarihi itibari ile 35.701,01-TL olan cari hesap alacağı davalı tarafından ödenmediğini, 27.08.2015 tarihli, 14.08.2015 tarihli e 10.08.2015 tarihli ekli faturalardan da görüleceği üzere müvekkil tarafından davalıya mal teslim edildiği ve bu malların davalı tarafından teslim alındığının açıkça ortada olduğunu, .... sayılı icra takibine davalı, müvekkil şirketin alacağını sürüncemede bırakmak amacıyla haksız ve kötü niyetli olarak  itiraz ettiğinden işbu davayı ikame etme zorunluluğumuz hasıl olduğunu, davalının  haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine itiraz ettiğini,  dava konusu edilen tutar likit ve belirlenebilir olduğundan İİK. md. 67 uyarınca icra takibine konu müvekkil şirket alacağının %20’sinden aşağı olmamak üzere hükmedilecek tazminatın davalıdan alınarak müvekkil şirkete ödenmesine, davalının davaya konu icra takibine itirazının iptaline ve takibin devamına karar verilmesi gerektiğini, Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesinde dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk yoluna başvurulduğunu,  tarafların anlaşamadıklarını, davalının .... sayılı dosyasına yaptığı tüm itirazların iptali ile takibin devamına, davalının  takip tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş,  bu  talebini  duruşmada tekrar etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  Söz konusu takibe konu borcun aracı şirket tarafından davacıya ödendiğini, davacı ile herhangi bir hukuki ilişkinin bulunmadığını zira davacı yakıtını ...Şti.ne verdiğini, bu şirket de yakıtını bize sattığını dolayısıyla davacının hukuki ilişkisinde bulunduğu şirketin....Şti.olduğunu, “Takibe konu olan dava bedelini ....Şti.ne ödediğini, zira aramızda olan ticari ilişkinin yıllarca bu şekilde devam ettiğini, söz konusu aracı şirket ile yapmış olduğum muhtelif görüşmelerde kendisine ödeden tüm bedellerin davacı ... A.Ş. ne ödendiğini, iş bu davanın....Şti.olduğunu,ne ihbar edilmesini ve ilgili şirketin de ihbar olunan davaya dahil edilmesini ve ticari defterlerin ve kayıtların incelenmesinin gerektiğini belirterek, davacının haksız davası ve taleplerinin reddi ile, icra takibi konusu tutarının 420 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 18/11/2021 tarih ve 2020/649 Esas - 2021/811 Karar  sayılı kararında;\"Huzurdaki dava,  İtirazın İptali ( Ticari hizmet ve satımdan Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasıdır.Davaya konu uyuşmazlığın tespiti; Taraflar arasında mevcut olduğu ileri sürülen ticari ilişki sebebiyle davacı tarafça davalı ile yapılan hizmet işlemi karşılığı alacaklarının tahsili yönünde yapılan takipte davacının davalıdan takibe konu  alacaklarının bulunup bulunmadığı, varsa miktarı hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.Davacı tarafından davalı aleyhine 05.07.2019 tarihinde Beykoz İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosya ile  35.701,01- TL asıl alacak üzerinden icra takibinde bulunduğu , davalının itirazı ile takibin durduğu anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinde davalıya mal ve hizmet temin edildiği  ve bu hizmet karşılığında fatura düzenlediği, verilen hizmetlerin karşılığını alamadığını ,davalıdan cari hesap ekstresi nedeni ile alacaklı olduğunu iddia etmiştir.Davalı ise davanın reddine karar verilmesini alacağı kabul etmediklerini, davacının ticari ilişki içerisinde bulunduğu şirket davadışı ... ödemeleri yaptığını, Davacıya ödeme yapması gereken şirketin ... Olduğunu,  fatura bedelini davadışı ... ödediğini dekont ile mahkemeye ispat edeceğini savunmuştur. İcra dosyası celp edilmiş ve yapılan incelemede davacı davasını  1 yıllık dava açma süresinde açtığı anlaşılmaktadır.Taraflara ait uyuşmazlık yıllarına ilişkin vergi dairesi kayıtları celp edilerek dosya içerisine alınmıştır.Davacının alacağının olup olmadığı hususunda tarafların ticari defterlerinin delil olarak dayanıldığı anlaşılmış ve mahkememizce taraflara ticari defterlerini incelemek üzere bilirkişi inceleme yaptırıldığı, davacı tarafın ticari defterlerini ibraz ettiği, davalı şirketin ticari  defterlerini sunmadığı anlaşılmaktadır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu/ Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil Olması - Madde 222 - (1): \"Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.\"(2): \"Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.\"(3): \"İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle: 22/7/2020 - 7251 sayılı Kanun md. 23) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.(4): \"Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.\"(5): \"Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.\"Türk Ticaret Kanunu madde 64- (1): \"(Değişik fıkra: 26/06/2012-6335 S.K./8.md.) Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.\"(2): \"Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.\"Madde 83- (1): \"Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir.\"Ticari defterler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 222 ve devamı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 64 ve devamında açıkça düzenlenmiştir.Ticari defterlere anılan Kanun'larda delil olarak hüküm ve sonuç bağlanmıştır. Tacirler, Türk Ticaret Kanunu'nun amir hükmü uyarınca ticari defter tutmak zorundadır.Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK. m. 222/1).Yine Türk Ticaret Kanunu madde 83/1'de ticari uyuşmazlıklarda Mahkemenin ticari defterlerin re'sen ibrazına karar verebileceği, Mahkeme re'sen ticari defterlerin ibrazına karar vermese dahi taraflardan birinin istemi üzerine ticari defterlerin ibrazına Mahkemece karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Ticari defterler, bazı şartların varlığı durumunda sahibi lehine delil olarak kullanılabilir. Şöyle ki: Uyuşmazlık ticari bir işten kaynaklanmalıdır. Bu iş, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmelidir.Taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olan uyuşmazlıklarda, arada sözleşme olsa bile defterler lehe delil olarak kullanılamaz. Uyuşmazlığın her iki tarafı da tacir sıfatını haiz olmalıdır. Taraflardan birinin ya da her ikisinin tacir olmaması halinde ticari defterler lehe delil olarak kullanılamaz. Öte yandan ticari defterler Kanun’a uygun tutulmuş olmalıdır. Tutulması zorunlu defterler eksiksiz, usulüne uygun tutulmalı, açılış kapanış onayları yapılmış olmalıdır. (TTK. m. 64) Ayrıca, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (HMK. m. 222/3)Davacı taraf bir ticaret şirketidir. Davalı taraf da bir ticaret şirketi olup tacirdir. Uyuşmazlık tarafların ticari işletmesinden ve ticari bir işten kaynaklanmaktadır.Dosya tüm  delillerin  ibrazından  sonra  konusunda  uzman  teknik  bilirkişilere  tevdi  edilmiş, bilirkişi raporu alınmıştır.Tüm Dosya Kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Davacının , dava dışı şirket olarak yer alan ....Şti arasında akaryakıt satışı ile ilgili müşteri temini oluşturulmasına aracılık etme faaliyetinin üstlenerek davacı şirket arasındaki ticari ilişkilerde müşterilerin şirket nezdinde doğabilecek tüm borçların ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu kabul ettiğine dair 21.12.2012 tarihli ticari bir çerçeve sözleşmenin imzalandığı anlaşılmaktadır. Davacı akpet ile davadışı ...... Arasında imzalanan 21.12.2012 tarihli çerçeve sözleşmesin de, taraflar arasındaki ilişkinin simsarlık ilişkisi olduğu, söz konusu Çerçeve Sözleşmesinin 2. Maddesindeki ... müşterileri tayin ve tespit etmesi ve müşterilerin ödeme sorumluluklarını garanti etmesine ve bunun karşılığında aracılık ücretlerine hak kazanmasına dair , sözleşmenin 4. Maddesindeki... ile müşteriler arasında ÖTV siz akaryakıt satışına yönelik aracılık yapmasına dair ve 5. Maddesindeki müşteri ile... arasındaki ticari ilişkilerden doğacak borçlar için ...'in müştereken ve müteselsilen sorumlu ve garantör olacağına dair hükümler aradaki ilişkinin simsarlık olduğunu doğrulamaktadır. Davalı şirket mahkememize süresi içerisinde ticari defterlerini incelemeye sunmamış , davalının vergi dairesi kayıtları dosyaya celp edilmiş,  davacı şirketin davalıya yapmış olduğu mal ve hizmetlerin ve dosyaya sunulan faturaların davalı firmanın Form BA kayıtlarında yer aldığı , davalıya hizmetin verildiğinde dair uyuşmazlığın olmadığı anlaşılmaktadır. Davalının, takibe konu borcun aracı ....Şti tarafından yapıldığına dair dava dosyasına sunmuş olduğu ilgili şirketin cari hesabından yapılan virman listesinin tetkikinde , dava konusu bedellerle ilgili 2014 yılının Kasım ayı ile 2015 yılının 9 temmuz tarihine kadar virman listesinin olduğu ancak bahse konu olan borç tutarı ile ilgili vriman listesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.  Dosya Kapsamında ve ticari defter kayıtlarında takip konusu bedellerin davalı tarafından veya davadışı ... tarafından davacı ...endiğine dair bir delil olmadığı, davadışı ...in davacı...'e bir takım çekler verildiği ancak bu çeklerinde ödenmediği anlaşılmaktadır. Dava dışı ...'in davacıya  sözleşmeye ait borcun ödenmesine garantör olması davalının sorumluluğunu kaldırmayacağı bu nedenle davacı isterse tahsilde tekerrür olmamak şartı ile alacağını davalıdan talep edebileceği anlaşılmakla, davadışı ... ŞTİ nin sözleşmenin 5. Maddesine göre grantör sıfatıyla , muhtelif çekler karşılığı davalı lehine alacak kayıt yapmak suretiyle , davacı davalı dahil dava dışı birçok şirketlerle birlikte davacıya vermiş olduğu toplam 892.967,05 TL çek bedelinin ödenmemesinden dolayı davacının davalıdan 35.701,01 TL asıl alacaklı olduğu kanaatine varılmış , davalının haksız itirazının iptaline karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu nakdi kredi alacağı likit (belirlenebilir) olup hükme esas alınan miktar üzerinden davacı yararına ayrıca icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar vermek gerekmiştir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 17/04/2019 Tarih, 2019/61 Esas ve 2019/2673 Karar).\"gerekçesi ile, \"Davanın KABULÜ İLE,-Davalının ... sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile, takibin toplam 35.701,01-TL asıl alacak ve işleyecek faiz yönünden asıl alacağı takip tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek değişen oranlarda avans faiziyle devamına, -Hükmedilen asıl alacağın %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, \" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkemece bilirkişi raporuna itiraz süresi dolmadan karar verildiğini, Yerel Mahkeme'nin, 24.06.2021 tarihindeki duruşmada taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için SMMM bilirkişisi görevlendirilmesine karar verdiğini; Bilirkişi, raporunu 26.10.2021 tarihinde mahkemeye sunduğunu, ilgili raporun davalı müvekkile  09/11/2021 tarihinde tebliğ edildiğini; 6100 sayılı HMK'nın 281/1 ve  27.maddesi uyarınca;  davanın taraflarının bilirkişi raporunun  kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgili rapora itirazlarını sunabileceğini; somut olayda bilirkişi raporunun, davalı müvekkile 09/11/2021 tarihinde tebliğ edildiğini; bu süreden başlayarak 2 haftalık itiraz süresi mevcutken yerel mahkemece bu durum gözetilmeden bilirkişi raporu hükme esas alınarak rapora itiraz süresi içerisinde 18/11/2021 tarihinde yapılan duruşmada davanın kabulü ve itirazın iptaline yönelik dosyanın karara bağlandığını; bu durumun adil yargılanma hakkı kapsamında hukuki dinlenilme hakkına ve savunma hakkına aykırı olduğunu; hukukî dinlenilme hakkının, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olduğunu; hukuki dinlenilme hakkının ikinci unsurunun, açıklama ve ispat hakkı olduğunu; tarafların, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahip olduklarını; dava konusu olayda müvekkili, ilgili bilirkişi raporuna itiraz süresi içerisinde ve daha itirazlarını sunmamışken yerel mahkemece, müvekkilin raporla ilgili açıklamada bulunma, savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkının ihlal edildiğini; bu durumun açıkça usule ve yasaya aykırı olduğunu, (Yargıtay 8.HD 09.11.2015 tarih, 2014/11186 E. , 2015/20073 K.),Bilirkişinin raporda hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, yerel mahkeme dosyasında, 26/10/2021 tarihinde sunulan bilirkişi raporu incelendiğinde; \"davacı ...le dava dışı ... Ltd.Şti arasında imzalanan 21.12.2012 tarihli Çerçeve Sözleşmesi incelendiğinde aradaki ilişkinin genel olarak aracılık, özel olarak da simsarlık olduğu, ... ile ...arasındaki sözleşmeye göre, TTK m.102'deki acentelik tanımında aranan, acentenin belirli bir yer veya bölgede faaliyet göstereceğine dair unsurun olmadığından, aradaki ilişkinin aracı acentelik ilişkisi olmadığı, simsarın aracılık ettiği sözleşmeye ait borcun ödenmesine garantör olmasına dair engel bulunmadığı\" şeklinde yapılan tespitlerin, hukuk nitelemeler içermekte olduğunu,  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 279/4.maddesine ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu 3.maddesi uyarınca,   maddi vakıaların hukuki niteliğini tayin, yani hukuku uygulamanın, bilirkişinin değil, hakimin asli işi olduğunu; yerel mahkeme dosyasındaki bilirkişi raporunun içerdiği hukuki nitelemeler bakımından bir bilirkişinin yapabileceği tespitlerin ötesine geçerek hakimler tarafından kullanılması gereken yargı yetkisi boyutuna ulaştığını ve sınırı aştığını; tüm bu nedenlerle bahse konu bilirkişi raporunun usule ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı ... A.Ş.  ile dava dışı aracı ....Şti (bundan sonra Hizmet Veren aracı şirket olarak bahsedilecektir) arasında hizmet veren aracı ...Şirketinin, davacının yaptığı işin asli unsuru olan akaryakıt satış faaliyetlerinde müşteri temini ve müşteri portföyü oluşturmasında aracılık hizmeti verilmesine, davacının ÖTV'siz akaryakıt satış yapabileceği müşteri grubunu tayin ve tespit ederek tüm mali ödeme sorumluluğunu uhdesinde kalmak üzere ürün alım-satımınıa dair ticari ilişkileri aracı olarak tesis etmesine, davacı nezdinde doğabilecek her türlü borçları 6098 sayılı kanunun \"Üçüncü kişinin fiilini taahhüt\" hükümleri çerçevesinde garantör sıfatıyla ifa etmesine, müşterilerin madeni yağ ihtiyaçlarının karşılanması için aracı şirkete, ....Şti'den madeni yağ satın alma yetkisi verilmesine, Hizmet Veren aracı şirketin bu aracılık hizmetleri ile garantörlüğü karşılığında aracılık-tellaliye ve sözleşmede belirtilen bedelleri ödemesine ilişkin karşılıkla hak ve yükümlülükleri düzenlemek amacıyla Çerçeve Sözleşmesi yapıldığını; taraflar arasında yapılan bu sözleşmenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca acentelik sözleşmesi olduğunu; her ne kadar taraflar, sözleşmede bu durumu tellaliye yani simsarlık olarak nitelemiş olsa da TBK'nın simsarlıkla ilgili 520 ve devamı maddelerine  bakıldığında simsarlık sözleşmesinin geçici nitelikte olduğunu,  6098 sayılı Kanun'un 520/1.maddesi uyarınca simsarlık sözleşmesinin, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme olduğunu, kural olarak simsarın, belli bir sözleşmenin yapılması için görevlendirildiğini ve bu sözleşmenin yapılmasıyla da simsarın tacirle arasındaki ilişkinin son bulacağını; oysa davacı ile dava dışı hizmet veren aracı şirket arasındaki ilişkinin geçici nitelikte olmadığını, sürekli olduğunu; bu süreklilik unsurunun, aracının tek bir veya önceden saptanmış belirli sayıda sözleşmenin kurulmasına aracılık edilmesi için görevlendirilemeyeceğini göstereceğini; TTK'nın acentelik başlıklı 102.maddesinin; \"ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.\" hükümünü içerdiğini, buna göre acentenin, aracı acente ve temsilci acente olmak üzere iki türü bulunmakta olduğunu; sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi meslek edinen acentenin, aracı acente olduğunu; bahse konu Çerçeve Sözleşme incelendiğinde dava dışı Hizmet veren aracı şirketin, davacının asli iş yükümlülüğü olan ticari deniz vasıtalarına ÖTV'siz akaryakıt satış faaliyetlerinde müşteri portföyü oluşturması, müşteri grubunu tayin ederek ürün alım-satımına dair ticari ilişkileri aracı olarak tesis etmesi olduğunun,  aralarındaki ilişkinin geçici nitelikte tek bir sözleşmenin yapılmasına yönelik değil de süreklilik arz edecek şekilde ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmeler için aracılık faaliyeti olduğunun açıkça görüldüğünü, her ne kadar ilgili maddede acentenin, faaliyetini belli bir yer veya bölge içinde göstermesinden söz edilmişse de bahse konu bu tekel hakkı TTK madde 104 gereği tarafların anlaşmasıyla kaldırılabileceğinden, bunun acenteliğin bir unsuru olarak değerlendirmenin isabetli olmayacağını; bahse konu Çerçeve Sözleşmesi'nde de dava dışı aracı şirketin, faaliyetini belli bir yer veya bölgede yapacağına dair bir hüküm bulunmamakta olduğunu; tüm bu anlatılanlar doğrultusunda davacı ile dava dışı aracı şirket arasındaki ilişkinin aracı acentecilik ilişkisi olduğunu,Dava dışı aracı acente...'in, bizzat teslim ettiği malların bedelini tahsile yetkili olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 106.maddesinin; \" Müvekkilinin özel ve yazılı izni veya vekâleti olmadan acente, bizzat teslim etmediği malların bedelini kabule ve bedelini bizzat ödemediği malları teslim almaya yetkili olmadığı gibi bu işlemlerden doğan alacağı yenileyemez veya miktarını indiremez.\" hükmünü içerdiğini, bu hükümden zıt kanıt yoluyla çıkarılan sonucun; aracılıkta bulunan acentenin, kendisine özel olarak yetki verilmemiş olsa bile bizzat teslim ettiği malların bedelini kabzedebileceği, bedelini ödediği malları teslim alabileceği ve bu sözleşmelerden doğan alacağı tecil veya miktarını tenzil edebileceği olduğunu; doktrinde de bu durumun; \"Aracılıkta bulunan veya sözleşme yapan acente, kendisine özel olarak yetki verilmemiş olsa bile, bizzat teslim ettiği malların bedelini tahsil etme, bedelini ödediği malları teslim alma ve bu işlemlerden doğan alacağı tecil ve tenzil etme yetkisine sahip olmaktadır.\" şeklinde ifade edildiğini; ayrıca 6102 sayılı yasanın 119/2.maddesinin \" Müvekkile ait mallar acente tarafından sözleşme veya kanun gereği satıldığı takdirde, acente bu malların bedelini ödemekten kaçınabilir.\" hükmünü içerdiğini, aracı acentenin, kendi müvekkiline ait malların satışından tahsil ettiği bedeli de alacakları ödeninceye kadar müvekkiline iade etmekten kaçınabileceğini; açıkça görüldüğü üzere aracı acentenin bizzat teslim ettiği malların bedelini tahsil yetkisinin TTK m.119’daki acentenin hapis hakkı ile de teyit edilmekte olduğunu; Dava konusu olaya bakıldığında bahse konu satış işlemindeki yakıtları, dava dışı hizmet veren aracı şirketin bizzat kendisinin müvekkiline teslim ettiğini; bu hususun aracı acente ... tarafınca da doğrulanmakta olduğunu; ilgili madde uyarınca dava konusu malları bizzat kendisi müvekkile teslim eden dava dışı aracı acente ...'in, bahse konu malların bedelini tahsile de yetkili olduğunu, bahse konu tahsil yetkisi uyarınca davacı tarafından yerel mahkemeye sunulan faturaların bedellerinin müvekkilince; dava dışı aracı acente ...'e ödendiğini; her ne kadar Çerçeve Sözleşme ile davacı tarafından aracı acente ...'e tahsil yetkisi verilmediği iddia edilse de, söz konusu yetkinin bizzat kanundan kaynaklanmakta olduğunu; ticari bir işle ilgili uyuşmazlığa ilk olarak emredici kanun hükümleri uygulandığını; taraflar arasında yapılan sözleşme hükümlerinin, uyuşmazlığın çözümünde ikinci sırada dikkate alındığını; doğrudan kanundan kaynaklanan bir yetki için sözleşme de böyle bir yetki verilmediği iddialarının geçersiz ve hukuka aykırı olduğunu; tüm bu anlatılanlar doğrultusunda aracı acente ...'in, davacı ...'e müvekkilce yapılacak ödemeleri kabule yetkili olduğunu, ...'e yapılacak ödemeyle asıl borçlunun borçtan kurtulacağını; halihazırda davacı ile davalı müvekkili arasında gelişen ticari teamül gereği; yıllardır davacının satış işlemine konu olan tüm malları aracı acente ... tarafından müvekkiline teslim edilmekte ve ilgili malların bedellerinin de yine aracı acente ... tarafından tahsil edilmekte olduğunu; ticari teamüllerin, uzun zamandan beri uygulanan ve bunun sonucu olarak ilgili çevrelerde veya taraflar arasında uyulması inancının yerleşmiş olduğu davranış kuralları olduğunu; ticari işletmelerin müşterileri ile yaptığı işlemlerde yıllardır süregelen uygulamaları, bunların müşteriler tarafından açık veya zımni şekilde kabul edilmelerini gerektirdiğini; somut olaya bakıldığında davacının müvekkili ile girdiği ticari ilişkilerinde aracı acentenin mal teslim ve bedelini tahsil uygulaması uzun zamandan beri müvekkili tarafından da kabul görmekte ve bahse konu ticari ilişki bu şekilde yürütülmekte olduğunu; aracı acente de kendi müvekkili adına tahsil ettiği bedeli, zamanında iade etmek zorunda olduğunu; aracı acente ...'nin müvekkile bizzat kendisinin teslim ettiği dava konusu yakıtların bedellerinin müvekkilce...e ödendiği, ilgili ödemelerin hakimin davayı aydınlatma ödevi gereği davalı müvekkile ait ticari defterlerin, ödemelere ilişkin dekontların ve aracı acentenin virman listelerinin dikkate alınmadan karar verilmesinin yasaya aykırı olduğunu, Dava konusu bedellerin davacı şirkete, aracı acente ... tarafından ödendiğine yönelik aracı acente cari hesabından yapılacak Virman listesi incelendiğinde 10.08.2015 tarihli ... nolu fatura bedeli olan 9.254,03 TL, 14.08.2015 tarihli ... nolu fatura bedeli olan 9.164,65 TL, 27.08.2015 tarihli .... nolu fatura bedeli olan 17.282,33 TL virman yapılacak tutar olarak kaydedildiğini; 01/08/2015-31/08/2015 tarihleri arasında ilgili satış konusu mal bedellerine ait ödeme bilgileri de bulunan virman listelerinin, Yerel Mahkeme dosyasında mübrez olmasına rağmen bilirkişinin sadece 2015 yılının 9 Temmuz tarihine kadar virman listelerinin mevcut olduğu, bahse konu olan borç tutarı ile ilgili virman listesinin olmadığına ilişkin tespitlerin hatalı olduğunu, Tüm bu sebeplerle Yerel Mahkeme'nin 18/11/2021 tarihinde vermiş olduğu davanın kabulüne, yapılan itirazın iptaline ve %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine şeklindeki kararının bozulması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenler ileyargılama sürecinde icranın geri bırakılması kararı verilmesine; yerel mahkemece 18.11.2021 tarihinde verilen itirazın iptalkararınının bozulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana bırakılmasına, arar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; dava ve takip dayanağı akaryakıt satış faturalarından doğduğu iddia olunan  alacağın tahsili için başlatılan ilamsız takibe  itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı yan, davalıya akaryakıt satıp teslim ettiğini, karşılığında düzenlemiş olduğu üç adet fatura bedelinin ödenmediğini, bu nedenle davalı aleyhine takip başlattığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu beyan ederek itirazın iptalini talep etmiştir.Davalı yan,  davacı ile dava dışı ..Şirketi arasındaki çerçeve sözleşme kapsamında ...Şirketi'nin davacının aracı acentesi olduğunu, yine bu çerçeve sözleşmeye istinaden ... Şirketi'nin davacı şirkete müşteri portföyü oluşturma, müşterilerin akaryakıt ihtiyaçlarını karşılama yükümlüğü altına girdiğini,  ayrıca müşterilerin kendilerine satılıp teslim edilen ürünlerden doğan borçlarını davacı şirkete ödemeyi garantör sıfatıyla taahhüt ettiğini, davalının da ... aracılığı ile davacıdan akaryakıt aldığını, taraflar arasındaki ilişkinin müşterilerin ödemelerini ... Şirketi'ne yapması, bu tutarların ... tarafından davacıya ödenmesi şeklinde ilerlerdiğini, bu üç fatura bedelinin davalı tarafından ...Şirketi'ne ödendiğini, nitekim ...'in 2015 yılına ait davalının da aralarında bulunduğu çok sayıda müşteri faturalarını ve dava konusu faturaları içeren virman listelerinde ödemenin ...'e yapıldığının, ... tarafından da uhdesindeki bu tutarlar karşılığı davacıya ödeme yapıldığının görüldüğünü savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz süreleri dolmadan hazır bulunmadıkları duruşmada tahkikatın bitirilmesi ve hüküm verilmesinin hukuka aykırı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuki tespitler içermesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu, mahkeme kabulünün aksine davacı ile dava dışı ... arasında simsarlık değil acentelik ilişkisi bulunduğu, ..'in davalıya bizzat teslim ettiği ürünler için davacı adına tahsilat yetkisi bulunduğu,  davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkide, ...'in mal teslim ve bedelini tahsil uygulamasının uzun zamandan beri yürütüldüğü, bu şekilde bir teamül de oluştuğu, buna rağmen mahkemece davalı defterleri incelenmeksizin ve dava aydınlatılmaksızın hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu yönündedir. Mahkemece; savunma konusu davacı ile dava dışı ..arasındaki çerçeve sözleşme dosyaya getirtilmemiş, takip dosyası, tarafların 2015 yılı ba-bs formları celbedilerek 24/06/2021 tarihli davalı yanın hazır bulunmadığı celsede taraf defterleri üzerinde mali bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve fakat defterlerini ibraz hususunda yalnızca davacı yana kesin süre verilmiş, celse arasında ibraz edilen bilirkişi raporu taraflara 09/11/2021 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, HMK'nun 281/1 fıkrası uyarınca, davalının yasadan doğan rapora karşı iki haftalık beyan ve itiraz süresi dolmadan 18/11/2021 tarihli davalının hazır bulunmadığı celsede tahkikat bitirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. HMK'nun 281/1 maddesinde düzenlenen iki haftalık süre, kanun koyucu tarafından belirlenmiş olup, HMK'nun 90/1 fıkrasına göre hakim tarafından kısaltılması yahut uzatılması mümkün olmadığı gibi, davalı yanın yasal itiraz süresinin dolması beklenmeksizin hüküm verilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile bu hakkın bir görünümü olan ve HMK'nun 27 maddesinde hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğindedir. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerindedir. Kabule göre de; bilirkişi raporunda davacı ile dava dışı ... arasındaki çerçeve sözleşmeden bahsedilmesine rağmen, dosya içerisinde fiziken veya UYAP sistemi üzerinde bu sözleşmenin mevcut olmadığı, nitekim mahkeme ara kararlarında da bu sözleşmenin dosyaya celbine ilişkin bir ara karar bulunmadığı, öte yandan bilirkişi raporunda davalı yanın ticari defterlerini ibraz etmediğinden bahsedilmiş ve yalnızca davacı kayıtları incelenmiş ise de; davalı yana defterlerini ibraz hususunda HMK'nun 219, 2020 ve 222 maddelerine uygun sonuçları hatırlatılarak kesin süre verilmediği  anlaşılmış olup, mahkemece HMK'nun 31 maddesi uyarınca taraflara çerçeve sözleşme ve varsa dava dışı ...'in davacı adına tahsil yetkisi bulunduğuna dair yetki belgesinin sunulması, davalının ödeme savunması ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin dava dışı şirketin davacı adına aracılık ettiği müşterilerden tahsilat yapması, bu tutarları davacıya göndermesi şeklinde yürüdüğüne dair savunmasının aydınlatılabilmesi için, davacının, davalının ve dava dışı iflas tasfiyesi İstanbul ... İflas Müdürlüğü'nün ... iflas sayılı dosyasında yürütüldüğü anlaşılan dava dışı ... şirketinin ticari defter ve kayıtları üzerinde mali bilirkişi incelemesi yapılarak, davalının dava dışı ...'e takip konusu üç fatura bedelini ödeyip ödemediği, dava dışı ...'in davacı adına  tahsil yetkisi bulunup bulunmadığı, davalı tarafından sunulan virman listesinde yer alan çeklerin davacı defterlerine kaydedilmiş olması karşısında bu çek bedellerinin ödenip ödenmediği hususlarında mahkeme ve kanun yolu denetimine açık mali bilirkişi raporu alınması gerekirken, yalnızca davacı defterleri üzerinde yapılan eksik incelemeye dayalı rapor esas alınarak hüküm verilmesi yerinde olmamış, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma ilamı doğrultusunda mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/11/2021 tarih ve 2020/649 Esas - 2021/811 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/09/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"21ac0f0bc1423433","SID":"cf4749820f25bbd9"}}