{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/929 <br>KARAR NO: 2024/1252<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/04/2023<br>NUMARASI: 2022/673 Esas -  2023/343 Karar<br>DAVA: Tazminat (Şirket Müdürünün Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/09/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ve davalının 2015 yılının Mayıs ayında ...Limited Şirketi adında iki ortaklı bir şirket kurduklarını, bu şirket kapsamında müvekkili müşterilerin klemens siparişlerini topluyor ve daha sonra siparişleri Almanya'ya bildirdiğini, bu durumun, bir müddet böyle devam ettiğini, davalının malı müşterilere gönderirken ...'ten kestiği faturaya %2 kâr ekleyerek kendi firması olan diğer davalı ...'ne fatura ettirmiş, ... firmasından müşterilere satış fiyatı üzerinden fatura etmiş ve aradaki farkı haksız kazanç olarak şirketine aktardığını, ayrıca Almanya'daki şirket ile yapılacak sözleşmelerde de müvekkiline hiç danışmadığı, sadece kendisi karar vererek sözleşmeleri imzaladığını, yine şirketin gidişatıyla ilgili müvekkilinin hiçbir bilgi alamadığını, şirket kurulduğu tarihten itibaren şu ana kadar, hiçbir zaman ortaklar kurulunu toplamamış, bu nedenle müdür dışındaki ortağı yani müvekkilini şirketin faaliyeti, şirketin kârlılığı konusunda bilgilendirmediğini, bu sebeple müvekkilinin, şirketin kâr-zarar durumunu incelemek ve denetlemek üzere şirketin 2015'ten bu yana ticari defterlerinin, bilançolarının, dönem sonu mizanlarını, ayrıca her dönem sonunda vergi dairesine verilen kurum vergi beyanname onaylı suretlerinin hazır edilerek ve şirket mali müşavirinin de davet edildiği bir toplantı talep ettiği, ancak bu talep davalı tarafından yerine getirilmediğini, davalı kuruluş sözleşmesindeki müdürlük yetkisi bittikten sonra Almanya'daki firmadan ... firmasına gönderilen ürünlerin anlaşmasını %90 hissesi kendisine %10 Hissesi ...'na (davalının ablası ait olan ... Firması ile yapılmasını sağlamış ve rekabet yasağını ihlal etmiş, ticari teamüllere aykırı davrandığını, Almanya'dan ... şirketine direkt olarak gönderilen ürünlerin alım tarihlerinden de bu durum ortaya çıkacağını, şirket müdürü ..., ithal edilen malları ispat edileceği üzere, Türk Ticaret Kanunu ilgili hükümleri gereği rekabet yasağı hükümleri doğrultusunda, yazılı izin almaksızın, kendi sahibi olduğu ( %90 hissesi davalıya aittir ) ... şirketine, çok düşük kârlarla satmış, faturalar almış, şirketi zarara uğratarak kendi şirketini kârlılığa geçirdiğini, bu olayları ispat edecek ithalat alım ve satış faturaları ve yevmiye kayıtları ile şirketin mali verileri incelenmesi sonucu açık bir şekilde ortaya çıkacağını belirterek davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle haksız rekabetin varlığına dayanarak dava açmak için Türk Ticaret Kanun'unun öngörmüş olduğu bir zamanaşımı süresi bulunduğunu, Türk Ticaret Kanun'unun 60. Maddesi ''...davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar...'' demek suretiyle zamanaşımı sınırı belirlediğini, davacı tarafın talepleri incelendiğinde 2016-2017-2018-2019-2020 yıllarına ait talepleri bulunduğunu, bahse konu yıllar dikkate alındığında davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığı görüleceğini, davacı tarafın talep hakkının varlığını (ki talep hakkı bulunmamaktadır.)öğrendiği andan itibaren 1 yıl içerisinde dava açmayarak talep hakkının zamanaşımına uğramasına sebep olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesi incelendiğinde sanki müvekkili ...'ni davacı tarafında ortak olduğu ... Tic. Ltd. Şti. 'den daha sonra kurulduğu ve davacının ortağı olduğu ... Tic. Ltd. Şti'nin işlerinin müvekkil şirket olan ...'ne  kaydırıldığı iddiası olduğu anlaşıldığını, fakat Ticaret Sicil kayıtları incelendiği takdirde müvekkili şirketin kuruluş tarihinin davacının da ortağı olduğu şirketin kuruluş tarihinden önce olduğu görüleceğini, bu husus sicil kayıtları istendiği takdirde rahatça anlaşılacağını, yine davacı, müvekkili şirket olan ...'ne ait kredi kartını 2015 yılından 2017 yılının sonuna kadar kullanmış olup davacı tarafın eşi Ufuk Vural'da müvekkili şirkete ait olan yemek ticketını 2017 yılının sonuna kadar kullandığını, yine davacı tarafın, bir dönem müvekkili şirket olan  ...'nde sigortalı olarak çalıştığını, yine davacının ihtarname çektikten sonra müvekkilinin, şirket muhasebecisi ile birlikte davacı ile görüşmeye gittiğini, davacı tarafın, şirket faaliyetleri konusunda tekrar bilgilendirildiğini, kaldı ki müvekkili birçok kez toplantı talep ettiği halde davacı türlü bahanelerle bu toplantılara iştirak etmediğini, gerektiği takdirde şirket muhasebecisi ve başkaca kişilerin de tanık olarak dinletilmeye hazır olduğunu, ayrıca haksız rekabetin önlenmesi ve tazminat davası açabilmenin sıkı şartları bulunduğunu, bu şartların incelenmesinin de gerektiğini, şartların; Bir zararın veya zarar tehlikesinin varlığı, uygun illiyet bağının olması gibi şartlar bulunduğunu, bahse konu dava incelendiği takdirde müvekkili, davacı ile ortağı olduğu şirketi asla bir zarara uğratmadığını, davacının iddiasının düşük kar payı ekleyerek fatura kesmek olup bir zararın varlığından söz etmek mümkün olmadığını, müvekkili, davacı ile ortak olduğu şirketi zarar ettirecek hiçbir ticari ilişki içerisine de girmediğini, davacının ortağı olduğu şirketin her yıl kar ettiğini, zarara uğradığı yıl bulunmadığını, bu yönüyle de davanın haksız olduğunun ortada olduğunu, müvekkili, davacı ile ortağı bulunduğu şirketin kira, vergi ödemeleri, fatura vb. giderlerini de kendisi karşıladığını, bu hususların şirket defterleri incelendiği takdirde görülecek olup gerekirse ilgili kurumlardan bilgide istenebileceğini belirterek davanın öncelikle usulden reddine, esasa geçilip inceleme yapıldığı takdirde esastan reddine,  yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" Davacı, ortağı olduğu dava dışı şirketin şirket müdürü davalı ...'nun ve diğer davalı şirketin kusurlu ve haksız eylem niteliğinde  haksız rekabetleri nedeniyle zarara uğratıldığını ileri sürerek, zararın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş olup, TTK'nın 553. maddesine göre, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda şirketin doğrudan uğradığı zarar sebebiyle şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı zarardan sorumludurlar. davacı, davalı yönetici ile diğer davalının birlikte hareket ederek ortağı olduğu şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürerek zararın tazminini talep etmişse de, davacının dava dilekçesi kapsamında iddia ettiği zararların dolaylı zarar niteliğinde olduğu anlaşılmakla   hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesi talep edebilecektir. TTK'nın 555/1. maddesine göre şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibi ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekken somut olayda zararın dava dilekçesi sonuç ve istek  kısmına göre davacıya ödenmesinin talep edilmesi karşısında HMK'nın 26/1.maddesi uyarınca taleple bağlılık kuralı gereği davacının işbu davada taraf sıfatı bulunmamakla HMK'nın 114/1-d ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın aktif taraf sıfatı yokluğu nedeniyle usulden reddine,...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme kararının hem kendi içinde çelişkili hem de hukuki yararı bulunmayan bir karar olduğunu, davacının davaya konu zararın tazmin edilmesini talepte haklı menfaati bulunan ... Tic. Ltd. Şti'nde pay sahiplerinden biri olduğunu ve taraf sıfatlarının bulunmadığı hususundaki kararın eksik ve hatalı olduğunu, davacının başka türlü hakkına ulaşması mümkün olmadığından davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunu,  mahkemenin dava dilekçelerinin sonuç ve istem kısmında tazminatın davacıya ödenmesini talep etmelerini yerinde görmediğini ve taleple bağlılık kuralı gereğince davanın reddine karar verdiğini,  bu kararın kesinlikle yerinde olmadığını, İlk derece mahkemesinin bu hususta ıslah hakkı tanıyabilme imkanı varken, tüm hukuk yollarını tüketmeden haklı davalarının reddedilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacının, davalıları birlikte hareket ederek ortağı olduğu şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürerek zararın tazminini talep ettiğini, davacının iddia ettiği zararların dolaylı zarar niteliğinde olduğu anlaşılmakla hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesini talep edebileceğini,  TTK'nın 555/1. maddesine göre şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibi ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekken somut olayda zararın dava dilekçesi sonuç ve istek kısmına göre davacıya ödenmesinin talep edilmesi davanın reddini gerektiren bir sebep olduğunu, ilk Derece Mahkemesinin kararının doğru olduğunu, ayrıca davacı tarafın davayı açmakta hukuki yararı olduğuna katılmalarının mümkün olmadığını, kanunun usuli şartları açık bir şekilde saydığını, davacının dava açmakta hukuki bir yararı bulunmadığını beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğu davasıdır.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davacının taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiş,  karara karşı davacı  vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; eldeki uyuşmazlıkta davacının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Dava dışı ... Ticaret   Ltd.Şti.nin her biri %50 hisseye sahip  2 ortaklı şirket  olduğu, davalı gerçek kişinin ilk 5 yıl için müdür olarak seçildiği ve şirketin onun tarafından temsil edildiği, davacı iddialarının davalı müdürün haksız ve hukuka aykırı işlemleri ile şirketi zarara uğrattığının belirtildiği ancak oluşan zararın şirkete değil kendisine ödenmesinin talep edildiği  anlaşılmaktadır. Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6762 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçekten de, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır.  Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir. Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır. Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir. Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları  zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir. Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir. Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır. 6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır. Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle  bu davayı açmaktadır. Dava ehliyeti, kişinin bizzat bir davayı açabilme veya davada davalı olarak yer alabilme yetkisini ifade eder ve medeni hukuktaki fiil ehliyetinin usul hukukundaki karşılığıdır. Haliyle eldeki davada davacının dava ehliyeti bulunmaktadır. Buna karşın husumet ise tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Pay sahipleri ve alacaklıların  doğrudan zararları; yöneticilerin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda pay sahipleri ve şirket alacaklılarının bizzat ve bireysel,  doğrudan doğruya zarara uğramalarıdır. Bu zararlar şirketin zararından bağımsız olduğundan ayrıca şirketin zarara uğrayıp uğramadığının da önemi yoktur. Bu zararlar ortak ve şirket alacaklısı sıfatı sonucu olarak görülmüş zararlardır. (Prf. Dr. Hasan Pulaşlı, şirketler hukuku şerhi 3. Cilt sayfa 2561 ) (Emsal: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1688 E. 2023/3956 K. Sayılı ilamı) Somut olayda; davalı müdüre isnat edilen eylemler dava dışı şirketi zarara uğratıp kendi hakimiyetindeki başka şirkete kârın aktarıldığı dolayısıyla şirketin zarara uğratıldığı iddiası olup uğranıldığı iddia edilen zarar davacını doğrudan zararı olmayıp dolaylı bir zarardır. Doğrudan doğruya davacıyı zarara uğratmaya yönelik bir eylem isnat edilmeyip şirketin kötü yönetilmesi sebebine dayalı zarardan bahsedildiğinden meydana gelen zarar, dolaylı zarar olmakla davacının bu talebi yönünden aktif husumeti bulunmamaktadır. Bu durumda ilk derece mahkemesince  verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:  1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 247,7‬0 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"234e6668f55938c9","SID":"e09abe51c4d82abd"}}