{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/700 <br>KARAR NO: 2024/1310<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/01/2023<br>NUMARASI: 2022/189 Esas -  2023/29 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/09/2024<br>Taraflar arasındaki Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı ... Dış Tic. A.Ş. arasında emtia alım satımı kapsamında bir ticari ilişki sürdürülmekte iken davalı ... Dış Tic. AŞ'nin müvekkili şirkete T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Sigortalar kurumu Başkanlığı Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü. İstanbul Sağlık İşleri İl Müdürlüğü nezdinde adına tahakkuk etmiş veya edecek olan alacaklarını Borçlar Kanunu'nun 162. ve temlik ile ilgili maddelerine göre gayri kabili rücu olarak Kadıköy ...Noterliğinden tanzim edilen 02.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000,00 TL bedelli. 05.12.2003 Tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli. 12.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 300.000.00 TL bedelli. 22.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli senetler ile müvekkili şirkete temlik ettiğini. müvekkili şirketin, temlik senetleri ile ... Dış Tic. AŞ ile ticaret yapmaya devam ettiğini, davalı ... Dış Tic. AŞ tarafından müvekkili şirkete başkaca temliklerde verildiğini, bunlarında ödemesinin yapılmadığını, ancak bu temliklerin burada belirtilmediğini. davalı ... Dış Tic. A.Ş. yetkilisi ..., temliklerde yer alan imzanın kendisine ait olmadığını, imzaların davalı ... tarafından taklit edildiğini, temlik alacaklılarından mal veya hizmet almadığını, gerek ... gerekse diğerleri hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, temliklere ilişkin bedellerin müvekkili şirkete ödenmediğini, davalı ... AŞ'nin borçlusu olduğu 134 adet temlik sözleşmesi düzenlendiğini, bu temliklerin 46 adedinin davalı ... tarafından imza edildiğini, mezkur temlik sözleşmelerinin 88 adedinin ise ... tarafından imza edildiğini, temliklerden 34 adedinin ... tarafından imzalandığı halde ödemesinin yapılmadığını, mezkur temliklerin tanzim ve imzasında davalı ... ile davalı ...'un birlikte hareket ettiği ve ... Dış Tic. AŞ.'nin finans zorluğunu aşmak için yapıldığının anlaşıldığını, davalı Şirket'in bazı temlik alacaklılarından ödünç para aldığını,  bazı temlik alacaklılarından da mal alarak bunları spottan nakde dönüştürdüğünü düşündüklerini, her iki davanın da yargılandığı Kadıköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/126 Esas sayılı dosyasından yapılan yargılamada sanık ... ve sanık ...'a TCK 204/1 uyarınca 29 ayrı kez sahtecilik suçundan 1 'er yıl 8'er ay hapis cezası verildiğini. temlik alacaklılarından ...ın açmış olduğu İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18.06.2013 tarihli 2013/3 Esas. 2013/208 Karar sayılı dosyasında davacının uğramış oldukları haksız fiil sebebi ile zararın tazminine karar verildiğini, davalıların dava konusu temliki düzenlerken kanundan kaynaklanan yükümlülükleri ihlal etmeleri, gerekli dikkat ve özeni göstermemeleri nedeniyle meydana gelen zarardan mesul olduklarını, sonuç olarak yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, davanın kabulüne  750.000.00 TL  zararın işlem tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalılar ... ve ... Dış Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde belirttiği 4 adet temliknamenin zamanaşımına uğradığını dava konusu sahte temliknamelerin şirket çalışanı ... tarafından müvekkilinin imzasının taklit edilmesi suretiyle imzalandığını. huzurdaki davada müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini. sorumlu kişilerin müvekkilleri değil yetkisiz şekilde temliknamelere imza koyan, sahtecilik olaylarını yapan ve organize eden ... ve davacı da dahil işbirlikçileri olduğunu, dava konusu olayda davalı müvekkilleri için ne istihdam edenin sorumluluğu ne de haksız fiilin söz konusu olmadığını, davacı şirketle müvekkilleri arasında hiçbir ticari ilişki olmadığını, bu sebeple dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini. müvekkili şirketin muhasebe bölümünde çalışan diğer davalı ...'un yapmış olduğu sahte belgelerin ...'un şirketten kaçtıktan sonra ortaya çıktığını, iş akdinin Kadıköy ...Noterliğinin 11.06.2004 tarihli ihtarıyla feshedildiğini. Kadıköy Cumhuriyet Savcılığina şikayet yapıldığını. ...'un 08.09.2004 tarihinde tutuklanarak cezaevine konulduğunu, akabinde davacının da dahil olduğu birçok kişinin sahte çek, sahte bono, sahte temliknamelerle müvekkil şirketi dolandırmaya çalıştıklarını, dava konusu temliknamelerin de sahte olduğunu, kesinleşen Ağır Ceza Mahkemelerinin kararları ile. müvekkili ...'ın ... ve dahil olduğu ... liderliğindeki çete tarafından para ve mallarının yağma edildiğinin sabit hale geldiğini, ... Şirketler Grubunun ana sözleşmesindeki hüküm uyarınca temsil ve ilzama ...'ın yetkili olduğunu ve bunun ticaret siciline tescil edildiğini, üçüncü kişilerin ...'u yetkili kişi olarak tanıyorduk şeklindeki savunmalarının TTK 38-39/1 .maddesi uyarınca dinlenmeyeceğini, işlem yapmaya yetkili olmadığının mahkeme kararları ile sabit olduğunu, dava konusu ile aynı nitelikte olan sahte temlikname. sahte çek,  sahte bonolarla ilgili olarak müvekkillerine açılan davalarda, müvekkilinin ve müvekkil şirketlerin sorumluluğunun bulunmadığının tespit edildiğini ve davaların müvekkilleri lehine sonuçlandığını, davacının delil olarak sunduğu İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/3 Esas 2013 208 Karar sayılı dosyadan müvekkilleri hakkında davanın reddine karar verildiğini, davacının tüm bu süreçleri bilmesine rağmen, on yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra açtığı davada müvekkillerine  husumet yöneltmesinin haksız, mesnetsiz ve dayanaktan yoksun olduğunu. Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/62 D. İş sayılı dosyası ile diğer temliknameler gibi söz konusu temliknamedeki imzanın da müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, söz konusu temliknameyi ...'un sahte olarak düzenlediğini ikrar ettiğini ve ...un İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005 262 E. sayılı dosyasından mahkum olduğunu söz konusu temliknamenin  sahte olduğunun mahkemeler tarafından tespit edilmiş olduğunu, müvekkillerin  bağlayıcı olmadığını, davacının müvekkillerinin istihdam eden olması sebebi ile sorumlu olacağı iddiasının tamamen haksız mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, somut olayda ...'a verilen işini şirketlerin fınansal tablolarını çıkarıp bunu yönetim kuruluna iletmekten ibaret olduğunu, zarar yardımcı kişiye verilen işin görülmesi sırasında meydana gelmediğinden zarar ile yardımcı kişinin eylemi arasında işlevsel bir bağ bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde, müvekkili şirketle arasında emtia alım satımı kapsamında bir ticari ilişki olduğunu ileri sürdüğünü, bu hususun asılsız olduğunu, davacı vekilinin bu konuda hiçbir delil ibraz edemediğini, ticari defterleri incelendiğinde davacı ile aralarında hiçbir şekilde ticari ilişki olmadığını, bu konuda davacı tarafından ileri sürülecek bilgi ve belgelere karşı savunma ve delil ibraz haklarını saklı tuttuklarını belirterek  öncelikle davanın usulden reddine, esasa girilmesi durumunda, haksız, mesnetsiz, ispatlanamamış davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; cevap dilekçesinde özetle; temlik sözleşmelerinin onaylama şeklindeki noterlik işleminin mesnet gösterilerek iddia edilen zararın doğumuna sebebiyet verildiği gerekçesiyle, husumetin notere ve başkatibine karşı yöneltilmesinin tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu,  davanın haksız fiil hükümleri gereği bir yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğunu, somut olayda temliklerin 2003 senesinde düzenlendiği davanın ise 2013 yılında açıldığı dikkate alındığında davaya konu taleplerin zamanaşımına uğradığını, temlik sözleşmelerinin onaylama şeklindeki noterlik işlemi ile iddia edilen zarar arasında uygun illiyet bağının hiç doğmadığını, bu bağlamda notere ve başkatibine bir sorumluluk yüklenebilmesi için davacının iddia ettiği zararın noterlik işleminden kaynaklı olmasının zorunlu olduğunu, ancak somut olayda onaylama şeklindeki noterlik işleminden kaynaklı bir zararın meydana gelmediğini, zira somut olayda temlik belgesine dayanılarak ve itibar edilerek gerçekleştirilmiş zarar sebebi olabilecek hiçbir işlem ve eylemin vaki olmadığını, davacının iddia ettiği zararın dayanağı olan 750.000.00 TL miktarında emtiayı davalı ... şirketine sattığını ispatlamak zorunda olduğunu, faturalar ile ispatının zorunlu bulunduğunu, iddia edilen satım sözleşmesi ve emtianın teslim edildiğinin ispatlanamaması halinde satım işleminin yok hükmünde olacağını ve yapılan temlik sözleşmesinin de geçersiz olacağını, ayrıca her durumda davacının ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedeniyle noter işlemi ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini, Netice olarak; öncelikle zaman aşımına uğrayan tazminat taleplerinin reddini, iddia edilen ticari satıma konu olan emtia miktar ve değerinin ticari kayıt ve bunların dayanakları faturalar ile ispat edilememesi halinde başka bir incelemeye gerek kalmaksızın davanın reddini, iddia edilen zararın noterin tasdik işleminden bağımsız olarak doğmuş olması nedeniyle davanın reddini, üçüncü kişinin ve bizzat davacının ağır kusuru nedeniyle uygun illiyet bağının kopmuş olması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Mirasçıları vekiline ve davalı ...'a usulüne uygun olarak tebligat yapılmış ancak davalı mirasçıları ile davalı ... vasisi  davaya cevap vermemişlerdir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ..Dava konusu 4 adet temlikname ile davacıya 750.000 TL temlik edilmiş davacının 750.000.00 TL zarar iddiasıyla tazminat istemine dayanak olan dava konusu 4 adet temliknamede (Kadıköy ..Noterliğinden tanzim edilen 02.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli. 05.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli. 12.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 300.000.00 TL bedelli. 22.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli) davalı şirket unvanı altındaki imzanın, şirketi bu işlemlerde temsile yetkili olan davalılardan ...'a değil, şirketi temsile yetkili olmayan şirket çalışanı ...'a ait olduğu, gerek Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/62 D. İş sayılı dosyasından yapılan delil tespiti suretiyle, gerekse İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2005 262 Karar. sayılı dosyasından verilen ve kesinleşen karardaki vakıa tespitleriyle ortaya konulmuştur.Ancak davacı, davalı şirketten aralarındaki alım satım ilişkisinde alacaklı olduğunu, temliklerin bu nedenle yapıldığını iddia etmektedir,  incelenen tarafların ticari defterlerine göre davacının alacağının doğduğunu iddia ettiği 2003 ve 2004 yılı ticari defterleri usulüne uygun tutulmamıştır, davacı alacağının varlığını gösteren başka deliller de sunmamıştır, davalının bu döneme ilişkin ticari defterlerinde ise davacı değil,  davalı alacaklı görünmektedir. Yani ticari defterlerde davacı lehine alacağın varlığını gösteren bir ispat sonucu çıkmamaktadır, davacının davalı şirketten  alım satım ilişkisine göre alacaklı olduğu iddiası dosyanın mevcut durumuna göre  ispat edilememiştir. Davacı şirketin, başka bazı temliknamelere dayanarak doğmuş olan başka alacakları için tahsilat yapmış olmasının ve dava konusu temliklerin geçerli olduğuna olan güveninin, ifa uğruna girişilen dört adet  adet  temlik konusu 750.000 TL alacağın varlığını ispat yükünü kaldırmadığı, yani davacının davalı şirketten 750.000 TL alacaklı olmadığı ve bu nedenle zarar iddiasının ve fiilleriyle illiyet bağı bulunmadığı iddiasının ispat yükünün davalılara yüklenemeyeceği, güven teorisine ilişkin esasların, uyandırılan güvene aykırı davranmama esasının da bu noktada ispat yükünün belirlenmesi bakımından uygulanamayacağı, temliklerin geçersizliğinden, davalı şirketin ve davalılardan ...'ın gerek temsil ilişkisi gerekse haksız fiil ilişkisi nedeniyle sorumlu oldukları, temlik belgelerini imza ettiği anlaşılan davalı ... ise, bu haksız eylemi nedeniyle temlikin geçersizliğinden doğan zarardan sorumlu olacağı, yine davalılardan, temlik belgelerini onaylayan noter ve noter başkatibinin sorumlulukları da haksız fiil temelinde ve noterlik kanunu hükümleri de dikkate alınarak değerlendirilebileceği, fakat bu davalıların sorumluluğunun haksız fiil sorumluluğu olduğu ve  haksız fiil sorumluluğundan bahsedebilmek için öncelikle haksız fiille illiyet bağı içinde bulunan bir zararın ortaya çıktığının davacı tarafından ispatı gerektiği ancak davalı şirketten alım satım ilişkisi çerçevesinde mevcut olan alacağı için lehine temlik yapıldığını ileri süren davacının bu kapsamda  iddia ettiği emtia alım satımı ilişkisinde alacağının varlığını ispat  edemediği,  temlik işleminin geçerli olduğuna güven duymasının  davacıyı  alacağının varlığını ispat yükünden kurtarmadığı, davacının, davalı şirketten alacağının varlığını ispat edememiş olması durumunda, bu kapsamda bir zararının bulunduğundan da bahsedilemeyeceği belirlenmekle davalı ... ve ... yönünden davacının 1512 sayılı Noterlik Kanunun 162.maddesine dayalı tazminat isteği olup, davalı ...  yönünden  İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/79 esas sayılı ( bozmadan önce 2010-126 esas ) dava dosyasında  kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği görülmüştür. Davacı  anılan ceza davasına katılmış, ancak şahsi hak talebinde bulunmamıştır. Mülga 818 sayılı B.K.'nun 60/2 maddesi gereğince zarara  yol açan  eylemin, aynı zamanda suç oluşturması halinde, uygulanacak zamanaşımı süresi, o  suç için ön görülen ceza davası zamanaşımı süresidir, buna göre, haksız eylemin gerçekleştiği  yürürlükte olan mülga 765 sayılı TCK'nun 240/1 maddesinde ön görülen suça ilişkin cezanın üst sınırı dikkate alındığında, aynı kanunun 102/4. maddesi uyarınca ceza davası zamanaşımı süresi beş (5) yıldır, bu durumda haksız eylemlerin 02.12.2003, 05.12.2003, 12.12.2003, 22.12.2003 tarihlerinde gerçekleştiği dolayısıyla davanın bu davalılar  yönünden zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı belirlenmiştir. Diğer davalılar yönünden, davacının haksız fiilden  dolayı zarar gördüğünü iddia ettiği ancak, zararını ispatlayamadığı, geçersiz temliknameler nedeniyle zarara uğradığını iddia eden davacının, davalı şirketten temliknameler nedeniyle alacağı olduğunu ispatlayamadığı belirlenmekle  davalı ..., ... Ticaret A.Ş ve ... yönünden davanın reddine, davalı ... Mirasçıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın Zamanaşımı nedeniyle reddine \" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.'nin üretici firma olduğunu, davalı ... Dış Tic. A.Ş.'nin ise SSK'ya satış yapan firma olduğunu, müvekkili şirketin dava dışı ... Kimya San. ve Tic. A.Ş. 'den alacaklı olduğu hususunun Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2005/670 Esas sayılı dosyasından yapılan yargılamada verilen 04.10.2007 tarihli bilirkişi raporunda taraflar arasındaki ticari ilişkinin daha detaylı ve  kapsamlı incelendiğini,  nihayetinde ... Tic. A.Ş.’nin ... Kimya San. A.Ş.’den 636.840.812.000 TL alacaklı olduğu yönünde bir tespitte bulunulduğunu, bu raporun Mahkemeye sunulduğunu, müvekkili şirketin ... Kimya A.Ş.'den alacaklı olduğunu, dava dışı ... Kimya San. ve Tic. A.Ş. işbu borcuna karşılık ... Dış Tic. A.Ş.'nin  SSK'ya satışlardan alacağını müvekkili şirkete temlik ettiğini, davalılar lehine oluşan hükümde red gerekçeleri farklı olmakla birlikte dava değeri üzerinden ayrı ayrı vekalet ücreti hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu beyanla istinaf kanun yoluna başvurularının kabulü ile Mahkeme’nin kararının yargılama yapılarak kaldırılmasına, yeniden yargılama yapmak üzere Mahkeme'ye iadesine, davanın kabulüne karar verilmesini  talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; noter onaylı şekilde hazırlanan sahte temlikname nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda,  davalılar ..., ... Ticaret A.Ş ve ... aleyhine açılan davanın  esastan reddine, diğer davalılar ... ve ... hakkındaki davanın ise zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sahte temliknameye ilişkin zarar iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığı ve davalılar ... ile ... yönünden zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği  noktasındadır.Davacı, davalı ... Dış Tic. A.Ş. ile aralarında alım satımı dayalı ticari ilişkinin bulunduğunu, bu kapsamda davalı şirketin noterde onaylanan temlik sözleşmeleriyle T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı, Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Sağlık İşleri İl Müdürlüğü nezdinde adına tahakkuk etmiş veya edecek olan alacaklarını davacı şirkete temlik ettiğini ancak temliklerde yer alan imzanın davalı şirket yetkilisi olan davalı ...’a ait olmadığını, yine davalı şirket çalışanı davalı ... tarafından taklit edildiğinin ortaya çıktığını, davalılar hakkındaki ceza yargılamasının derdest olduğunu, temliklerin tanzim ve imzasında her iki davalının birlikte hareket ettiğini, diğer davalılar noter ... ve noter katibi ...’nın ise, görevlerini kötüye kullandıklarını, davacının dava konusu temlik sözleşmelerinde tutar kadar doğan zararından tüm davalıların birlikte sorumlu olduklarını, yargılama sırasında sunmuş olduğu 18.11.2015 tarihli dilekçesinde ise davacı şirket ile dava dışı ... Kimya San.AŞ arasında ticari ilişkinin olduğunu, davalı şirketin de bu borç kapsamında dava konusu temlikleri davacı adına yaptığını iddia etmiştir.\tDavalılardan ... ve ... süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunarak haksız fiil koşullarının bulunmadığını, zararın ispat edilemediğini belirtmiş, davalılar ... Dış Tic.AŞ  ve ... ise davacının davalı şirketten alacağının bulunmadığını, temlik sözleşmelerindeki imzanın sahte olduğunu, haksız fiil şartlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalı ... davaya cevap vermemiştir. Somut olayda davacı ile davalı şirket arasında Kadıköy ...Noterliğince onaylanan 02.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli, 05.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli, 12.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 300.000.00 TL bedelli, 02.12.2003 tarih ... yevmiye numaralı 150.000.00 TL bedelli olmak üzere toplam 4 adet temlikname düzenlendiği, Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/62 D. İş sayılı dosyasından yapılan delil tespiti  ve İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2005/262 Esas, 2010/61 Karar sayılı kesinleşen karardaki maddi vakıa tespitleriyle söz konusu temliknamelerdeki  davalı şirket unvanı  altına  atılan imzanın, şirketi bu işlemlerde temsile yetkili olmayan şirket çalışanı davalı ...'a ait olduğu ihtilafsızdır. Davaya konu   temliknameler ile birlikte eldeki  davaya  konu edilmeyen çok sayıda temlikname lehdarı olan çok sayıda sanığın yargılandığı İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince  (Kadıköy 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/126 Esas sayılı ve bu dosya ile birleşen ceza dosyalarında) şirket çalışanı ... ile şirket yetkilisi ...'ın fikir ve eylem birliği içerisinde  mali sıkıntı da olan şirketlere finans sağlamak üzere piyasadan kayıt dışı para topladıkları, temliknameleri şirket yetkilisinin bilgisi dahilinde ...'un imzaladığı gerekçesiyle suça katıldığı sabit olmayan lehdarların beraatlerine, şirket temsilcisi ile çalışanın her ikisinin resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabul edilerek mahkumiyetlerine karar verildiği, şirket çalışanı ... hakkında verilen mahkumiyet kararının Yargıtay 11.Ceza dairesinin 26.02.2014 tarih 2013/6657 esas , 2014/3485 karar sayılı ilamı ile onandığı, maddi hatanın giderilmesi istemi yine aynı Dairenin 2017/2839 Esas-2017/2586 Karar sayılı ilamı ile reddedilerek bu davalı hakkındaki mahkumiyet hükmünün kesinleştiği, sanık ...'ın hakkında verilen temyiz isteminin reddi ve onama ilamı ile Yargıtay C.Başsavcılığının itirazı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından yapılan bozma ve süreçten sonra Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 2016/11411 esas 2017/387 karar sayılı ilamınının IV numaralı bendinde, “Katılan-sanık ... müdafilerinin birleşen Kadıköy 2. ACMsinin 2004/417,birleşen Bakırköy 8. ACMnin 2005/2,Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/652 resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat,... haklarında noter onaylı temliknamelerde sahtecilik suçundan verilen beraat, birleşen Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/744 esas sayılı dosyasında sanık..hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat ile sanık ... hakkında  birleşen Kadıköy 1. ACM sinin 2004/654 esas sayılı, birleşen Kadıköy 1. ACMsinin 2006/693 esas sayılı, birleşen Kadıköy 1. ACMnin 2005/42 esas sayılı dosyalarında ayrıca ceza tertibine yer olmadığına, birleşen Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/744 esas sayılı dosyasında da ayrıca bir hüküm kurulmasına yer olmadığına dair hükümlere katılan sıfatıyla, birleşen Kadıköy 1. AC Msinin 2004/654 esas sayılı dosyasında  katılanlar EO ve karşı çek ve bonolarda sahtecilik yapmak suretiyle resmi belgede sahtecilik, birleşen Kadıköy 1. ACMsinin 2011/185 esas sayılı dosyasında  sahte çek düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik, birleşen Kadıköy 2. ACMnin 2010/1 esas sayılı dosyasında katılanlar ..'e yönelik sahte çek ve bono düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik, birleşen Kadıköy 3. ACMsinin 2010/119 esas sayılı dosyasında çekte sahte ciro yapmak suretiyle resmi belgede sahtecilik ile temliknamelerde sahtecilik suçlarından  kurulan mahkumiyet  hükümlerine ise sanık sıfatıyla yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;... (2) ... şirketler grubunun 2003 ve 2004 yıllarında piyasaya borcunun olup olmadığı, var ise miktarı ve bunların şirket kayıtlarında yer alıp almadığının, ... Sanayii ve Ticaret A.Ş. ile diğer sanıklar arasında gerçek bir ticari ilişkinin bulunup bulunmadığının, katılan sanık ...'ın sahibi bulunduğu şirketlere borç para verdiğini iddia eden şahısların mali yönden bu kapasitede borç verme yeterliliğine sahip olup olmadıklarının ve davaya konu çek, bono ve temliknamelerin şirket kayıtlarında yer alıp almadığının belirlenmesi, dava konusu olayla ilgili olduğu iddia edilen Kadıköy 4. Ticaret Mahkemesinin 2005/384 Esas, 2012/1361 Karar sayılı dosyası ile Kadıköy 4. Ticaret Mahkemenin 2005/470 Esas, 2005/478 Esas, 2005/284 Esas ve 2004/1629 Esas sayılı dosyalarının incelenmesi, ayrıca İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2010/27243 Esas 2011/5566 Karar sayılı ilamı ile kesinleşen 2005/262 Esas, 2010/61 Karar sayılı, Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2011/25161 Esas 2011/3568 Karar sayılı ilamı ile kesinleşen 2010/5 Esas, 2011/16 Karar sayılı dosyaları da dikkate alınarak sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi..” gerekçesiyle eksik inceleme nedeniyle davalı ... hakkındaki mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, bozma ilamı uyarınca  yapılan yargılama sonunda 2017/79 Esas 2018/269 Karar sayılı  karar ile  sanık ...’ un temliknameler nedeni ile ...’ın bilgisi dahilinde  sahte temlikname düzenleme suçundan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar Kadıköy 2. noter katipleri ... ve ... hakkında olağan zamanaşımı süresinin karar tarihinde dolmuş olması nedeniyle haklarındaki kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine, sanık ...'in  sahte senetler ve çekler vermekten dolayı hapis  cezaları  ile cezalandırılmasına karar verilmiş, verilen karar  Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 17.04.2019 tarih ve 146-4026 sayı ile kararı ile onanmış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/11-400 Esas ve 2022/116 Karar sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında görülen dava, davalı şirket ve davalılardan ..., ... yönünden TTK hükümlerine dayalı temsil ilişkisi ve haksız fiil sorumluluğu esaslarına, davalılar ... ve ... yönünden 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine dayalı noterin sorumluluğu  esaslarına dayalı tazminat davası olup, tazminat  hukukunun konusu, zarar verenin, zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermektir. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil nedeniyle sorumlulukta dört unsurun birlikte bulunması zorunlu olup, bu unsurlar hukuka aykırı bir fiilin var olması,  fiili işleyenin kusurlu olması,  kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğması, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmasıdır. 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 162. maddesinde stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu oldukları hükme bağlanmış olup, Yargıtay uygulamasında kusursuz sorumluluk olarak nitelendirilen ilke çerçevesinde noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda olmak üzere alacağın temliki TBK'nın 184.maddesi uyarınca resmi şekle tabi olmayıp, yazılı şekle tabi olduğundan temliknamelerin noter tarafından onaylanması tek başına noterin sorumluluğunu gerektirmez. Dosya kapsamına alınan Cibali Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi'nin yazı cevabında  dava konusu temliknamelerin muhasebe kayıtlarında mevcut olduğu ancak temlik tarihleri itibariyle ... Dış  Tic. A.Ş.ye ait hakediş bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi aracılığıyla incelenen taraf ticari defterlerinde  davacı şirketin 2003 ve 2004 yılı ticari defterlerini usulüne uygun tutmadığı, davalı şirketin bu döneme ilişkin ticari defterlerinde davacı şirketten alacaklı olduğu görülmektedir. Davacı, dava dilekçesinde davalı ... Dış Ticaret A.Ş ile aralarında ticari ilişki bulunduğunu ve dava konusu temliknamelerin bu ilişki kapsamında verildiğini, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ise dava konusu temliknamelerin dava dışı ... San. A.Ş'nin borcu kapsamında verildiğini ileri sürerek sahte temliknameler nedeniyle zararının tahsilini talep etmiş olup, dosya kapsamındaki delillere ve temliknamelerde veriliş sebebine ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamasına göre dava konusu temliknamelerin davalı şirketin borcuna karşılık verildiği davacı tarafça ispatlanmamıştır. Davaya konu temliknameleri imzalayan ... davalı şirketin sigortalı çalışanı olup, şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı halde şirketin temsilcisinin imzası taklit etmek suretiyle şirketin borcu olmadığı halde 3. şahıslar lehine sahte temlikler düzenleyerek şirket yetkilisi gibi imzaladığından sahte temlikname ile davalı şirketin sorumlu olduğu sonucuna da varılamaz. (İlişkili bir dava dosyasına ilişkin Yargıtay 19 H. Dairesi 2014 /9534 esas -2014/18327 karar sayılı emsal ilamı). Somut olayda noter onaylı olarak tanzim edilen sahte temliknameler nedeniyle  davalı şirket ve davalı ... ile ...'un sorumlu tutulabilmesi  için zararın gerçekleştiğinin davacı tarafından kanıtlaması gerekmekte olup, temlik işleminin geçerli olduğuna duyulan güven nedeniyle zarar oluştuğu iddiası  davacının davalı şirketten  alacaklı olduğu olgusuna dayandırılmakla birlikte dosya kapsamındaki delillere göre davacının alacağının varlığını ispat edememesi karşısında haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar unsurunun gerçekleştiği söylenemez. Bu durumda davalı şirket ve davalılar ..., ... yönünden davanın reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Diğer yandan, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun  hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haiz olup, buna göre somut olayda  818 sayılı Borçlar Kanunu  hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir. Görüldüğü üzere, 818 sayılı Borçlar Kanununun 60/2. maddesi gereğince, eylemin aynı zamanda Ceza Kanununda suç sayılması halinde daha uzun ise olayda ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dolayısı ile bu durumda Borçlar Kanunundaki daha kısa zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı hususu açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Sonuçta; haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.04.2013 gün 2012/4-1161 E. - 2013/498 K. ve 28/01/2015 gün ve 2013/4-1468 E. - 2015/785 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (CMUK) yürürlükte olduğu dönemde (20.08.1929-31.05.2005) CMUK'nun 350 ila 358.maddeleri arasında “şahsi dava”, aynı Kanunun 365.maddesinde ise kamu davasına müdahale ve şahsi hak talebinde bulunma düzenlenmiş olup, suçtan zarar gören kişinin, kamu davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak talebinde bulunma imkanına sahip olduğu ancak  ceza davasında şahsi hak talebinde bulunma olanağının 01.06.2005 tarihi itibariyle ortadan kaldırıldığı,  5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun Geçici 1.maddesinde \"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ceza mahkemelerinde açılmış bulunan davalardaki şahsi hak talepleri, görevsizlik kararı verilmeyerek bu mahkemelerce sonuçlandırılır.\" biçimindeki düzenleme yapıldığı (Ceza Genel Kurulu'nun 24.06.2008 gün ve E:2008/1-126, K:2008/177 sayılı ilamı), ceza davasının açılmış olmasının, bu davaya müdahale talebinde bulunulması ve hatta şahsi hak (tazminat talebi) saklı tutulmak suretiyle kamu davasına müdahale talebinin, haksız fiilden (suçtan) doğan tazminat alacağı için zamanaşımını kesen bir neden olarak kabul edilemeyeceği (Baki, Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:II, İstanbul 2001, Sahife:1658 vd.; HGK'nun 11.05.1977 gün ve E:1976/4-3068, K:1977/468; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları) davacının ceza davasına katılması fakat şahsi hak talebinde bulunmamasının dava zamanaşımı süresini kesmeyeceği \tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun  2013/4-1626 Esas ve 2015/1187 Karar sayılı kararında belirtilmiştir. İlk derece mahkemesince kesinleşmesi beklenen ceza mahkemesi kararında, davalı noter ... ve noter katibi ... hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin yargılama yapıldığı, bu suça dair suç tarihinde geçerli olan 765 sayılı TCK'nın 240/1 maddesindeki ceza üst sınırına göre TCK'nın 102/4 maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresi 5 yıl olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu sahte temlikname olayına ilişkin davalı noter ve katibi hakkında  diğer mahkemelerde görülen benzer davalara ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/10247 Esas ve 2016/14606 Karar ve aynı dairenin 2017/10572 Esas ve 2017/13200 Karar sayılı kararında da bu husus vurgulanmış olup,  somut olayda davacı anılan ceza davasına katılsa dahi şahsi hak talebinde bulunmamakla dava zamanaşımı süresini kesilmediği ve dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek mahkemece  davalılar ... ve ... yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf başvurusu yönünden değerlendirme yapıldığında davalı şirket, davalılar ..., ... yönünden davanın esastan reddine ve davalılar ... ve ... yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi sebebiyle red sebepleri farklı olduğundan mahkemece AAÜT nin 3/2 maddesi gereğince ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur. Yine vekalet ücreti  karar tarihinde  yürürlükte bulunan Avukalıtlık Asgari Ücreti Tarifesine göre belirlendiğinden ve önceki kararın kaldırılması nedeniyle daha önce hükmedilen vekalet ücreti yönünden usuli kazanılmış hak oluşmadığından davacı vekilinin  istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  20/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"807f518fd80a09f8","SID":"1b3d784c34b587f5"}}