{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/862 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1707<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 10.01.2024<br>NUMARASI\t\t: 2022/624 E. - 2024/14 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) <br>KARAR TARİHİ\t: 10.10.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10.10.2024<br><br>\tAydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.01.2024 tarih 2022/624 E. - 2024/14 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA:Davacı vekili, müvekkillerinin Kuşadası İlçesinde davalı Avukat ... ile tanıştıklarını, davalının müvekkillerine Kuşadası'nda beraber bir inşaat şirketi kurmayı teklif ettiğini, ancak kendisinin gizli ortak olup, eşi ...'nun hem ortak hem de resmi müdür olacağını, bu yolda 03/04/2006 yılında ...  Limited Şirketi'nin kurulduğunu, sermaye olarak 240.000,00-TL belirlendiğini ve sermayede 3.264 pay, 81.600,00-TL'sinin ..., 3.168 pay, 79.200,00-TL'sinin ... ve 3.168 pay, 79.200,00-TL'sinin ...'na ait olarak oluşturulduğunu, müvekkillerinin İrlanda'dan şirket hesabına yatırmak üzere ... hesabına yüklü havaleler yaptıklarını, davalı ... şirketin faaliyetleri ile ilgili 30 villa yapılacağını söylediğini, şirket müdürü ...'nun hiçbir bilgi ve izin almadan tek taraflı olarak şirketi feshettiğini, Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/156 esas sayılı dosyasında şirketin ihyasına karar verildiğini, şirket müdürlerinin kanundan ve  esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettiklerini, güveni kötüye kullandıklarını, şirkete ve şirketin hesabına yatırılmak üzere gönderilen toplamda 200.000Euro'dan sonuç olarak 122.895, Euro'nun şirket hesabında  olması gerekirken bu paranın şirket hesabında bulunmadığını, davalıların bu zarardan müştereken sorumlu olduklarını belirterek, maddi zararın ve davalı ...'nun zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı şimdilik 1.000,00 Euro zararın ödeme tarihinden işleyecek ticari faizi ile beraber şirket müdürü ve ortağı ...'ndan alınarak  dava dışı şirkete ödemelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavacı vekili 06.12.2023 tarihli ıslah dilekçesiyle, davacı şirket ortaklarının uğradıkları maddi zararın ve davalı ...'nun zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun tespiti ile 200.000.000 Euro'nun fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ve ödeme tarihinden işleyecek ticari faizi ile beraber  şirket müdürü ve ortağı ...'dan ve davalılardan alınarak dava dışı şirkete ödenmesini talep etmiştir.<br>\tCEVAP:Davalılar vekilleri, davacıların İrlanda vatandaşı olduğunu, MÖHUK'un 48. maddesi uyarınca teminat göstermek zorunda olduklarını, davanın zamanaşımına uğradığını, davacılar ile davalı müvekkili davacıların yapılacak villaların memleketleri olan İrlanda'da satışını üstlenmeleri, davalı müvekkilinin Kuşadası'nda yapılacak inşaatları takip etmesi esasına dayalı olarak 03/04/2006 tarihinde ... Şirketi isimli şirketin kurulduğunu, Hollanda'daki ... isimli şirkete ödenmek üzere 77.105,0-EURO'nun banka havalesi gönderildiğini,  villaların satış ayağı olmayacağından ve taahhüt edilen inşaatlara çok fazla miktarda para gerektiğinden o aşamadan sonra fiilen hiçbir faaliyet yapılamadığını, gerekli tüm masraflar şirket hesabından ödendiğini, bu nedenlerle yasal cevap süresi içinde zaman aşımı def'inde bulunduğunu, haksız davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava dışı ... İhracat Limited Şirketinin Kuşadası Ticaret Sicil Müdürlüğünde 05/04/2006 tarihinde kurulduğu, kuruluş tarihinden itibaren davacıların ve davalı ...'nun şirket ortağı olduğu, şirket yetkilisinin 10 yıl süre ile davalı ... olduğu, davalı ...'nun şirket ortağı veya temsilcisi olmadığı, 10/09/2014 tarihinde şirketin kaydının resen terkin edildiği, dosyada toplanan delillerden ve  alınan 03/10/2023 tarihli bilirkişi ek raporundan;  davacılar tarafından dava dışı ... Ltd. Şti. hesabına 02/06/2006 tarihinde 85,000.-Euro gönderildiği, davalı ...'nun bu tutarı 25/01/2007 tarihinde şahsi hesabına aktardığı, davacılar tarafından davalı ... hesabına 19/04/2006 ve 25/01/2007 tarihinde olmak üzere 115.000 Euro gönderildiği, toplamda davalı ... hesabına 200.000,00 Euro gönderildiği, dava dışı şirketin defter ve kayıtlarından şirketin kuruluşundan terkin edildiği 2014 yılına kadar herhangi bir faaliyetinin bulunmadığının anlaşıldığı, davacılar tarafından, dava dışı şirket hesabına 02/06/2006 tarihinde 85,000.-Euro gönderildiği, davalı ... tarafından bu tutarın 25/01/2007 tarihinde şahsi hesabına aktarıldığı ve bu paranın şirkete tekrar iade edilmediği, davacılar tarafından davalı ... hesabına ayrıca toplam 115.000 Euro gönderildiği, bu paranın şirket hesabına gönderilmediğinden davalı ...'nun şirket temsilcisi olarak davalı ... hesabına gönderilen paraya ilişkin bir sorumluluğunun bulunmadığı, davalı şirket eski temsilcisi ...'nun, dava dışı şirket hesabına gönderilip diğer davalı hesabına aktarılan 85.000 Euro paranın, davalı ...'ndan geri alınmasını sağlamadığı, bu haliyle davalı şirketin  zarara uğradığı, ancak mülga TTK’nunn 560. maddesindeki 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu şirkete ait paranın şirkete geri ödenmesini sağlamamaya ilişkin eylemin ceza kanunu mucibince suç olmadığı, bu eylemin suç olduğunun kabul edilmesi halinde ise TCK'nin 155/2 güveni kötüye kullanma  suçunu oluşturabileceği, bu suçun cezasının 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve adli para cezası olduğu, ceza zamanaşımı süresinin TCK'nın 66 maddesi uyarınca 15 yıl olduğu, zamanaşımını kesen olgularında mevcut olmadığı, davanın 15 yıllık zamanaşımı tarihinden sonra 02/08/2022 tarihinde açıldığı, mahkememizin 2021/373 esas sayılı dosyasında görülen davanın devamı mahiyetinde bir dava olmadığı, ayrı bir dava olduğu,  davacıların, şirket eski temsilcisi davalı ...'na karşı açtıkları tazminat davasının zamanaşımına uğradığı, davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu anlaşılmakla, zamanaşımı nedeniyle açılan tazminat davasının reddine karar vermek gerektiği, davalı ...'nun ise dava dışı şirketin ortak ve temsilcisi olmadığı, ancak tarafların beyanlarından, iş bu davalının davacıların ve dava dışı şirketin vekili olarak hareket ettiği, olay tarihinde yürürlükte olan BK 126/4 üncü maddesinde, vekâlet sözleşmesinden doğan davalar için beş yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğü, BK'nun 98, maddesinde düzenlenen;“Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” hükmüne göre haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağı, BK’nın 41, 60. maddesinde de haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanan davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlendiği, BK'nın 60. maddesinde zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık, herhâlde haksız fiil tarihinden itibaren on yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı öngörüldüğü, ayrıca 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK konuya ilişkin 49 ve 72 nci maddelerinin de aynı yönde düzenleme içerdiği, haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edildiği, BK’nın 98 inci maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanması gerekeceğinden uyuşmazlık konusu olan vekalet sözleşmesi ilişkisinde de anılan hükümlerin tatbiki suretiyle ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceği, öte yandan, BK’da düzenlenmeyen ancak TBK’nın 60. maddesinde “sebeplerin yarışması” başlığı altında “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkanı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir” hükmü bulunduğu, davalı ...'na davacılar tarafından gönderilen ve dava dışı şirket hesabından aktarılan toplam 200.000 Euro'nun davacılara ve dava dışı şirkete iade etmediği, davalı ...'nun davalı şirketin vekili olduğunun kabul edilmesi halinde vekalet görevinin gereği gibi yerine getirilmediği, parayı iade etmeyerek şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdiği kabul edilse bile, iş bu davacı yönünden açılmış bir tazminat davasının bulunmadığı, talebin tespit istemine ilişkin olduğu, eylemin ceza kanunu mucibince suç olmadığı, bu eylemin suç olduğunun kabul edilmesi halinde ise TCK'nin 155/2 güveni kötüye kullanma  suçunu oluşturabileceği, bu suçun cezasının 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve adli para cezası olduğu, ceza zamanaşımı süresinin TCK'nin 66 maddesi uyarınca 15 yıl olduğu, zamanaşımını kesen olgularında mevcut olmadığı, davanın 15 yıllık zamanaşımı tarihinden sonra 02/08/2022 tarihinde tespit davası açıldığı, eda davası açılmadığı, eda davası yönünden de zamanaşımının dolduğu, davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu gerekçesiyle davacıların davasının zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, dava dilekçesinin ayrı ayrı her iki davalıya 12.08.2022 tarihinde tebliğ edilmiş olup, her iki davalının 20.09.2023 tarihinde cevap dilekçesi vermiş olmakla birlikte davalılarca yasal süre içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığını, süresinde davaya cevap vermeyen davalıların daha sonra cevap dilekçesi verip zamanaşımı def'ini ileri sürmesinin savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olduğunu,  hukuken geçersi olduğunu, davalıların vekalet görevini kötüye kullandıklarını, her iki davalının da, müvekkilleri nezdinde güven sağlamalarında avukatlık mesleğini ön plana çıkarmalarının etkili olduğunu, ...’nun gönderdiği maillerden açıkça görüleceği üzere, şirket işlerini vekaleten yerine getirdiği, vekil olarak hareket ettiği, şirket faaliyetinin 12.05.2014 yılında sona erdirdiğini yani infisah edildiğini çok sonra tesadüfen öğrendiklerini, yapılan incelemede gerek ...’nun gerekse ...’nun kendilerine aktardıkları şirket faaliyetlerinin hiçbirinin gerçekleşmediğini ve kandırıldıklarını anladıklarını, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanan davaların herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmadığını, müvekkiller arasında vekalet sözleşmesi kurulduğu ve davalı ...'nun cevap dilekçesinde davacı müvekkiller tarafından kendisine vekaletname verildiğini açıkça ikrar ettiğini,  davalıların bu suretle müvekkillerini uzun süre oyaladıkları ve çeşitli hile ve desiselerle müvekkilleri kandırdıkları, işbu suretle vekâlet görevini kötüye kullandıklarını, işbu dava yönünden birden çok hukuki sebebin birarada bulunduğu bunlardan birinin de \"vekalet görevinin kötüye kullanılması\" hukuki sebebinin oluşturduğu; mahkemece gerekçeli kararda her ne kadar işbu davanın niteliği \"tespit davası\" olarak açıklanmışsa da dava dilekçesinin netice ve talep kısmında tespit ile birlikte aynı zamanda zarar dolayısıyla tazminat taleplerinin de  bulunduğu, diğer yandan davalıların söz konusu fiilleri aynı zamanda TCK kapsamında suç teşkil etmekle birlikte, mahkemenin gerekçeli kararında suçların tamamlandıkları tarihlerin de hatalı olarak tespit edildiğini, Mahkemece davalıların fiillerinin aynı zamanda suç oluşturduğunun kabulü halinde, TCK'nın 155/2. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinin oluşacağı, işbu suçun TCK 66. Maddesi uyarınca kamu davası zamanaşımının 15 yıl olduğu, zamanaşımını kesen olguların da bulunmadığı davanın 15 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın zamanaşımından reddine karar verildiği, uzamış zamanaşımı sürelerinin hesaplanması yönünden suçun tamamlandığı tarih olarak müvekkiller tarafından şirket hesabına gönderilen paranın davalılardan ... hesabına aktarıldığı tarihlerin kabul edilmesinin hatalı olduğunu, zira Mahkemece gerekçeli kararda yer verilen TCK 155/2. Maddesinde düzenlenen suç \"hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma\" suçunun tamamlandığı tarihin zilyedliğin devredildiği tarih olmadığı, suçun tamamlandığı anın şirket faaliyetinin sona erdirildiği yani infisah edildiği 12.05.2014 tarihi olduğunu, söz konusu suçun tamamlandığı tarih olan 12.05.2014 tarihi itibariyle huzurdaki davanın açıldığı tarih olan 02/08/2022 tarihi arasında henüz 7 yıl geçmiş olmakla birlikte, 15 yıllık zamanaşımının da henüz dolmadığı, kaldı ki dava tarihinin 2022 yılı olmadığını,  ilk davanın 2018 yılında açıldığını, Kuşadası'nda görülen ticari davaların Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiğini, bununla birlikte davacıların infisah tarihini de çok sonradan öğrendiklerini, dolayısıyla salt infisah tarihi olan 2014 tarihinin de dikkate alınmayacağını, davacıların şirketin infisah edildiğini öğrenmenin akabinde ihya davası açtıklarını, zararın devam ettiği hususlarının göz önünde bulundurulmaksızın 2007 tarihinin baz alındığını, (zira 2007'den 2014 yılına kadar şirketin faal olduğu) davacıların, yöneticinin sorumluluğuna dayalı davayı öncelikle Kuşadası 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/3 E. sayılı dosyasında 02.01.2018 tarihinde açtıklarını, davanın 2021 yılına kadar devam ettiğini, Mahkemece, davaya bakmakta görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddedildiği, hal böyle olunca arabuluculuk yoluna başvurularak ilk derece mahkemesinde tekrar dava açıldığını, zamanaşımı sürelerinin davanın açılmasıyla ve arabuluculuk yoluna başvurulmasıyla kesildiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür. <br>\tGEREKÇE :Dava, TTK'nun 553. maddesi gereğince açılan yöneticinin sorumluluğu esasına dayalı alacak istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\tTTK'nun 553. Maddesi uyarınca müdürler, kanundan ve esas sözleşmeden veya iş görme koşullarını saptayan diğer hükümlerden doğan yükümlülükleri kusuruyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına karşı sorumludur. Burada 6762 sayılı TTK'nun aksine, ispat yükü müdürün kusuruyla şirkete zarar verdiğini ileri süren kimseye yüklenir.<br>\tMahkemece yapılan yargılama sonucunda tarafların beyanlarından, davalılardan  ...'nun davacıların ve dava dışı şirketin vekili olarak hareket ettiği, olay tarihinde yürürlükte olan BK 126/4 üncü maddesinde, vekâlet sözleşmesinden doğan davalar için beş yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğü, davalı ...'na davacılar tarafından gönderilen ve dava dışı şirket hesabından aktarılan toplam 200.000 Euro'nun davacılara ve dava dışı şirkete iade etmediği, davalı ...'nun davalı şirketin vekili olduğunun kabul edilmesi halinde vekalet görevinin gereği gibi yerine getirilmediği, parayı iade etmeyerek şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdiği kabul edilse bile, iş bu davacı yönünden açılmış bir tazminat davasının bulunmadığı, talebin tespit istemine ilişkin olduğu, eylemin ceza kanunu mucibince suç olmadığı, bu eylemin suç olduğunun kabul edilmesi halinde ise TCK'nin 155/2 güveni kötüye kullanma  suçunu oluşturabileceği, bu suçun cezasının 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve adli para cezası olduğu, ceza zamanaşımı süresinin TCK'nin 66 maddesi uyarınca 15 yıl olduğu, zamanaşımını kesen olgularında mevcut olmadığı, davanın 15 yıllık zamanaşımı tarihinden sonra 02/08/2022 tarihinde tespit davası açıldığı, eda davası açılmadığı, eda davası yönünden de zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dava ve ıslah dilekçesi incelendiğinde davacılar tarafından davalı ... yönünden tespit ve eda davasının açıldığı, yine mahkemece; tarafların beyanlarından, iş bu davalının davacıların ve dava dışı şirketin vekili olarak hareket ettiği, olay tarihinde yürürlükte olan BK 126/4 üncü maddesinde, vekâlet sözleşmesinden doğan davalar için beş yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğü ve bu sürenin de dolduğu belirtilmiş ise de, vekâlet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında, vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. Vekalet sözleşmesinde vekilin hesap verme borcu vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. BK.nun 392.maddesi (TBK. 508. maddesi) hükmü gereğince vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. (Nitekim Hukuk Genel Kurulu'nun 2011 tarih ve 2011/13-161 E-2011/276 K sayılı ilamı ve Yargıtay 13. HD'sinin 2916/20921 E-2019/951 K sayılı kararı da bu yöndedir.)<br> <br>\tSomut olayda, davacıların talebinin, davalı ... yönünden vekalet ilişkisinden kaynaklanan alacak olarak değerlendirilmesi halinde, davalı vekilin hesap verme yükümlülüğünü dava tarihinden önce yerine getirdiğini ispat etmekle mükellef olduğundan zamanaşımının başlangıç tarihinin davanın açıldığı tarih olduğu kabul edilerek,  bu durumda davanın  BK.nun 392.maddesi (TBK. 508. maddesi) hükmü uyarınca davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılıp açılmadığının yukarıdaki açıklamar ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Diğer taraftan, davacılar ile davalıların ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere dava dışı şirketi kurduğu, 2006 yılından itibaren şirketin faaliyete başladığı, söz konusu şirketin 2014 yılında resen terkin edildiği ve davacıların bunu sonradan öğrenip, şirketin ihyası konusunda dava açtıklarını belirttikleri, davacılar tarafından şirket için 2006 ve  2007 yıllarında gönderildiği, şirketin 2014 yılına kadar faal olduğu, davacıların şirketin resen terkin edildiğini öğrenmeleriyle birlikte davalılar tarafından zarara uğratıldıklarını anladıkları ileri edildiğinden, davacılar yönünden zararın gerçekleşme anının; paranın veya ortaklık sermayesinin gönderildiği  tarih mi, yoksa şirketin infisah tarih mi olduğu belirlenerek, davalılar için uygulanması gereken ceza zamanaşımı süresinin başlangıcının usulünce tespit edilmesinden sonra, davanın ceza zamanaşımı süresi içerisinde açılıp açılmadığının değerlendirilmesi gerekirken mahkemece salt paranın hesaba aktarım tarihlerinin zararın doğduğu tarih olarak dikkate alınmasında isabet bulunmamıştır. <br>\tKabule göre de; davacılar tarafından davalılar aleyhine  Kuşadası 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/3 E. sayılı dosyasında 02.01.2018 tarihinde açıldığı ve görevsizlik üzerine arabuluculuk yoluna başvurmalarıyla zamanaşımı süresinin kesildiği, davanın açılması ve arabulucuk yoluna başvurdukları belirtildiğinden, mahkemece zamanaşımını kesen olguların somut olay açısından etraflıca değerlendirilmediği yerel mahkeme kararının bu yönüyle eksik inceleme ve araştırmaya davalı olduğu kanaatine varılarak, bu yönüyle yerinde görülen davacılar vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle;<br>\t1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin Mahkemesinin 10.01.2024 tarih 2022/624 E. - 2024/14 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 10.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9aa04caa3435067f","SID":"3a44b054468cc7b5"}}