{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2022/889 <br>KARAR NO: 2024/969<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 03/11/2020<br>NUMARASI: 2018/592 Esas, 2020/847 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 26/09/2024 <br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, 23/07/2012 tarihinde taraflar arasında imzalanan CNC transfer makinesi üretimine ilişkin sözleşme gereği müvekkilinin tüm edimlerini tam ve zamanında yerine getirdiğini, bu kapsamda davalıya 225.000,00 TL tutarında satış bedeli ödendiğini, ancak davalı firmanın makineyi sözleşmede belirtilen süreden bir buçuk yıl sonra ve ayıplı olarak teslim ettiğini, makinenin belirtilen üretim hızına uymadığını, bu nedenle müvekkilinin fazladan işçi çalıştırarak ek maliyetlere katlandığını ve üretim kaybına uğradığını, makinenin iadesi talebine karşılık davalının çözüm sunmayarak müvekkilini oyaladığını, TBK hükümleri uyarınca müvekkilinin zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek 55.000,00 TL satış bedeli, 500,00 EUR gecikme cezası, 500,00 EUR üretim kaybı ve toplamda 225.000,00 TL ile 1.000,00 EUR tutarındaki zararların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafından öne sürülen ayıplı ürün iddiasının, ödenecek faiz, cezai şart ve maddi zarar taleplerinin gerçeği yansıtmadığını ve hukuka aykırı olduğunu, eserin tesliminden yaklaşık 5 yıl geçtikten sonra bu iddiaların ileri sürüldüğünü, bu sebeple TBK m. 478’e göre eserin ayıplı olduğu iddiasının zamanaşımına uğradığını, TTK m. 23 uyarınca ihbar yükümlülüğüne uyulmadığını, davacının ayıplı mal iddiasıyla sözleşmeden dönemeyeceğini, söz konusu makinenin 17/11/2013 tarihinde teslim edildiğini ve 5 yıl süreyle kullanıldığını, dolayısıyla sözleşmede belirtilen tüm testlerin başarıyla geçildiğini ve makinenin herhangi bir ayıbının olmasının mümkün olmadığını, ayrıca makinenin garanti sürelerinin çoktan geçtiğini, davacının bahsettiği 225.000,00 TL ödemenin gerçeği yansıtmadığını, aslında 200.000,00 TL ödeme yapıldığını, buna ek olarak davacıya 164.600,00 TL'nin gecikme tazminatı olarak geri ödendiğini, dolayısıyla uyuşmazlık konusunun yalnızca 30.000,00 TL olduğunu, TTK m. 21 gereğince tacirlerin faturaya itiraz yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacının, faturanın içeriğini kabul etmiş sayılacağını, teslim tarihinin 15 gün olarak değil, sipariş avansının ödenmesinden itibaren 180 gün olarak kararlaştırıldığını, ceza bedelinin bu sürenin ardından başlayacağını ve davacının hem sözleşmeden dönüp hem de ceza bedeli talep etmesinin TBK m. 125 uyarınca hukuka aykırı olduğunu, zira ceza bedelinin sadece sözleşmenin ifası halinde talep edilebileceğini, tüm bu sebeplerle davanın kötü niyetle açıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın makinenin ayıplı olması sebebiyle sözleşme bedelinin iadesi, uğranılan zararın tazminine yönelik olduğunu,  iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmaması sebebiyle zamanaşımına uğradığı, her ne kadar davacı tarafça ağır kusur nedeniyle yirmi yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiği beyan edilmiş ise de, davalının ağır kusurlu olduğuna ilişkin dosyaya sunulan bir delil olmadığı, bilirkişilerce de bu yönde tespit yapılmadığı, davacının cezai şarta yönelik talebinin ise makineyi teslim alırken çekince koymadığı ve bu nedenle ifaya eklenen cezai şartlara ilişkin hükümler uyarınca yerinde görülmediği gerekçesiyle  davanın reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinafında, bilirkişi raporlarının gerçeği yansıtmadığını, hukukçu bilirkişinin görevlendirildiğini, makinanın pilinin temini ile çalıştırılmasının talep ve teklif edilmesine rağmen ayıpla ilgili tespit yapılmadan bilirkişi raporunun düzenlendiğini, bilirkişinin makinanın satın alımından kısa süre sonra defalarca tadilat yapıldığını tespit ettiğini, makinadaki ayıbın gözardı edildiğini, cezai şart için çekince aranmasının hatalı tespit olduğunu, zamanaşımı nedeniyle davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu, makinadaki kusurun ağır kusur sayılması gerektiğini ve 20 yıl zamanaşımı süresi olduğunu, davalının açıkça 164.600 TL'yi geri ödediğini belirttiğini, ayıbı ve kusuru bu şekilde ikrar ettiğini, servis formları olduğunu, tanıklarının dinlenmediğini, makina bedelinin 30.000 TL olduğu hususunun doğru olmadığını, davalının fatura bedelini düşük göstermek için parayı geri gönderdiğini ve bu parayı daha sonra elden aldığını, sonuç olarak 225.000 TL ödeme yaptıklarını, mahkeme kararının hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dava, hukuki niteliği itibariyle davacı ile davalı arasında akdedilen CNC transfer makinesinin imali konulu sözleşme gereği teslim edilen malların ayıplı olduğundan ve geç teslim edildiğinden bahisle açılan, cezai şart, uğranılan zarar ve sözleşmeden dönme kapsamında ödenen bedelin iadesi istemli alacak ve tazminat davasıdır. Davacı iş sahibi sözleşmeye konu makinanın ayıplı imal edildiğini ileri sürerek sözleşmeden dönme ve bedel iadesi ile maddi zarar ve gecikme nedeniyle cezai şart alacağı talebinde bulunmuş; davalı yüklenici ise, zamanaşımı itirazında bulunarak davanı reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece sözleşmenin feshi, alacak ve maddi zarar talebi yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, cezai şart talebi yönünden ise i̇htirazi kayıt bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının iddiası, davaya konu makinanın ayıplı imal edilmesi oluşuna dayandırıldığından TBK’nın 478. maddesindeki özel düzenlemeye göre menkullerde ayıp nedeniyle iki yıl ve fakat ağır kusur olması durumunda 20 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüş olup, bu süre işin teslim tarihinden itibaren başlamaktadır. Davaya konu işin 17.11.2013’te teslim edildiği ihtilafsız olup, dava tarihi itibari ile iki yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Davalı yüklenicinin ayıp nedeniyle ağır kusurlu olup olmadığına gelince; Yüklenici tarafça sözleşmeye konu makinanın teslim edilerek montajının yapıldığı, birkaç ay içinde servis hizmeti aldığı ve bir süre sonra da yüklenici tarafından gecikme ve zarar nedeniyle bir miktar bedelin iade edildiği iş sahibince savunulmuştur. Son servis hizmeti alınan 06.02.2014 tarihinden itibaren tespitin yapıldığı tarihe kadar yaklaşık beş yıl boyunca herhangi bir hizmet vs. alındığına dair dosyada bilgi olmadığı, makinanın kullanılamayacak derecede ayıplı olduğu veya yüklenicinin makinanın imalinde ağır kusurlu bulunduğu hususu usulünce ispatlanamadığından zamanaşımı süresinin 20 yıl olması gerektiğine dair iddianın kabulünün mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin feshi ve gecikme cezası bağdaşır talepler olmaması nedeniyle birlikte istenemese de mahkemece sözleşmenin feshi ve feshe bağlı talepler bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması nedeniyle ayakta olan sözleşmeye dayalı  talep edilen ifa ekli cezai şart için en geç teslim tarihine kadar ihtirazi kayıt ileri sürülmesi gerektiği, ancak bu hususta bir ispatın olmadığı anlaşılmakla bu talep kalem yönünden de mahkemece verilen ret kararı da doğru olmuştur. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 03/11/2020 tarih ve 2018/592 Esas, 2020/847 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,  2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 26/09/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"86a156d0ba325b74","SID":"d5aa93f467e30c0f"}}