{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>40. HUKUK DAİRESİ<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  KARARI<br>DOSYA NO: 2023/2064 <br>KARAR NO: 2024/1332 <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 7/6/2023<br>NUMARASI: 2021/333 (E) - 2023/445 (K)<br>DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat<br>KARAR TARİHİ: 8/10/2024<br>Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;       <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.  İlk derece mahkemesince, ölen sürücü ...'ın %100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacılar vekili dilekçesinde özetle; Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 gün ve 2019/40 (E) - 2019/40 (K) sayılı iptal kararıyla, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun (KTK) 90'ıncı maddesine 6704 sayılı Kanunla yapılan eklemelerin çıkarıldığını, böylece sigorta genel şartlarındaki koşulların bir geçerliliğinin kalmadığını, 6704 sayılı Kanundan önceki dönemde tek yanlı kazalarda işletenin veya sürücünün kaza yaparak ölmesi durumunda yakınlarının sigorta şirketlerinden tazminat isteyebilecekleri sonucuna varıldığını, bu kararlardan anlaşılacağı üzere KTK'nin 92'nci maddesine eklenen \"i\" bendinin iptali ile engelin ortadan kalktığını, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra görülmekte olan davalarda usul işlemlerinin geçersiz sayılmasının ileri sürülebileceğini, ıslah yoluna başvurulmaksızın yeniden işlem yapılmasının istenebileceğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve özel dairelerin yerleşik kararlarına göre işleten ve sürücünün ölümünde kusurlu olmaları koşuluyla, destekten yoksun kalan eşi, çocukları, anası, babasını işletene ait aracın veya sürücünün kullandığı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını (ZMSS) yapan sigorta şirketinden tazminat isteme haklarının bulunduğunu, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararıyla tazminat hakları önündeki yapay engelin ortadan kalktığını, Anayasa Mahkemesi kararının görülmekte olan kararlara da uygulanması gerektiğini, ilk derece mahkemesinin dayanak gösterdiği hükümlerin Anayasa ve hukukun genel ilkelerine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olduğunu; somut olayda ilk derece mahkemesince sigorta genel şartlarına öncelik verilerek çözüme gidilip davanın reddine karar verildiğini, oysa sigorta genel şartları kanun hükümlerine aykırı ise poliçedeki genel şartların yerine öncelikle Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, işleten ve sürücü yakınlarının işletene ait sürücünün kullandığı aracın trafik sigortasından yararlanma haklarına ilişin KTK'nin 92'nci maddesinin \"b\" bendi ile yeni eklenen \"g\" ve \"h\" bentleriyle kısıtlanmasının sigorta hukukuna özgü sosyal risk ilkesine, \"i\" bendi ile sigortacıya rücu hakkı tanınmasının ardıllığa ve rücu hakkına ilişkin genel hükümlerine aykırı olduğunu, nitekim Anayasa Mahkemesinin 9/10/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 17/7/2020 gün ve 2019/40 (E) - 2019/40 (K) sayılı kararının da bu yönde olduğun,  mahkemelerin trafik kazalarında zarar görenlerin açtıkları tazminat davalarında, özel yasa niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu hükümlerini uygulamak zorunda olduklarını, aksi takdirde hem özel kanuna, hemde Anayasanın 10'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasında yer alan hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz hükmüne, 5'inci fıkrasında yer alan Kanun önünde eşitlik ilkesine, yine Anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin 13'üncü maddesine, hak arama özgürlüğüne ilişkin 36'ncı maddesi ile Anayasanın temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak Kanun'la sınırlanabileceği hükmüne aykırı olduğunu; ölüm ve bedensel zararlarda ve tüm haksız eylemlerde özel kanun olan Trafik Yasası'nın değil Borçlar Yasası'nın uygulanması gerektiğini  belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede: Dava dosyasına eklenen ZMSS poliçesi, Şırnak İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Raporu ile kolluk tarafından düzenlenen \"Ölümlü/Yaralanmalı Trafik Kazası Tespit Tutanağı\" ile Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/5824 sayılı soruşturma belgeleri nüfus kaydı içeriğine göre, davacılar ... ve ...'ın oğlu ...'ın yönetimindeki davalı ... Sigorta AŞ'ye 3/10/2017 başlangıç, 3/10/2018 bitiş tarihleri arasında ZMSS poliçesiyle sigortalı ... plakalı çekici ile seyir halinde iken meydana gelen tek taraflı kazada öldüğü konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 5/4/2022 gün ve 3358 sayılı raporunda yönetimindeki çekici ve bu çekiciye bağlı kömür yüklü yarı römork ile düşey eğimli yolda seyir halinde iken, olay yeri yol özellikleri ile birlikte yönetimindeki aracın teknik özelliklerini ve yük durumunu da dikkate alarak seyrini uygun viteste, tetikte sürdürmesi gerekirken, bu hususa uymayan, olay yerine geldiğinde durmasının ardından sevk ve idare hatası ile yönetimindeki aracın hakimiyetini kaybederek geri kaçırıp yoldan çıkaran şarampole yuvarlanmasına neden olan ölen sürücü ...'ın %100 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Somut olayda tartışılması gereken hukuki sorun, sürücü ...'ın yönetimindeki ... plakalı çekicinin ZMSS poliçesini düzenleyen davalı ... Sigorta AŞ'nin, poliçenin yürürlükte olduğu tarihte meydana gelen kaza nedeniyle, ZMSS poliçesini düzenlendiği çekicinin sürücüsü ...'ın ölümü nedeniyle ortaya çıkan destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olup olmadığına ilişkindir. KTK'nin 91’inci maddesi gereği, aynı Kanun'un 85’inci maddesinde belirtilen bir motorlu aracın işletilmesinin bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1425’inci maddesine göre sigorta poliçesi genel ve varsa özel şartları içerir. 1/6/2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Yeni Genel Şartlarının A.6'ncı maddesinin (c) bendinde \"İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri\" ve (d) bendinde \"Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri\" zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı dışında kalan hallerden sayılmıştır. Anılan Genel Şartların  C.11'inci maddesinde ise yeni Genel Şartlar'ın yürürlük tarihi olan 1/6/2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere ya da meydana gelen kazalara uygulanacağı belirtilmiştir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları'nın A.3'üncü maddesine ve A.5'inci maddesinin (ç) bendine göre ancak üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla destek zararları, destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı kapsamındadır. Bunun sonucu olarak, sigortacının destek zararlarından sorumlu olması için motorlu aracın işletilmesi sırasında ölen kişinin, sigorta sözleşmesinin dışında mutlaka üçüncü bir kişi olması gerekir. İşletenin kusurundan sorumlu olduğu sürücünün üçüncü kişi olarak kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, aracın maliki olan işletenin, aracın sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olduğu, ZMSS'nin ise; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve KTK'nin 91'inci maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca yapılması zorunlu bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır. Eldeki davada davalı ... Sigorta AŞ ile davcı ... arasında ...plakalı çekiciye ilişkin  ZMSS poliçesi 9/3/2019 günü akdedilmiş; davacının desteği olduğu ileri sürülen ... ise yönetimindeki davalıya ZMSS poliçesiyle sigortalı ... plakalı çekiciyle 28/8/2018 günü seyir halinde iken meydana gelen tek taraflı trafik kazası sonucu ölmüştür. Bu nedenle davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun kapsamı, 1/6/2015 günü yürürlüğe giren ve ZMSS poliçesinin akdedildiği tarihte yürürlükte olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir. Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde, davalı ... Sigorta AŞ, ZMSS poliçesiyle sigortalı ... plakalı çekicinin karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına ya da bir şeyin zarara uğramasına neden olması durumunda, zarara uğrayan üçüncü kişilere karşı sürücüsünün kusuru oranında, sürücüsü ile birlikte müteselsil sorumlu olup ZMSS poliçesi de işletenin üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu teminat altına almaktadır. Diğer bir anlatımla işleten, sürücünün kusuruyla üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumlu olup ZMSS sigortacısı da işletene isabet eden sorumluluğu poliçede öngörülen limit dahilinde teminat altına alır. Eldeki davada davalıya ZMSS poliçesiyle sigortalı ... plakalı çekicinin sürücüsü ..., ZMSS teminatının kapsamı bakımından üçüncü kişi değildir.  Bu itibarla, trafik kazası nedeniyle oluşan zararı ZMSS poliçesiyle teminat altına alınan üçüncü kişi olmayan sürücü ...'ın desteğinden yoksun kaldığı ileri sürülen davacının, trafik kazası nedeniyle uğradığı destekten yoksun kalma zararını davalı sigorta şirketinden talep etme hakkı bulunmamaktadır. [Aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/4/2021 gün ve  2021/17(4)-86 (E) - 2021/516 (K) sayılı kararı] <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b/1'inci maddesi uyarınca esastan reddine,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 269,85  TL istinaf karar ve ilam harcı mahsup edilerek, bakiye 157,75‬ TL istinaf karar ve ilam harcının  davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,3-Davacının istinaf kanun yolu başvurusu nedeniyle harcadığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333'üncü maddesinin, 1'inci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 361'inci maddesi uyarınca Dairemizin gerekçeli kararının tebliği tarihinden itibaren başlayan iki haftalık süre içerisinde, Dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 8/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cee5a602f08d1555","SID":"17dac2dd8520f256"}}