{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2022/1245 <br>KARAR NO\t: 2024/1395<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                         \t       K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ... \t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/05/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/128 E.  -  2022/144 K.<br><br>DAVACI\t:\t  <br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI\t:<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/05/2022 Tarih ve 2021/128 Esas - 2022/144 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ... dahili davalılar  tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin 96/005244 sayılı \"...+şekil\" ibareli tanınmış markanın sahibi olduğunu, davalının, bu marka ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “... ...” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, başvurunun 2017/23439 kod numarasını aldığını, müvekkilinin markasının 43. Sınıf hizmetlerde, 169841 tescil numarası ile 1997 yılında tescil edilmiş olduğunu, 2017 23439 sayılı markanın müvekkilinin markasının aynısı olduğunu, 43. Sınıf bakımından bu markanın hükümsüzlüğü gerektiğini, davalının tescil ettirdiği marka ismini internette arattıklarında, müvekkilinin tescilli markasına ait restoranların çıktığını, müvekkilinin markasını 1958 yılından beri kullandığını, markalarının tanınmış hale geldiğini, dava konusu markanın bariz bir şekilde müvekkilinin markaları ile karıştırılabilir olduğunu ileri sürerek 2017/23439 başvuru numaralı “... ...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Dahili davalılar vekili, davanın taraf ehliyeti olmayan adi ortaklığa yöneltilemeyeceğini, ayrıca ... olarak faaliyet gösteren adi ortaklığın 09.03.2021 tarihli protokol ile tamamen dağıtılmış olup, dava tarihinde varlığının dahi mevcut olmadığını, müvekkillerin dava konusu marka üzerindeki gerçek hak sahibi olduklarını, müvekkillerinin babaları ... tarafından 1959 yılında kurulan “... ... Salonu”  unvanlı işyerini, miras yoluyla intikal ederek, aynı adreste aralıksız ve düzenli olarak kullanmaya devam ettiklerini, huzurdaki uyuşmazlık ile hemen hemen aynı yönde çıkmış bir uyuşmazlıkta, markanın ... tarafından kendi adına tescilini takiben, marka sahibi ... tarafından, markanın dava dışı 3. kişilere devir edilmesi sonucunda, markanın yeni sahibi tarafından müvekkilleri aleyhine açılan marka hakkına tecavüz davasının reddedilerek, müvekkillerinin ... ... markası üzerinde, öncelik hakkı ve gerçek hak sahibi olduklarının tespit edildiğini, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/215 E., 2018/470 K. Sayılı ilamının Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 2019/328 E., 2020/781 K. Sayılı kararı ile de onandığını, yine Ankara 5. FSHHM nezdinde 2021/23 D.İş dava dosyası üzerinden, müvekkillerinin ... ... ibaresinin kullanımının durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir ve delil tespiti talebi yapıldığını, anılan dosyada da davacı tarafın tedbir talepleri reddedildiğini, davacı yanın devir aldığı markayı, asıl hak sahiplerinin, 1959 yılından bu yana kullanmakta olduğunu bilerek markayı devir almış ise, basiretli bir tacir gibi davranarak, bu durumun getirdiği yükümlülüklere katlanmak zorunda olduğunu, davacının, marka üzerinde uzun süreli kullanıma dayalı hak sahibi olan davalı müvekkillerin hakkını engelleyemeyeceğini  savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu başvurunun 2017/23439 sayılı “... ...” ibaresinden oluştuğu, kapsamında \"43. Sınıf: Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.\" mal ve hizmetlerin bulunduğu, davacıya ait markanın ise 96/005244 sayılı \"...+şekil\" ibaresinden meydana geldiği ve koruma kapsamında 43. Sınıftaki \"... salonu hizmetleri\"nin yer aldığı, dava konusu marka kapsamında 43.01 alt grubundaki “yiyecek – içecek sağlanması” hizmetleri yer almamakla birlikte 43.02 alt grubundaki “Geçici konaklama hizmetleri” ile davacı yanın tescilli markası kapsamındaki yiyecek – içecek sağlanması hizmeti sektörüne yönelik olduğu görülen hizmetin benzer olduğu, zira uygulamada da kabul gördüğü üzere pek çok yerdr günü birlik dinlenme yerlerinin açık alanlarının da yiyecek  içeçek tüketen müşterilere hizmet verecek şekilde düzenlendiği belirtilmekte ve bu durum nedeniyle 43.01 ve 43.02 hizmetler arasında doğrudan  bir benzerlik ilişkisinin bulunduğu, başvuru standart karekterle yazılmış “... ...” ibaresinden oluşurken, itiraza dayanak markanın standart karekterle yazılı \"...+şekil\" ibarelerinden oluştuğu, dava konusu markanın ayırt ediciliği bulunan esas sözcük unsurunun “...” ibaresi olduğu, her iki taraf markasının da esaslı ayırt edici unsurunun “...” sözcüğü olduğu, bu kelimenin 43. Sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” açısından ayırt edici vasfı bulunan bir sözcük olduğu, dolayısıyla anılan ibarenin ortaklığından kaynaklı olarak taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak çok güçlü bir benzerliğin mevcut olduğu, markalardaki sair unsurların bu benzerliği ortadan kaldırmaya yeterli bir etkiyi markalarda yaratmadığı, taraflar arasında görüldüğü anlaşılan ve marka hakkına tecavüz iddiaları temelindeki dosyalarda da davalının kullanımları ile davacı taraf markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olduğu tespit edilmiş olunmakla birlikte davalının, anılan ibare üzerinde önceden beri fiili ve markasal kullanımdan kaynaklı bir üstün hakkının mevcut olduğuna kanaat getirilmek suretiyle öncelik ilkesi gereği önceki tarihli tescilsiz kullanımların marka hakkına tecavüz iddiaları bakımından bir hukuka uygunluk sebebi teşkil ettiği belirtilmek suretiyle değerlendirmelerde bulunulduğu, davalı tarafın “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri”nde uzun yıllardır “... ...” markası altında gerçekleştirdiği faaliyetlerinin mevcut olması ve buna bağlı dava konusu ibareyi 43.01. Sınıf  “yiyecek – içecek sağlanması” hizmetleri ile sınırlı olarak tescilsiz ve hukuka uygun bir şekilde kullanmaya hakkı bulunduğu yönünde bir kanaate varılsa dahi davalının bu hakkının, dava konusu başvurunun, sicilde daha evvelden kayıtlı bir markaya üstün tutulması sonucunu meydana getirmeyeceği, sicilde kayıtlı markaların öncelik sıralamaları üzerinden varılmış bir kanaate işaret etmekte olup gerçek hak sahipliği karinesi, hak sahibine, tescile konu işaretin aynısının veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı tanımakta ise de bu durum sicilde kayıtlı başka bir markanın varlığına rağmen, gerçek hak sahibine doğrudan tescil hakkı tanımadığı, hükümsüzlüğü istenen dava konusu 2017/23439 sayılı markanın sahibi olarak gözüken “... ve Ortakları” isimli adi şirketin tüm ortaklarınının davalı olarak gösterilerik davaya dahil edildiği gerekçesi ile davanın Kısmen Kabulüne, 2017/23439 sayılı markanın 43. Sınıf \"geçici konaklama hizmetleri\" emtiası ile sınırlı olarak hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine veya aynı hedef kitleye hitap edip etmediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet olanaklarının bulunup bulunmadığı, birinin diğerini tamamlama imkanı olup olmadığı gibi unsurlarında araştırılmasının gerektiği, yerel mahkemece yalnızca ''geçici konaklama hizmetleri' bakımından kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesinin yerinde olmadığı, 43. Sınıftaki diğer hizmet adları bakımından da markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br>\tDahili davalılar ... ve ... vekili, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığını, taraf ehliyetinin de bulunmadığını, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak birlikte hareket etmeleri gerektiğini, eğer adi ortaklığa karşı açılacak davanın konusu paradan başka bir şey ise, davanın bütün ortaklara birlikte açılması gerektiğini, bu yol izlenmeden, dava açılmış ve davanın görülmesine başlanmış ise bu durumda hukukilikten söz edilmesinin mümkün olmayacağını, zira, davalı olarak gösterilmesi gereken kişilerin derdest davaya sonradan \"dahili davalı\" olarak eklenmesinin, davanın sakatlığını ortadan kaldırmayacağını, Hukukumuzda dahili davalı olarak nitelendirilebilecek bir taraf olmadığıdı, bu ilkelerin Hukuk Genel Kurulu’nun 23.06.2004 gün ve E:2004/4-371, K:2004/375; 18.04.2007 gün ve E:2007/5-233, K:2007/221; 04.03.2009 gün ve E:2009/10-34, K:2009/104; 04.11.2009 gün ve E:2009/2-402, K:2009/484; 22.12.2010 gün ve E:2010/19-638, K:2010/694,ve 07.11.2012 tarih, E:2012/2-181, K:2012/755 sayılı kararlarında da benimsendiğini, davacı Şirket tarafından ikame edilen huzurdaki davada davalı olarak ... ve Ortakları' nın belirtilmiş olduğunu, müvekkillerinin ise, dahili davalı olarak davada yer aldığını, davalı olarak gösterilen ... ve Ortakları, her ne kadar TÜRKPATENT sicilinde hükümsüzlüğü talep edilen markanın sahibi olarak görünüyor ise de neticede bir adi ortaklık olduğunu, adi ortaklığın ise taraf ehliyetinin bulunmadığını, kaldı ki, ... olarak faaliyet gösteren adi ortaklığın da 09.03.2021 tarihli protokol ile tamamen dağıtıldığını, dava tarihinde varlığının dahi mevcut olmadığını, davada \"davalı\" olarak yer alabilecek kimse bulunmadığını, yani, 6100 sayılı HMK' nın gereği olan \"dava şartı\"nın halen yerine gelmediğini, müvekkilinin \"... ...\" ibaresi üzerinde gerçek hak sahipliğinin olduğunu, markanın ilk kez kullanımını gerçekleştiren restaurantın adresi, ... olup, işletmenin tescilsiz marka kullanımının aynı adreste dava tarihine kadar kesintisiz devam ettiğini, davacı Şirketin, davasına dayanak etmiş olduğu 96 005244 numaralı 43.sınıfta tescilli \"...\" markasını devir yoluyla iktisap ettiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t: Dava,  marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\t6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620. maddesinde; \"Adi ortaklık sözleşmesi, iki veya daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleşmeyi üstlendikleri sözleşmedir.\" hükmü bulunmaktadır. <br>\tAdi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için, taraf ehliyeti de bulunmamaktadır. Bu nedenle de, adi ortaklığa karşı açılan davanın, adi ortaklığı oluşturan ortakların tümüne karşı yöneltilmesi gerekmektedir. Diğer yandan adi ortaklığa karşı açılacak davalarda iştirak halinde mülkiyet kuralları uygulama alanı bulacaktır. Adi ortaklık ile ilgili uyuşmazlıklara bakmakla görevli Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25/11/2019 tarih 2019/4532 E.- 2019/9229 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Yargıtayın bu durumdaki emsal uygulaması, dava dışı ortağın davaya dahil edilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerektiği yönündedir. <br>\tSMK'nın 25/3. maddesine göre de, marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır.<br>\tBu açıklamalar sonrasında somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, davanın marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin bulunduğu, dava konusu markanın 09/12/2019 tarihinde tescil edildiği, sahibinin ... ve Ortakları olduğu, dava tarihinde de bu sahiplik bilgilerinin geçerli bulunduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, ... isimli adi ortaklığın mahkemece davaya dahil edilen ... ve ... dışında ortaklarından birinin de ... olduğu, dava konusu markanın dava tarihinde tüzel kişiliği olmayan, ... adına kayıtlı bulunduğu, marka hükümsüzlük davasının, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere karşı açılacağı, dolayısıyla eldeki davanın bu adi ortaklığın tüm ortaklarına yöneltilmesinin gerektiği, mahkemece bu yönde ... ve ... isimli ortaklar davaya dahil edilmiş ise de, marka sahibi olarak görünen ...'ın da davaya dahil edilmesinin gerektiği, zira dahili davalılarca, ... olarak faaliyet gösteren adi ortaklığın 09.03.2021 tarihli protokol ile davadan önce tamamen dağıtıldığının savunulduğu anlaşıldığından, mahkemece bu husus üzerinde yeterince araştırma yapılmadan, dava konusu 2017/23439 sayılı markanın sahibi olarak gözüken “... ve Ortakları” isimli adi şirketin tüm ortaklarınının usulüne göre davaya dahil edilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. <br>\tBu itibarla Dairemizce, davacı ... dahili davalılar vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı ... dahili davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1- HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davacı ... dahili davalılar vekillerinin istinaf itirazların kabulü ile, Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/05/2022 Tarih ve 2021/128 Esas - 2022/144 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA;<br>                          2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı ... dahili davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı ... dahili davalılar tarafından yatırılan 80,70'er TL maktu istinaf karar ve ilam harçlarının istek halinde davacı ... dahili davalılara ayrı ayrı iadesine, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 13/09/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/09/2024\t\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"14e78aff2b4efef7","SID":"161b34e505db0cf5"}}