{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1832 <br>KARAR NO: 2024/1437<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/06/2021<br>NUMARASI: 2014/870 Esas - 2021/455 Karar<br>DAVA: Tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/10/2024<br>Davanın kısmen kabul, kısmen reddine ilişkin kararın davacı ile davalılar ... ve ... Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; ... grubunun sahibi olduğu ... AŞ ile ... ve ...'in ortağı bulunduğu ... Ltd Şti. arasındaki mutabakat sonucunda 1997 yılında bir ortak girişim kurulduğunu, daha sonra unvan değişikliği ile ... AŞ adını alan bu ortak girişimde ... ile ...'nin 01/09/1997 tarihinden itibaren genel müdür olarak yer aldıklarını, bu kişilerin 15/04/1998-29/12/2005 tarihleri arasında %35 hissedar ve yönetim kurulu üyesi, 26/12/2012 tarihine kadar imza yetkilisi olduğunu, davalı ...'nun müvekkili şirket nezdinde mali raporlama denetim müdürü olarak 20/11/2006 tarihinde göreve başladığını, 01/07/2012 tarihi itibariyle mali işler grubunun başında baş mali işler müdürü ... olarak finans ve mali işler departmanından sorumlu genel müdür yardımcısı tayin edildiğini, ...'nun bu görevinde doğrudan ... ve ...'e bağlı olarak hizmet verdiğini, müvekkili şirket yönetim kurulu üyeleri Türkiye'de ikamet etmeyen yabancı kişilerden oluşturulmuş olup, şirketin idaresini şirketin üst düzey yetkilileri davalılar ..., ... ve ...'na bıraktıklarını, bu suretle müvekkili şirketin imza yetkilisi ve genel müdür sıfatına sahip ..., ... ve baş mali işler müdürü ...'e itimat ettiklerini, ... Ltd. Şti. 15/01/1999 tarihinde ticaret siciline kaydolmuş olup; ...'un şirketin %80, ...'ın ise %20 oranında ortağı olduğunu, müvekkili şirketin idaresini üstlenen davalıların müvekkili şirketin yabancı üst düzey yetkililerine verdiği yanıltıcı bilgiler uyarınca, yabancı yetkililerin ...'in müvekkili şirkete taşeron saha ve bordro hizmeti verdiğini bildiklerini, ancak ... şirketinin 01/11/2011 tarihine kadar müvekkiline saha hizmeti vermediğini, sadece müvekkili şirkete söz konusu hizmeti verdiği izleniminin yaratıldığını, ... tarafından müvekkili şirkete saha hizmetleri ve araştırma projeleri adı altında milyonlarca TL tutarında fatura kesildiğini, son olarak müvekkili şirketin üst düzey yetkililerinin senelerdir kendisinden saha hizmeti alındığını bildikleri ...'den hizmet almaya devam etmeleri yönünde davalılar tarafından ikna edildiğini, 01/11/2011 tarihinde ... ile saha araştırma hizmet sözleşmesi imzalandığını, 2012 yılında ... Grubunun gönderdiği iç denetçinin şirketin bazı finansal usulsüzlüklere karışmış olabileceği yönündeki tespiti üzerine müvekkili şirkette detaylı bir inceleme gerçekleştirildiğini, inceleme neticesinde, ... ile imzalanan 2011 tarihli sözleşme öncesi şirketin esasen müvekkili şirkete doğrudan saha hizmeti vermediği, yalnızca müvekkili şirketin çalışanlarının maaşlarının bir kısmını, parttime çalışan ve moderatörlerin ücretlerini ödemek ve müvekkili şirketin bazı çalışanlarını bordrosunda göstermek üzere kurulduğu ve tek faaliyetinin bu olduğu, 2011 tarihine kadar esasen gerçek anlamda fiziki bir ofisinin dahi bulunmadığı, müvekkili şirkete doğrudan doğruya saha hizmeti sunmadığı halde saha hizmetleri açıklaması altında ayda en az 6-7 defa olmak üzere yıllarca fatura kestiği, bu faturaların bedellerinin müdür sıfatına sahip davalılar tarafından ...'e ödendiği ve müvekkili şirketin yıllarca aldatıldığının tespit edildiğini, yine bu incelemelerde davalı ... ile ... şirketinin ortakları arasında ... Hiz. Tic. Ltd. Şti. bünyesi altında 10.07.2000 tarihinden itibaren süregelen bir ortaklık ilişkisi bulunduğunun açığa çıkarıldığını, bu nedenle davalılar ... ile ...'nin imza yetkileri ile genel müdürlük görevleri 28.12.2012 tarihinde sona erdirilerek davalıların fesih bildirimleri ile şirketten uzaklaştırıldığını, ...'in iş sözleşmesinin 15.01.2013 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini, ... şirketi ile olan sözleşmenin de 12.02.2013 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiğini, davalıların yıllarca davalı ... ile birlikte hareket ederek bu şirkete para aktardıklarını, 01.11.2011 tarihine kadar sözleşmesel ilişki bulunmamasına rağmen müvekkili çalışanlarının maaşlarının bir kısmının ... vasıtasıyla ödendiğini, bir kısım çalışanlar için ise adı geçen şirketin bordrolama şirketi olarak kullanıldığını, bunun yanı sıra parttime ve moderatör ödemelerinin de ... vasıtasıyla yapıldığının tespit edildiğini, bunların karşılığında ise müvekkili şirketten bu şirkete bu ödemelerin çok üzerinde bir para aktarımı yapılarak müvekkilinin 2008-2012 arasında toplam 25.428.419-TL zarara uğratıldığını, bu zarar miktarının ... tarafından açıkça ortaya konulduğunu, bunlara ek olarak ...'in ortağı ...'un kişisel harcamalarının da müvekkilince ödenmesinin sağlandığını, bu kapsamda ...'e tahsis edilen ve ... tarafından kullanılan araçların 2008-2013 yılları arasındaki kira, benzin ve trafik cezası masrafları için 225.574,42-TL ödemenin müvekkili adına davalı ...'in yaptığını, diğer davalıların da bu işlemlerden haberdar olmalarına rağmen yıllarca göz yumduklarını, davalılar ... ve ...'in 08.11.2012 tarihinde şirket yönetim kuruluna yaptıkları sunumda ...'in esasen bir ofisinin bulunmadığını, salt fatura kesme amacıyla kurulduğunu itiraf ettiklerini, şirket 2011 yılına kadar ...'den saha hizmeti almamasına rağmen,  e-posta yazışmalarına göre ... şirketinin kendisine verilen talimatlar uyarınca dilediği tutarda fatura kestiğini ortaya koyduğunu, davalı ...'in ... bankası ile olan yazışmalarının, müvekkili çalışanlarının ücret ödemelerinin ... üzerinden ödenmesinin bu davalının kontrolünde olduğunu gösterdiğini, davalıların 08.11.2012 tarihli sunumda şirketin %90 oranında kayıt dışı harcamalarının ... üzerinden gerçekleştirildiğini beyan ettiklerini, müvekkili şirket yetkililerinin bu kayıt dışı harcamalara ilişkin bilgilerinin olmadığını, davalıların, ... vasıtasıyla gerçekleştirdikleri ikili maaş ödemesi uygulamasında usulsüzlük bulunmadığı ve ...'den saha hizmeti alındığı yönünde  şirket yönetim kurulu ile denetçilere yanıltıcı bilgiler verdiklerini, müvekkilince bağımsız denetim şirketi ...'ye yaptırılan inceleme sonucunda, ...'in maaş ödemelerini aşan tutarda fatura düzenlemesi nedeniyle 2008, 2009, 2010, 2011 yıllarında müvekkilinin toplam 24.404.926,46-TL zarara uğradığının tespit edildiğini, müvekkilinin davalıların usulsüz uygulamaları nedeniyle yaklaşık 9,5 milyon TL vergi borcu ve 5,3 milyon TL vergi borcu faizi ödediğini, ikili maaş ödemesi uygulaması nedeniyle de SGK'ya milyonlarca prim ve ceza ödeme riski ile karşı karşıya olduğunu, 01.11.2011 tarihli sözleşme sonrasında da ...'in kestiği sözleşmeye aykırı yüksek bedelli faturalar nedeniyle müvekkilinin bu şirkete toplam 1.023.492-TL tutarında fazla ödeme yaptığını, davalıların müdürlük sıfatından kaynaklanan özen ve sadakat borçlarına aykırı davrandıklarını, davalı şirketin de sözleşme öncesi dönemde haksız fiil, sözleşme sonrası dönemde ise sözleşmeye aykırılık nedeniyle sorumluluğunun bulunduğunu belirterek, davalıların kusurlu/sözleşmeye aykırı fiilleri sonucunda 25.428.419-TL'si ... şirketine yapılan fazla ödeme nedeniyle, 225.574,42-TL'si ise ...'e tahsis edilen araçlar sebebiyle olmak üzere müvekkilinin uğradığı toplam 25.653.993,42-TL tutarındaki zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tazminine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı ... vekili; müvekkilinin 1997-2005 yılları arasında davacı şirketin %14,45 oranda pay sahibi, 2006-2012 yılları arasında şirketin iki genel müdüründen biri olarak görev yaptığını, diğer genel müdürün ise davalı ... olduğunu, müvekkilinin diğer davalı ... şirketi ve ortakları ile ilişkisinin bulunmadığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin davacı tarafından 11.02.2013 tarihinde feshedildiğini, bu haksız feshe karşı  müvekkilince İstanbul 7. İş Mahkemesinin 2013/201 esas sayılı dosyasında açılan  davanın derdest olduğunu, TTK uyarınca davacı şirketin asli yetkili organı genel kurul ve asli yönetim organının da yönetim kurulu olduğunu, şirketin yönetiminin tamamının yönetim kurulu üyesi olmayan  kişilere bırakıldığının yönetim kurulu üyelerinin yapılan işlemlerden haberdar olmadığının iddia edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkili ile diğer davalının belirli konularda ve belirli sınırlamalara tabi olmak üzere yetkili olduğunu, yapılan iç denetimler sonucu düzenlenen denetim raporlarının, yönetim kurulunun her türlü işlemden haberdar olduğunu ortaya koyduğunu, ... şirketi tarafından davacıya bordro ve saha hizmeti verildiğini,verilen hizmetler ile kar marjının saha hizmetleri adı altında davacıya faturalandırıldığını, müvekkilinin genel müdürler arasındaki iş bölümü gereği ... ile ilgili hiç bir konuda rol oynamadığını, davacı şirketin kayıtlarının ...'in 01.11.2011 tarihinden önce de saha hizmeti sunduğunu gösterdiğini, davacının delil olarak sunduğu yazışmalarda müvekkilinin adının geçmediğini, davacı şirketin iç denetimlerinin hiç birinde müvekkilinin aktif rol oynamadığını, 2006 yılında bordro hizmetinin durdurulmasını öneren denetçi raporuna rağmen, yabancı yöneticiler tarafından bu iş ilişkisinin durdurulması talimatı verilmediğini, 2007 tarihli iç denetim raporunda da saha masraflarına ilişkin ... tarafından verilen hizmetlerin mevcut olduğu ve hile şüphesinin bulunmadığının tespit edildiğini, davacı şirket yönetim kurulunun tüm bu süreçlerden haberi olduğunu, davacının iddia ettiği zararın ... tarafından sağlanan bordro hizmetinden kaynaklanmadığını, ... tarafından müvekkiline işçilik alacakları dışında hiç bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin ...'e kiralanan araçlardan görevi gereği haberi olmadığını, araç kiralama sözleşmelerinin diğer genel müdür ... tarafından imzalandığını, ödemelerin de diğer genel müdür tarafından onaylandığını, ... raporunun davacı şirket tarafından verilen veriler üzerinden düzenlendiğini, doğruluk denetimine tabi tutulmadığından hesabın doğruluğunu ortaya koymayacağını, davacı şirketin devlete ödemekle yükümlü olduğu prim vergileri ödemeyerek menfaat sağladığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Ltd. Şti. vekili; davacı ile müvekkili şirket arasındaki saha araştırma hizmetine ilişkin ticari ve hukuki ilişkinin 1999 yılında başladığını, taraflar arasındaki ilişkinin en başından beri inceleme ve denetime elverişli şekilde resmi kayıt ve belgelerle yürütüldüğünü, dolayısıyla müvekkilinin kesinlikle davacı ile ne kayıt dışı ne de başka bir gayri meşru amaca yönelik bir işi ya da iş birliğinin olmadığını, ilişkinin uzun bir süre yazılı bir sözleşme olmadan sürdürülmüş olup sonraki yıllarda yazılı bir sözleşmeye dönüştürüldüğünü, müvekkilinin davacıya talep ettiği saha araştırma hizmetini sunabilmek için sayıları en az 30-40 olan sigortalı personel çalıştırdığını, davacının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davacı aleyhine İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, müvekkili ile davacı arasındaki ilişki fatura ve diğer ticari kayıtlarla sabit olup kayıtlar herhangi bir dönemde itiraza uğramadığı gibi, iddia edilen denetimleri sonrasında bile herhangi bir ikaz veya fatura iadesinin söz konusu olmadığını, faturaların, ... adlı davacı personelinin denetlemesi ve verdiği talimat ve bilgi üzerinden düzenlendiğini, davacı yöneticilerinin müvekkili ile yapılan işlemlerin miktar ve içeriklerinden haberdar olmamasının mümkün olmadığını, bu noktada davacının herhangi bir yöneticisinin yanıltılmasının müvekkili ile ilgisi olmadığını, sözleşmenin davacının yetkililerinin bilgi ve tavassutu ile yapılmış bir sözleşme olduğunu, sözleşmede, sözleşmenin önceki dönemdeki ilişkiler yönünden de geçerli olduğunun hükme bağlandığını, ... raporunda, davacı yönetiminin sunduğu verilere dayandığı ve verilerin doğruluğu ve tamlığı ile ilgili bir denetim çalışması yapılmadığı belirtildiğinden, raporun delil niteliği olmayacağını, araçlar davacı tarafından kullanıldığından müvekkili ile ilgisi bulunmadığını, müvekkilinin ortağına ait ceza makbuzunun ödendiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, dava 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup dava tarihi itibariyle zamanaşımının dolduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir. Davalı ... ve ... vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, 6762 sayılı TTK'nın 341. maddesi gereğince bu davanın açılabilmesi için genel kurulca dava açılması yönünde karar alınması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerektiğini, ancak bu konuda bir karar alınmadığından davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, müvekkili ...in davacı bünyesinde 19.11.2006-28.12.2012 arasında finans bölümünde çalıştığını, 01.07.2012 tarihinde ise genel müdüre bağlı mali işler müdürlüğüne yükseldiğini, bu tarihe kadar muhasebe kayıtlarına ve ödemelere müdahalesinin iş tanımında yer almadığını, bu durumda müvekkilinin bir karar alması mümkün olmadığından yönetici olarak adlandırılmasının doğru olmadığını, müvekkilinin ... olarak terfi ettirildiği tarihin ... ile çifte maaş uygulamasının sona erdirildiği tarihten sonraya denk geldiğini, müvekkilinin iş sözleşmesinin davacı tarafça 28.12.2012 tarihinde feshedildiğini, İstanbul 14. İş Mahkemesinin 2013/174 esas sayılı dosyası ile işe iade davası açılmış olup bu davanın derdest olduğunu, müvekkili ...'in ise 1998-2005 arası davacı şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olup 2005 yılından sonra ise B grubu imza yetkilisi olarak görev yaptığını, B grubu imza yetkilisi olan müvekkilinin prim ve vergi ödemekle mükellef olmadığını, bu müvekkilinin iş sözleşmesinin de davacı tarafça 15.01.2013 tarihinde feshedildiğini, davacı şirket yetkililerinin saha araştırma işlerinin ... şirketine taşere edildiğini bildiğini, bir kısım çalışanların bu şirket üzerinden istihdam edilmesi konusunda önce bir tereddüt oluşsa da iç denetimlerde bu konuda artık bir soru işareti kalmadığının sunulan belgelerden anlaşıldığını, davacının dayandığı ...'nin 2013 tarihli raporundaki bir takım kısıtlamaların güvenilir bir raporlama olmadığını gösterdiğini, bu nedenle bu rapora delil olarak dayanılamayacağını,  davacının müvekkilinin ... şirketi ile olduğu iddia edilen ilişkisinin asılsız olduğunu, müvekkilinin 1993 yılında kurduğu ... şirketinin kuruluşunda ... şirketi ortaklarının ilgisinin bulunmadığını, müvekkillerinin iş sözleşmelerinin feshinde bu suçlamalar yer almayıp haksız rekabet iddiasına dayanıldığını, davacının Türkiye'den elde ettiği gelirin büyük kısmını OECD regülasyonlarına uymaksızın diğer ülkelerdeki şubelerine transfer etmek istediğini, müvekkillerinin şirketten açıklama istediğini, ancak şirket yöneticilerinin uygulamanın bu şekilde devam ettirilmesini istediklerini, bu durumun vergi kaçırma suçunu doğurduğunu, bunun da ...'nın ...'yi usulsüz işlemlere sevk ettiğini gösterdiğini, müvekkillerinin ... uygulamasına karşı çıktıklarını, ancak davacının uygulamayı zamanaşımına bıraktığını, dolayısıyla kendilerini mağdur edecek bu uygulamayı müvekkillerinin gerçekleştirmiş olmasının mantığa aykırı olduğunu,  diledikleri gibi transfer fiyatlaması yapamayan davacı şirket yöneticilerinin bu nedenle Türk yönetici kadrosunu değiştirdiklerini,müvekkilleri işten çıkarıldıktan sonra da ... ile çalışmaya devam ettiklerini, ... ile 01.11.2011 tarihli sözleşme imzalanmasında müvekkillerinin hiç bir rolü olmadığını, sözleşmenin bizzat Alman yetkililer tarafından imzalandığını, ... yönetiminin Türkiye'deki tüm iş ve işlemlerden haberdar olduğunu, ... ile bir sözleşme bulunması gerektiği davacı şirket iç denetçisi tarafından belirtildiğinden, sözleşmenin müvekkilince hazırlanarak iç denetçiye sunulduğunu, müvekkilleri arasındaki yazışmaların üst yönetimden bir şey saklama niyeti olmadan ikili maaş uygulamasının getirdiği karışık yapının bir şekilde raporlamasını yapmaya yönelik olduğunu, davacı şirketin genel kurul kararları ile her yıl için yönetim kurulu ve denetçinin ibra edildiğini, bu yıllara ait şirket bilanço ve raporlarının onaylandığını, 6762 sayılı TTK'nın 380. maddesi gereği bu genel kurul kararlarının müdürlerin ibrası sonucunu da doğurduğunu, bu nedenle müvekkili ...'in ibra edildiği faaliyet dönemi için sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacının yönetim kurulu üyelerinin dışarıdan müdür atamış olmalarının kendi sorumluluklarını kaldırmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davalı ... ile ... yetkilileri hakkında vergi usul kanununa muhalefet suçundan İstanbul 52. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/336 esas sayılı dosyasında dava açıldığı, yine davalılar hakkında dolandırıcılık suçundan İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/42 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı, bu dosyada mahkemece yapılan yargılama sonucunda, sanıklar ... ve ...'in şirketteki yönetim kurulu üyeliği sıfatları sona erdikten sonra 26/12/2012 tarihine kadar genel müdür olarak,  sanık ...'nun ise finans müdürü olarak şirkette istihdam edildikleri, 01/11/2011 tarihinde yürürlüğe girmek üzere sanıklar ... ve ...'ın hissedarı oldukları ... şirketi arasında piyasa araştırmaları yapılmak üzere sözleşme düzenlendiği, mahkemece aldırılan 21/11/2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, ... şirketi ile ... şirketi arasındaki ticari ilişkinin ... tarafından yapılan denetim raporlarında da belirtildiği üzere bilindiği ve düzenli olarak denetlendiği, sanıklar tarafından yapılan herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmediğinin belirtilmesi dikkate alınarak, sanıkların savunmalarının aksine üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair mahkumiyetlerine esas teşkil edecek delil elde edilmediğinden,  sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği ve kararın İstanbul BAM 22. Ceza Dairesinin onama kararı ile 12/12/2018 tarihinde kesinleştiği, davalıların sorumluluğunu doğuran olayların gerçekleştiği tarihler 6762 sayılı TTK ve 818 sayılı BK'nın yürürlükte olduğu dönemde meydana geldiğinden, somut olayda bu yasa hükümlerinin uygulandığı, mahkemece verilen sürede davacı tarafça yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açılması konusunda alınan genel kurul kararının ibraz edildiği, davada davalıların zamanaşımı definin yerinde olmadığı, davalı gerçek kişiler aleyhine açılan davada, 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi uyarınca icracı müdürler bakımından yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dair hükümlerin uygulanacağı, kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve alacaklılara karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticilerin oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olacakları, davacı tarafından, davalıların sorumluluğuna ilişkin davalı ... şirketine fazladan ödenen 25.428,419-TL ve davalılar tarafından ... tahsis edilen araçlar nedeni ile ödenmek zorunda kalan 225.574,42-TL'nin tahsilinin talep edildiği, ... tarafından saha hizmeti başlığı altında davacıya faturalar kesildiği, davacı tarafından saha hizmetinin sunulmadığı ileri sürülmekte ise de, davacının 10 yıl boyunca kesilen faturaları kabul ettiği, faturalara ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen fazlaya ödemeye ilişkin denetim şirketinden alınan raporlarda da davacı ile davalı ... arasında 1999 yılından bu yana devam eden sözleşmesel ilişkide davalının sunduğu asıl hizmetin çalışanlara çift bordro uygulaması ile davacı şirkete bir takım vergi avantajı sağlaması olduğu, ... tarafından yapılan düzenli denetimler sonucunda hazırlanan raporlarda da davalı gerçek kişiler tarafından yapılan her hangi bir usulsüzlüğün tespit edilemediği, davacı ile davalı ... arasında yazılı olarak akdedilen 2011 tarihli sözleşmeye kadar devam eden hukuki ilişkide davalının sunacağı hizmetin ne olacağının da belirlenmediği, bu hizmetlerin sunulup sunulmadığının denetlenmesinin mümkün olmadığı, davalı gerçek kişilerin ...'e yapılan fazla ödemeyi usulsüz bir şekilde gerçekleştirdikleri ispat edilemediğinden, şirket müdürü olarak görev yapan ... ve ... açısından davalı ... şirketine fazladan ödeme yapıldığı iddia olunan 25.428,419-TL'lik tazminat davasının reddine karar vermek gerektiği; davacı şirket adına davalılardan ... tarafından kiralanan araçların diğer davalı ...'e tahsis edilmesiyle şirketin mal varlığında azalmaya yol açıldığı, bu zarara yol açan yöneticinin davalı ... olduğu anlaşılmakla, ...'e tahsis edilen araçlar nedeniyle 225.574,42-TL'lik şirket zararından davalı ...'un sorumlu olduğu; davalılardan ...'nun tazminat talep edilen dönemde şirkette müdür olarak görev almadığı,davalı ... aleyhine açılan davanın husumet nedeni ile reddine karar vermek gerektiği; TTK'nın 342. maddesine istinaden sınırlı alanda organ sıfatına haiz müdürlere yöneltilen davada, TTK'nın 380. maddesi uyarınca bilançonun tasdikine ilişkin genel kurul tarafından verilen kararın aksi kararlaştırılmadıkça müdürleri de kapsadığı düzenlenmiş olup, sadece bilançonun onaylanması müdürlerin ibrası sonucunu doğurmayacağından, şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve eylemleri genel kurulda tüm açıklıkla ve ayrıntılarıyla açıklanıp irdelenmişse yapılan ibra gerçek anlamda borçtan kurtarma ve aklama niteliği taşıyacağı, somut uyuşmazlıkta şirket genel kurulunda davada ileri sürülen iddialar açısından açık bir ibra yapılmadığı, bu nedenle sorumluluk davası açılabileceği, davacı ile davalı ... şirketi arasında 2011 yılına kadar yazılı bir sözleşme imzalanmadan ticari ilişki sürdürüldüğü, 2011 yılında ise yazılı sözleşme düzenlendiği, ancak yazılı sözleşme bulunmasa da 2011 yılı öncesinde taraflar arasında sözleşmesel bir hukuki ilişki bulunmakta olup, BK'nın 96. maddesine göre bu ilişkinin değerlendirilmesinin gerektiği, davacı tarafından kendisine fazla fatura kesilmesi dolayısıyla zarara uğradığı iddiası ileri sürülmüş ise de, bu iddianın ispat edilemediği, ticari ilişkinin kurulduğu tarihten itibaren davacı tarafça davalı ... tarafından kesilen hiçbir faturaya itiraz edilmediği gibi, 1999 yılından itibaren çalışanlara çifte maaş uygulaması kapsamında, yazılı olmayan sözleşmesel ilişki kapsamında saha hizmeti başlığı altında yüksek tutarlı faturalar kesildiği, böylece davacı tarafın vergi avantajı sağladığı, davalının kestiği yüksek miktarlı faturalara da itiraz etmediği, almadığını iddia ettiği  hizmet karşılığında uzun yıllar boyunca kesilen faturalara itiraz etmeyen davacının, borca aykırılık oluştuğunu ispat edemediği gerekçesiyle; davalı ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalılar ... ile ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile 225.574,42-TL'nin dava tarihinden itibaren  yasal faiz işletilerek davalı ...'dan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; mesnetsiz görüş ve yorumlar içeren bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, mahkemece rapora yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını,davalı ...'nun 2006 yılında mali raporlama ve denetim müdürü olarak işe başladığı 01.07.2012 tarihinden itibaren ise baş mali işler müdürü olarak finans ve mali işler bölümünde genel müdür yardımcısı olarak çalıştığını, müvekkilini zarara sokan tüm fiillerin bu davalının bilgisi ve sorumluluğu dâhilinde diğer davalı müdürler ile birlikte gerçekleştirildiğini, ...'nun denetçileri yanıltan bilgiler vermenin yanı sıra faturalara ilişkin ödemelerin kontrolünü ve fiili yönetimini de üstlendiğini, davalı ...'nun pasif husumet ehliyeti bulunduğunu, 6762 sayılı TTK'nın 336 ve 342. maddesi gereğince davalıların hukuka aykırı fiillerinden müteselsilen sorumlu olduklarını,müvekkilinin 2011 yılına kadar davalıdan saha hizmeti almadığını, ancak davalı yöneticilerin saha hizmeti adı altında müvekkiline bedelleri keyfi olarak belirlenen birçok fatura düzenlenerek davalı şirkete ödendiğini, davalıların aynı zamanda davalı şirket üzerinden ikili maaş uygulaması yürüterek, bu uygulamanın hukuka aykırı olmadığı konusunda yanlış yönlendirmede bulunduklarını ve yapılan iç denetimlerde denetçileri göstermelik sözleşmeler düzenleyerek bu yönde ikna etmeye çalıştıklarını, davalı şirketin de çalışanlarına, moderatörlere, part-time çalışanlara yaptığı ödemeleri de saha hizmeti adı altında faturalayarak, hem müvekkiline karşı saha hizmeti verdiği yönünde yanıltıcı bir izlenim oluşturduğunu, hem de hukuka aykırı olarak çifte maaş uygulamasını devam ettirdiğini, davalı yöneticilerin  davalı şirket ile olan ilişkilerini gizlemeye çalıştıklarını, davalıların yönetim kuruluna yanıltıcı bilgiler vererek, ikili maaş uygulamasına son verildiğini 11.02.2008 tarihli e-posta ile bildirdiklerini, takip eden yıllarda yapılan iç denetimlerde de bu yanıltıcı beyanlarını sürdürdüklerini, müvekkili şirketin idaresi müdür sıfatını haiz davalılara bırakıldığını, ...'in kestiği faturalara itiraz etmesi gereken davalı müdürlerin bunu yapmadığını, faturalar davalıların işbirliği yapması sonucu kesildiğinden itiraz edilmediğini,müvekkilinin bu durumdan haberdar olmadığını, 2012 yılında yapılan denetim sonucunda bazı usulsüzlükleri fark ederek davalıların görevlerine son verdiğini ve 12.02.2013 tarihinde de sözleşmeyi feshettiğini, 01.11.2011 tarihli sözleşme öncesi oluşan zarar miktarının 2013 tarihli ... denetim raporuyla 2008-2011 arasında doğan zararın  24.404.926,46-TL olduğunun belirlendiğini, davalıların ikna çabaları sonucunda davalı şirket ile 01.11.2011 tarihli sözleşmenin imzalandığını,sözleşmede belirtilen tutarlardan çok daha yüksek miktarda faturalar kesildiğinin tespit edildiğini, bu zarar miktarının da ... raporunda 1.023.492-TL olarak hesaplandığını, zarar ile hukuka aykırı fiil arasında illiyet bağı kurulduğunu, müvekkilinin hiçbir şekilde yapılan usulsüzlükleri 2012 yılına kadar bilmediğini; davalıların, kendilerine kusur isnat edilemeyeceğini ispatlayamadıklarını, bu doğrultuda müdürlerin sorumluluğuna ilişkin aranan kusur şartının da gerçekleştiğini, davalı ... şirketi 2011 yılına kadar hizmet vermemesine rağmen, sanki hizmet sağlıyormuş gibi davalı müdürler ile işbirliği yaparak müvekkilini zarara uğrattığını, tüm bu davranışların da haksız fiil teşkil ettiğini, 01.11.2011 tarihli sözleşme sonrası ise müvekkilinin onayı olmadan sözleşmede belirtilen miktarları aşan bedellerde faturalar düzenlenmesinin sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, zarardan davalıların müteselsilen sorumlu olduklarını, davalıya tahsis edilen araçlar nedeniyle uğranılan zarar bakımından da tüm işlemlerin tüm davalı müdürler tarafından birlikte gerçekleştirildiğini,ödemelerin, diğer davalıların bilgisi ve yetkisi kapsamında ... tarafından yapıldığını, müteselsil sorumluluk kapsamında bu zarar kaleminin davalılar ... ile ...'ten de talep edilebileceğini belirterek, davanın reddedilen kısmı yönünden kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; araç kiralamaları nedeniyle davacı tarafından iddia edilen zarara ilişkin bilirkişiler ve mahkemece sadece davacının iddiaları doğrultusunda inceleme yapıldığını, savunmalarının dikkate alınmadığını,faturalar ve şirket kayıtlarında bir inceleme de yapılmadığını,davacı ile ... arasındaki akdi ilişkinin, aylık ya da proje bazında gerçekleşen maliyetin üzerine %5 kar payı ilave edilerek ... tarafından davacıya fatura edilerek davacı tarafından ödendiğini, davalı şirket genel müdürüne tahsis edilen makam aracının da, yaklaşık 400-500 kişilik bir operasyonun başında bulunan bir genel müdürün mutlaka bir makam aracı kullanacağı ve bu aracın bedelini de söz konusu maliyetlere ekleyeceği şüphesiz olduğundan, davacı açısından maliyet üzerine ilave kar maliyeti  yüklenmemesi için uygun bedel ile araç kiralanması yoluna gidildiğini, ...'in kendisinin araç kiralaması durumunda, bu aracın maliyeti ile birlikte %5'i oranında kar payının davacıya yansıtılacağını, bu durumun davacının yararına olup mal varlığında daha yüksek bir azalmanın önüne geçildiğini, müvekkilinin kanuna veya esas sözleşmeye aykırı bir eylemi bulunmadığını,zarar iddialarına konu işlemlerin tamamının davacının bilgisi dahilinde yapıldığını, bu hususun düzenli olarak gerek şirket içi ve gerekse bağımsız denetçiler tarafından yapılan denetimler sonucu düzenlenen raporlar ile ortaya konulduğunu, yapılan tüm denetimlerde davacı şirketin tüm harcamaları incelenerek Almanya'daki merkeze bilgi verildiğini, zarar iddiasına konu tüm işlemlerin genel kurullarda onaylanan bilançolara yansıyan ve görüşülen işlemler olduğunu, bilançoların onaylanmasına dair genel kurul kararının ise yöneticilerin ibrası sonucunu doğurduğunu, ibra edilen şirket müdürüne karşı sorumluluk davası açılamayacağını, bilançoların gerçeği yansıtmadığına ilişkin bir iddia bulunmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkiline 50.072-TL tutarında fahiş bir yargı gideri ve harç yüklendiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Ltd. Şti. vekili; müvekkili aleyhine ikame edilen davanın tümden reddine karar verilmiş olduğundan, mahkemece reddedilen miktar olan 25.653.993,42-TL üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca her bir davalı yönünden reddedilen tazminat miktarına göre ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, tek vekalet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, asgari ücret tarifesinin 13. maddesinin 3 ve 4. fıkralarının kanuna aykırı olduğunu, bu düzenleme esas alınarak hükmedilen maktu vekalet ücretinin de hukuka aykırı olduğunu, bu konuda Danıştay'da açılmış olan iptal davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak müvekkili lehine reddedilen kısım üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, yönetici sorumluluğu ile sözleşmeye aykırılık iddialarına dayalı maddi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Davacı tarafça; şirkette müdür olarak görev yapan davalı gerçek kişiler tarafından, diğer davalı ... şirketi davacı şirkete saha hizmeti vermediği halde, şirketin yabancı yönetim kurulu üyelerini yanıltarak bu hizmet verilmiş gibi gösterildiği, bu suretle davalı ... ile birlikte hareket ederek 2011 yılına kadar bu şirketçe düzenlenen yüksek tutarlı fatura bedellerinin bu şirkete ödenmesini sağlayarak şirketi zarara uğrattıkları, yabancı yöneticileri ikna ederek ... şirketi ile yazılı sözleşme akdedilmesini sağladıkları, ... şirketince verilen bordrolama hizmeti bakımından da gerçeğe aykırı faturalar düzenlenip bedellerinin davacı şirket tarafından ödenmesinin sağlandığı, davalı ... şirketi yöneticisine tahsis edilen kiralık araç kira bedelleri ile diğer masrafların davacı şirketçe ödenmesinin sağlandığı, davalıların usulsüz uygulamaları nedeniyle şirketin vergi ve sigorta priminden kaynaklanan zarara uğradığı ileri sürülmüştür. Davacı tarafından ileri sürülen maddi olgular, 6102 sayılı TTK ile 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği 0l.07.2012 tarihinden önce gerçekleştirilmiştir. 6103 sayılı yasanın 2/1-(a) maddesi uyarınca TTK nın yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanacaktır. Yine 6101 sayılı yasanın 1. maddesine göre de; TBK nın yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak TBK nın yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, TBK hükümlerine tabidir.Bu nedenle uyuşmazlıkta 6762 sayılı TTK ve 818 sayılı BK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Kural olarak yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde şirkete ve alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar.Yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekir. Bu kapsamda 6762 sayılı TTK'nda yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörülerek yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul edilmiştir. TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları, 346. maddesinde ise, yönetim kurulu üyelerinin kural olarak müdürlerin sebebiyet verdikleri zararlardan sorumlu olmadıkları, ancak ehil olmayan müdürler tayin etmek veya onların şirket için zararlı olan iş ve işlemlerine karşı müsamaha göstermek veya idare meclisinin salahiyetli olmadığı hususlara müdürleri mezun kılmak suretiyle sebebiyet verdikleri zararlardan dolayı şirkete karşı 336. madde hükmünce sorumlu olacakları belirtilmiştir. 342. maddede ise yönetim kurulunca atanan icracı müdürler hakkında sorumlulukları bakımından yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dair hükümler uygulanacaktır. Bu nedenle 6762 sayılı TTK hükümleri gereğince yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yöneticiler, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olup, bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için ise öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticinin kusursuzluğunu ispat etmesi gerekmektedir.Davalılarca yasal süresinde zamanaşımı defi ileri sürülmüştür. 6762 sayılı TTK'nın 309. maddesinde, sorumlu olanlara karşı tazminat isteme hakkının, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, ancak fiilin cezayı gerektirmesi ve ceza zamanaşımının daha uzun olması halinde tazminat davasına da ceza zamanaşımının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Davacının zarar iddiasına dayanak olarak ileri sürdüğü eylemlere ilişkin olarak davalı gerçek kişiler bakımından uzamış zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Davalı şirkete karşı ileri sürülen olgular ise sözleşmeye aykırılık iddiasına dayalı olduğundan 818 sayılı BK'nın 125. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmadığından,davalıların zamanaşımı definin reddi yerindedir. 6762 sayılı TTK’nın 380. maddesinde düzenlenen ibra, yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve denetçilerin ortaklığın bir yıllık hesap dönemi içindeki çalışmalarından dolayı sorumluluklarının doğmayacağı, işlem ve faaliyetlerinin yasa ve ana sözleşme hükümlerine uygun bulunduğuna yönelik genel kurulun bir irade açıklamasıdır. Ancak geçerli bir ibranın söz konusu olabilmesi için sorumluluğa esas işlem veya faaliyetin genel kurulda ayrıca ve açıkça tartışılması, normal düzeydeki bir ortağın anlayacağı şekilde ortaya konulması veya bilançoda gösterilmesi gerekir. Aksi halde ilgililerin sorumluluğu söz konusudur. Bu itibarla, dava konusu eylemlerin faaliyet raporları ve bilançolara konu olup olmadığının, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararı verilip verilmediğinin de tespiti yapılmalıdır. Ancak somut olayda davalıların sorumluluğuna esas yıllarda gerçekleştirilen genel kurullarda, davada ileri sürülen iddiaların açıkça ortaya konularak görüşülüp tartışılmadığı görülmekle, davalıların görevde olduğu tarihlerde yapılan genel kurullardaki ibraya ilişkin kararlar geçerli olmayıp, davalı yöneticiler hakkında sorumluluk davası açılmasına engel teşkil etmemektedir. Davacı şirket hakkında düzenlenen 20.01.2014 tarihli vergi inceleme raporunda; davacı ... şirketi tarafından sigortalı çalışanlarına paravan ... şirketi aracılığıyla kayıt dışı ödemeler yapıldığı, bir kısım personelini paravan firmalar üzerinden sigortalı gösterildiği, bir kısım personelin ise kayıt dışı istihdam edildiği, çalışanlara yapılan ödemelerin de paravan firmalar aracılığıyla yapıldığı, bunların karşılığında paravan firmalarca düzenlenen hizmet bedeli muhteviyatlı sahte faturaları yasal defterlerine kaydettiği, ... şirketinin istihdam ettiği personele kayıt dışı ücret ödemeleri yapmak dışında bir faaliyeti bulunmadığı, ... şirketinin banka hesaplarının ... tarafından kontrol edildiği, ... şirketinin hesaplarından yapılan havale talimatlarının da ... şirketi çalışanlarınca verildiği, ... şirketince sahte belgelerle tahsil edilen tutarların KDV tutarlarının indirim konusu yapıldığı ve bu suretle vergi kaçırıldığının tespit edilerek, şirkete fark KDV tahakkuk ettirilmesi ve vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği belirtilmiştir. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/42 esas sayılı dosyasında; davacı şirketin suç duyurusu üzerine ..., ..., ... ile davalı ... şirketi yetkilileri hakkında dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından dolayı kamu davası açıldığı,yargılama sonucunda, 21/11/2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda katılan ... şirketi ile ... şirketi arasındaki ticari ilişkinin ... tarafından yapılan denetim raporlarında da belirtildiği üzere bilindiği ve düzenli olarak denetlendiği, sanıklar tarafından yapılan herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmediğinin belirtilmesi dikkate alındığında, sanıkların savunmalarının aksine, üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair mahkumiyetlerine esas teşkil edecek delil elde edilmediği gerekçesiyle verilen beraat kararı İstanbul BAM 22. Ceza Dairesince onanarak 12/12/2018 tarihinde kesinleşmiştir. Somut olayda; davalılar ... ile ...'in 1997-2005 yılları arasında davacı şirkette pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olarak, aynı zamanda 1997 yılından 2012 yılına kadar B grubu imza yetkilisi olarak görev yaptıkları, davalı ...'nun ise 2006 yılından beri şirketin mali işler biriminde çalışmakta iken 01.07.2012 tarihinden itibaren diğer davalı yöneticilere bağlı olarak finans ve mali işler birimlerinden sorumlu finans yöneticisi (CFO) olarak görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça şirketi zarara uğrattıkları iddiasıyla davalılara sorumluluk atfedilen 1999-2012 yılları arasındaki dönem içerisinde, davalı ...'nun görevi itibariyle 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesinde belirtilen yönetim kurulunca atanan icracı müdür sıfatına haiz olmadığı, kendi başına karar alma ve uygulama yetkisinin bulunmadığı,davalının finans yöneticisi olarak görevlendirildiği 01.07.2012 tarihi, davacı şirketin zarar iddiasına konu ... şirketi ile olan ilişkinin sonlandırıldığı döneme denk gelmektedir. Davalının usulsüz araç kiralama konusunda herhangi bir sorumluluğu veya bu işlemlere dahili söz konusu değildir. Bu nedenle davalı ...'nun yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemi bakımından pasif husumet ehliyeti bulunmamakta olup, mahkemece bu davalı aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde bulunmuştur. Davalılar ... ile ... ise davacı tarafça sorumluluk atfedilen dönem içinde davacı şirkette yönetim kurulu üyeliği ve sonrasında da B grubu imza yetkilisi müdür olarak görev almışlardır. Bu dönem içinde davacı şirket ile diğer davalı ... şirketi arasındaki ilişki 1999 tarihinden itibaren yazılı bir sözleşme olmaksızın, 01.11.2011 tarihinden itibaren ise bu konuda davacı şirket adına Alman yönetim kurulu üyesinin de imzasının bulunduğu yazılı sözleşme üzerinden sürdürülmüştür. Bu ilişkide davacı şirket çalışanlarının bir kısmının ... şirketi çalışanı olarak gösterilerek ücretlerinin bu şirket üzerinden ödendiği, bir kısım çalışanların her iki şirkette çalışan olarak gösterildikleri, yine part time çalışanlar ile proje bazlı hizmet alınan moderatörlerin ... çalışanı olarak gösterilerek ücret ödemelerinin bu şirket üzerinden yapıldığı, ... şirketi tarafından yapılan bu ödemelerin saha hizmetleri adı altında kar marjı da eklenerek davacıya fatura edildiği, davacının da fatura bedellerini ihtilafsız kabul ederek ... şirketine ödemeler yaptığı, vergi denetim raporlarında tespit edildiği üzere bu suretle davacı şirkete vergi ve sigorta primi bakımından avantajlar sağlandığı, ... şirketinin istihdam ettiği personele ücret ödemeleri yapmak dışında herhangi bir faaliyetinin bulunmadığı, bu şirketin banka hesaplarının davacı şirket tarafından kontrol edildiği, ... şirketinin düzenleyeceği faturaların da davacı şirket tarafından verilen talimatlara göre düzenlendiği tespit edilmiştir. Davacı tarafça, ... ile olan ilişkinin davalı yöneticilerce şirketin yabancı yönetim kurulu üyelerinden gizlendiği, bu şirketten saha hizmeti alınmamasına rağmen yöneticilerin yanıltılarak hizmet alınmış gibi gösterildiği ileri sürülmüştür. Ancak yaklaşık 12 yıllık süreyi kapsayan bu ilişkide davacı şirketin en büyük gider kalemlerinden birisi olmak üzere ... şirketine milyonlarca tutarında fatura bedeli dikkate alındığında, şirket üst yönetiminin bu uygulamadan ve ödemelerden haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Nitekim dosyaya ibraz edilen davacı şirkete ait iç denetim raporlarında, davacı şirket yönetiminin bu uygulamayı bildiği, ancak uygulamanın sonlandırılması konusunda herhangi bir direktif vermediği, uygulamanın benimsendiği görülmektedir. Örneğin şirketin 2006 yılı iç denetim raporunda bu uygulama açıklandıktan sonra, uygulamanın nedenini vergi ve sosyal güvenlik maliyetlerinden kaçınmak olduğu belirtilerek, bu uygulamanın sonlandırılması gerektiği, ... tarafından da bu prosedür Türk şirketlerinde yaygın olup, ancak iç denetim bakımından muhtemel yüksek ek ödemelerle vergi daireleri tarafından ileride gerçekleştirilecek dış denetim riski bulunduğunun bildirildiği belirtilmiştir. 2007 yılı iç denetim raporunda, bu yöntem nedeniyle hiç bir risk doğmadığı, vergi konularına istinaden geçmişte sorun olduğuna dair bir ifadenin yer almadığı belirtilmiş, olup 2009 ve 2012 tarihli iç denetim raporları da aynı uygulamanın bilindiğini doğrulamaktadır. Dolayısıyla davacı şirketin yabancı yönetim kurulunun söz konusu uygulama ve ... şirketi ile olan ilişkiden başından beri bilgi sahibi olduğu, uygulamanın sonlandırılmasına yönelik olarak davalı yöneticilere herhangi bir talimat verilmediği, uygulamanın sürdürüldüğü sabittir. Bu durumda davacı tarafça ... şirketine yapılan fazla ödeme iddiasına dayalı tazminat istemi bakımından davalı yöneticilere kusur atfedilemeyeceği ispatlanmış olup, mahkemece bu istem bakımından davalılar ... ile ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi yerindedir. Davacı şirket tarafından kiralanarak ... şirketine tahsis edilen araçlar nedeniyle uğranılan zarar isteminde, davalı ...'in araç kiralama sözleşmeleri ile buna bağlı ödemeler bakımından herhangi bir işlem yapmadığı gözetildiğinde, bu davalı bakımından araç kiralamaları nedeniyle uğranılan zarar kapsamında sorumluluk koşulları mevcut değildir.Davalı  bakımından davanın tümüyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Davacı tarafça, ... şirketi ile olan ilişkide uğranıldığı iddia edilen zarar iddiası, davalı ... şirketine karşı da ileri sürülmüştür. Burada ise davalı şirketin diğer davalı yöneticiler ile işbirliği içerisinde vermediği hizmetleri fatura ederek şirketi zarara uğrattığı, yazılı sözleşme sonrası dönemde de sözleşmeye aykırı yüksek tutarlı faturalar düzenleyerek şirketi zarara uğrattığı iddia edilmektedir. Ancak yukarıda izah edildiği üzere taraf şirketler arasındaki gerek yazılı sözleşme öncesi gerekse sözleşme imzasından sonraki dönemde süren ilişki, davacı şirketin yabancı yönetim kurulu üyelerinin bilgisi dahilinde kamu yükümlülüklerinden kaçınmak amacıyla  yıllarca sürdürülmüştür. Süregelen ilişkide davalı ... şirketi tarafından verilen bordrolama diye tabir edilen hizmet karşılığında ... şirketince davacıya saha hizmeti başlığı altında faturalar kesildiği, 12 yılı aşan dönem içerisinde davacı tarafından söz konusu faturalar ihtilafsız olarak kabul edilerek bedellerinin bu şirkete ödendiği, yapılan uygulama nedeniyle davacının da bir takım vergi avantajlarından yararlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yıllarca ... tarafından düzenlenen yüksek miktarlı faturalara itiraz etmeyen ve karşılığında bir hizmet verilip verilmediğini sorgulamayan, bu uygulama nedeniyle de vergi avantajı sağlayan davacının, vergi denetim raporları ile yüklü bir vergi ve ceza ödeme riski ile karşı karşıya kaldıktan sonra geriye dönerek sözleşmeye aykırılık ve haksız fiil iddialarına dayalı olarak davalı şirketten tazminat talep etmesi hukuka uygun bulunmamıştır.Davalı ... şirketi aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi de isabetsizlik yoktur. Davacının ileri sürdüğü diğer zarar kalemi ise, davalı ... şirketi yöneticisine araç kiralama yoluyla tahsis edilen araçlar nedeniyle uğranılan zarar iddiasına dayanmaktadır. Dosyaya sunulan delillere göre davacı şirket tarafından dava dışı şirketler ile akdedilmiş olan araç kiralama sözleşmeleri ile kiralanan araçların ... şirketi yetkililerine tahsis edildiği, kira sözleşmelerinde davalı ...'un imzası bulunduğu, kiralayan şirketler tarafından düzenlenmiş olan kira bedeli, trafik cezası açıklamalı faturaların ödeme belgelerinde yine davalı ...'un imzası bulunduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu araç kiralama işlemi davalının yetki alanında kalmaktadır. Yazılı sözleşme öncesi dönemde ... şirketi yetkililerine araç tahsisine ilişkin olarak davalıya verilen bir talimat bulunmadığı gibi, ... ile akdedilen sözleşmede de bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle yönetici sıfatına haiz davalının kusurlu eylemi neticesinde şirketi zarara uğrattığının kabulü gerektiğinden, dava dışı şirketlerce düzenlenen faturalar ile davalının imzasını içeren fatura giriş kayıtları doğrultusunda davalının sorumluluğuna hükmedilmesi dosya kapsamı delillere uygun bulunmuştur. Davanın kabul edilen kısmı üzerinden davalıya yükletilen yargılama gideri 5.072-TL iken gerekçeli kararın hüküm kısmında 5 numaralı bentte maddi hata neticesi 50.072-TL olarak yazıldığı anlaşılmakta ise de mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğindedir. Haklarındaki dava reddedilen davalılar ... ile ... lehine 4.180-TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Dava maddi tazminat istemine ilişkin olup, hüküm tarihindeki AAÜT'nin 13/4 maddesine göre, maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan maktu ücretlere göre belirlenmesi gerekir. Davalılar açısından red sebebi de ortak olduğuna göre her iki davalı lehine tek ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde de bir tarifeye uygun olup,bir kısım davalılar vekilinin bu kısma ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; istinaf nedenleri yerinde görülmeyen davacı ile davalılar ... ve ... Ltd. Şti. vekillerinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalılar ... ile ...Şti vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile kalan 368,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalı ...'dan alınması gereken 15.408,98-TL istinaf karar harcından yatırılan 3.851,75‬-TL harcın mahsubu ile kalan 11.557,23‬-TL harcın bu davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalı ... Ltd. Şti'nden alınması gereken 427,60-TL harcın peşin yatırılan 3.851,75‬-TL harçtan mahsubu ile 3.424,15‬-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"07c4b607dbcc7656","SID":"0b45d6d89d5220f2"}}