{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/868 <br>KARAR NO:2024/1460<br>KARAR TARİHİ:11/10/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:12/11/2020<br>NUMARASI:2018/944 Esas -  2020/742 Karar<br>DAVA:Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:11/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; avalı şirketin yaklaşık %25 hissedarı olan müvekkilinin 28/03/2018 günü yapılan olağan genel kurul toplantısında 7. maddesinde kar dağıtım talebinin reddedildiğini, oysa ki şirketin karlarını tümüyle yedek akçelere eklemesi ve sadece belli ortaklara huzur hakkı ve ikramiye ödeyerek pay sahibinin kardan mahrum bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu, gündemin 8. maddesinde ise şirketin sermayesinin ihtiyaç olmadığı halde 17.580.000,00 TL'den 25.000.000,00 TL'ye çıkarıldığını, yapılan sermaye artırımı ile  müvekkilin şirketteki etkisinin azaltılmasının amaçlandığını, yine gündemin 9. maddesinde yönetim kurulu üyelerine aylık 20.000,00 TL net huzur hakkı ödenmesi kararlaştırılmışsa da yöneticilerin yoğun mesai harcamadıklarını ve tespit edilen huzur hakkı bedelinin fahiş olduğunu belirterek, 28/03/2018 günlü davalı şirket genel kurul kararının 7, 8 ve 9. maddelerinin iptalini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  huzur hakkının yönetim kurulu üyelerinin kanundan doğan hakkı olduğunu, bunun için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, fahişlik iddiasının gerçeği yansıtmadığını, zira 2012 ile 2018 yılları arasında 10.000,00 TL net huzur hakkı ödemesi yapılırken 2018 yılına ilişkin olağan toplantıda enflasyon farkı nazara alınarak miktarın 20.000,00 TL'ye çıkarılmasının normal olduğunu, şirketin borçlanmasını önlemek ve karlılığı sağlamak adına kar payı dağıtımının yapılmamasının şirketin menfaatine olduğunu, öte yandan bankalara kredi borcu altına girmektense sermaye artırımına gidilmesinin şirketin sermaye yapısını güçlendirdiğini, kaldı ki mevcut banka borçlarının tamamına yönetim kurulu üyelerinin kefil olması nedeniyle şahsi mal varlıklarının riske girdiğini, açılan davanın kötü niyetli olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Toplantının 8 numaralı gündem maddesinde şirketin sermayesinin oy çokluğuyla 17.580.000,00 TL'den 25.000.000,00 TL'ye çıkarıldığı davacı ...'nın ise karara muhalif kaldığı anlaşılmaktadır. Davalı şirketin TTK'nın 376. maddesi kapsamında öz kaynak yapısı incelenmekle 2014-2017 yılları arasında hiçbir dönemde iflas riskinin bulunmadığı görülmüştür. Şirketin nakit sermaye artırımını gerektirecek herhangi bir yatırım veya işletme projesinin varlığına dair herhangi bir delil ve savunmada getirilmiş değildir. Davalı vekili, mali yapının güçlendirilmesi adına bankalara borçlanmak yerine ortakların şirkete sermaye getirmesinin daha uygun olduğunu savunmuştur. Ancak şirketin mali tabloları muhasebeci bilirkişi tarafından tetkik edilmiş olup, sürekli artan miktarda kredi kullanımının söz konusu olduğu ve bu kredi borçlarının çevrilebilmesi için yeterli nakdin sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Artırılması istenen sermaye bedelinin tahsili beklenen şirket alacakları ile sair alacaklara binaen kredi bakiyeleri içerisinde çok küçük bir etkisinin olacağı anlaşılmaktadır. Diğer yandan ise davacının hissesinin artırıma bağlı olarak %25'ten %18'e düştüğü tespit edilmiştir. Dolayısıyla davacı hissedarın şirketteki gücünün etkisizleştirilmeye çalışıldığı, TTK'nın 445. maddesi bağlamında sermaye arttırımının afaki iyi niyet kuralına aykırı olduğu sabit görüldüğünden toplantıda alınan 8 nolu kararın iptaline karar vermek gerekmiştir.Yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödemelerinin 2012 yılından bu yana  10.000,00 TL iken 2018 yılına ilişkin olağan toplantıda 20.000,00 TL'ye çıkarılmasında ortaklığın mali durumu, yöneticilerin yapmış olduğu işin kapsam ve mahiyeti dikkate alınarak herhangi bir usulsüzlük, ana sözleşmeye ve afaki iyi niyet kurallarına aykırılık görülmediğinden 9. madde yönünden davanın reddi gerekmiştir. Gündemin 7. maddesi ise kar dağıtımının yapılmamasına ilişkindir. Kar dağıtımının temel şartı TTK'nın 509/2. maddesi gereğince şirketin net dönem karı ya da önceki yıllara ilişkin karlardan yedek akçe bulunmasıdır. TTK'nın 523/1 maddesine göre kanuni ve sözleşmesel ihtiyari yedek akçeler ayrılmadan kar dağıtımı yapılamaz. Somut olayda şirketin 2017 dönemi net karı 2016 yılına nazaran %14,02 oranında azaldığı görülmüş olup bir önceki yıla nazaran karlılığın azalış göstermesi karşısında şirketin olağan üstü yedek akçelere ayrılarak önlem alması özellikle sektörde devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen herhangi bir usulsüzlük görülmemiştir. Kar payı dağıtımı zorunlu olmamakla birlikte kar payı dağıtılmaması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etse de, yukarıda belirtildiği üzere şirketin bir önceki yıla göre karlılığının düşmesi karşısında önlem olarak kar dağıtımı yapılmamasında herhangi bir beis görülmemiş olup 7. maddeye ilişkin talebin de reddi , ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  gündemin 7. maddesinde oyçokluğu ile alınan kar dağıtılmaması kararı ile gündemin 9. maddesi sonucu 2018 yılı Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerinin ayrı ayrı aylık net 20.000,00TL huzur hakkı ödenmesinin kabulü şeklinde karara bağlanan Genel Kurul kararlarının iptali talebinin reddine karar verilmesi hukuka aykırı olup bilirkişi kurulu da hem kök hem de ek raporunda bu hususlara işaret ederek, bu şirketin 10 yılı aşkın süredir kar dağıtmadığı tespitinden sonra  gündemin 7. Maddesi ile kararlaştırılan karın dağıtılmayarak yedeklere ayrılması kararının, şirketin uzun süredir kar dağıtmaması dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilir ise iptali gerektiği vurgusu ile iptali gerektiğini belirtmişler ve ek raporda da bu görüşlerini tekrar ettiklerini, şirketin hiç kar dağıtımı yapmadığı bu sürenin 10 yıldan fazla olduğunu, davacının şirkette yönetici olmadığı ve şirketten hiçbir gelirinin bulunmadığı da sabit olup, yasa koyucunun bir eksiği var ise bunu doldurmak yargının ödevi olup, Şirketlerin kar etmek üzere kuruldukları, kar etme amacı gütmeyen kuruluşların dernekler ve vakıflar olduğu, ortalama herhangi bir şahsın şirkete kar etmek amacı ile ortak olduğu, sermaye-yatırımdan bir süre/birkaç yıl sonra kar alması gerektiği tartışmasız bir ilke olduğunu, Mahkemenin uzun yıllardır kar dağıtılmadığı tespitini yapmasından sonra geçmiş yıllar karlarının sermayeye ilavesi kararını yasaya uygun bulması kendi içinde çelişki ve şirketlerin kar esası ile ortak olunacak kuruluşlar olması gerektiğinin görmezden gelinmesi manasına geldiğini, toplam 5 ortaktan üçü şirketten gerek harcamalar ile ve gerek huzur hakkı ile tüm geçimlerini sağlarken yönetim dışı tutulan ortağa hiç kar vermemek vicdana ve şirketler hukukuna aykırı olduğunu, kök raporda gündemin 9. maddesinde karara bağlanmış olan yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı dağıtımının pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açtığı görüşü mevcut iken ek raporda bu görüşten özetle “ eski yıllarda bir genel kurulda müvekkilin huzur hakkı dağıtımına onam verdiği nedeni ile” iptal edilmemesi gerektiği gerekçesi ile geri dönüldüğünü, huzur hakkı ödemesini düzenleyen TTK 394. Maddesi gereğince bu huzur hakkı bedeli tespit edilirken; piyasa ortalamasına uygun ve fiili emek karşılığı olması, şirketin mali durumu, ekonomik yapısı ile uyumlu olması, Kar dağıtımı niteliği taşımaması, şirketin finansal yapısını olumsuz etkilememesi gerektiğini, dosyada bu unsurların olmadığını, huzur hakkının emek karşılığı olduğunu, tüm şirketlere emek harcamadıklarını, bilançoya göre yöneticilere önceki yıl kararlaştırılmış huzur hakkını ödenmeden  dönem karının 1.308.407,53 TL olduğunu, belirlenen talep edilen huzur hakları bedelleri  2017 yılı karının 2/3’ü kadar olduğunu, sadece bu yönü ile bile kararın iptali gerektiğini, şirket ve diğer şirketlerin 8 yıldır kar dağıtmadığını, aynı yöneticilerin çok sayıda şirketten huzur hakkı aldığını böylece hem kar transferi yapılmakta hem de kar dağıtımının yaratacağı vergi yükünden kurtulmakta olduklarını, bu ödemenin gizli kar dağıtımı amaçlı, ortaklar arasında adaletsizlik yarattığı dürüstlük kuralına uymadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TTK 446 md.si son derece açık olmakla yasa hem olumsuz oy verilmesini hem de muhalefetin tutanağa geçirilme şartını ararken; davacının peşin muhalefet şerhinin geçerli olmadığını, yasa ve yerleşik yargıtay uygulamasına aykırı davanın; dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, iş bu nedenle yerel mahkemenin, 8 no.lu genel kurul kararının iptaline ilişkin kararın isabetsiz olduğunu, 8 no.lu genel kurul kararına ilişkin; hukuki değerlendirmelere ve tespitlere katılmanın mümkün olmadığını, zira davaya konu genel kurulda davacı tarafın yasanın aradığı şartlar dahilinde genel kurul kararında muhalefet şerhi olmadığı gibi; adeta peşin muhalefet şerhi bulunduğu hususlar gözden kaçırıldığını, zira bir genel kurulda önce gündem maddesinin tartışılıp, tartışma neticesinde oylamayla bir karar alınması, akabinde ise muhalif olanların muhalefet şerhlerini tutanağa geçirilmesi gerektiğini, olağan genel kurul kararı incelendiğinde görüleceği üzere; oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi veya ret oyu kullanılmasının alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımayacağını, iş bu nedenle davacının tutanaktaki ifadesinin TTK 446. Md kapsamında değerlendirilemeyeceğinden; davacının taleplerinin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusuna ilişkin genel kurul tutanağı da incelendiğinde görüleceği üzere; davacı daha karar alınmadan önce görüşmeler sırasında karşı çıktığı (peşin muhalefette bulunduğu), bu şekilde muhalefet durumunun öneriye karşı olduğunu, davacı tarafından kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkma (muhalefet) bulunmadığını, iş bu nedenle iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği açıkça ortada olduğundan; yerel mahkemece dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı ile davalının grup şirketleri olan pek çok firmada muhalefet şerhi hususu tartışılmış, konuyu açıklığa kavuşturan pek çok emsal karar mevcut olup, genel kurulun 8. no.lu gündem maddesinin iptaline ilişkin yerel mahkeme kararı; herhangi bir somut veri araştırılmadan ve soyut ifadeler dayanak alınarak karar verildiğini, şirketin değeri her yıl artmakta, karın sermayeye eklenmesi ve dolayısı ile hisselerin bedelsiz olarak ortaklara dağıtılması neticesinde davacının şirketteki hisseleri de değer kazandığını, Davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artış mevcut olup bu uygulamanın davacının zararına olmasının mümkün olamayacağını, kaldı ki, davacı yanın kanundan doğan haklarını kötü niyetli olarak kullanmasının söz konusu olduğunu, davacının, kötü niyetli olduğunu, şirketin yönetimi ile ilgilenmemekte, hiçbir çaba sarf etmemekte hiçbir riski de bulunmadığını, bu bağlamda, davacının herhangi bir riski bulunmadığı gibi; şirketteki pay oranının da düşük olduğunu, davalının daralan piyasada daha zor duruma düşmesi ve sonucunda mali olarak iflasa sürüklenmesi ihtimalini göz ardı ettiğini, nitekim iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir sebep bulunmadığını, zira davacı pay sahibinin pay oranı bu kısım bakımından değişmediğini, bu bağlamda; azınlık pay sahibine kar payı yerine, pay sahibi olduğu şirkette yeni pay verileceğini, iç kaynaklardan sermaye artışına ilişkin bir genel kurul kararının içeriği itibariyle kanuna aykırı olması mümkün olmadığını, mahkemece kar dağıtımı yapılmamasına dair genel kurul kararına dair iptali taleplerinin reddine karar verirken, sermaye artırımı yapılmasına ilişkin genel kurul kararının iptali kararları birbiriyle çelişkili olduğunu, ekonomik durgunluk nedeniyle kar payı dağıtmayan davacı şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptali isabetsiz olmuş olup mahkemece gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda ; iptaline karar verilen 8. No.lu Gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana sözleşmeye aykırılık tespit de edilmediğini ayrıca söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin; çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut veri bulunmaksızın; mahkemece verilen 8 no.lu genel kurul kararının iptaline dair kararın haksız ve mesnetsiz olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, davalı şirketin 28/03/2018 tarihli genel kurulunda alınan kar dağıtılmamasına ilişkin 7 no'lu, sermaye arttırımına  ilişkin 8 no'lu ve şirket yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin 9 no'lu kararın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü ile, 8 nolu sermaye arttırımına ilişkin kararın iptaline karar verilmiş, 7 ve 9 nolu kararların iptali talebi reddedilmiştir. Bu karara karşı taraf vekilleri ayrı ayrı istinaf yoluna başvurmuştur. 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her birinin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Somut olayda; davalı şirketin 28/03/2018 tarihli genel kurulunda alınan 7 no'lu karar ile kar payı dağıtılmamasına, 8 nolu karar ile sermaye arttırımına ve  9 no'lu karar ile de şirket yönetim kurulu üyelerine ayrı ayrı aylık net 20.000-TL huzur hakkı ödenmesine karar verilmiş olup, davacının iptal talebine konu kararlara karşı olumsuz oy kullandığı ve muhalefet şerhini tutanağa geçirttiği, işbu davanın da üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilinin oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi yada ret oyu kullanmasının muhalefet şerhi olarak kabul edilmeyeceğine dair istinaf istemi yerinde değildir. Zira davacı şirket ortağının davaya konu toplantıda oylanan gündem maddesinden sonra muhalefet beyanını tutanağa geçirttiği görülmüştür. Bu nedenle davacı muhalefetinin peşin muhalefet olmadığı anlaşılmıştır.Gündemin kar payı dağıtılmamasına ilişkin 7. maddesi yönünden; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 507/1. maddesine göre, her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir. TTK'nın 408/2-d maddesine göre ise, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması şirket genel kurulunun münhasır yetkileri arasındadır.TTK'nın 523/1. maddesinde, kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kâr payının belirlenemeyeceği; ikinci fıkrada ise genel kurulun, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebileceği düzenlenmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından yapılan inceleme sonunda hazırlanan raporda, mali değerlendirmede 2017 yılı dönem net karının 2016 yılı net karına mukayesesinde %14,02 oranında azalış olduğu, 2017 dönem kârının bir önceki yıla göre azalış göstermesi, Şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere aktarılarak şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılması özellikle bu sektörde süregelen durgunluk da dikkate alındığında, şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasının sağlanması yönünden olumlu olacağı kanaati bildirilmiştir.Kâr payının dağıtılıp dağıtılmaması hususu genel kurulun yetkisinde olmakla birlikte bu yetkinin Kanundaki sınırlara uygun olarak kullanılması gerekir. Zira ticaret şirketlerinin asıl amacı kar edip, ortaklarına dağıtmaktır. Bu halde, kanuni ve ihtiyari yedek akçeler dağıtıldıktan sonra, kar payı dağıtılmamasına karar verilebilmesi için TTK'nın 523/2. maddesinde düzenlendiği şekliyle şirket aktiflerinin yeniden sağlanabilmesi için gereklilik bulunması veya bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı(istikrarlı) kâr payı dağıtımı yönünden haklılık bulunması şarttır.Somut olayda davalı şirketin incelenen mali yapısı ve taraf iddia ve savunmaları gözönüne alındığında şirket karının sermaye arttırımında da kullanılmaması, iptale konu kararda sadece piyasa koşullarının dayanak gösterilmesi dürüstlük kuralına aykırı olup kar payı dağıtımının ticari işletmenin gereği olduğu değerlendirilmekle, davacı vekilinin bu yönlere ilişen istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Şirketin 2017 yılı olağan genel kurulun 8. maddesinde şirket sermayesinin arttırılmasına ilişkin kararın incelenmesinde, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin teknik iflas riskinin olmadığı, şirketin nakit sermaye arttırımını gerektirecek herhangi bir yatırım veya işletme projesinin varlığına ilişkin somut bir gerekçede bulunmadığı, artırılması istenilen 7.419.250,00 TL lik sermayenin, tahsili beklenen 52.452.089,00 TL tutarındaki alacak ile 16.775.916,00 TL tutarındaki diğer çeşitli alacak (muhtemelen ilişkili taraflardan olan alacaklar), satışı bekleyen 39.532.050,00 TL tutarındaki stoklar ve hali hazırda ödenecek 110.487.187,00 TL kredi bakiyeleri içerisinde çok küçük bir etkisinin olacağı belirtilmiştir. Bilirkişi kök ve ek raporunda ayrıntılı bir şekilde davalı vekilinin tüm itirazları karşılar nitelikte değerlendirmelerde bulunulmuş olup ilk derece mahkemesince genel kurulca alınan sermaye arttırımına ilişkin kararın iptaline karar verilmesi isabetli olmuştur. Bu hususa ilişkin davalı vekilinin istinaf istemleri yerinde değildir. Davacı tarafça huzur hakkı kararına ilişkin olarak; huzur hakkının emek karşılığı olmadığı, fahiş olup örtülü kar dağıtımı niteliğinde olduğu, bu durumun ortaklar arasında adaletsizlik yarattığı ve dürüstlük kuralına uygun olmadığı ileri sürülmüştür. TTK'nın 394. maddesi “Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebilir” hükmünü içermektedir. Buna göre, aksine esas sözleşmede hüküm olmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verileceği, ücret miktarı esas sözleşmede tayin edilmemiş ise genel kurulca tayin olunacağı hükmü bağlanmıştır. Ancak TTK'nın 445. maddesine göre, bu konuda alınacak genel kurul kararlarının kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bulunmaması gerekir. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Huzur hakkı ve ücretin belirlenmesinde şirketin mali yapısı ve bu yöndeki uygulamasının dikkate alınarak, tayin olunan ücretin yönetim kurulu üyelerinin bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olması gerekmektedir. Yönetici ve denetçiler için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, mali durum açısından davalı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulu ve denetçilerin harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kardan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; huzur hakkı ödemelerine ilişkin muavin hesap ekstrelerinde, davacı yan da dahil olmak üzere yönetim kurulu üyelerinin 2014 yılında aylık 10.000,00 TL brüt huzur hakkı aldıkları, 2015 yılında davacı yanın yine aylık 10.000,00 TL brüt üzerinden sadece 3 ay huzur hakkı aldığı, genel kurul kararı bulunmasına rağmen 2016 yılı içerisinde davalı şirketin hiçbir yönetim kurulu üyesi için huzur hakkı tahakkuku yapmadığı, bu anlamda da huzur hakkı ödemediği, 2017 yılında ise sadece Kasım ve Aralık aylarında aylık 20.000,00 TL net tutar üzerinden üç yönetim kurulu üyesi için huzur hakkı tahakkuku yapılmasına rağmen, sadece Kasım ve Aralık aylarında Ayhan Kara'ya net 20.000,00 TL tutarında 2 aylık ödeme yapıldığı anlaşılmakla, bu anlamda 2017 yılı içerisinde yapılan huzur hakkı tahakkuk toplamının 120.000,00 TL, yapılan ödemenin ise 40.000,00 TL olması karşısında, huzur hakkının yönetim kurulu üyesi olmayan ortakların kar payı alma haklarını zayıflatmadığı, belli ortaklara örtülü kar dağıtılması sonucunu doğurmadığı, ayrıca 2012 yılından 2016 yılına kadar aylık brüt 10.000,00 TL olan huzur hakkı ödemesinin 2016 yılından itibaren net 20.000,00 TL ye yükseltilmesinin fahiş olmadığı bildirilmiştir. Dolayısıyla belirlenen huzur hakkı miktarının emsal şirket uygulamasına göre makul olduğu, huzur hakkına ilişkin genel kurul kararının kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakta olup, mahkemece bu karar yönünden de iptal isteminin reddi yerindedir.  Açıklanan nedenlerle HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından, 2017 yılı Genel Kurul Toplantısında alınan 7. ve 8. nolu maddelerin iptaline dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalı... A.Ş'nin 27.03.2018 tarihinde yapılmış olan 2017 yılı Genel Kurul Toplantısında alınan 7. ve 8. Nolu maddelerin İPTALİNE, 2-Genel Kurulun 9. maddeye ilişkin iptal davasının REDDİNE,3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 35,90 TL. harcın mahsubu ile bakiye 391,7‬ TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 35,90-TL başvuru harcı ve 35,90-TL peşin harç olmak üzere toplam 71,80-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,5-Davacı tarafından yapılan; 8.100,00 TL bilirkişi gideri, 1,259,85 TL posta ve sair giderler olmak üzere  toplam 9.359,85-TL yargılama giderinin red ve kabul oranlamasına göre 3.119,95‬-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan  AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000-TL vekalet ücretinin  davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesaplanan 30.000TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,8-HMK'nın 333. maddesi gereğince, mahkeme veznesine depo edilen gider avansından kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesi ile birlikte yatıran tarafa iadesine,9-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 61,70 TL olmak üzere toplam 223,8 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,10-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,11-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.11/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0ab6644dcc8e2acc","SID":"d3abfa1ddcddb031"}}