{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/157 <br>KARAR NO: 2024/1396<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/11/2023<br>NUMARASI: 2023/379 Esas -  2023/765 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 03/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ve üçüncü bir ortağın daha bulunduğu ve daha önce Suudi Arabistan’da kurulan bir şirkette davalının, müvekkili ile birlikte ortak olarak yer aldığını, müvekkilinin söz konusu şirketin finansal durumunun kötüye gittiğini, davalının şirketten haksız yere para alarak şirkete para kaybettirdiğini fark etmesi üzerine şirketin finansal işlerini yürütmekte olan davalı ile görüştüğünü, şirketin işlerinin iyi gittiğine ve kendisinin şirkete zarar vermediğine yönelik herhangi bir ispat sunamadığını, bu durum neticesinde müvekkilinin, davalıya karşı dava açacağını belirterek davalıdan işi durdurmasını istediğini, şirketin finansal durumundan bizzat sorumlu olan davalı aleyhine dava açılması riskini bertaraf etmek için şirketten haksız yere aldığı paraların geri ödeneceğine ilişkin müvekkiline 6 adet borç senedi verdiğini ve dava konusu borcun dayanağı olan 01/09/2015 tarihli Ortaklığın Feshi Sözleşmesi ile taraflar arasındaki ortaklık sonlandırıldığını, davalı ...’in Türk vatandaşlığı kazanmadan önceki adı ... olduğunu, taraflar arasında düzenlenen tüm belgelerde ismi bu şekilde geçtiğini, sözleşme ile birlikte davalı aynı zamanda, müvekkili ve şirketin diğer ortağı dava dışı ...’e toplam 1.007.000,00 SAR ödemeyi taahhüt ettiğini,  sözleşmeye göre, davalının yılda ortalama 120.000,00 SAR tutarında ödeme yapması gerektiğini ve ilk ödemenin 01/09/2016 tarihinden önce yapılacağının kararlaştırıldığını, sözleşmede kararlaştırılan tutarın davalının müvekkiline ödemesi gereken tutar 478.500,00 SAR olduğunu, davalı söz konusu borcunu halen daha müvekkiline ödemediğini,  müvekkili daha önce gerek taraflar arasında düzenlenen senetler gerekse Sözleşmeden kaynaklanan alacağını tahsil etmek için davalıya başvurmuşsa da davalı ödemeden imtina ederek Suudi Arabistan’dan Çin’e kaçtığını, davalı daha sonra Çin’de de çeşitli dolandırıcılıklar yaparak Türkiye’ye kaçtığını, 2019 yılında burada ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi (kurulduğu tarihteki eski unvanı: ... Sigorta Aracılık Himzetleri Limited Şirketi) unvanlı ve ... mersis numaralı şirketi kurmuş ve taşınmaz edinme yoluyla Türk vatandaşlığı kazandığını, davalının Türkiye’de malvarlığı bulunduğu, müvekkiline ödeme yapmayacağı anlaşıldığını ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2022/216943 sor. no’lu dosyası ile Davalı aleyhine soruşturma başlatıldığını, davalının sözleşmeden kaynaklanan borcu ödemeyeceğinin anlaşılması üzerine 478.500,00 SAR tutarındaki alacak için İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibine geçildiğini, davalının itirazı neticesinde 11/01/2023 tarihinde İcra Müdürlüğünce düzenlenen karar tensip tutanağı uyarınca takip itiraz nedeniyle durdurulduğunu beyana, davalının uygun görülen ve borcu karşılayacak olan miktarda menkul, gayrimenkul, hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını, davalının  itirazının iptal edilerek takibe devam edilmesi, itirazın kötü niyetli olması nedeniyle davalı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davacı tarafın iddialarında olayların gerçekleştiği yer ve taraf uyruklarına bakıldığında Türk mahkemelerinin yetki ve görevinin bulunmadığını, 5718 sayılı MÖHUK m. 48 uyarınca Türk mahkemelerinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancıların teminat göstermek zorunda olduğunu, davacı tarafın teminat yatırmadığını, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/136 Esas dosyası ile yazı yazılan  Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün ilgili yazısında belirtildiği üzere Türkiye ile Yemen arasında veya iki ülkenin de taraf olduğu teminattan muafiyete ilişkin bir uluslararası antlaşma veya fiili mütekabiliyetin bulunmadığını, davacı tarafın icra takibi sırasında ve dava açarken teminat yatırmadığını ve teminat yatırılmasının dava şartı olması nedeniyle dava şartı eksikliğinden davanın usulden reddinin gerektiğini, müvekkilinin davacı yana herhangi bir borcu olmadığını, davacı yanın iddia ve talepleri zamanaşımına uğramış olduğunu ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını,  davanın  konusu olan ve davacı tarafın müvekkiline karşı açmış olduğu İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyasında icra takibine dayanak olarak gösterilen sözleşmeye bakıldığında ödemenin 01.09.2016 tarihinden önce olacağı ifade edilmekte olduğunu, Mahkemenin de malumu olduğu üzere adi ortaklık sözleşmelerinden kaynaklanan alacak davaları 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, müvekkilinin Suudi Arabistan’dan yasal şartlara haiz olarak ve de Cidde uluslar arası havalanından uçakla seyahati ile Arabistan’dan  ... vize numarasıyla Arabistan’dan ayrıldığını,  davacı yanın dava dilekçesinde, müvekkili hakkında  Suudi Arabistan'tan Çin'e kaçtığı, müvekkilinin Çin'de de dolandırıcılık yaptığı, Türkiye'ye kaçtığı şeklindeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin davacı yana 478.500,00 SAR ödeme yapması gerektiği şeklinde iddiada bulunduğunu, bu iddiaların gerçek dışı olduğunu, davacı yanın vekili usulüne uygun vekaletname ve yetki belgesi ile ile müvekkili ile arasında 01.09.2021 tarihinde sulh ve ibra  protokolü imzalandığını, bu protokolde protokolün konusunu düzenleyen  4. maddesinde söz konusu icra takibi kapsamındaki 5 senet ile dava dosyasına konu edilmeyen ve taraflar arasında düzenlenmiş olan 01/09/2016 tarihli (17/11/1436 Hicri), 80.000,00 Suudi Arabistan Riyali tutarındaki senet karşılığındaki 27/05/2019 (22/09/1440 Hicri) tarihinde ödeneceği taahhüdünü içeren borcun Borçlu tarafından Alacaklı’ya ödenmesi ve bu ödemenin olması halinde taraflar arasında; herhangi bir borç senedi veya sözleşmeden veya herhangi bir sebepten ve de herhangi bir ülkede, her ne isim altında olursa olsun ticari veya şahsi bir alacak ve borç kalmadığının taraflar arasında kabul edilmesi olduğunu, 01.09.2021 tarihli protokolün imzalanması ve protokol gereği müvekkilinin protokol hükümleri doğrultusunda ödeme yaparak protokolde bahsi geçen senet asıllarını da davacı yanın vekilinden teslim almış bu itibarla müvekkilinin davacı yana herhangi bir şahsi veya ticari, ne sebepten olursa olsun ve de menşe olarak hangi ülkeden olursa olsun hiç bir şekilde borcu kalmadığını,  protokolün imzalanmasından 1 yıldan fazla bir süreden sonra açılan icra takibi ve iş bu davanın kötü niyetle açıldığını, hal böyle iken sadece davaya 01.09.2021 tarihli protokol ekseninden bakıldığında dahi icra takibi ve davanın haksız bir şekilde açıldığını beyanla;  davanın öncelikle usulden reddini, aksi durumda esastan davanın reddini, davacının kötü niyetli icra takibi ve davasından ötürü davacının %20'den aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Davacı, 01/09/2021 tarihli protokole dayanmadığını, 2015 tarihli protokole dayandığını ve onun son protokol kapsamında tasfiye edilmediğini ileri sürdüğüne göre, anılan 2015 yılından takip tarihine kadar 7 yıllık zaman geçtiği, oysa TBK'nın 147/4. Maddesinde belirtildiği gibi, davaya konu alacağın zaman aşımı süresinin 5 yıl olduğu, zaman aşımını kesen veya durduran bir neden de bulunmadığı, alacağın Türkiye'de dava ve talep edilmesinin önünde bir engel olmadığı, bu durumda alacağın zaman aşımına uğradığı, bu konuda soruşturma olmasının bir etkisi olmayacağı, ceza zaman aşımını gerektiren bir durum tespit edilmediği anlaşıldığından, davalının süresinde ileri sürülen zaman aşımı defi nedeniyle davanın reddine, kötü niyeti sabit görülmediğinden davacı aleyhinde tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği anlaşılmış ve davanın zamanaşımı defi nedeni ile reddine,...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi, davaya konu alacağın zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğuna, alacağın zamanaşımına uğradığına ve zamanaşımını kesen ya da durduran bir sebep bulunmadığına hükmettiğini, ancak, İlk Derece Mahkemesi kararının açıkça yasa ve usule aykırı olduğunu, Zira davacının 30/01/2019 tarihine kadar alacak talebini Türk mahkemeleri önünde ileri sürme imkânının bulunmadığını, bu durumun ise Türk Borçlar Kanunu uyarınca başlı başına zamanaşımını durduran sebeplerden sayıldığını, Taraflar arasında düzenlenen senetlerden ilk ikisinin vadesi geldiğinde davacının, bu senetler bakımından davalı aleyhine Suudi Arabistan’da takibe geçtiğini, bu takip neticesinde Suudi Arabistan mahkemeleri tarafından davalının borçlu olduğuna karar verildiğini, tüm ticari işleri durdurulduğunu ve davalı hakkında yurt dışına çıkış yasağına hükmedildiğini, davalının ise mahkeme tarafından hükmedilen alacağı ödemek yerine önce Çin’e kaçtığını, davalıdan alacaklı olan davacının, davalının yerini Çin’de tespit etmeye çalıştığını, ancak başarılı olamadığını ve yerleşim yeri bilinmediğinden davalı aleyhine Çin’de yasal bir işlem başlatılamadığını,davalının, Çin’den sonra Türkiye’ye gelerek ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi’ni kurduğunu, şirket kuruluşunun 30/01/2019 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanması (Ek-5: TTSG ilanı) ve ilanda kurucu olarak davalının adının yer alması neticesinde davalının Türkiye’de olduğunun öğrenildiğini ve yerinin de bu suretle tespit edilebildiğini, davacının, davalıdan olan alacağını Türk mahkemeleri önünde talep etme imkanına 30/01/2019 tarihinde kavuştuğunu,  hileli davranışlarla zamanaşımının geçmesine sebebiyet veren tarafın davalı olduğunu, davalının ödemekle yükümlü olduğu borcu ödemekten imtina ettiğini, farklı bir ülkeye kaçarak yerinin tespit edilmesini bu suretle engellediğini, İlk Derece Mahkemesinin verdiği hukuka aykırı kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, aksi takdirde, davalının hakkını kötüye kullanmasının ne yazık ki hukuk düzeni tarafından korunmuş olacağını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davalının, davacı yana herhangi bir borcu olmadığını, davacı yanın iddia ve taleplerinin zamanaşımına uğradığını,  davacı yanın Türk Mahkemeleri önünde alacak talep etme imkanının 30.01.2019 tarihinde  doğmuş olduğu  şeklinde beyanda bulunmuş olsa da davacı yanın vermiş olduğu 30.01.2019 tarihi ile kendi beyanının çeliştiğini, davacı yanın Türk Mahkemeleri önünde alacak talep etme imkanının 30.01.2019 tarihinde  doğmuş olduğu düşünülse bile, davacı yanın iş bu davadaki vekiline vermiş olduğu vekaletname tarihi 29.04.2019 olduğu dikkate nazara alınarak, iddialarını zamanaşımı süresi içinde yani zamanaşımı dolmadan Türk Yargısı nezdinde de ileri sürebileceğini, davalının Suudi Arabistan’dan yasal şartlara haiz olarak ve de Cidde uluslar arası havaalanından uçakla seyahati ile Arabistan’dan ayrıldığını, davacı yanın davalıyı yalnızca söz konusu 6 senet bakımından ibra ettiği şeklindeki iddia ve beyanlarının da gerçeği yansıtmadığını, davacı yanın  vekilinin (usulüne uygun vekaletname ve yetki belgesi ile) ile davalı arasında 01.09.2021 tarihinde sulh ve ibra  protokolü imzalandığını, davacı yanın istinaf dilekçesindeki, davacı yanın davalının yalnızca söz konusu 6 senet bakımından ibra ettiği şeklindeki beyanın gerçeği yansıtmadığını, 01.09.2021 tarihli protokolün imzalanması ve protokol gereği davalının protokol hükümleri doğrultusunda ödeme yaparak protokolde bahsi geçen senet asıllarını da davacı yanın vekilinden teslim aldığını bu itibarla davalının davacı yana herhangi bir şahsi veya ticari ve de ne sebepten olursa olsun ve de menşe olarak hangi ülkeden olursa olsun hiç bir şekilde borcu kalmadığının da açık ve net olduğunu,  bu hususun İlk Derece Mahkemesi kararında da \"...Sunulan belgelerden, 01/09/2021 tarihli protokol ile borç tasfiyesi yapıldığı, davalının tüm borçlarının bu protokol ile kapatıldığı..\" şeklindeki değerlendirme ile açık ve net olduğunu beyanla istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, yurt dışında kuralan ortaklığın tasfiyesi için üstlenilen bedelin tahsili için başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. Taraflardan davacının Yemen vatandaşı, davalının Suudi Arabistan vatandaşı oldukları, Suudi Arabistan ülkesinde kurdukları bir ortalığın tasfiyesi amacıyla 01/09/2015 tarihinde Suudi Arabistan ülkesinde  \"ortaklık  ve devir için beraat ve ayrılık sözleşmesi\" imzaladıkları, sözleşmede herhangi bir yetki şartının bulunmadığı,  sözleşme gereği davalının davacıya 478.500 SAR, dava dışı diğer ortağa 528.500 SAR olmak üzere toplam  1.007,000 SAR ödemeyi üstlendiği, yılda ortalama 120.000 SAR ödeyeceği, ilk ödemenin 01/09/2016 tarihinden önce yapılması şartıyla kabul ve taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Davacı taraf sözleşmede belirtilen bedelin ödenmediği iddiasıyla İstanbul ... İcra dairesinin ... Esas dosyası ile 28/11/2022 tarihinde ilamsız icra takibi başlatmış yapılan itiraz üzerine eldeki itirazın iptaline ilişkin dava açılmıştır. Davalı tarafça, davacı tarafından iddia olunan alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isteminin yanında ayrıca taraflar arasındaki ibra nedeniyle de esas yönünden davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Yabancılık unsuru, herhangi bir hukukî olay veya ilişkiyi hâkimin mensup olduğu devletin hukuk düzeni dışında, en az bir veya daha fazla hukuk düzeni ile irtibatlı hale getiren unsurdur.  Bu tanımdan hareketle, hukukî olay veya ilişkinin yabancı unsur taşıdığının kabul edilebilmesi için, o olay veya ilişkinin yabancı ülkeyle illaki yer bakımından irtibatının bulunması şart değildir. Olay veya ilişkinin yabancı hukuk düzeni ile herhangi bir şekilde irtibatlı hale gelmesi gerekli ve yeterlidir. Örneğin sözleşmelerde, sözleşmenin konusunun, yapıldığı yerin veya ifa yerinin yabancı ülkede bulunması, sözleşmenin taraflarından birisinin yabancı olması; milletlerarası usul hukuku bakımından yabancı mahkeme veya hakem kararının ülkedeki kesin hüküm veya icra edilebilirlik etkisinin sağlanması gibi hususlar yabancılık unsurunun varlığını ortaya çıkarmaktadır. Yabancılık unsuru her hukuki işlem veya ilişki türü açısından farklılık arz edebilir.  Nitekim MÖHUK m. 1’de “yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerden” söz edilmiş, ancak yabancılık unsurunun hangi durumlarda ortaya çıkacağı düzenlenmemiştir; bunun tespiti doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.  Özel hukuka ilişkin hukuki işlem veya ilişkilerde hangi durumda yabancı unsurun bulunduğunu önceden tespit etmek mümkün değildir. Bu nedenle, her somut uyuşmazlık açısından hukuki işlem veya ilişkinin türüne göre yabancı unsurun mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır.  Mevzuatımızda  4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu 2. Maddesinde yabancılık unsuru taşıyan halleri saymıştır. Yasanın Yabancılık unsuru başlıklı  2. Maddesi  \"Aşağıdaki hâllerden herhangi birinin varlığı, uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığını gösterir ve bu durumda tahkim, milletlerarası nitelik kazanır. 1. Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin ayrı devletlerde bulunması. 2. Tarafların yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin; a) Tahkim anlaşmasında belirtilen veya bu anlaşmaya dayanarak tespit edilen hâllerde tahkim yerinden, b) Asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün ifa edileceği yerden veya uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden, Başka bir devlette bulunması. 3. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşmeye taraf olan şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatına göre yabancı sermaye getirmiş olması veya bu sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışından sermaye sağlanması amacıyla kredi ve/veya güvence sözleşmeleri yapılmasının gerekli olması. 4. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşme veya hukukî ilişkinin, bir ülkeden diğerine sermaye veya mal geçişini gerçekleştirmesi. 21.1.2000 tarihli ve 4501 sayılı Kanun hükümleri saklıdır.\"Taraflar arasında yapılan ve davacının dayandığı sözleşmede borcun ödeme zamanı yıllık ortalama 120.000 SAR olacağı ve ilk ödemenin 01/09/2016 tarihinde yapılacağı kararlaştırılmıştır. Bu duruma sözleşmeden anlaşılan ilk taksit olan 120.000 SAR ın muaccel olacağı tarih 01/09/2016 olacağı ve sözleşme tarihin 01/09/2015, ilk taksitin 01/09/2016 olarak kararlaştırılıp her yıl en az 120.000 SAR ödeneceği hüküm altına alınmakla müteakip ödemelerinde devam eden her yılın 1 Eylülü itibariyle talep edilebilir hale geleceği anlaşılmaktadır. Ancak bu taksitlerin diğer alacaklı ve davacının alacağına mahsuben ödeneceği anlaşılmakla birlikte hangi miktarının hangi alacaklıya ödeneceğine yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır.Bu durumda eldeki uyuşmazlığın; sözleşmenin yapıldığı yerin Suudi Arabistan olması, sözleşmenin yapıldığı sırada her iki tarafın, dava açıldığı aşamada ise taraflardan birinin yabancı uyruklu olması, sözleşmenin dayanağı olan ortaklığın Suudi Arabistan ülkesinde kurulu bulunması, sözleşmenin ifasının en çok ilgili olduğu yerin Suudi Arabistan olması gibi unsurla dikkate alındığında uyuşmazlığın 5718 sayılı MÖHUMK 1. Maddesi anlamında yabancılık unsuru içerdiği anlaşılmaktadır. 5718 sayılı MÖHUK'nun Yabancı hukukun uygulanması başlıklı 2. Maddesi  \"(1) Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular.\", Zamanaşımı başlıklı 8. Maddesi \"(1) Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir.\", Sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuk başlığını taşıyan 24. Maddesi \" (1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. (2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bir kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler. (3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla, geriye etkili olarak geçerlidir. (4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur.\" düzenlemelerini içermektedir. Bu düzenlemeler dikkate alındığında somut uyuşmalığa uygulanacak usul hukuku Lex fori gereği Türk Hukuku olmakla birlikte  esasa ilişkin hukuk Suudi Arabistan hukukudur. ilk derece mahkemesince resen uygulanması gereken kanunlar ihtilafı kuralları gözardı edilerek yabancılık unsuru taşıyan ve Suudi Arabistan ülkesinin hukukunun uygulanması gereken uyuşmazlığa Türk borçlar kanununu zamanaşımına ilişkin hükümleri tatbik edilerek sonucu gidilmesi isabetli değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:  1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 03/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7dafaffa89f60333","SID":"680ae388f9b826ba"}}