{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1291 <br>KARAR NO: 2024/1232<br>KARAR TARİHİ: 12/09/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 08/06/2023<br>NUMARASI: 2021/524 Esas -  2023/467 Karar<br>DAVA: Alacak<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/09/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirket ile davalı şirket arasında akaryakıt alım-satımına ilişkin komisyonculuk/aracılık yapılması hususunda 18/05/2010 tarihli sözleşme imzalandığını, işbu ticari ilişki kapsamında akaryakıt alımlarının yapıldığını, davalı şirketin nakit sıkıntısı nedeniyle kendilerine ileriye dönük yapılacak olan akaryakıt alımlarına karşılık avans ödemesi yapıldığını, müvekkilinin iyiniyetle ve basiretli bir tacir olarak yükümlülüklerini ve borçlarını yerine getirmesine ve hatta davalıdan alacaklı olmasına rağmen, davalı tarafça aleyhlerine bir takım davalar açıldığını, müvekkilinin cari hesapta davalıdan alacaklı olduğunu bildirmiş; 06/02/2018 tarihli dilekçesinde açıkladığı üzere cari hesaba dayalı olarak davalıdan 127.592,90 Euro alacaklı olduklarını ileri sürerek bu miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  taraflar arasındaki yapılmış sözleşme gereği yetkili mahkemelerin Avusturya Mahkemeleri olduğunu, taraflar arasında aynı konuya istinaden Avusturya Steyr Eyalet Mahkemesi tarafından görülen ve karar bağlanan dosya bulunduğunu, bu nedenle aynı konuda mükerrer yargılama yapılmasının mümkün olmadığını; müvekkili şirketin davacıdan alacaklı olduğunu, davacı şirketin malvarlığını perdelemek amacıyla başka bir şirket kurduğunu, böylelikle borçlarından kurtulmaya çalıştığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" Tarafların kabulünde olan akaryakıt alım-satımına ilişkin 18/05/2010 tarihli sözleşme gereğince davacı taraf, cari hesap alacağının tahsilini istemiş ise de; talimat ile alınan bilirkişi kurulu raporunda dayanak ve gerekçeleriyle ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacı taraf ticari defterlerinde cari hesap alacağına konu, davacı tarafça davalı şirkete yapıldığı iddia olunan 200.000 Euro ödemenin banka ve hesap kayıtlarında yer almadığı gibi ödemenin yapıldığı ileri sürülen kişinin davalı şirket yetkilisi olmadığı, davacı tarafça, ödemenin şirket yetkilisine yapıldığının ispatlanamadığı; başka bir ifadeyle, davacı tarafça yapıldığı ileri sürülen ödeme iddiasının yazılı belgeyle ispatlanamadığı; kaldı ki, yapıldığı ileri sürülen 200.000 Euro'luk ödeme tarihi itibariyle davacı şirket kasasının bu ödemeyi yapmaya müsait olmadığı, dolayısıyla davacının davalı şirketten herhangi bir cari hesap alacağının bulunmadığı aksine, davalı tarafa borcunun bulunduğu kanaatine varıldığından davanın reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece taraflar arasındaki kesinleşmiş mahkeme kararına, mevcut delillere, resmi belgelere aykırı olarak bazı delillerin hiç incelenmeden karar verildiğini, bilirkişi raporuna itiraz edilmesine rağmen itirazının karşılanmadığını, bilirkişilerin rapordaki görüşlerinin bile birbiri ile uyumsuz olduğunu, mahkemece bilirkişi raporu ile dosyaya sunulan uzman görüşü arasındaki çelişkinin de giderilmediğini, elden ödeme alan şahsın kim olduğunun ayırt edilmeden, yetki konusunda hatalı karar verildiğini, elden ödeme alan şahsın davalının imza yetkilisi genel müdürü olduğunu, mahkemenin elden ödeme üzerine davalı şirketçe düzenlenen tahsilat makbuzunun hukuken yazılı bir delil olduğu görmediğini, iki yazılı kanıta neden itibar edilmediğinin izah edilmediğini bu delillerin incelenmediğini, raporda elden ödeme ikrarı var denilmesine rağmen mahkemenin aksi yönde karar verdiğini, taraflar arasında birden fazla ödeme yönteminin bulunduğu bunların geçerli yöntemler olduğu yerel mahkemenin hükme yeterli gördüğü raporla sabit olmakla, dava konusu uyuşmazlığın; davacının havale ve çekle ödemelerini yaparken bu defa davalının teklif ve önerisi üzerine 200.000 EURO peşin avans ödemesi yaptığını ancak bunu elden ödediğini ve makbuz verildiğini, Mahkemenin kesinleşmiş ceza mahkemesi kararını, bu kararda yer alan maddi vakıa tespitinin TBK m 74 uyarınca bağlayıcılığını dikkate almadığını, elden ödemeyi alan şahsın Türkiye'de de Avusturya'da da davalı şirketin sahibi ve imza yetkilisi olduğuna dair resmi noter evraklarının, kendi attığı e-postayı, savcılık ifadelerinin dikkate alınmadığını, elden ödeme üzerine makbuz veren şahsın Ekonomi Bakanlığı nezdinde irtibat bürosu yetkilisi olarak tescil edildiğini, bu şahsın imza sirküleri ile işlem yaptığını, bu şahsın davacıdan çekler aldığını, kendisinin belge tanzimine yetkili olduğunu da hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, TBK m. 4d2/3 uyarınca, muhatabına bildirilmeyen temsil yetkisi kısıtlamasının, muhatap için hüküm ifade etmeyeceğine dair açık kanun hükmü ihlal edilerek karar verildiğini, hesap hareketlerinden ve şirketin mali gücünün yoksunluğundan söz eden Mahkemenin, bankalardan hesap hareketlerinin celbine dair talebi hakkında karar vermemiş, delili hiç incelememiş ve tartışmamış olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan sözleşme ile Avusturya Hukuku ve Mahkemeleri yetkilendirilmiş, bu husus bilirkişi raporunda da tespit edilmiş iken, mahkemece davanın yetkisizlik sebebiyle ret kararı verilmesi gerektiğini, taraflar arasında Avusturya mahkemelerinde yapılan yargılama neticesinde verilen karar kesinleşmiş olduğundan, mahkemece kararın yargılamanın iadesi yoluna başvurulduğundan bahisle kesinleşmediği, bu nedenle tanıma tenfize konu bir karardan bahsedilemeyeceği yönündeki tespitin hatalı olduğunu, tanıma tenfiz kararı İzmir 2 Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilmiş olmakla, işbu yargılama sırasında da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, tanıma tenfiz kararının onanmak suretiyle kesinleşmiş olduğuna yönelik beyanının son duruşma celsesinde yerel mahkemeye bildirildiğini ancak işbu dilekçenin kaleme alındığı sırada kararın henüz yazılmadığını işbu davada davacı olan ... AŞ’den yukarıda anılı mahkeme kararı ile hüküm altına alınan tutarın tahsil kabiliyeti de bulunmadığını, 7 yılı aşkın süredir devam eden ihtilafın hallini teminen yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerektiğini, Steyr Mahkemesinde verilen kararın 09.08.2016 tarihinde kesinleştiğini, karara istinaden İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde tanıma tenfiz yargılamasının yapıldığı, davanın kabulüne karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinde iken, yargılama sırasında onandığı ve kesinleştiği davacı şirketin iade-i muhakeme talebinin reddedildiği, bu bağlamda davanın derdest olduğundan bahsedilemeyeceği, işbu davanın yetkili hukuk yönünden reddi gerekeceği, davanın menfi tespit davası olarak ikame edilmiş olup, usulüne uygun bir ıslah yapılmadığını, bu nedenle davanın alacak davası olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, esasa ilişkin olarak; tarafların tacir olduğunu, sözleşmede ödemelerin ne şekilde yapılacağının açık seçik belirtildiğini, taraflar arasında elden ödeme yapılmadığı gibi, cari hesapta da elden ödemeye ilişkin tek bir kayıt dahi olmadığını, sunulu elden ödeme makbuzunda da davalı şirketi temsile yetkili kişinin imzasının bulunmadığını, davacının temyiz dilekçesinde bu iddiasından farklı olarak bu kez ödemeyi ... isimli kişiye yaptığını çelişkili olarak ifade ettiğini, ... isimli kişinin şirketi temsile yetkisi olmadığını, adı geçen şahsın şirketin irtibat ofisi çalışanı olduğunu, diğer yandan, belge üzerinde ...'in imzası dahi bulunmadığını, uluslararası akaryakıt ticareti yapan, dünyaca bilinen ... gibi büyük bir organizasyonun, elden, üstelik imzasız belge karşılığında nakit tahsilat yaptığını iddia etmek tek başına hayatın olağan akışına aykırı olup  belgenin gerçeği yansıtmadığına ilişkin yapılan suç duyurusuna istinaden açılan ve 10 Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada sanık olarak yargılanan davacı şirket yetkili temsilcisi  ..., verdiği ifadesinde yine çelişkili olarak ödemeyi davalı şirket temsilcisi ...'e yaptığını beyan etmiş, aslen bu ödeme hiç yapılmamış olmakla –ki nitekim şirket hesap ve kasası da buna uygun değildir- bu beyanın gerçeğe aykırı olduğunu, nitekim, 10 Ağır Ceza Mahkemesi de iddiaların ve isnatların hukuki yargılamayı gerektirdiğinden bahisle beraat kararı verdiğini, bu aşamada, davacı şirket temsilcisinin alenen sahte oluşturulan belgeyi yargı mercilerinde de kullanmak suretiyle resmi evrakta sahtecilik suçunu üstelik ağırlaştırılmış olarak mükerrer defalar işlediği ortaya çıktığını, bu konuda adı geçen kişi hakkında ayrıca suç duyurusunda bulunulacak olduğunu taraflar arasında çek ile ödeme mevcut olmadığı gibi, nakit ödeme makbuzunda da ...'in imzası bulunmadığını, gerçekten, gerek tediye makbuzunda ve gerekse “makbuzdur” başlıklı belgede imza olmadığı anlaşıldığını, bu hususun bilirkişi raporuna da dercedildiğini, davacı yan, üzerinde davalı şirkete ait yani ... kaşesi ve yetkili imzası bulunmayan bir a4 kağıdına dayanmak suretiyle ödeme yaptığı iddiasında olup tediye makbuzunda ödemenin davacı şirket yetkilisi ... tarafından yapıldığı yer almakta, bu ödemenin yapılabilmesi için şirket kasasının dahi uygun olmadığını, davacı yanın “... şirketine kayyum tayin edildiğini bilmiyorduk” yönünde iddiasının mahkemeyi yanıltma çabasından ibaret olduğunu, nitekim, zaten davalı şirket hiçbir zaman nakit karşılığı çalışmadığı gibi, şirketin yetkilisinin imzası hiçbir belgede mevcut olmadığını, şirkete kayyum atanmış olup olmaması bu durumu ve sonucu değiştirir nitelik taşımamakta olup kayyum atanmasa dahi belgede imza olmadığını, irtibat ofisi çalışanın davalı şirket adına nakden tahsilat yapması sözkonusu olamayacağını, davalı adına ibraname düzenleyemeyeceğini, tacir olan taraflar arasında ödeme şekli banka havalesi şeklinde iken, yetkisiz kişiye teamüle de aykırı olarak ödeme yapılması/yapıldığı iddiası kabule şayan olmadığını, nakit ödeme yönünde herhangi bir teamül yahut anlaşma mevcut da olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, cari(açık) hesap ilişkisinden kaynaklanan alacak davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, Türk mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunup bulunmadığı ve davacı tarafça davalıya iddia edilen ödemenin yapılıp yapılmadığı noktasındadır.Dosyada sunulu bulunan 13/09/2012 tarihli 455 sayılı tahsilat makbuzu ve yine aynı tarihli makbuzdur başlıklı belgede ön ödeme olarak davalıya 200.000,00 Euro ödendiği belirtilmiştir. Davacı tarafça, akaryakıt alımını ilişkin sözleşme kapsamında 200.000,00 Euro avans ödemesine karşılık ürün teslim edilmediği iddiasıyla bu ödemenin davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davalının dayandığı sözleşmenin 13. Maddesinde uyuşmazlıklar için yetkili mahkeme satıcının yerel ve konu itibariyle yetkili mahkemesi olarak düzenlenmiş olmakla birlikte ismen bir mahkeme belirlenmediğinden, bu düzenleme Türk mahkemelerinin yargı yetkisini kaldırır nitelikte değildir. Tasfiye Halinde(iflas) ... firmasının ileri sürdüğü alacak iddiası ilişkin Avurturya Steyr Bölge Mahkemesi'nin 29/04/2016 tarih ve ... numaralı dosyasında verilen kararın İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 15/06/2022 Tarih ve 2021/110 E(sırasıyla eski esaslar  2016/1263 ve 2018/42) - 2022/468 K sayılı kararı ile tanınmasına ve tenfizine karar verilmiş ve bu karar Yargıtay 11. HD'nin 31.05.2023 tarih ve 2022/6677 E.- 2023/3391 K. Sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Yargıtay incelemesinden geçerek tenfizine karar verilen Avurturya Steyr Bölge Mahkemesi'nin 29/04/2016 tarih ve ... numaralı dosyasında görülen davada, bu davanın davalısı ... Tic. Ltd. Şti. Tarafından 13/09/2012 tarihinde ...  firmasının genel müdürlerinden ...'e tek seferlik 200.000,00 Euro tutarında nakit ödemede bulunulduğu savunmasında bulunulmuş, ancak anılan mahkeme bu savunmayı kabul etmemiştir. Tenfizine karar verilen yabancı mahkeme kararı Türkiye'de kesin delil niteliği ve infaz kabiliyeti kazandığından tenfizine karar verilen yabancı mahkeme kararında tartışılan hususların yeniden Türkiye'de yargılamaya konu edilmesi mümkün değildir. Ayrıca davacının dayandığı 13/09/2012 tarih ve ... nolu tahsilat makbuzu ... Türkiye İrtibat Bürosu adına düzenlenmiş ve el yazısı ile ...'in İzmir'de elden avans olarak ...'dan  200.000,00 Euro aldığı belirtilmiştir. 13/09/2012 tarihli ve makbuzdur başlıklı belge ise ... Tradıng GMBH'ye ön ödeme olarak 200.000,00 Euro ödendiği belirtildikten sonra bu belge ödemeyi alan olarak ...'ye atfen imzalanmış ve ayrıca tanık sıfatıyla \"... adına İzmir Barosu avukatlarından\" ibaresiyle Av. ... tarafından imzalanmıştır. Ceza yargılamasında alınan beyanlarında ... Türkiye İrtibat Bürosu temsilcisi ... tahsilat makbuzundaki imzanın kendisi tarafından atıldığını, makbuzdur başlıklı belgedeki imzanın da kendisine ait olduğunu ve ayrıca bu belgenin ... yerine Av. ... tarafından imzalandığını, Av. ...'e irtibat bürosu yetkilisi olarak kendisinin vekalet verdiğini beyan etmiştir. ... ise ceza yargılamasındaki beyanlarında irtibat bürosu yetkilisi ...'in kendisini şirketin vekili olarak yetkilendirdiğini, 13/09/2012 tarihli makbuzdur başlıklı belgeyi kendisinin imzaladığını ancak neden ... yerine imzaladığını hatırlamadığını beyan etmiştir. ... ise ceza yargılamasındaki beyanlarında ..., ... ve ... ile bir araya gelmediğini, söz konusu tutarı almadığını, böyle bir paranın ...(...) ... ve ...'e verildiğini görmediğini, makbuzdur başlıklı belgenin kim tarafından ve neden düzenlendiğini bilmediğini, bu belgenin kendisi tarafından imzalanmadığını, 200.000,00 Euronun teslim alınmasına ilişkin bir onayının bulunmadığını ifade etmiştir. ... GMBH Türkiye İrtibat Bürosu temsilcisi ...'e verilen yetkinin çek almaya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Zaten dava konusu ödeme iddiasına konu olaya kadar da işleyişin bu şekilde devam ettiği anlaşılmaktadır. Türkiye İrtibat Bürosu temsilcisi ...'e nakit tahsil yetkisi verildiği de ispatlanamamıştır. Dava konusu ödeme iddiasının miktarı nazara alındığında ödemenin tanık deliliyle ispatlayabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle dava dışı ... ve ...'in ceza dosyasında alınan beyanlarına ödeme iddiası bakımından itibar edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki davacının iddiasına göre şirket genel müdürünün hazır bulunduğu bir ortamda ve ona yapılan bir ödemede onun imzasının makbuz başlıklı belgeye dahil edilmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. ... ve ...'in davalı şirket adına nakit tahsil yetkisinin bulunduğu veya davalı şirketin iddia olunan tahsilata onay verdiği ispatlanamamıştır.  Tahsilat makbuzu ve makbuz başlıklı belge davalıyı bağlayıcı nitelikte değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, davalı tarafça fazla yatırıldığı anlaşılan 1864,43 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istem halinde davalıya iadesine,4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"85123b3ea2896ae9","SID":"5ea3b5380f72b2e6"}}