{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/733 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1204<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25/01/2023 <br>NUMARASI\t\t: 2014/1371 Esas - 2023/52 Karar<br>DAVA             \t: Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak<br>DAVA TARİHİ\t: 14/04/2014 <br>BAM KARAR TARİHİ\t: 11/09/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 11/09/2024<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/01/2023 tarihli 2014/1371 Esas ve 2023/52 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ortağı ve yetkilisi olduğu ... Şti. unvanlı şirketiyle ... Ltd. Ştinin distribütörü olarak İzmir’de faaliyet göstermiş olduğunu, davalı şirket yetkililerinin 2012 Ağustos ayında müvekkiline ulaşarak ... marka iş makinalarının distribütörlüğünü bırakmasını ve kendilerinin acentesi olarak Çin'den ithal ettiği ... marka iş makinelerini Ege bölgesinde ve Antalya'da satması konusunda teklifte bulunduğunu, tarafların gerek yüz yüze gerekse posta yoluyla gönderilen mesajlarla müvekkilinin davalı şirket Ege bölgesi bayi olması konusunda anlaştıklarını, davalı şirket yetkilisi ... tarafından şirket adına  müvekkiline gönderilen 06.02.2013 tarihli elektronik mesajla müvekkilinin davalı şirketin bayisi olduğunun teyit edildiğini, davalı şirketin, davacı bayileri olması sebebiyle eski tabelasını değiştirip sattıkları ... marka araçlarını davacıya ait işyerinin tabelasında yer alacak şekilde düzenlenmesini ve tabela yapım faturasını kendi adlarına tanzimini, bayilik süresinin başlangıcından itibaren 5 aylık süreçte aylık 9000 TL karşılıksız destek ödemesi yapılacağını kabul ve taahhüt ettiğini ve bu ödemeleri tabelacı ve davacıya yaptığını, taraflar arasındaki bayilik ilişkisine göre, müvekkilinin davalı şirketin yurtdışından ithal ettiği iş makinalarını Ege Bölgesinde 3. kişilere satımı konusunda aracılık yapacağı ve bu aracılık karşılığında satış bedelinin bazı makinalarda %3, bazı makinalar için %2 komisyon alacağını, davalı şirketin müvekkilinin e-mail adresine çeşitli tarihlerde gönderilen satış fiyat listesi ve bedellerini gösteren dokümanın takdim edildiğini, yapılan satışlar nedeniyle davacıya satış bedeline göre çeşitli tutarlarda komisyon ödemesi yapıldığını, komisyon bedelinin fatura karşılığında müvekkiline davalı tarafça ödendiğini, davalı tarafın müvekkilinin aracılığıyla tanıştığı Ege Bölgesi ve Antalya'da iş makinalarına ihtiyaç duyan müşterilere, davacıya haber vermeden doğrudan makine sattığını, bu durumu acentelik sözleşmesinin feshinden sonra ve davacının müşterilerini ziyareti sırasında öğrendiğini, davalının bu durumu inkar ettiğini, davalı şirketin Bornova İzmir'de bölge satış müdürlüğü açarak faaliyete geçtiğini ve doğrudan satış yaptığının öğrenildiğini, davalı şirketin müvekkilin bayiliğini Mart 2014 yılı başında eylemli olarak ve haksız şekilde sonlandırdığını, listelerde dökümü yapılan makinalar sebebiyle müvekkilinin hak etmiş olduğu komisyon tutarının 53.725 ABD doları +KDV civarında olduğunu, davacının aracı acente olarak faaliyette bulunduğunu, acentenin TTK 113 gereği ücret hakkının olduğunu, davalı tarafın davacıya herhangi bir feshi ihbarda bulunmadan davacının satış yetkisini havi Ege Bölgesinde Bölge müdürlüğü açarak eylemli şekilde acentelik sözleşmesini feshettiğini, bu feshin haksız olduğundan davacının uğradığı zararların tazmini gerektiğini, müvekkilinin hem acentelik sözleşmesinden elde edeceği komisyonu almasını hem de daha önce pazarladığı ... marka araçlardan elde etmesi muhtemel kazancına engel olduğunu, bu zararların giderilmesi gerektiğini, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin yapılan makine satışları nedeniyle hak ettiği 10.000 ABD doları+KDV nin işlemiş ticari avans faiziyle birlikte tahsilini, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğramış olduğu 10.000,00-TL tazminatın işlemiş ticari faiziyle tahsilini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. <br>Davacı vekilinin dosyaya sunmuş olduğu 05/10/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile; kısmi dava olarak açılan davada 10.000 ABD Doları +KDV yani 11.800 ABD Doları olarak talep edilen komisyon alacaklarını şimdilik KDV dahil 48.970 ABD Doları olarak ıslah ettiklerini, ıslah edilen alacakları açısından sözleşmenin feshi tarihi olan 15.03.2014 tarihinden itibaren ticari avans faiziyle birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, ıslah taleplerinin kabul edilerek, ıslahla artırılan KDV dahil 37.170 ABD Doları  için gerekli harcın alınmasına fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, bu şekilde davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekklinin merkezi Sancaktepe/İstanbul'da olduğundan davanın İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden yetkiye itiraz ettiklerini, davacının husumet yetkisinin olmadığını, davacının müvekkili şirketin bayisi veya acentesi olmadığını, müvekkilinin davacıya toplam 45.000 TL para göndererek iş yeri ve şirketleşmesini tamamlaması için yardımda bulunduğunu, eğer davacı kurumsallaşırsa davacıya 2013 yılında 30 adet makine satış hedefi saptandığını, 06.02.2013 tarihli mail yazışmasının buna ilişkin olduğunu, davacının 06.02.2013 tarihli mail yazışmasından 11.09.2013’e kadar davalı şirketin parasal yardımlarına rağmen işlerini toparlayamadığını, buna ilişkin davacının mücekkili şirkete 11/09/2013 tarihli maili gönderdiğini, müvekkilinin davacının iş yapabilmek için gerekli şartları yerine getiremediğini ve netice alamadığını anlaması üzerine davacıyı kendi işyerinde sigortalı ve aylıklı işçi olarak işe aldığını, davacının müvekkilinin işyerinde işçi olarak 05.11.2013 tarihinden 31.01.2014 tarihine kadar çalıştığını, davacının dosyaya komisyon parası gibi sunduğu evrakların aylık ödeme belgelerinin olduğunu, davacının acente unsurlarını taşımadığını, açılan davanın reddini, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.  <br>İLK  DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN KARAR:<br>Mahkemece; Dava; \"...Mahkemece, taraflarca dosyaya sunulan e-mail kayıtları ile dosya ve defter ve kayıtlar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor içeriklerine göre, taraflar arasında yapılmış yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte, davacı ile davalı arasında, davalının yurt dışından ithal edip, yurt içi piyasasında satışa arz ettiği makinelerin Ege ve Akdeniz Bölgesinde komisyon ücreti karşılığı satışına aracılık edilmesi hususunda ticari ilişki kurulduğu, ancak davacının faaliyeti ticari işletme niteliğinde olmadığından, iş bu ilişkinin acente sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği, taraflar arasındaki iş bu şekildeki ticari ilişkiyi Türk Borçlar Kanunu'nun 520 ve müteakip maddelerinde düzenlenen simsarlık sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu kapsamda davacının satışına aracılık ettiği, dava dışı ... Ltd. Şti ne 860.000,00-USD ye satışı yapılan ... tipi makine ile ... Ltd. Şti ne 800.000,00-USD ye satışı yapılan ... tipi makinelerin satışından dolayı, satış bedeli üzerinden ödenmesi gereken %2,5 oranındaki KDV dahil 48.970,00-USD simsarlık ücretinin davalı tarafça davacıya ödenmediği, davacı tarafından, dava  tarihinden önce iş bu miktar alacak yönünden davalının usulüne uygun ihtarla temerrüte düşürüldüğü kanıtlanamadığından, dava tarihinden itibaren temerrüt faizi isteyebileceği kanaatine varılarak, davacının satışına aracılık ettiği makinelerin satışından dolayı talep ettiği ücret alacağına ilişkin talebin mahkemece kabul edildiği, her ne kadar davacı tarafça, taraflar arasındaki sözleşmenin, davalı tarafça eylemli olarak ihlal ile feshedildiğini, bu nedenle oluşan zararın tazmini isteminde bulunmuş ise de, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında, davalı tarafın davacıya, Ege ve Akdeniz Bölgesi'nde münhasır yetki verdiğinin ve davalının doğrudan satış yapamayacağına dair anlaşma bulunduğunun, davacı tarafça kanıtlanamadığı, iş bu nedenle davacının Ege ve Akdeniz Bölgesi'nde doğrudan doğruya veya dava dışı üçüncü şahısların aracılığı ile satış yapmasının taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali niteliğinde bulunmadığı gibi davacının taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinden dolayı zarar ve zarar miktarını gösterir kanıt da sunamadığı anlaşılmakla, davacının aracılık ettiği makinelerin satışından dolayı hak ettiği ücreti dışında talep ettiği zarar miktarlarına ilişkin istemlerinin reddi gerektiği\" gerekçesiyle \"... Davanın kısmen kabulü ile, KDV dahil 48.970,00-USD alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>Karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:<br>Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, dava dosyası  incelendiğinde davanın 2014 yılı başlangıcından karar tarihine kadar, hatalı bilirkişi raporu  hariç,  davacı lehine  hiç bir bilirkişi raporunun mevcut olmadığını, mahkeme, davacının gerektiğinde usule aykırı taleplerini dahi dikkate alarak, davacının satış yaptığını iddia ettiği firmalara müzekkere gönderdiğini ve gelen tüm cevabi yazılarda davacının aracılık ettiği tek bir firmanın bulunamadığını, dava dosyasında son alınan  bilirkişi raporu ve ek raporda davacının aracılık ettiğine ilişkin ismi verilen iki firmanın karara gerekçe yapıldığını, oysa bahsedilen ve  bilirkişinin konu ettiği makinelere ilişkin satımın kim tarafından yapıldığının ve bu makinelerin alımında aracılık yapan olup olmadığına ilişkin 11.04.2022 tarihli kaşeli imzalı evraklar ıslak imzalı olarak dosyasında mevcut olduğunu, bu evraklarda bizzat bu firmaların beyanda bulunduğunu, muhtelif  celselerde dilekçede ve mahkeme huzurunda bu iki firmaya bu satış ve aracılığın kimler tarafından yapıldığının sorulmasını talep etmelerine rağmen mahkemenin bu konudaki taleplerini dikkate almadığını, bu hususun eksik inceleme olduğunu, mahkemece verilen  hükümde davalı tarafça ıslah sonrasında yapılan “zamanaşımı def’i savunması” hakkında herhangi bir kararın verilmediğini, kabul anlamına gelmemek üzere; ıslah ile arttırılan meblağ yönünden zamanaşımı def’inin kabulü gerekirken, bu konuda herhangi bir inceleme yapılmadan davanın ıslahla yükseltilen 48.970 USD  meblağ üzerinden kabulü yolundaki kararın yerinde olmadığını, mahkemece ıslah sonrasında yeni bilirkişi raporunun alınmadığını, dosyadaki son bilirkişi raporunun tarihi 29.03.2022 olup ıslah dilekçesinin verilme tarihinin 5.10.2022 olduğunu, ıslah sonrası yeni bir raporun alınmadığını, bu itibarla verilen hüküm eksik inceleme ile verilmiş bir hüküm olduğunu, bu yönü ile de bozma sebebi teşkil edeceğini, davacı davasını bayi /acenta alacağına dayandırmak suretiyle Asliye Ticaret Mahkemesinde ikame ettiğini, mahkeme, gerekçeli kararının 5. Sayfası 3. paragrafında \"..davacı ile davalı arasındaki ilişkinin davacının faaliyeti ticari işletme niteliğinde olmadığından işbu ilişkinin acente sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği...\"ni net biçimde ifade ettiğini, mahkemenin bu tespitine rağmen kendisini görevli sayarak hüküm vermesinin haksız olduğunu, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, mahkemece verilen hükmün netice itibariyle 06.02.2013 tarihli bir e- mail yazısına dayandırılmış olması hasebiyle, bu türden delillerin hukukumuzda yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilmekte olduğunu,  mahkemenin gerekçeli kararı verildikten ve taraflara tebliğ edildikten sonra davacı tarafın hükümde zikredilen alacağını dava dışı 3.şahıs ...'e Bornova 1.Noter 21.02.2023 tarih 04374 y. no. temliknamesi ile devrettiğini, alacağı temlik alan İzmir 2.İcra Müd.2023/1903 esas sayılı dosyası ile icra takibi yaptığını, bu 3. Şahsın da vekilinin dosyadaki Av.... olduğunu, icra edilen bu  işlemlerin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafa karşı açılan iş bu dava davacı ...'in acente iddiasıyla komisyon alacağının tahsili davası olduğunu, cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, gerekçeli kararda acente/bayilik değil hatalı olarak simsarlıktan bahsedebildiğini, bilirkişi ... tarafından düzenlenen 06/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği gibi mevcut dosya kapsamında ve gelen müzekkere cevaplarına göre davacı tarafın satışına aracılık ettiği bir makine görülememiştir ifadesi net olup bu durumun sabit olduğunu, davacı ...'in, müvekkili davalı firmanın hiç bir zaman bayisi veya acentasının olmadığını, müvekkili firma adına işlem yapmamış olduğu  bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, davacı, müvekkili davalı iş yerinde işçi olarak 05/11/2013 tarihinden 31/01/2014 tarihine kadar sigortalı olarak çalıştığını, davacının sigortalı olarak çalıştığı iş yerine karşı acenta ve bayi olduğundan bahisle dava açmasının yasaya aykırı olduğunu, davacının böyle bir dava açma hakkının olmadığını,  29.06.2015 tarihli bilirkişi raporunun Sayfa 4/7 de müvekkili davalının defter incelemesi yapıldığını, defterlerin usule uygun ve açılış tasdikleri mevcut olduğunun belirtildiğini, bilirkişi raporu sayfa 5/7 de davacı taraf defter incelemesi yapılamamış olduğunu, davacı yanın mahkemeye sunduğu  29/12/2014 tarihli beyan dilekçesinde davalının bayisi olduğunu iddia ettiği dönemde tanzim ettiğini, tuttuğu defter olmadığından beyanla herhangi bir defteri mahkemeye sunamayacağını ifade ettiğini, bilirkişi raporu sayfa 5/7, 6/7 de müvekkili davalının, davacıdan dava tarihi itibariyle 45.000.-TL avans hesabından dolayı da 268,02.-TL alacaklı olduğu sabit olduğunun belirtildiğini, bilirkişi raporunda davacının, müvekkilinin davalı iş yerinde 05/11/2013 tarihinden 03/02/2014 tarihine kadar sigortalı işçi gözüktüğünün belirtildiğini, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü' ne ait sigortalı hizmet listesi mahkemeye sunulmuş olup dosyada mevcut olduğunu, iş bu raporda bilirkişinin yapmış olduğu hataları bilirkişi raporuna ilişkin verdikleri 23/05/2016 tarihli dilekçede belirttiğini ve yine bu rapordaki bilirkişinin göndermede bulunduğunu ve defterlerinin incelenmesi talebini de kabul ederek rapora itiraz dilekçesinde müvekkili firmanın hiç bir komisyon faturasının ve ilişkisinin olmadığının ispatlanması için ... defterlerinin incelenmesini davalı tarafında kabul ettiğini, rapordaki hatalar nedeniyle bilirkişi mahkemenin verdiği görev neticesi yaptığı incelemede ... Ltd.Ştinin ticari defterlerinde yapılan incelemede ... marka iş makinelerinin ithalatı ve satışına ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığını tespit ettiğini, bu tespitin doğru olduğunu, 23/05/2016 tarihli dilekçesinde belirttikleri üzere davalı müvekkili firma sadece Çin'den ithal edilen ... marka iş makinelerini sattığını, bu raporlar neticesinde davacının iddialarının geçersiz, haksız ve yersiz olduğunun ispat edildiğini, taraflar arasında davacının acente olabilmesi için yapılmış herhangi bir sözleşmenin olmadığını, .../... acentelik vasfını taşıyabilecek hiçbir faaliyet göstermediğini, davacının davalıya gönderdiği 11/09/2013 tarihli mailinde: \".... in işlerini yaptığı npt şirketinin son iki yılda mali hareketi gözükmediğinden işlem yapamadığını, araç kiralayamadığını...\" kendisinin ifade ettiğini, satış hedefi ve fiyat listesi davacının kendisinin bir araç dahi kiralayamayacak durumda olması, firmanın akdi ilişki kuramayacak ve bayi, acentelik, komisyonculuk vasfının taşıyamayacağının ispatı olduğunu, davacının mahkemeye sunabildiği tek bir delil ya da faturanın mevcut olmadığını, 29/01/2019 tarihli  22.celsede davacı vekilinin \"...Taraflar arasında acentaya ilişkin veya komisyonculuğa ilişkin herhangi bir yazılı sözleşme yoktur. Taraflar arasında tek satıcılığa ilişkinde herhangi bir sözleşme yoktur. Taraflar arasındaki sözleşme, mail yazışmalarından ibarettir, bu sözleşmenin kurulduğuna ilişkin ispatımızda yapılan ödemelerdir. Biz her ne kadar dava dilekçesinde komisyonun fatura karşılığında ödendiğini beyan etmiş isek de müvekkil ...'in davalıdan almış olduğu komisyonlara ilişkin herhangi bir fatura kesilmemiştir. Davalı ile müvekkilimin eski şirketi ... arasında herhangi bir sözleşme yoktur. Dosya içerisinde bulunan mail yazışmalarına ve kapsamına dair bir diyeceğimiz yoktur.\" şeklinde olduğunu, davacı vekilinin bu beyanından da anlaşılacağı üzere dilekçelerinde iddia ettikleri beyanların gerçek dışı olduğunu, itirazlarında mahkemeden duruşma günü beklenmeksizin iş bu iki şirkete müzekkere çıkartılarak söz konusu makinelerin alımı ve davacının bu makinelere ilişkin aracılığının bulunup bulunmadığının sorulmasının talep edildiğini, mahkemeden 25/01/2023 tarihli 35.duruşma zaptında da yazdığı üzere taleplerini 5.kez yinelemelerine rağmen taleplerinin kabul görmeyerek müvekkili firmayı ciddi sıkıntılara sokacak hatalı karar verildiğini, re'sen değerlendirilecek hususlar çerçevesinde ele alınarak tetkiki ile, yeniden inceleme yapılmak suretiyle bozulmasına hükmün kaldırılarak davanın usul ve esastan reddine tüm yargılama masrafların davacı üzerinde bırakılmasına kararının kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, acentelik sözleşmesinden doğan ücret alacağı ve sözleşmenin haksız feshi sebebi ile doğan tazminat alacağı istemine ilişkindir.<br>Mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. <br>1-Davalı vekili, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin simsarlık sözleşmesi olarak nitelendirildiğini, taraflar arasında davacının ücretli çalışanı olması dışında acentelik, bayilik, simsarlık gibi hiçbir ilişki bulunmadığını, mahkemenin kabulüne göre simsarlık sözleşmesinin TBK'da düzenlendiğini davacı gerçek kişinin tacir olmadığını, bu halde görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu iddia ederek kararı istinaf etmiştir.<br>Mahkemece, taraflarca dosyaya sunulan e-mail kayıtları ile dosya ve defter ve kayıtlar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor içeriklerine göre, taraflar arasında yapılmış yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte, davacı ile davalı arasında, davalının yurt dışından ithal edip, yurt içi piyasasında satışa arz ettiği makinelerin Ege ve Akdeniz Bölgesinde komisyon ücreti karşılığı satışına aracılık edilmesi hususunda ticari ilişki kurulduğu, ancak davacının faaliyeti ticari işletme niteliğinde olmadığından, iş bu ilişkinin acente sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği, taraflar arasındaki iş bu şekildeki ticari ilişkiyi Türk Borçlar Kanunu'nun 520 ve müteakip maddelerinde düzenlenen simsarlık sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.<br>Mahkemenin hukuki nitelendirilmesinin değerlendirilmesi yönünden acentelik ve simsarlık sözleşemelerinin hukuki niteliklerinin tartışılması, sonucuna göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekmektedir.<br> 6102 sy TTK md. 102 acenteyi; “ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir  sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlamıştır. Acentenin tanımında yer alan unsurlar birlikte değerlendirildiğinde acentenin, tacirden bağımsız olması; acentelik ilişkisinin yazılı ya da sözlü, örtülü veya açık bir sözleşmeye dayanması; ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık veya bu sözleşmeleri tacir nam ve hesabına imza etmesi; bunu kendisine tanınmış bir yer veya bölge içinde yapması, faaliyetin süreklilik  arz etmesi ve bu faaliyetin meslek edinilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Acentelik ilişkisi bir sözleşme ile kurulur. Bu sözleşme açıkça herhangi bir şekle tabi kılınmamıştır. Acentelik sözleşmesi, TTK’da bir geçerlik şartına tabi tutulmadığına göre; yazılı ya da sözlü olarak hatta açık veya örtülü iradelerin uyuşması ile yapılabilecektir. Ancak sözleşme yapma yetkisi haiz acentelerin, acentelik sözleşmesi yazılı olarak yapılmamış ise acentenin sözleşme yapma yetkisine ilişkin beyanın yazılı olarak verilmesi gereklidir. <br>Acentenin tacir sıfatının olması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesinde; doktrinde acentenin tacir olduğu ya da kural olarak tacir sayılması gerektiği yönündeki görüşün dayanağını 6762 sy eski TTK md. 11/1, 12/b.12 ve 14/1. Maddeleri oluşturmaktadır. 6762 sy TTK'nun 11/1. maddesine göre ticarethane şeklinde işletilen müesseseler ticari işletme sayılmış, 12/b.12 maddesi uyarınca acente ticarethane olarak kabul edilmiştir. Buna göre, aksi ispatlanıncaya kadar boyutu ve büyüklüğü ne olursa olsun acente işletmesi ticari işletmedir ve eski TTK md. 14/1 gereği bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişiye tacir dendiğinden, acentenin tacir olduğu ya da sayılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Fakat eski TTK md. 12 bir ticari işletme tanımı yapmaktan ziyade ticari işletmenin görünüş şekillerini örneklemektedir. Örneklenen ticarethane ve fabrikadır. Hem ticarethane hem de fabrika ticari işletmenin bir türü değil fakat eskimiş görünüş şekilleridir, bu sebeple eski TTK md. 11/1. fıkrasına ve 12’ye YTTK’da yer verilmemiştir. 6102 sy  yeni TTK'nun 11. maddesinde ticari işletme, \"esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme\" olarak tanımlanmış, yeni TTK'nun 11. maddesinin gerekçesinde açıkça ifade edildiği üzere bu şekiller (ticarethane, fabrika veya benzeri müesseseler) yalnızca işletme örneği olarak gösterildikleri için, ticari işletme tanımının diğer unsurlarını taşımamaları halinde ticari işletme sayılmalarının mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Taraflar aksini iddia etse de etmese de, hâkim her iki tarafın tacir olması halinde uygulanacak hükümleri işletebilmek için tacir sıfatının bulunup bulunmadığını resen tetkik edecektir. Benzeri haller dışında acentenin tacir sıfatı taşıyıp taşımadığına ilişkin teorik tartışmanın acentelik ilişkisi bakımından pratik bir sonuç yaratabilmesi oldukça güçtür. Çünkü acentelik ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda taraflar arasındaki ilişkinin acentelik olup olmadığına dair bir inceleme yapılacaktır. İlişkinin acentelik olduğuna kanaat getirilirse acente tacir olsa da olmasa da, acentelik hükümleri işletilecektir.<br>Simsarlık sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun “Vekâlet İlişkileri” başlıklı dokuzuncu bölümünün üçüncü ayrımında 520 ile 525. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TBK m. 520’de simsarlık sözleşmesinin tanımı şu şekilde yapılmıştır: “Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.” Bu çerçevede simsarlık sözleşmesinin unsurları şu şekilde sıralanabilir: simsarın, esas sözleşmenin kurulmasına yönelik aracılık faaliyetinde bulunmayı üstlenmesi, müvekkilin, simsarın gerçekleştirdiği faaliyetler sayesinde bir esas sözleşme kurması hâlinde ücret ödemeyi vaat etmiş olması, tarafların bu hususlarda anlaşmış olmalarıdır. Simsar çalışmasını bağımsız olarak yürütür. Çalışma koşullarını ve zamanını müvekkiline bağlı olmaksızın kendisi  belirler. Ayrıca simsar ile müvekkil arasındaki ilişki süreklilik arz etmez. Zira simsar belirli bir veya birkaç sözleşmenin yapılmasına aracılık etmek üzere görevlendirilir. Simsar, aracılık faaliyetlerini meslek edinmiş olmak zorunda değildir. <br>Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, davacı tarafça delil olarak dayanılan e posta yazışmalarının davalı tarafça inkar edilmeyip, bilakis bu yazışmaların doğruluğunun cevap dilekçesinde kabul edildiği, taraflar arasındaki ilişkinin e-mail yazışmaları ile kurulduğu ve yürütüldüğü, e-mail yazışmalarının davalı şirketin genel müdürü sıfatıyla davalı şirket adına ... tarafından yapıldığı, ticaret sicili kayıtlarına göre ...'in davalı şirketin Yönetim Kurulu üyesi ve ortağı olduğu, taraflar arasında kurulan sözleşmenin hukuki nitelendirilmesinin yapılması bakımından özellikle 05/02/2013 tarihinde davacı tarafından davalı şirkete, 06/02/2013 tarihinde de davalı şirket adına genel müdür sıfatıyla ... tarafından davacıya gönderilen  e-mail ve eklerinin önem arzettiği,  e-posta içerikleri dikkate alındığında, davacı tarafından gönderilen 05/02/2013 tarihli e mail içeriğinden davacının davalı şirket adına Ege ve Akdeniz Bölgelerinde ... marka iş makinelerinin satışına aracılık etmeyi üstlendiği, mevcut organizasyonda satışta çalışacak bir elemanının olduğunun bildirildiği, Akdeniz Bölgesi için de orada ikamet eden ve daha önce çalıştığı bir kişinin istihdam edilmek istendiği, böylelikle 2013 yılı satışlarının 30 civarında, 2014 yılında ise ciddi oranlarda artış göstereceğinin öngörüldüğü, daha önce ... marka iş makinelerinin distribütörlüğünün bırakılacağı, Akdeniz Bölgesi için istihdam edilecek çalışan ile yeni bir ofis kiralanarak bu ofiste çalışmaların yürütülmesi için  5 ay süreyle çalışan ve kira desteği verilmesinin faydalı olacağının bildirildiği, davalı tarafından 06.02.2013 tarihli e mail içeriğinde de, davacı ile olan birlikteliğin çok iyi olacağından bahsedilerek tabela ve kartvizit resimlerinin gönderildiği, bayilik süresinin başlangıcından itibaren ilk 5 aylık süreçte davacıya aylık 9.000,00 TL toplamda 45.000,00 TL destek sağlanacağı, iş makinelerinin satış fiyatı ve komisyon oranlarının gönderildiği, herkese hayırlı olusun denildiği, anılan e-mail ekinde gönderilen kartvizitte davalı şirketin ticari ünvanı, iş makinelerinin markası olan \"...\" ile davacının adı, soyadı altında \"...\" olarak yazıldığı, yine aynı e-mail ekinde ... marka iş makinelerinin satış fiyat listesi ile komisyon oranlarının gönderildiği, diğer e-posta içeriklerinden satışı yapılan bir kısım iş makinelerine ilişkin davacının komisyon alacağına ilişkin faturaların kesilmesinin istendiği, ... marka iş makinelerini satın alan müşterilere yazılan müzekkere cevaplarından söz konusu iş makinelerine ilişkin satış sözleşmelerinin doğrudan davalı şirket ile yapıldığı anlaşılmış olup, e-mail içerikleri dikkate alındığında taraflar her ne kadar anılan ilişkiyi e-posta yazışmalarında bayilik olarak nitelendirmiş iseler de; hakim tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. <br>Bayi ile acente arasındaki temel fark, acente üretici tarafından üretilen malları kendi adına ve hesabına satın almaz, oysa ki bayi malları yeniden satmak üzere kendi nam ve hesabına satın alır. Bunun sonucu olarak bayi ne üreticinin bir temsilcisi sayılabilir ne de üreticiden veya işletme sahibinden bir ücret alır. Oysa acente müvekkili adına ve hesabına hareket eder ve ücretini de müvekkilinden alır.<br> Buradan hareketle; taraflar arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, davacının, davalı tarafından yurt dışından ithal edilen ... marka iş makinelerinin Ege ve Akdeniz Bölgesinde davalı şirket adına satışına aracılık faaliyetini üstlendiği, davacının bu makineleri davalıdan satın almadığı, kendi nam ve hesabına müşterilere satmadığı, davacının satışına aracılık ettiği her makine için, makine bedeli üzerinden kararlaştırılan komisyon oranlarına göre davalıdan ücret aldığı dikkate alındığında taraflar arasındaki ilişki bayilik sözleşmesi niteliğinde değildir.<br>Mahkemece taraflar arasındaki ilişki davacının ticari işletme düzeyinde işletmesinin olmaması nedeniyle acentelik olarak nitelendirilmemiş, simsarlık olarak kabul edilmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere gerçek kişinin faaliyetinin acentelik olarak nitelendirilebilmesi için acentenin tacir olmasının yani ticari işletme sahibi olmasının 6102 sy yeni TTK ticari işletme ve acenteye ilişkin hükümleri dikkate alındığında gerekli ve zorunlu unsur olmadığı, e-mail içeriklerinden davacının, davalı tarafından yurt dışından ithal edilen ... marka iş makinelerinin Ege ve Akdeniz Bölgesinde davalı şirket adına satışına aracılık faaliyetini yürütmek için İzmir ilinde kendisine ait bir ofis kiraladığı, yine Ege Bölgesi için bir satış temsilcisi ve Akdeniz Bölgesi için de ayrı bir satış temsilcisi işçi olarak çalıştıracağı, dolayısıyla faaliyet düzenini ve çalışma koşullarını kendisi belirlediğinden, 6102 sayılı yasadaki 102. Maddesindeki  bağımsızlık unsurunun gerçekleştiği,  davalı tarafça, davacının ücretli çalışanı olduğu savunulmuş ise de, bilirkişi raporları ile tespit edildiği üzere taraflar arasında ücretli çalışan olduğuna ilişkin bir hizmet sözleşmesi, ibraname, puantaj gibi bir belge bulunmadığı gibi davacıya çalışan sıfatıyla ücret ödemesi yapıldığına ücret ödeme belgesinin de olmadığı, davalı tarafından tek taraflı olarak düzenlenen maaş hesap pusulalarında, işe giriş ve çıkış bildirgelerinde davacının imzasının bulunmadığı, davalının ticari defterlerinde davacıya ücret ödemesi olarak yaptığını savunduğu ödemelerin alacak-borç şeklinde kaydedildiği, maaş ödemesi olduğuna ilişkin bir açıklamaya yer verilmediği, davacının davalı tarafça ücretli çalışan olarak gösterildiği hususunda bir bilgisinin olmadığı yönündeki iddası da dikkate alındığında  taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin başladığı 06/02/2013 tarihinden çok sonra davalı tarafça tek taraflı olarak hazırlanan, davacının 05/11/2013 tarihinden 31/01/2014 tarihine kadar ücretli çalışanı gösteren işe giriş çıkış bildirgelerinin SGK'na verilmesinin, tek başına davacı ile davalı arasında iş akdinin bulunduğuna ve işletmenin çalışanı olarak bağlı hukuki konuma sahip olduğunu kabule yeterli ve elverişli olmadığı, e-maillerde 2013 ve 2014 satış hedeflerinden bahsedildiği, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkinin belirsiz bir süre için kurulduğu ve bir ya da birkaç satış için değil belirsiz sayıdaki satış için aracılık faaliyetine yönelik olduğu dikkate alındığında süreklilik unsurunun da mevcut olduğu, buradan hareketle her ne kadar mahkemece taraflar arasındaki ilişki simsarlık olarak nitelendirilmiş ise de, simsarlık ile acentelik arasındaki en önemli farkın aracılık faaliyetinin geçici olup olmadığı noktasında toplandığı, simsar, müvekkili adına bir veya birkaç satışa aracılık ettiğinden taraflar arasındaki ilişkinin geçici olduğu, halbuki davacı ile davalı arasında kurulan hukuki ilişkinin süreklilik unsurunu barındırdığı, dolayısıyla mahkemenin taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi simsarlık olarak nitelendirmesinin hukuken hatalı olduğu, davacının aracılık faaliyetini uzun süredir devam ettirdiği dikkate alındığında acentelik sözleşmesinin yukarıda izah edilen \"meslek edinme\" unsurunun da somut olayda mevcut olduğu, dolasıyısıyla davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin aracı acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Acentelik sözleşmesinin TTK'da düzenlenmesi karşısında, davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olup, davalı vekilinin göreve yönelik istinaf itirazı yerinde değildir.<br>2-Davalı vekili, e-mail yazışmalarının yazılı delil başlangıcı olduğu, davacının iş makinelerinin satışına aracılık ettiğini ispatlayamadığı, tanık ifadesinin bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuki değerlendirme içerdiği ve diğer bilirkişi raporları ile çeliştiği, kabul kararına dayanak yapılan satış işlemlerinin tarafı olan firmalara satışın tarafları ve satışa aracılık faaliyeti yapılıp yapılmadığına ilişkin isteklerine rağmen yazı yazılmadığı, delillerin toplanmadığını, kabule göre de ıslah dilekçesine karşı yapılan zamanaşımı savunmasının değerlendirilmediği, mahkemenin faiz yönünden  resen hükmü tashih etmesinin usule aykırı olduğunu, davacının karardan sonra dava konusu alacağı 3 kişiye temlik ettiğini iddia ederek kararı istinaf etmiştir. <br>Acentenin  ücrete hak kazanabilmesi için öncelikle aracılık ettiği ya da akdettiği sözleşme, müvekkilin hesabında bir sonuç doğurmalıdır. Bu husus TTK md. 114’te “ücrete hak kazanma zamanı” olarak düzenlenmiştir. TTK'nun 114/1. Fıkrasına göre \"Acente, kurulan işlem yerine getirildiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır. Taraflar bu kuralı acentelik sözleşmesiyle değiştirebilir; ancak müvekkil işlemi yerine getirince, acente, izleyen ayın son günü istenebilecek uygun bir avansa hak kazanır. Her hâlde acente, üçüncü kişi kurulan işlemi yerine getirdiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır\". İkinci olarak müvekkilin hesabında sonuç doğuran sözleşme TTK md. 113'e göre acenteye ücret isteme hakkı tanır nitelikte olmalıdır. Kanun koyucu, acentenin ücret talep edebilmesini, müvekkilin akdettiği sözleşmede aracılık faaliyetine ya da müvekkil nam ve hesabına akdedilen sözleşmenin müvekkil hesabında yarattığı olumlu netice dayandırmaktadır. Bu sebeple müvekkilin akdettiği sözleşme veya acentenin akdettiği sözleşmenin müvekkil hesabındaki olumlu neticesi ile acentenin faaliyeti arasında bir neden sonuç ilişkisi olmalıdır. Acente sözleşmenin kurulması yönünde az ya da çok çaba göstermiş olmakla ücrete hak kazanacaktır. Salt aracılık faaliyetini icra eden bir acentenin müşteri için aracılık denemesinde bulunduğu hallerde müşteri doğrudan müvekkil ile sözleşme yapma yoluna gitse bile acentenin ücret talebi haklı olacaktır.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 uncu maddesinde belge kavramı; ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları\"  şeklinde tanımlanmıştır.<br> Aynı Kanunu'nun 202 nci maddesinde de;<br>\t \"(1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir.<br>\t (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir.<br>Mahkemece, e-posta yazışmaları, bilirkişi raporları dikkate alınarak, davacının, davalı tarafından dava dışı ... Şti.'ne 860.000,00-USD' ye satışı yapılan ... tipi makine ile ... Ltd. Şti.'ne 800.000,00-USD ye satışı yapılan ... tipi makinelerin satışından dolayı, satış bedeli üzerinden ödenmesi gereken %2,5 oranındaki KDV dahil 48.970,00-USD simsarlık ücretinin ödenmediğinden bahisle davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece birden fazla bilirkişiden rapor alınmış olup, gerekçeli kararda hangi bilirkişi raporunun hükme esas alındığı açıklanmamakla birlikte, davacının ücret alacağına ilişkin hesaplama bilirkişi ... tarafından hazırlanan 05.01.2023 tarihli kök ve 29.03.2022 tarihli ek raporda yapılmıştır. Hesaplamada davalı tarafından e-posta ile gönderilen satış fiyat listesindeki satış bedelleri ve komisyon oranlarının dikkate alındığı görülmüş, davacı tarafından leasing yoluyla dava dışı ... Şti. ve ... Şti.'ne yapılan satışlara dayanak faturalar, satış belgeleri, leasing sözleşmelerinin getirtilmemiş, davalı ticari defterleri üzerinde yerinde yapılan bilirkişi incelemesi ile de bu satışlara ilişkin davalının ticari defterlerindeki kayıtlar ve dayanak belgeler incelenmemiş, davalının, davacı ile acentelik ilişkisi kurulmadan önce söz konusu müşteriler ile ticari ilişkisinin mevcut olup olmadığı irdelenmemiş, taraflar tanık deliline dayandığı halde, davacının  dava dışı ... Şti. ve ... Şti. ile davalı arasında satış sözleşmesinin yapılması hususunda aracılık faaliyetinde bulunup bulunmadığı hususunda taraflar tanıkları dinlenilmemiştir.<br>Somut olayda;  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 uncu maddesine göre belge niteliğinde bulunan e-mail yazışmalarının aynı Kanunu'nun 202 nci maddesi uyarınca yazılı delil başlangıcı olarak kabulünün gerektiği, bu kapsamda tarafların tanık deliline dayandıkları dikkate alındığında tanıklarını bildirmeleri için taraflara süre verilmesi, taraflar tanıklarının dava dışı ... Şti. ve ... Şti. ile davalı arasında yapılan satış sözleşmelerine aracılık edip etmediği hususlarında dinlenilmesi, anılan bu şirketler ile davalı şirketten aralarındaki iş makinesi satışına ilişkin satış faturaları, satış belgeleri, leasing sözleşmeleri gibi tüm dayanak belgelerin belgelerin getirtilmesi, davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde mali müşavir bilirkişi tarafından inceleme yapılarak  davalının anılan bu müşteriler ile acentelik sözleşme ilişkisi kurulmadan önce her hangi bir ticari ilişkisinin bulunup bulunmadığı, ... Şti. ve ... Şti. ya da ilgili finansal kiralama şirketleri ile davalı arasındaki iş makinesi satışına ilişkin işlemlerin defter kayıtlarında yer alıp almadığı, anılan bu müşteriler veya ilgili finansal kiralama şirketleri  ile davalı arasındaki iş makinesi satış sözleşmelerinin acentelik sözleşmesinin devamı sırasında yapılıp yapılmadığının, satış sözleşmelerinin ifa edilip edilmediğinin, satış bedellerinin ne olduğunun, satışı gerçekleşen iş makinesi türüne ve faturalardaki satış bedeline göre, 06.02.2013 tarihli e mail ekinde gönderilen komisyon oranları dikkate alınarak gerçek satış bedelleri üzerinden davacının hak ettiği acentelik ücretinin hesaplanması hususunda rapor alınması, sonucuna göre e-mail yazışmaları, taraflar tanıkları dinlenildikten, satış sözleşmelerine ilişkin belgeler getirtildikten ve bilirkişiden rapor alındıktan sonra davacı acentenin, satışa aracılık edip etmediği ve ücrete  hak kazanıp kazanmadığının (karara karşı yalnızca davalı tarafın istinaf kanun yoluna başvurduğundan davalı lehine oluşan usuli müktesep hak da gözetilerek) irdelenmesi, sonucuna göre davalının cevap dilekçesinde yemin deliline dayandığının da göz önünde bulundurulması gerekirken, tarafların delilleri toplanmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması nedeniyle mahkeme kararının kaldırılması gerekmiştir.<br>3-Mahkemenin kabulüne göre de; davacının eldeki davayı kısmi dava olarak açtığı, ıslah dilekçesi ile dava değerini artırdığı, davalı vekilinin ıslaha karşı süresinde verdiği beyan dilekçesinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu halde mahkemece ıslaha karşı yapılan zamanaşımı savunması hakkında olumlu veya olumsuz herhangi bir değerlendirme yapılmaması hatalı görülmüştür.<br>4-Mahkemece, tarafların talebi olmaksızın 10.02.2023 tarihli tashih şerhi ile hüküm altına alınan alacak için verilen \"avans faizi\" ibaresi , \"USD alacağına Devlet Bankalarınca fiilen uygulanan en yüksek mevduat faiz oranını aşmamak üzere avans faizi\" şeklinde düzeltilmiştir. HMK'nun 304. Maddesinde hükmün tashihi düzenlenmiş olup, buna göre hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebileceği, hüküm tebliğ edilmişse hâkimin, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemeyeceği, hükmün tavzihini düzenleyen HMK'nun 305. maddesinde hükmün yeterince açık olmaması veya icrasında tereddüt uyandırması, yahut birbirine aykırı fıkralar içermesi halinde, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her birinin hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebileceği, hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği, hükmün tamamlanmasını düzenleyen 305/A maddesinde taraflardan her birinin, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Aynı Yasanın 294-298. maddelerine göre hakim hükmü vermekle o davadan elini çekmiş olur ve yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça daha önce verilen kararın dışına çıkılacak biçimde, taraflardan birinin sorumluluğunu azaltamaz veya arttıramaz.<br> Bu kapsamda mahkeme yapılan tashih işlemi değerlendirildiğinde; davacının dava dilekçesinde avans faizi isteğinde bulunduğu, mahkemenin de hüküm fıkrasında avans faizine hükmettiği, resen yapılan tashih şerhi ile yabancı para alacaklarında hükmedilmesi gereken Devlet Bankalarınca yabancı para türüne fiilen uygulanan en yüksek mevduat faiz oranını aşmamak kaydıyla avans faizi ibaresinin eklendiği, hükmün tashihinin ancak maddi hata bulunması halinde mümkün olduğu, maddi hatanın ise açık yazım veya hesap hataları olarak kabul edildiği, faize ilişkin mahkemece yapılan bu değişikliğin açık yazım hatası veya hesap hatası niteliğinde olmayıp, hükmün tashihi ile düzeltilmesinin mümkün olmadığı, HMK'nun 305/a maddesi uyarınca tarafların talebi bulunmadığından yapılan tashih işleminin hükmün tamamlanması olarak da yorumlanamayacağı, mahkemece yapılan tashih işleminin usule aykırı olduğu anlaşılmakla birlikte, tashih işlemi ile davalının faiz sorumluluğu sınırlandırıldığından, bu işlemin davalı lehine olduğu, istinafa gelenin sıfatı ile aleyhe bozma yasağı gereği, bu durum karar kaldırma nedeni yapılmamıştır.<br><br>5-Davalı vekili istinaf dilekçesi ekinde temlik sözleşmesi sunmuştur. Davacının, mahkemece hüküm altına alınan alacak, faiz, yargılama giderleri ve vekalet ücretini Bornova 1. Noterliği'nin 21.02.2023 tarihli  Alacağın Devri Sözleşmesi ile dava dışı ...'e temlik ettiği görülmüş olup, ortadan kaldırma gerekçeleri dikkate alınarak yeniden yapılacak yargılama sırasında, alacağı talep hakkının temlik alana geçip geçmediği değerlendirilerek taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde;  davalı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.  <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜ ile; İzmir 2. Asliye Ticaret  Mahkemesi'nin 25/01/2023 tarihli 2014/1371 Esas - 2023/52 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>3-İSTİNAF AŞAMASINDA; davalı tarafından yatırılan 15.755,74-TL istinaf karar harcının istek halinde davalı tarafa iadesine,<br>5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e2309f9b611151d6","SID":"397dc254698eb6e0"}}