{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İZMİR <br>1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>ESAS NO\t: 2016/1383 <br>KARAR NO\t: 2024/683<br>DAVA\t: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 23/11/2016<br>KARAR TARİHİ\t: 16/07/2024<br>Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili Mahkememize verdiği 23/11/2016 havale tarihli dava dilekçesinde; Rekabet Kurulu'nun, Türkiye'de faaliyet gösteren on iki bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'un (RKHK) 4'üncü maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti amacıyla yürütülen soruşturma sonucunda, vermiş olduğu 08,03.2013 tarih ve ... sayılı nihai karar ile aralarında davalı...Bankasıda olduğu on iki bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında RKHK'un 4'üncü maddesini ihlal ettiklerine karar verildiğini, ilgili bankalara RKHK m. 16/İll ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” m. 5/1, bent 1 ve m. 5/ll ve m. 7/1 uyarınca 2011 mali yılı sonunda oluşan ve kurul tarafından belirlenen yıllık gayrisafi gelirinin 41'i olmak üzere para cezası verilmesine karar verildiğini, işbu tazminat davası, ihlal döneminde müvekkili  davacının ihtiyaçları için davalı Bankadan ticari kredi kullanmış olması ve söz konusu ihlal nedeniyle serbest rekabet ortamında ödeyeceğinden daha yüksek faizler ödemek zorunda kalarak zarara uğraması nedeniyle açıldığını, davalının ihlali gerçekleştirdiğinin Rekabet Kurulu kararı ile sabit olduğundan, uğramış olduğu zararın üç katındaki tutarı, zarar başlangıcından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan bu maddi tazminat davası ile tazminine hükmedilmesini talep etme gereği hasıl olduğunu, rakip teşebbüsleri veya doğrudan tüketicileri hedef alan; fiyat tespiti piyasaya girişin engellenmesi, ayırımcı uygulamalara gidilmesi, bağlayıcı kayıtlar konulması, boykot, üretimin sınırlandırılması gibi rekabeti kısıtlayıcı davranışların haksız fiil sorumluluğuna da yol açtığını ,haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde, ahlaka aykırı bir fiil ile bilerek rakip teşebbüslerin veya tüketicilerin zarar görmelerine sebep olan şahıs, bu kimselerin maruz kaldıkları zararı tazmin etmek zorunda kalacağını , ( BK m. 41/2 ve yeni TBK m. 19) RKHK'nın 57. maddesine göre,”... Kanuna aykırı eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engelleyen, bozan ya da kısıtlayan kimseler bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdurlar.” birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkan zararlarda, zarara sebep olanlardan her birinin müteselsilen sorumlu olduğunu , nitekim RKHK'nın 57. maddesinde ”... Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur...” bu durumun açıkça ortaya konulduğunu, bunun yanı sıra serbest rekabetin ülkenin ekonomik gelişimi açısından önemini vurgulamak için 1982 Anayasası'nın 167. maddesi ile devlete “para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri” alma piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme görev ve sorumluluğu yükletildiğini, rekabet hukukunun ihlalinden kaynaklanan zararlardan sorumlulukta hukuka aykırılığı; piyasa düzeninin bozulmasına, rekabetin kısıtlanmasına sebep olma teşkil ettiğini , RKHK 57. maddesine göre tazminat sorumluluğu için üç önemli şart olduğunu ; ilk şart'ın, hukuka aykırılık olduğunu, Teşebbüslerin Kanunun yasak faaliyet olarak nitelendirdiği davranışlar içine girmeleri olduğunu, tazminat sorumluluğu için RKHK'nın 4. maddesinde sayılan işbirliği davranışları bu kapsama girdiğini, İkinci şart'ın, zarar olduğunu, söz konusu yasak faaliyetleri icra eden teşebbüsler, bu davranışları sebebiyle rakiplerine veya üçüncü kişilere ya da tüketicilerine zarar vermiş olduklarını, Üçüncü şart'ın, illiyet bağı olduğunu ,Rekabetin kısıtlanması ya da bozulması ile tazmini talep edilen zarar arasında illiyet bağı olması gerektiğini, illiyet bağının varlığını zarara maruz kalan kimselerin ispat edeceğini fakat RKHK'nın “Zarar görenlerin, bir anlaşmanın varlığı ya da piyasada rekabetin bozulduğu izlenimi veren, özellikle piyasaların fiilen paylaşılması, uzun sayılacak bir süre piyasa fiyatında gözlenen kararlılık, fiyatın piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerce birbirine yakın aralıklarla artırıldığı gibi kanıtları yargı organlarına sunmaları halinde, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde bulunmadıklarını ispatlama yükü davalılara geçer. Rekabeti sınırlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaların varlığı her türlü delille ispatlanabilir.” şeklinde düzenlendiğini ve tazminat hukukunda davacının üzerinde olan ispat yükünü tersine çevirdiğini, RKHK'nın 58. maddesinin ifadesiyle rekabeti engelleyen, bozan veya kısıtlayan faaliyetler sonucunda zarara maruz kalan kimseler (rakip teşebbüsler, tüketiciler, ara teşebbüsler) ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı (fiili zararı) , zarar olarak talep edebilecekleri düzenlendiğini, ihlalin vuku bulduğu 21.08.2007 ve 24.10.2011 tarihleri arasına denk gelen ve müvekkili davacının 05/03/2010 tarihinde ihtiyaçları için kredi kullandığını, Rekabet Kurulu, on iki bankanın aleyhine yürütmüş olduğu soruşturma sonucunda verdiği 08.03.2013 tarihli ve ...sayılı kararla, davalının da içlerinde yer aldığı on iki bankanın mevduatta uygulanacak azami faiz oranları ve kredi faizinde yapılacak artışları birlikte belirlenip, belirlediği faiz oranları gibi rekabete duyarlı bilgilerin rakiplerle paylaşılması yoluyla fiyat koordinasyonu yapıldığı sonucuna vardığı ve davalı bankanın da aralarında bulunduğu on iki bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında RKHK'un 4. Maddesini ihlal ettiklerine karar verildiğini, tazminat davası ile rekabet ihlali olmamış olsaydı müvekkilinin ödeyeceği faiz ile rekabet ihlali nedeniyle ödemek zorunda kaldığı yüksek faiz arasındaki farkın hesaplatılarak, davalının anlaşma ile ihlale sebebiyet vermesi nedeniyle zararının üç katı tutarında tazminata, zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hükmedilmesi talep edildiğini, İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) “Açık kartellerle Etkili Şekilde Mücadele Edilmesine İlişkin Tavsiyesi'nde, “fiyat tespiti, ihalelerde danışıklı hareket, arz miktarının kısıtlanması veya kotalar konması, müşterileri, sağlayıcıları, bölgeleri ya da ticaret kanallarını paylaşmak konusunda rakipler arasında varılan rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem veya düzenlemeler ” şeklinde tanımlanan kartellerin, “en ciddi rekabet ihlali olduğu” ifade edildiğini, Türk Borçlar Kanunu'nun 51 ve 52'nci maddelerinde yer alan düzenlemelere göre tazminatın takdirinde hâkime yetki verildiğini, bu miktarın takdirinde, bireysel anlamda ufak gözükebilecek 145,28 TL. ile 581,24 TL.'lik zararın yanı sıra, aralarında 3 kamu bankası olan soruşturmaya taraf 12 bankanın Türk bankacılık sektöründe 2011 yılındaki toplam aktif payının % 91,02 olduğu ve bu nedenle RKHK'ya aykırı eylemin ilgili piyasada kredi kullanan on binlerce şirket ile kredi, kredi kartı ve bu bankaların mevduat ürünlerini kullanan milyonlarca tüketici açısından neden olabileceği zararın kümülatif büyüklüğü ve Rekabet Kurulu'nun kararı da dikkate alındığını, Rekabet Kanunu Borçlar Hukukunda bulunmayan özel bir tazmin şeklini, ” üç kat tazminat”. sistemini getirdiğini, kanun, hâkime, ortaya çıkan zararın, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinden kaynaklandığı hallerde zarar görenlerin talebi üzerine uğranılan maddi zararın karşılığına ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmeleri muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilme yetkisi verdiğini, dava konusu olayda, Rekabet Kurulu'nun, 08.03.2013 tarihli ve ... sayılı kararı ile aralarında davalının da yer aldığı 12 banka hakkında rekabeti bozucu anlaşmalar yaparak kanunu ihlal etmeleri gerekçesi ile idari para cezasına hükmetmiş olmasıyla, bir diğer ifade ile RKHK'ya aykırılığın tespitiyle, kusur şartı gerçekleşmiş olduğunu belirtmiş , maddi tazminata ilişkin davanın kabulüne, fazlaya dair her türlü talep ve HMK 107/2 maddesi uyarınca artırım hakkı saklı tutularak, Rekabet Kurulu Kararı'na konu ihlal olmasa idi davacı müvekkilin daha az ödeyeceği tahmin edilen kredi faiz oranının ve Rekabet Kurulu'nun 08.03.2013 tarih ve...sayılı nihai kârarı ile idari para cezasına konu olan ve aralarında davalının da bulunduğu kartel nedeniyle müvekkiline uygulanan yüksek ticari kredisi faiz oranı nedeniyle oluşan tahmini 100,00 TL. zararının gerçek miktarının hesaplanması ve RKHK'nın 58. maddesi uyarınca bu zararın üç katı tutarındaki Türk Lirasının, zarar tarihi olan 05/01/2010  tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile birlikte davalı tarafından tazminine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili Mahkememize verdiği 16/12/2016 havale tarihli cevap dilekçesinde; ortada davacının iddia ettiği gibi bir zarar olmadığını, davacının da zararını haklı gösterecek hiçbir delil ortaya koyamadığını, gelişi güzel ve dayanaktan da yoksun bir şekilde “Bankalar kartel yapmış, zararımın üç katı oranında tazminat isterim” şeklinde talepte bulunulduğunu, bunun kabulü mümkün bir talep olmayıp; davacının davasını ve taleplerinin dayanağını somutlaştırması Hukuk Usulü Muhakemeleri (Bundan böyle HMK. olarak anılacaktır.) md. 119 gereğince dava dilekçesinin zorunlu unsurlarından olup; bu somutlaştırma yükü karşısından davacıya 2 haftalık kesin mehil verilerek davasının içeriğini, zararını ve netice-i talebini somutlaştırmasına karar verilmesini talep ettiklerini, dava konusunun kredi sözleşmesinden kaynaklanmış olmasına karşın, Rekabet Kurulunun müvekkili... A.Ş. yönünden uyumlu eylem iddiası ile verdiği cezanın dayanağının “mevduat hizmetleri” ve “Konut Kredisi Refinansman SMS’leri” ile ilgili olması ve doğrudan kredi hizmeti ile hiçbir ilişkisinin bulunmaması sebebiyle davanın müvekkili banka açısından reddini gerektirdiğini, bahse konu Rekabet Kurulu kararında 12 Banka farklı farklı eylem iddiaları ile sebebiyle cezaya maruz kaldıklarını, kararın bütününü tüm Bankalara şamil kılmak hukuka uygun olmayacağını, bankasının eyleminden dolayı müvekkili Bankayı mesul kılmak maddi gerçeklik ile ve dolayısıyla hukukun temel kaideleri ile bağdaşmadığını, hukuki tasnif açısından Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun (Bundan böyle RKHK. olarak anılacaktır.) 57 ve 58 inci maddelerine dayalı olan tazminat davaları haksız fiil sorumluluğuna dayandığını, haksız fiil sorumluluğunun doğması için temel 4 şart olduğunu, bunların; Hukuku Aykırı Bir Fiil, ii) Kusur, iii) Zarar ve iv) İlliyet Bağı olduğunu, somut talep açısından bakıldığında tazminat koşulu olan bu 4 şartın gerçekleştiğinden söz etmenin mümkün olmadığını, haksız fiil sorumluluğunda zamanaşımı süresinin TBK. Md. 72’ye göre zarara ve faile ıttıla tarihinden itibaren 2 yıl olduğunu, Rekabet Kurulu kararı <<15.07.2013>> tarihinde Kurum sitesinde yayınlanmış olup; zamamaşımı süresinin dolduğunu, somut davada davacının talebinin dayanağı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna (Bundan böyle TKHK. olarak anılacaktır.) dayalı olmayıp RKHK. dayalı ve Borçlar Hukukundan temelini alan bir tazminat talebi olduğunu ,davanın dayanağı Rekabet Kurulunun verdiği karara dayalı olarak davacı aleyhine ikame edildiği iddia olunan “haksız fiil” sebebiyle tazminat talebi olduğunu, davanın davacısı her ne kadar tüketici olsa da davanın ve talebin dayanağı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ve Türk Borçlar Kanunu olup görevli mahkemenin “GENEL MAHKEMELER” olduğunu, bu hususta Ankara ... Tüketici Mahkemesi ' nin 23.11.2015 tarih E.... sayılı kararında bu hususta Tüketici Mahkemelerinin görevsiz olduğunun detaylı bir gerekçe ile izah edildiğini, bu sebeple davanın mahkemenin görev alanına girmediğinden, görev itirazında bulunduklarını, görev itirazları doğrultusunda; davanın görevli Asliye Hukuk/Ticaret Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın, (kararın kesinleşmesi, isnat edilen zararı kabul anlamına gelmemekle ve davacı taraf Rekabet Kurulunun kararı uğradığı zarar arasında bir illiyet bağı da kuramamış olmakla birlikte) henüz Rekabet Kurulunun davaya dayanak teşkil eden kararı yargısal açıdan kesinleşmeden huzurdaki davayı açtığını, Rekabet Kurumunun bahse konu kararının iptali hususunda banka tarafından açılmış olan iptal davasının ilk derece Mahkemesince reddedildiğini, Danıştay tarafından da bu kararın onandığını ancak banka tarafından KARAR DÜZELTME kanun yoluna başvurulmuş olup; kararın güncel olarak kesinleşmediğini, iddiasını ispatlaması gereken davacı taraf, henüz fiilin hukuka aykırılığı kesinleşmeden, müvekkili bankanın kusurlu bir eyleminin mevcut olduğu belirlenmeden ve “söz konusu eylemden kaynaklanan bir zararını” da ispat edememişken bu davayı açmış olması tamamen kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğunu, nitekim bu hususta Yargıtay .... Hukuk Dairesinin 23.06.2006 gün ve E.... sayılı kararında; “… 4054 sayılı yasanın 57. ve 58. maddelerinde ise rekabeti önleyici eylemlerin tespitinden sonraki tazminat talepleri düzenlenmiştir ve de adli yargı görevlidir. Tazminata karar verebilmek için ilgili anlaşma veya uygulamanın 4054 sayılı yasaya aykırı olup olmadığının saptanması zorunludur ki, bu tespitte de önce RK ve Kurul kararına karşı da Danıştay görevlidir. Bu nedenlerle mahkemece öncelikle davacının bu davadan önce 4054 sayılı yasaya göre RK’ya başvurup vurmadığının araştırılması, başvurmuşsa davalı eylemlerinin 4054 sayılı Yasaya aykırılığın tespiti yönünden bu Başvuru neticesini ve kesinleşmesini bekleyerek sonucuna göre karar verilmesi, RK’ya davadan önce başvurulmamışsa eldeki davanın RK’ya başvurulmadan önce dinlenemeyeceği ve henüz dava açma zamanı gelmediği nazara alınarak karar verilmesi gerektiği” belirtildiğini, Yargıtay kararı kapsamında huzurdaki davanın erken açılması nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın rekabete aykırı eylem sebebiyle oluştuğu iddia edilen zararın tazminine ilişkin olduğunu, dava dilekçesinde Rekabete aykırı eylemin dayanağı olarak da Rekabet Kurulu tarafından verilen karar gösterildiğini Rekabet Kurulu kararına karşı taraflarından Ankara.... İdare Mahkemesi’nin ...ı dosyasında iptal davası açıldığını, mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve bu karara karşı Danıştay .... Dairesine temyiz incelemesi için başvuru yapıldığını, Danıştay.... Dairesinin temyiz başvurusunu reddetmesi üzerine aynı daire nezdinde karar düzeltme başvurusunda bulunulduğunu, karar düzeltme taleplerinin halihazırda Danıştay... Dairesi tarafından incelendiğini, söz konusu iptal davasında verilecek yargı kararı ile Rekabet Kurulu kararı yargısal anlamda kesinleşeceğini, bu davanın neticesi de huzurdaki davayı doğrudan etkileyeceğini, bu nedenle banka tarafından açılacak davanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi kapsamında bekletici mesele yapılması gerektiğini, bu nedenle HMK. 165. madde gereğince Rekabet Kurulu kararına karşı açılmış olan  davanın kesinleşmesinin bekletici mesele yapılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, Rekabet Kurulu’nun müvekkili... A.Ş. yönünden uyumlu eylem iddiası ile verdiği cezanın dayanağının “MEVDUAT HİZMETLERİ” ve “KONUT KREDİSİ REFİNANSMAN SMS’LERİ” ile ilgili olması ve doğrudan kredi hizmeti ile hiçbir ilişkisinin bulunmaması sebebiyle davanın müvekkili banka açısından reddini gerektirdiğini, Rekabet Kurulu kararı ile müvekkili... A.Ş. verilen ceza yönünden 2 adet delile (9 ve 11 numaralı belgeler) dayanıldığını, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin müvekkili banka yönünde hiçbir aleyhe delil bulunmadığı gibi bu konulara ilişkin olarak bir ceza tarhiyatıda olmadığını, bahse konu Rekabet Kurulu kararında 12 banka farklı farklı eylem iddiaları ile sebebiyle cezaya maruz kaldığını, kararın bütününü tüm bankalara şamil kılmak hukuka uygun olmayacağını, zira (x) bankasının eyleminden dolayı müvekkili bankayı mesul kılmanın maddi gerçeklik ile ve dolayısıyla hukukun temel kaideleri ile bağdaşmadığını, sorumluluğun ayrıştırılması ve her bankanın kendi fiilinden mesul olması gerektiğini, bu anlamda sorumluluğun bireyselleştirilmesi ve davanın buna göre değerlendirilmesi gerektiğini, Rekabet Kurumunun gerekçeli kararının 44. sayfasında yer alan ve tazminat talebine dayanak yapılan kredi faiz artırımları tablosu incelendiğinde görüleceği üzere müvekkili banka yönünden hiçbir tespit bulunmadığını, mahkemece davanın müvekkili banka açısından reddine karar verilmesini talep ettiklerini, BDDK kayıtlarına göre Türkiye’de faaliyet gösteren 52 adet banka bulunduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için bu kurul kararına konu 12 bankanın birlikte bir uyumlu eylem içerisinde olduğu ve sektör fiyatlarına etki ettiği düşünülse bile davacının kredi ilişkisi kurabileceği bu 12 banka dışında uyumlu eyleme iştirak etmeyen 40 bankanın daha sektörde faaliyet gösterdiğini, dolayısıyla davacının geriye kalan bu bankalardan her hangi birisi ile daha uygun koşullarda Bankacılık ilişkisi kurabilme seçeneğine-hakkına sahip olduğunu, Ankara ...ketici Mahkemesinin 17.05.2016 tarih ve E.... sayılı kararında açıkça “… ayrıca tüketicilerin farklı ve lehlerine faiz uygulayan diğer bankalarla da kredi ilişkisi kurma noktasında muhtariyete sahip olduğu, dolayısıyla davaya konu bir zarardan bahsedilmeyeceği için davacı talebinin maddi ve hukuki temele sahip olmadığı” denilerek bu hususun  dile getirildiğini, 2011 yılı Kasım ayında Rekabet Kurulu tarafından davalı 12 banka aleyhine soruşturma açıldığını, Rekabet Kurulu’nun 02.11.2011 tarih ve... sayılı kararı ile ... T.A.Ş.,...A.Ş.,... A.Ş.,... Bankası A.Ş., ... Bankası A.Ş.,... Bank A.Ş.,... Bank A.Ş.,  Türkiye... Bankası A.Ş.,..., ... Bankası T. A.O.,... Bankası A.Ş. ve  T.C. ...A.Ş. hakkında, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin olarak ihlal edilip edilmediğinin tespitine yönelik olarak soruşturma açıldığını, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun “Tazminat Hakkı” başlıklı 57, 58 ve 59 uncu maddelerine dayalı talebin kaynağı haksız fiil sorumluluğu olup; haksız fiile ilişkin zamanaşımı kurallarının mezkur olaya uygulanması gerektiğini, 4054 sayılı yasada özel bir zamanaşımı düzenlenmiş olduğundan dolayı; genel hükümleri ihtiva eden Türk Borçlar Kanunun ilgili maddeleri devreye gireceğini, Türk Borçlar Kanunun “Haksız Fiillerde Zamanaşımını” düzenleyen 72 inci maddesi “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” şeklinde olduğunu, hal böyle olunca davacının kendisini zarara uğratan fiili ve faili öğrenmesi ile birlikte zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağını, bu durumda şikayetçi Rekabet Kurulu kararının Kurum tarafından 4054 sayılı yasa ve alt düzenlemeleri gereğince internet sitesinde yayınlandığı tarihte zarara, fiile ve faile ıttıla ettiğini, Rekabet Kurumu, gelen şikâyetler ve yapılan re’sen incelemeler üzerine soruşturma açmış, yapılan soruşturma sonucunda gerekçeli kararı <<15.07.2013>> tarihinde Kurum sitesinde yayınlandığını, bu durumda Türk Borçlar Kanunu gereğince zamanaşımı süresinin 15.07.2015 tarihinde dolduğunu, Nitekim Yargıtay.... HD.nin 12.02.2009 tarih ve E.... sayılı kararına göre “Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir.” gerekçeli olarak yayınlanan bir Rekabet Kurulu kararının varlığının, bu zararın hesaplanabilirliği, ispatı ve dolayısıyla içeriği hakkında zarar görenin vakıf olmasını sağlayabilecek en sağlıklı yol olduğu izahat vareste olduğunu, Rekabet Kurumu Çalışma Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmeliğin 27 inci maddesi “Kurulun nihai kararları, tarafların ticari nitelikli sırlarını ifşa etmeyecek şekilde Kurum internet sayfasında yayınlanır.” şeklinde olduğunu, bu hükmün 17.09.2004 tarihinde yapılan değişiklikten önceki halinde ise kararların yayım yeri Resmi Gazete olduğunu ,dolayısıyla Kurumun web sitesinde yapılan yayın ile kararlar kamu ile paylaşılmakta olup; ıttıla tarihi olarak kabulü gerektiğini, bu sebeple davanın zamanaşımı sebebiyle reddi gerektiğini, Rekabet hukuku ihlallerinden doğan tazminat davaları haksız fiil esasına dayalı bir tazminat sorumluluğu olduğunu ,bu nedenle kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlanmış olan haksız fiilden doğan sorumluluğun söz konusu olabilmesi haksız fiil sorumluluğunun dört unsuru olan hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, Türk Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince iddiasını ve davasını ispat etmekle yükümlü olan davacı olduğunu , bu nedenle davacı, davalının hukuka aykırı bir fiille kendisine zarar verdiğini ve bu zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağının bulunduğunu ve zararın miktarını ispat külfeti altında olduğunu, davaya konu olayda ise davacı bu konuda herhangi bir delil ileri sürmediği gibi şartlar konusunda bir açıklama dahi yapmadığını , alelusul bir dilekçe ile davasını ikame ettiğini, haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için gereken unsurlardan biri hukuka aykırı fiil sonucunda belirli bir zararın ortaya çıkması olduğunu, aksi durumda herhangi bir tazminat sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, Türk Borçlar Kanununun 49. maddesi uyarınca haksız fiil sebebiyle maddi tazminat talebinde bulunan, maddi bir zarara uğradığını ve zararın miktarını ispat etmekle yükümlü olduğunu, nelerin zarar kapsamında değerlendirilebileceği ise, Rekabet Kanununun 57 ve 58. maddelerinde düzenlendiğini, doktrinde de kabul olunduğu üzere bu madde düzenlemelerine göre zarar fark teorisine göre belirlendiğini, bu bağlamda haksız fiilin işlenmemiş olması durumu ile mevcut durum arasındaki fark, haksız fiil nedeni ile oluşan zararı ifade ettiğini, konuyla ilgili İrlanda Merkez Bankasının hazırladığı ekli raporda vurgu yapıldığı gibi, 11 Avrupa ülkesinde (Yunanistan, İrlanda, İtalya, Belçika, Avusturya, İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İsveç, Finlandiya) bulunan bankaların Mortgage (konut kredisi) ürününden kazandığı Net faiz karı ( NIM) trendini görülebildiğini, 2009-2010 yıllarına baktığımızda buradaki marj %2.00’lerde bulunduğunu, Türkiye gibi görece daha yüksek enflasyon ve faiz oranlarının bulunduğu ülkemizde faaliyet gösteren müvekkili Bankanın bahsi geçen dönemde kullandırdığı konut kredilerinden yıllık bazda net faiz karı (NIM) %1.00 seviyeleriyle, düşük faiz ve enflasyona sahip Avrupa ülkelerinin bile aşağısında olduğunu, davacının Rekabet Kurulu kararına konu 12 banka dışında da kredi kullanabileceği alternatifleri bulunduğunu, dolayısıyla davacının zararı olmadığının çok net olduğunu, uyumlu eylem iddiasını soruşturmuş olarak Rekabet Kurumu raporunda ve kararında zarar tespiti ve/veya iddia edilen uyumlu eylem ihlali olmamış olsaydı piyasa cari fiyatlarının ilgili dönemlerde ne olacağına ilişkin bir tespit bulunmadığını, bu hususunda delil listesinde belirttikleri üzere ilgili Kurumdan sorulmasını talep ettiklerini, bir davranışın haksız fiil sorumluluğuna yol açabilmesi için aranan şartlardan bir diğeri, hukuka aykırı fiili işleyen kişinin kusurlu olması olduğunu, müvekkili bankanın banka müşterilerinin zararına yol açacak her hangi bir kartel/tekel oluşumu içerisine girmediği, müşterilerin kullandığı kredilerin maliyetine müvekkil bankanın olumlu/olumsuz etki etmediğinin net olduğunu, dolayısıyla söz konusu olayda müvekkili bankanın hukuka aykırı bir fiilinden ve kusurundan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, Rekabet Kurulu kararı incelediğinde görüleceği üzere Kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin müvekkili banka yönünden hiçbir aleyhe delil bulunmadığı gibi bu konulara ilişkin olarak bir ceza tarhiyatıda olmadığını, gerçekleşen zararla sorumluluğun bağlandığı davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisi olarak nitelenen illiyet bağı, sorumluluğun temel şartını oluşturduğunu, bu bağın bulunmadığı durumda kimse zarardan sorumlu tutulamayacağını, bir zararla fiil arasında uygun illiyet bağı bulunduğunun kabulü için, hayat tecrübelerine göre olayların olağan akışında fiilin bu zararı meydana getirebileceği sonucuna varmak gerektiğini, diğer taraftan kredi faizinin fiyatlamasında maliyetleri etkileyecek birden çok etken bulunmakta ve bu etkenler  toplam maliyet oranını doğrudan etkilediğini, bu etkenlerin, kredi kaynak maliyeti, risk maliyeti, operasyonel ve işletmesel maliyetler, munzam maliyetler, sermaye maliyeti, harici alınan hizmetler maliyeti ve vergisel yükümlülükler olduğunu, kredi faizlerinin belirlenmesinde iki temel risk grubunun fiyatlaması yapıldığını, bunlardan ilki piyasa riskleri, ikinci ise kredi riski fiyatlaması olduğunu, söz konusu kredi türüne ve içerdiği piyasa risklerine göre ilgili ürünün fiyatlaması yapıldığını, ürün müşteriye sunulmadan önce \"Fon Fiyatlaması\"nın üzerine müşterinin batma ihtimaline, kredi batması halinde teminatın değerliliğine likiditesine göre \"kredi riski\" fiyatlaması eklendiğini, kredi faiz oranını belirleyen birden çok etken bulunduğunu, bu etkenlerin önemli bir kısmı bankaların inisiyatifleri dışında oluştuğunu, davacının davaya konu kredileri kullandığı tarihteki fonlama maliyetleri, küresel kriz, regülatörlerin politikaları, batık kredi oranları vb. gibi etkenler kredi faiz oranlarını doğrudan etkilediğini, tüm bu hususlar gözetildiğinde fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmadığının tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık ve net olduğunu, iddiasını ispatlaması gereken davacı tarafın, henüz fiilin hukuka aykırılığı kesinleşmeden, uygun illiyet bağı olmamasına rağmen, müvekkili bankanın kusurlu bir eyleminin mevcut olduğu belirlenmeden ve zararını ispat edememişken bu davayı açmış olmasının tamamen kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğunu, davacı tarafın, haksız fiil sorumluluğunun hiçbir şartının dahi henüz oluşmadığı bir durumda huzurdaki davayı açtığını, olmayan ve doğmayan bir zararı iddia ettiğini ve davaya konu ettiğini, böyle bir durumda huzurdaki davanın reddi gerektiğini, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının herhangi bir zararı olmadığını, müvekkili bankanın kesinleşmiş yargı kararına dayanan herhangi bir hukuka aykırı fiili olmadığını, davacının uğradığını iddia ettiği zararı ile müvekkili bankanın fiili arasında hiçbir illiyet bağı olmadığını, müvekkili bankanın herhangi bir kusuru da olmadığını, iddiasını ispatlamakla yükümlü olan davacının davasını ispat etmesi hem usul hem de esas açısından yasal zorunluluk olduğunu, bu nedenlerle, dava açma hakkının da suiistimali görünümündeki bu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiş , görev ve yetki itirazları doğrultusunda karar verilerek, dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine, erken açılan davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise HMK 165. madde gereğince Rekabet Kurulu kararına karşı açılan davanın bekletici mesele yapılmasına, husumet itirazları doğrultusunda davanın müvekkil banka açısından husumetten reddine, husumet itirazlarının kabul edilmemesi halinde zamanaşımı ve esasa ilişkin savunmalar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davacı şirketin davalı banka nezdinde kullandığı krediler ile ilgili belgeler celb edilmiş , davacı ile davalı bankanın Atatürk Organize Sanayi İzmir  Şubesi arasında 400.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi ' nin imza altına alındığı belirlenmiştir.   <br>Ankara... İdare Mah' ni... E. sayılı dosyasının incelemesinde; davacının... A.Ş, davalının Rekabet Kurumu Başkanlığı olduğu, Mahkemenin 21/11/2014 tarih ve E:... sayılı ''RET'' kararı verildiği, davacının temyiz talebi üzerine dosyanın Danıştay Başkanlığına gönderildiği, Danıştay... Daire Başkanlığı'nın 16/12/2015 tarih ve E:... sayılı kararı ile onandığı, davacı tarafından  karar düzeltme isteminde bulunulduğu, Danıştay ...airesinin  21.05.2019 tarih ve E:... sayılı bozma kararı üzerine Mahkemenin... esas numarasına kaydedildiği, Mahkemece 19/07/2019 tarih ve E:...erildiği, Mahkemece verilen karara karşı davacı tarafından temyiz talebinde bulunulduğu, dava dosyasının Danıştay Başkanlığına gönderildiği, Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu'nun 31/05/2021 tarih ve E:... sayılı bozma kararı üzerine karar düzeltme talebinde bulunulduğundan, dava dosyası Danıştay Başkanlığına gönderildiği, Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu'nun 24/02/2022 tarih ve E:... sayılı Karar Düzeltme Ret  kararı üzerine  Mahkemenin...esas numarasına kaydedildiği, Mahkemece 26/04/2022 tarih ve ... sayılı iptal kararı verildiği, kararın 21/10/2023 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.<br>Toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacı tarafça, Rekabet Kurulu'nun, 08.03.2013 tarihli ve...sayılı kararı ile aralarında davalının da yer aldığı 12 banka hakkında rekabeti bozucu anlaşmalar yaparak kanunu ihlal etmeleri gerekçesi ile idari para cezasına hükmedilmiş olması sebebiyle  Rekabet Kurulu Kararı'na konu ihlal olmasa idi davacının  daha az ödeyeceği tahmin edilen kredi faiz oranının ve Rekabet Kurulu'nun 08.03.2013 tarih ve ...sayılı nihai kârarı ile idari para cezasına konu olan ve aralarında davalının da bulunduğu kartel nedeniyle müvekkiline uygulanan yüksek ticari kredisi faiz oranı nedeniyle oluşan zararının gerçek miktarının hesaplanarak RKHK'nın 58. maddesi uyarınca bu zararın üç katı tutarındaki Türk Lirasının, zarar tarihi olan 05/01/2010  tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile birlikte tahsiline yönelik olarak davalı hakkında Mahkememize dava açıldığı , Rekabet Kurulunun 08.03.2013 tarihli ve ... sayılı kararının iptaline ilişkin Ankara... İdare Mahkemesi 'ne açılan davada davanın reddine karar verildiği , karar düzeltme aşamasında Danıştay.... Dairesi ' nin 21.05.2019 tarihli ve ... K. sayılı kararı ile verilen kararın bozulduğu , bozma üzerine Ankara ... İdare Mahkemesi ' nce 19.07.2019 tarihli ve ... K. sayılı \"Israr-Ret\" kararı verildiği ve bu kez Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ' nun 31.05.2021 tarihli ve.. K. sayılı kararı ile bozulduğu  ve yeniden yapılan yargılama neticesinde Ankara... İdare Mahkemesi ' nin... K. ve 26.04.2022 tarihli kararıyla idari işlemin iptaline karar verildiği ve verilen kararın kesinleştiği , davacının dayanak yaptığı Rekabet Kurulu Kararının İdare Mahkemesince iptaline karar verildiği böylece Kurul kararının hukuka aykırı olduğunun idari yargı kararı ile tesbit edilmiş olduğu ve davacı ile yapılan kredi sözleşmesi kapsamında rekabetin ihlal edilmediğinin belirlendiği gibi davacının uğradığını ileri sürdüğü zararı ve zarar miktarını da ispatlayamadığı  incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış davanın reddine karar vermek  gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davanın REDDİNE ,<br>2-Eksik kalan 398,40 TL harcın davacı tarafça tamamlanmasına ,<br>3-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,<br>4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına ,<br>Dair tebliğden itibaren 2 hafta  içinde İstinaf  yolu açık olmak üzere verilen karar Davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...'ın yüzlerine karşı açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/07/2024<br><br>Katip ...<br> E-imzalıdır  <br> <br> <br>HakiM...<br>E-imzalıdır   <br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c0b68775f359f365","SID":"9ba7598a792b3478"}}