{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO:2022/99 <br>KARAR NO:2024/1465<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:30/05/2019<br>NUMARASI:2017/257 E. - 2019/229 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli)|Marka (Manevi Tazminat  İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:19/09/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'in moda ve tasarım sektöründe özellikle tasarladığı orijinal ayakkabı modelleri ile dünyaca tanınan bir tasarımcı olduğunu, kırmızı tabanları ile bilinen ayakkabı tasarımlarının moda dünyasının en ünlü simgelerinden biri haline geldiğini, diğer müvekkili olan ... ... unvanlı şirketin, müvekkili ... tarafından tasarlanan ürünlerin üretim, dünya çapında satış ve piyasaya arzını gerçekleştirerek dünyanın en tanınmış lüks ürünler ürüten ve ticaretini yapan şirketler arasında yer aldığını, müvekkilinin tasarladığı tüm ayakkabılarda kırmızı taban kullandığını, ...'ın dünya çapında tanınmışlık ve ayırt edicilik kazandığını ve müvekkilinin imzası haline geldiğini,  müvekkilinin satışa sunulan tüm ürünlerinde kırmızı tabanın yanı sıra her ürün için yeni ve özgün modeller tasarlandığını, müvekkili ... tarafından 2009-2015 yılları arasında tasarlanlan ayakkabı modelleri ve aynı yıllarda diğer davacı ... tarafından ... ana markası ve \"....\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...ve\" ticari isimleri ile birlikte üretim, dünya çapında satış ve piyasaya arzına başlandığını, müvekkili ... tarafından tasarlanan ayakkabıların/moda tasarımlarının FSEK madde 1/B ve madde 4 uyarınca sahibinin hususiyetini taşıyan, estetik değere sahip güzel sanat eseri olduğunu, davacılar tarafından davalı şirkete karşı açılan İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/191 esas sayılı dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporunda \"... tasarımlı ayakkabıların sektörde ayırt edici niteliğe sahip olduğunun ve kırmızı taban algısının yerleştirilmesi etkisiyle sahibinin hususiyetini taşıdığı, FSEK kapsamında eser niteliğinde olduğu, tasarımların Zorlu (davalı şirket) tarafından taklit edildiğinin...\" tespit edildiğini, ayrıca Paris Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 16 Ekim 2014 tarihli kararında da, \"Davacı ... tarafından tasarlanan... modellerinin yeni, orijinal ve özgün bir karaktere sahip eser niteliğine haiz olduklarının ve fikri haklar korumasından faydalandıklarına\" karar verildiğini, dava konusunu teşkil eden \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"...\", \"..ve\" modellerinin tasarımlarının da eser niteliğine haiz olup FSEK 8.maddesi gereği bu eserler üzerindeki tüm mali ve manevi hakların eserleri meydana getiren/eserlerin yaratıcısı olan davacı ...'e ait olduğunu, davalı şirketin davacılar tarafından büyük emek ve yatırımlar yapılarak hazırlanan, tüm dünya ülkelerinde piyasaya sunulduktan sonra üne ve başarıya kavuşan eser niteliğine haiz ürün ve  modellerinden/tasarımlarını aynen taklit edilmek sureti ile iltibas yaratılarak \"...\" markası ile üretilen ürünleri  Şişli, Beyoğlu, Nişantaşı mağazaları başta olmak üzere bir çok mağazasında satışa sunduğunu ve haksız kazanç elde ettiğini, davacıya ait eser niteliğine haiz olan tasarımları üzerindeki eserden faydalanma haklarına tecavüz ettiği ve dolayısı ile davacı şirketin markasına ve ürünlerinin ticari imajına tecavüzde bulunduğunu, haksız rekabet yarattığını, davacılara ait 5846 sayılı FSEK kapsamında eser niteliğine haiz moda/ayakkabı tasarımlarının başlıca hususiyetlerinin davalı tarafından birebir taklit edilmek suretiyle \"...\" markası altında üretilen ürünlerde/ayakkabılarda kullanıldığını, böylece davalıların intihal teşkil eden bu eylemlerinin 5846 sayılı FSEK kapsamında işleme hakkı, çoğaltma ve yayma hakkı, eserin umuma arzı hakkı, eser sahibi olarak tanıtılma hakkı, eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkı şeklinde sayılan fikri haklarına tecavüz  teşkil ettiğini ve dolayısıyla TTK'nun 54 ve 55.maddeleri uyarınca  haksız rekabet yarattığından bahisle, davanın niteliği gereği davacıların ağır zararı söz konusu olacağından 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 77. maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunumun 61. maddesi ve HMK 389., 390. ve 391. maddeleri doğrultusunda davacı ... tarafından tasarlanan ve diğer davacı ... .. tarafından ... ana markası altında “...”, “ ...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...” ticari isimleri ile birlikte üretim, dağıtım ve pazarlaması yapılan eser niteliğine haiz tasarımların haksız ve izinsiz olarak aynen kopyalanarak taklit edilmesi suretiyle davalı tarafından \"....\" markası altında üretilen ayakkabıların satışa sunulmasının önlenmesi ile bu tasarımları ihtiva eden ürünler ile tabela, katalog, broşür ve sair tanıtma vasıtalarının davalılara ait bilcümle imalat mahalleri, depoları, işyerleri, satış mağazalarından ve ürünlerin bulundukları her yerden toplanarak bir yedd-i emine teslimini mümkün kılacak şekilde bir ihtiyat-i tedbir kararı verilmesini, davacı ... tarafından tasarlanan ve diğer davacı  ... tarafından “....”, “...\", “...”, “...”, “...”, “...\", “...\" ...”, “...\", “...\" ticari isimleri altında üretim ve pazarlaması yapılan eser niteliğine haiz olan moda/ayakkabı tasarımlarının davacılarla özdeşleşen kırmızı tabanlar da dahil olmak üzere, tasarım, model, renk, biçim, ebat, aksesuar vb. başlıca tüm karakteristik özellikleri ve tüm hususiyetleri bakımından davalı şirket tarafından “....” markası altında üretilen ürünlerde taklit-kopya edilmek suretiyle aynen kullanılması nedeni ile davalı şirket fiillerinin ayrı ayrı haksız olduğunun, haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, davacıların eser niteliğine haiz tasarımları üzerindeki Fikri Haklarına karşı yapılan tecavüzlerin ve haksız rekabet yaratan eylemlerinin ref ve men'ine, davalı şirket tarafından \"...\" markası altında üretilen ürünlerin imalatının veya satışa arz etmelerinin, ihracatlarının, ithalatlarının ve her türlü kullanımlarının önlenmesine, söz konusu ürünlerin bulundukları yerlerden toplatılmasına, elkonulmasına ve imhasına, müvekkillerinin haksız rekabet sonucu meydana gelen zararları  nedeni ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminat, 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren banlakların uyguladığı en yüksek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline verilen kararın  ülke genelinde yayın yapan tirajı en yüksek 3 gazeteden birinde bir defaya mahsus olarak ilanına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı yan, 30.05.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile, maddi tazminat taleplerini arttırarak 30.000,00 TL maddi taziminata karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu ayakkabı modelleri eser niteliğinde olmadığı için FSEK e göre koruma talep edilemeyeceğini, tescilsiz olduklarını, davacı taleplerinin genel hükümlere göre haksız rekabet çerçevesinde değerlendirilebileceğini, bu hususun Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alınına girdiğini, bu nedenle görev itirazında bulunduklarını ayrıca bu kapsamda da TTK'nın 60.maddesine göre davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacıların Türk vatandaşı olmadığını, Türkiye'de ikametlerinin bulunmadığını bu nedenle davacıların Türkiye'de dava açamayacaklarını, tespite konu ürünlerin uzun zamandır piyasada mevcut olan yenilik vasfı bulunmayan ürünler olduğunu, hali hazırda pazarlarda bile satıldığını davacıların yenilik unsuru taşımayan bu modelleri sahiplenmeye çalıştığını, taleplerin ayrı ayrı davalara konu edilmesi ve her talep için ayrı ayrı harç yatırılması gerektiğini, davacının taleplerine yönelik olarak yapılan tespitin usulsüz olduğunu, davacılardan ... 'ın davaya konu ayakkabı modelleri ile ilgisi olmadığını, bu davacı açısından sıfat yokluğu nedeni ile davanın reddinin gerektiğini, davacının hak iddia ettiği ayakkabı modellerinin eser niteliğinde olamayacağının İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2014/43 esas-2015/196 karar sayılı kararı ile hüküm altına alındığını, davacının dünyada ya da Türkiyede tescil ettirdiği \"...\" renk markasının bulunmadığını, ayrıca kırmızı taban uygulamasının münhasıran davacıya ait olmadığını ve davacıdan önce de sektörde yaygın olarak kullanıldığını, renge dayanılarak 556 Sayılı KHK'ya göre koruma talep edilmesinin hukuka uygun olmadığını, davacının hak sahipliği iddasının bir çok ülkede dava konusu olduğunu ve iddialarının kabul edilmediğini, tek bir rengin hiçbir modacının tekeline bırakılamayacağı gerekçesi ile davacı aleyhine verilmiş mahkeme kararları olduğunu, alınan bilirkişi raporunun hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bilirkişi raporunda dava konusu ayakkabı modellerinin hem eser olduğu, hem de endüstriyel tasarım olduğunun belirtildiğini ancak eser ve endüstriyel tasarımın birbirinden farklı kavramlar olduğunu ve koruma yöntemlerinin de farklı olduğunu, davacı ürünlerinin sanat eseri olmayacağının açık olduğunu, endüstriyel tasarım olarak kabul edildiğinde ise Türkiye'de tescil edilmediği için koruma  talebinde bulunulamayacağını, bilirkişi raporunun hiçbir objektif kritere dayanmadığını, ve davacı tarafın oluşturduğu etkiye dayalı olarak düzenlendiğini, müvekkili şirketin 1964 yılından beri İstanbul İli'nde ayakkabı tasarım ve üretimi ile iştigal ettiğini, yurt içinde ve yurt dışında bir çok saygın mağazada ürettiği ayakkabıları tüketiciye sunduğunu,  her sezon 500 model ile tüketicinin karşısına çıktığını, müvekkilinin ürettiği 500 model arasında birkaç modelin benzerlik göstermesinin kaçınılmaz olduğunu, müvekkilinin ürünlerinin sektörün en iyi ürünleri olarak yüksek kalite standardında olduğundan bahisle davacı tarafın maddi-manevi zarar ve taminata ilişkin taleplerinin haksız olduğunu, her iki davacının da maddi bir zararının olmadığını, maddi zarara yönelik dayanak gösterilmediğini beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesince; davanın kısmen kabulü ile; davalının \"...\" markası adı altında satışa sunduğu ürünlerin davacıya ait \"..., ....., ..., ..., ..., .., ..., .., ... modelleri ile birebir aynı nitelikte olması sebebiyle bu kullanımların haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine ve ref'ine, davacının davaya konu modellerin Fsek kapsamında eser niteliğinin ve esere tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i taleplerinin reddine, Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile; 1.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,Davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile; 15.000,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine,Karar  kesinleştiğinde hüküm özetinin masrafı davalıya ait olmak üzere trajı en yüksek 3 gazeteden birinde ilanına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; müvekkiline ait ayakkabı modellerinin eser niteliğini haiz olup olmadığı konusunda raporlar arasında çelişki meydana geldiğini, zira ikinci bilirkişi raporunda bilirkişilerin, davacı şirketin dava konusu modellerinin “...” vasfı, yani özgün olma niteliği taşımadığından eser olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmekte ise de, aynı raporun 13. sayfasında yine aynı bilirkişilerin, davacı şirketin aynı modellerini “…özgün, markanın kendine has kimliğine sahip bir dil ile tasarlanan…” ve “…özgünlüğünden kaynaklı tasarım, moda ve sanat dünyasında belirli kesimlerce çokça değer ve talep gören…” olarak değerlendirdiğini, Son bilirkişi raporunda, incelenen ayakkabı modellerinin “...” (..) niteliği taşımadığından dolayı güzel sanat eseri olarak FSEK kapsamında değerlendirilmeyeceğine ve zarar miktarının tespit edilemediğinden bahisle ortalama 30.000 TL maddi tazminata hükmedilebileceği şeklindeki görüşüne ilişkin itirazları sunduklarını, ancak bu rapora ilişkin itirazlar kabul görmeyerek Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, halbuki moda tasarımlarının sanat eseri olarak sayılabileceğinin FSEK'de belirtildiğini,  Aleyhe olan bilirkişi raporlarının yeterli inceleme içermediğini, genel ve teorik bilgilerden oluşan görüşlere yer verildiğini, \" çoğunlukla da tasarıma konu ürünün dış görünüşünün tasarımı şekillendirdiği\" gerekçesi (Gerekçeli karar syf. 5) ile tam olarak ne kastedildiğinin de anlaşılamadığını, son raporun bilimsellikten uzak olduğunu, Davalı yanın şirket defterlerinde muhasip bir bilirkişi tarafından yapılacak bir inceleme ile gerekli bilgiye ulaşılabilecekken böyle bir inceleme yapılamaması halinde dahi ortalama olarak belirlenebilecek rakamın 30.000 TL olmadığının açık olduğunu, Mahkeme tarafından verilen 10.03.2016 tarihli ihtiyati tedbir kararında dahi, teminat bedeli olarak davacının 200.000 TL nakdi teminat yatırmasına karar verildiğini, dolayısı ile davalı yanın söz konusu ürünleri satışından elde ettiği tutar ya da bu taklit üretimler neticesinde müvekkilinin uğradığı zararın 30.000 TL gibi bir rakamla ifade edilemeyeceğini, Dosyada mübrez 19.06.2018 tarihli bilirkişi raporuna ilişkin süresinde itiraz edildiğini, Mahkemece 17.01.2019 tarihli 14 numaralı celsede işbu rapora ilişkin itirazların herhangi bir gerekçe gösterilmeden reddedilmiş olup aynı duruşmada tahkikat bitirilmiş ve sözlü yargılama aşamasına geçilmiş olduğunu, işbu hususun iddia ve savunma hakkını kısıtlar nitelikte olup adil yargılanma hakkını ve hukuki dinlenilme haklarını ihlal ettiğini, Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, bozmadan sonra dahi talep artırım talebinin kabul edilmesi Yargıtay içtihatlarınca kabul edilmekte iken, yargılama aşamasında yapılan talep artırım talebinin evleviyetle kabulü gerektiğini beyan ederek, belirtilen nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; temel vasfı seri üretime konu ayakkabı eşyası olan dava konusu ayakkabı modellerinin eser niteliğinde olması işin doğasına aykırı olduğu için Mahkemenin davacının FSEK kapsamında ileri sürdüğü taleplerinin reddi kararının isabetli olduğunu,Yargılama aşamasında söylendiği gibi, bir makinenin, örneğin bir bilgisayarın çalışmasının sonucu olarak oluşan ürünlerin eser sayılmayacağını, FSEK’de düzenlenen ”eser sahibinin hususiyetini taşıma” kriterinin münferiden her bir eser açısından değerlendirilmesi gereken bir unsur olup, seri üretime konu mal ve eşyalar için böyle bir değerlendirme yapılamayacağını, zira seri üretime konu mal ve eşyanın sınai bir nitelik kazandığını, bu halde seri üretime konu malın varsa özgün şekli ancak tescil edilerek endüstriyel tasarım olarak tescil edilebileceğini, Davaya konu ürünler ayakkabı olup makinelerde seri olarak üretildiğini, ürünlerin hiçbirisinin bir kişinin hususiyetini taşımamadığını, Keza binlerce çift imal edilip satışa sunulan ve bir eserde olması gereken \"süresiz eser vasfında olma\" özelliği bulunmayan ve en fazla 6 ay içinde güncelliğini kaybederek modanın çöplüğüne terk edilen ayakkabı modellerinin eser vasfı bulunmadığını, Alınan bilirkişi raporunda,  davacı iddialarının FSEK’in 1/B maddesinde yapılan tanım kapsamında subjektif unsur olan  “sahibinin hususiyetini taşıması” ve \"kanunda sayılan eser kategorilerinden birine sahip olması\" unsurlarını gerçekleştirmediğinin tespit edildiğini,  Ayrıca bu unsurlara ek olarak “estetik değere sahip olma” unsurunun da bulunması gerektiğinden dava konusu ayakkabıların eser vasfına haiz olmadığını, Oysa davacının esas hak sahipliği iddiası ile hak sahipliği iddia ettiği ayakkabı modelleri üzerindeki tescil durumunun hiçbir şekilde incelenmediğini, Davacı dava konusu ayakkabılar üzerinde esas hak sahipliğine sahip olmadığı gibi bu ayakkabı modellerinin Türkiye’de tescilli de olmadığını,Sayın Mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi raporu hatalı olup eksik incelemenin ürünü olduğunu, öyle ki dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında dava konusu ayakkabı modellerinin birçoğunun daha önceden tasarlanıp üretildiği ve başkaca firmalar tarafından satışa sunulduğu tespit edildiği halde mahkemece hatalı rapor doğrultusunda dava konusu tüm ayakkabı modelleri üzerinden haksız rekabetin oluştuğunun kabul edildiğini,Fransız hukukunda varlığı ne hüküm ifade ettiği davacı tarafça usulüne göre belgelendirilemeyen mübaşir onayının Türk Hukuku açısından bir değerinin olmayacağını, gerçekten hiçbir araştırma yetki ve imkanını bulunmayan mahkeme mübaşirinin, sırf talep edenin beyanına göre yaptığı onayın hak sahipliğini göstermeyeceğini, Davacı üzerinde hak iddia ettiği ayakkabı modellerinin Türkiye dahil bir çok ülkede yıllardan beri piyasada mevcut ve maruf olan, çok satılan, gerçekte davacıya ait olmayan modeller olduğunu, Nitekim yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarında;  ...na ait “...” modelinin “...” adı ile, ... ait modelin “...” adı ile, ...’e ait “...” adlı modelin “...” ve “...” adları ile davacı tarafından sahiplenilmeye çalışıldığının açıkça tespit edildiğini, belirtilen model ve aksesuarların dünyanın her tarafında her firma tarafından yılın moda trendlerine göre kullanılmakta olup bu çeşit ve uygulamaların kimsenin tekelinde olmadığını, Davacının davaya konu ettiği ürünlerin ancak endüstriyel tasarım niteliğinde olup, Türk hukukunda endüstriyel tasarımların ancak 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (eski 554 sayılı KHK) hükümlerine göre tescil ettirilmiş olmak ve yenilik vasfı taşımak kaydıyla korunduğunu, Tescilsiz tasarımlar yönünden Türkiye’de ilk kullanım ya da marka ihlali yok ise haksız rekabetin oluşmyacağını, somut olayda da Mahkemece haksız rekabetin söz konusu olamayacağını, Müvekkilinin satmış olduğu tüm ayakkabı modellerini kendisi üretmekte ve her ayakkabıya “...” ibaresini ekleyerek kendi markası adı altında satışa sunduğunu, zira müvekkilinin başkasının emek ve tanınmışlığından yararlanmamakta ve iltibasa karşı gerekli önlemleri de almakta olduğunu, Davacıya ait olduğu iddiası ispatlanamayan, piyasada zaten mevcut ve maruf olan ayakkabı modelleri için haksız rekabet hükümlerine dayanılarak bir taraf lehine tekel oluşturulamayacağını, Davaya konu ayakkabı modellerinin yeni ve farklı ürünler olmadığı ve Türkiye’de ilk defa ticarete konu edilmiş olmadığından davacı tarafça herhangi bir tasarım tescili de yapılmadığını, Haksız rekabet iddiasının sübut bulmadığını,Somut olayda TBK md. 58'e göre davacının kişilik haklarının ihlali söz konusu olmadığı için manevi tazminat talebinin kabulünün de hatalı olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, esere vaki tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile  men ve ref'i,  maddi ve manevi tazminat  talebine ilişkindir.Davacı vekili, davalının müvekkiline ait eser vasfında olan  ayakkabı modellerini aynen taklit ettiğini ileri sürerek,   haksız rekabet ve telif haklarına tecavüzün önlenmesini, ürünlere el konulmasını, imhasını, haksız rekabet ve telif haklarına tecavüz nedeniyle şimdilik 1.000 TL maddi ve 15.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, tasarımların herkes tarafından kullanılan anonim tasarımlar olduğunu, eser vasfında olmadığını, davacının eser sahipliğine ilişkin olarak sunduğu belgelerin delil vasfı bulunmadığını, haksız rekabet şartlarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, yukarıda sayılan nedenlerle taraflarca istinaf edilmiştir.Davacı yan, davaya konu ayakkabı modellerinin aynı zamanda eser vasfında olduğunu iddia etmektedir. 5846 sayılı yasada, eser sayılabilmenin subjektif ve objektif unsurları dışında, ek olarak “estetik değere sahip olma\" unsurunun da arandığı, ayrıca FSEK'in 4/4.maddesi hükmüne göre, el işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımlarının hususiyet taşımaları ve ayrıca estetik değeri taşıması koşuluyla güzel sanat eseri olarak da korunacağı bilinen bir gerçek olup, somut olayda ayakkabı modellerinin moda tasarımı kapsamında değerlendirilerek eser vasfını taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacının tasarımları Türkiye'de tescilli değildir. Benzer olaya ilişkin olarak gerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin  2021/89 esas, 2021/3954 karar sayılı kararı, gerek Dairemizin 2020/485 Esas, 2021/1000 kararı ve gerekse dosyaya sunulan 19.06.2018 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere,  moda trendleri kendisi bir fikir olduğundan ve fikir üzerinden tekel haklar sağlanması mümkün olmadığından trendlerin kendisi  korumadan yararlanmaz. Ayakkabıların belli bir modaya bağlı olarak ince veya kalın topuklu olması, bağcıklı olup olmaması, açık kapalı olması veya süslemeler taşıması genel bir konseptdir, konsept de fikir olarak korunmaz.  Estetik olması yani göze hoş görünmesi tek başına ürüne eser vasfı vermeye yeterli değildir. Bunun belli bir yaratıcı etkinlik sonucu ve benzerlerinden farklı olarak oluşturulmuş olması zorunluluğu da vardır. Yenilikle orjinallik aynı şey değildir.  Modanın unsurları üzerinde de tekel haklar verilemez. Bütünü ile orjinal olması ve benzerlerinden ayrılması, bu benzerliği de ona tasarlayıcısının kazandırmış olması gerekir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında da ayakkabıların özellikleri incelenmiş olup, bu özelliklerin eser kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir. Yargıtay'ın benzer kararlarında da, bir moda tasarımının güzel sanat eseri olarak kabul edilmesi için ürünün basit yatarımdan uzak, günlük ve normal kullanımın ötesinde, seri üretim yoluyla ticari kullanım amacını aşan, işlevsel bir amaçtan ziyade sanatsa bir faaliyet sonucu, seyir hissi yaratmak üzere meydana getirilmiş, yüksek düzeyde estetik vasfa sahip olma şartlarını sağlaması gerektiği vurgulanmıştır. Somut olayda, bu kriterlerin sağlanmaması, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması dikkate alınarak, dava konusu ayakkabı modellerinin eser vasfında olmadığına yönelik mahkeme kabulünde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.  Bu nedenle davacının, davaya konu ayakkabı modellerinin eser olduğuna yönelik istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Dava tarihi itibariyle somut olayda uygulanma yeri olmamakla birlikte tescilsiz tasarımlar yönünden, 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 55/4, 56/4-5, 59/2 ve 69/2 maddelerinde getirilen yeni düzenlemeyle, ilk defa Türkiye’de kamuya sunulmuş olması, mutlak anlamda yeni ve ayırt edici olması koşuluyla, sadece üç yıl için koruma getirilmiştir. Söz konusu şartları taşıyan tescilsiz tasarımlara da tescilli tasarımlar gibi SMK hükümlerine göre koruma sağlanacaktır. Kanun madde gerekçesiyle birlikte yorumlandığında, 6769 sayılı SMK’daki koruma bir yana, tescilsiz tasarımların haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunabilmesi ancak ve ancak, mutlak manada yenilik ve ayırt edicilik niteliğinin bulunması, onu üreten işletmeyle bütünlük arz ederek aynen bir marka gibi işletmesel kökene işaret edecek derecede yüksek bir ayırt edicilik düzeyine ulaşması ve onunla özdeşleşmesi, öte yandan taklidini üretenlerce, işletmesel kökenleri itibariyle tasarıma konu malların işletmesel kökenlerinin karıştırılmasına yol açacak tedbirlerin alınmaması, diğer bir anlatımla hedef tüketici kitlesinin bakış açısına göre, orijinal ve taklit malların aynı veya aralarında idari, ekonomik ya da işletmesel bağ bulunan işletmelerce üretilmiş olabileceği hususunda karıştırılma ihtimaline yol açılması halinde söz konusu olabilecektir. Bunun dışında, orijinal tescilli tasarımlar için bile her beş yılda bir yenilenmek koşuluyla yirmi beş yıllık koruma sağlandığı ve sürenin sonunda tasarım hakkının topluma intikal edeceği kabul edildiği halde, haksız rekabet hükümlerinden ve emeğin korunması ilkesinden hareketle sırf orijinal olmasından dolayı tescilsiz tasarımlara daha fazla hak bahşedildiği de iddia edilemez (..., ...). Haksız rekabetin önlenmesindeki amaç, serbest piyasa düzeninde, herkesin dürüstlük kuralları içerisinde hareket etmesini sağlamak suretiyle bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır.  Dürüst ve bozulmamış rekabetin varlığı, piyasa katılımcılarının (tüketiciler, tacirler, rakipler) yanında, bireysel rekabet düzeninin korunmasını da gerektirir. Tacirlerin korunması ilkesi çerçevesinde koruma unsurlarından biri de emeğin ve yatırımların korunması olmakla birlikte, fikri mülkiyet hakları özelinde, bütün dünyada ve ülkemizde geçerli olan tescile bağlı ve süreyle sınırlı koruma ilkelerinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Bu çerçevesinde, haksız rekabet hükümlerine dayanılarak anılan ilkeleri geçersiz kılacak veya zedeleyecek yorumlardan dikkatle kaçınılmalı ve bu noktada haksız rekabet hükümleri dar yorumlanmalı, konuya ilişkin özel hükümlerin ötesinde, mal veya hizmetlerle ilgili olarak tekel yaratılmamalı, ekonominin sağlıklı şeklide işlemesi için serbest rekabet ortamı özenle korunmalıdır. Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi, ilk defa yurt dışında kamuya sunulmuş, belli bir süre sonra Türkiye'de ticarete konu edilmiş ve tescile dayalı koruma tercihinde de bulunulmamış tasarımlar yönünden, tasarıma konu malların bir başkasınca üretilmiş ve piyasaya sunulmuş olması halinde, sadece tasarımın orijinal, davacı ile özdeşleşmiş ve büyük emek ve çabalarla tanıtılmış olması, bu davranışın haksız rekabet olarak nitelendirilmesine yeterli olmayıp, ayrıca onu üreten işletmeler arasında, ortalama tüketici kitlesi nezdinde karıştırılma ihtimaline de yol açılması gerekir. Bu kapsamda somut olaya bakıldığında; Türk Ticaret Kanunu m.55/1-a bendinin 4 nolu alt bendine göre, “başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri vaya işleri ile karıştırılmaya müsait önlemler almak” haksız rekabettir'. Bu hüküm bir haksız rekabet hali olan karıştırmayı başka bir deyişle iltibası düzenlemektedir. Kanştırılmafiltibas), ticari alandaki faaliyetlerde, şeyler arasında bir benzerliği veya karışımı ifade etmekte olup, satın alınan iki mal arasında veya kullanılan iki unvan arasında veya iş mahsullerinde birbirinden ayrılmayacak derecede benzerliğe istinat ettirilmesidir”. Somut olayda, mevcut delil durumu itibariyle davaya konu modellerin ilk defa davacı tarafından piyasaya sürülüp, bilinir hale getirildiği görülmektedir. Karıştırılmanın (iltibasın) varlığının kabul edilebilmesi için, davacının tanıtma işaretini davalıdan önce “haklı olarak kullanmış” olması zorunludur\". -...), aynen veya benzerini kullanma şeklinde gerçekleşebilir. Serbest yararlarıma ve benzetmenin, taklit ve halkı aldatıcı düzeydeki benzerlik boyutuna ulaşması ve bir işletmenin yıllar süren yatırımı ve özenli çalışması sonucunda oluşturduğu imajı simgeleştiren bir ürünün taklidi halinde haksız rekabet vardır''. Dürüstlük kurallarına aykırı olmamak koşulu ile herkes başkasının emeğinin sonuçlarından yararlanarak daha iyisini gerçekleştirmek ve rekabete katılmak hakkını haizdir. Ancak, dürüstlük kurallarının ihlal edildiği noktada koruma başlar. Haksız rekabet hukukunun konusu, dürüstlük ilkesine aykırı ticaret yönetim ve uygulamalarına karşı işletmesel çabayı, birikimi ve yatırımı kapsayan emeğin korunmasıdır.Son bilirkişi raporundaki teknik değerlendirmede davacının ürünleri ile davalının ürünleri arasındaki birebir benzerliklerin iltibas yaratmakta olduğu belirtilmiş olup, bu durumun işletmeler arasında, ortalama tüketici kitlesi nezdinde karıştırılma ihtimaline neden olabileceği, ayrıca davacı ürünleri Türkiye'de de satılmakta olan ürünler olduklarından davalının davacının ürünlerine benzer ürünlerini piyasaya arzının haksız rekabet teşkil edebileceği anlaşılmış, bu itibarla Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer yandan eldeki davanın kısmi dava olarak açıldığı, bu nedenle talep arttırımda bulunulamayacağı, dolayısıyla davacının bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemeye sunulan 19.06.2018 tarihli bilirkişi raporunda davacı yanın talep edebileceği maddi tazminat miktarının 30.000 TL olduğunun belirtildiği, anılan miktarın bilirkişi tarafından zarar tam olarak hesaplanamadığı için TBK'nun 50. ve 51.maddelerine göre belirlendiği, taraflara ait ticari defter, belge ve kayıtlar üzerinde herhangi bir inceleme yapılmadığı, Mahkemece bu yönde bir ara karar da kurulmadığı, bu raporun taraflara tebliğ edildiği, davacının rapora itirazda bulunduğu, Mahkemece rapora itiraz reddedilerek tahkikat aşamasına geçildiği ve sözlü yargılama için gün verilerek sonrasında sunulan ıslah dilekçesi ''tahkikat aşamasının bitmesinden sonra verildiği'' gerekçesiyle reddedildiği, Mahkemece yapılan işlemin yerinde olduğu, bu nedenle davacı yanın aksi yöndeki istinaf başvuru sebebinin dinlenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından tarafların vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 30/05/2019 tarih ve 2017/257 E., 2019/229 K. sayılı kararına karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,  2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 273,24-TL harcın mahsubu ile bakiye 154,36-TL  harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,  3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.092,96-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 273,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 819,66-TL  harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,  4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 19/09/2024  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0f83b3e49b9f915c","SID":"d2a25d90976c7958"}}