{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRES<br>DOSYA NO: 2024/87 <br>KARAR NO: 2024/1283<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET   MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/11/2023<br>NUMARASI: 2023/385 Esas -  2023/831 Karar<br>DAVA: Tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/09/2024<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... hakkında İstanbul CBS tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, İstanbul 14. İdare Mahkemesi'nin 2022/79 Esas ve 2022/377 Karar numaralı kararı ile söz konusu ihalenin usulsüz olması nedeniyle iptal kararı verildiğini,16/08/2022 tarihinde tekrar satış işlemleri için satış ihalesi ilanı doğrultusunda taraflarında İstanbul 13. İdare Mahkemesi tarafından yürütme durdurma kararı verildiğini ve söz konusu satışın tekrardan yapılamadığını, bahsi geçen ihale süreciyle ilgili olarak şirket yönetimine atanan ...yetkilileri ile ihaleye satılarak satış işleminin tarafı olan ... Şirketi'nin tacir sorumluluğuna aykırı davrandığının açık olduğunu, hem müvekkili adına hem de şirketler hakkında söz konusu dosyayı konu bakımından söz konusu şirketin ihale yüzünden zarara uğramış olup hem müvekkilinin hem de şirketlerin zarara uğramış olduğunu, müvekkillerin uğradığı munzam zararın tespiti ile, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak müvekkilerine ödenmesine karar verilmesi talep edilmesi zaruriyeti oluştuğunu, müvekkillerinin gece gündüz çalışarak, 30 yıllık emekleri ile bu noktaya getirdikleri, Türkiye Ekonomisine büyük destek sağlayan güçlü şirketlerin bu noktaya getirilmesinin anlaşılabilir olmadığını, zira şirketlerin gerçek değerlerinin kat- kat altına satılarak neredeyse hiç haline getirildiğini, dolayısı ile iş bu iş ve işlemlerin tüm detayları ile takibinin yapılmasının hukuken zorunlu olduğunu, müvekkillerin eski ortağı olduğu şirketlere ilişkin ticaret ve idare davalar devam etmekte olup, şirketlerin satışının iptali sebebi ile açılan davaların iptal kararı ile nihayete ermesi kuvvetle muhtemel olduğunu, hukuka aykırı biçimde yapılan satışa hiçbir şekilde rıza ve muvaffakatları bulunmadığını, ... AŞ'nin usule ve hukuka aykırı olarak yapılan satışı ve ihale işlemleri sebebi ile hem müvekkilinin hem de şirketlerin zarara uğramış olduğunu, müvekkillerin uğradığı zararın ihale tarihindeki gerçek değerinden, ihale bedeli düşülerek kalan bakiye tutar ve bu tutara satış tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte tespiti amacıyla bilirkişiye tevdiini, devamında da tespit edilen tutarın müvekkillere ödenmesini, yargılama harç ve giderlerinin karşı yan üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ortağı bulunduğu şirketin maruz kaldığını öne sürdüğü sözde zararın tespiti ve tespit edilecek zararın müvekkili davalı önem sağlık limited şirketi tarafından davacıya ödenmesine hükmedilmesi talepli davasında; müvekkili davalı şirketin  pasif  husumet  ehliyeti,  davacının ise  aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle huzurdaki davanın  öncelikle taraf sıfatı/dava şartı yokluğundan  reddi gerektiğini, ..., Kanun'da veya esas sözleşmede öngörülen yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek, şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına vermiş oldukları zarar neticesinde, bu kişiler aleyhine açılacak sorumluluk davası esas ve şartları TTK m.553 ve devamı maddelerinde düzenlendiğini, koşulları bulunması halinde böylesi bir talepli davada dahi ödeme yükümlüsü kusuru ile zarara sebebiyet veren yönetim kurulu üyesi, ödenecek yer ise şirket tüzel kişiliğinin kendisi olduğunu, davacı ise huzurdaki dava ile; ortağı bulunduğu ...i A.Ş.'nin ... tarafından ihale yolu ile sözde müvekkil şirkete satıldığından bahisle şirket ihale değeri ile gerçek değeri arasındaki farkın  müvekkil davalı şirket tarafından ...Üyelerinin sorumluluğu hukuki sebebine dayalı  kendisine tazminat olarak ödenmesi talebinde bulunduğunu, ancak;  ne  TTK' da, ne de tbk'da böylesi bir talepli dava türü olmadığını, müvekkilinin davalı önem sağlık limited şirketi'nin davacının ortağı bulunduğu ... A.Ş. Unvanlı şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olmadığını, hiç bir zaman da olmadığını, dolayısı ile davacının ortağı bulunduğu ... A.Ş.'nin yönetsel veya ticari nitelikteki tasarrufları nedeniyle bu şirketin maruz kaldığı zararları tazmin etmek gibi bir yüküm veya sorumluluğu bulunmadığını, bunun yanı sıra müvekkili davalı şirketin, ... A.Ş. unvanlı şirket hisseleri dolayısı ile davacıya ait hisseleri de edinmediğini, davacının ortağı olduğu şirketi devralmadığını, davacının, halen  ... A.Ş. unvanlı şirkette ortak sıfatı haiz olup, müvekkili şirkete ... tarafından yapılan ihale ile satılan şey ise ... bütünlüğü kapsamında kalan bir takım borç, mal ve haklar olduğunu, bu ticari ve iktisadi bütünlüğün müvekkil davalı şirkete ihale yolu ile satışı nedeniyle  dava tarihi itibarıyla doğmuş her hangi bir şirket zararı da bulunmadığını, her hangi bir şirket zararının oluşması halinde  ise  bu zararın tazminini talep etmek hak ve yetkisi de doğrudan ...A.Ş. tüzel kişiliğinin kendisine ait olduğunu, bir anonim şirket ortağının, bir yönetim kurulu üyesinin yükümlülüklerini kusurlu davranışı ile ihlal ettiği iddiasıyla şirketin maruz kaldığı zararlarının tazmini talepli davasını yönelteceği kişinin, kanunun açık hükmü uyarınca  ancak ve ancak ortağı olduğu tüzel kişiliğin yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıyan ve kusurlu olan gerçek ya da tüzel kişi olabileceğini,  tazminatın ödeneceği yer ise şirket tüzel kişiliği olabileceğini, müvekkili şirketin, davacının ortağı olduğu ... A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi sıfatını taşımadığı açık olduğunu, şirketi temsilde ortaklarla arasındaki vekalet ilişkisi nedeniyle Kanun'un yasal sorumluluk yüklediği kişilerden \"yönetim kurulu üyesi\" sıfatı bulunmayan müvekkili davalı hakkında, TTK 553 v.d maddeleri uyarınca ikame edilen bu davanın pasif husumet (davalı sıfatı) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı, ... Hizmetleri Ticari ve İktisadi Bütünlüğüne dahil mal ve hakların müvekkilinin davalı şirkete satışı nedeniyle şirketin zarara uğradığını öne sürmekle, böylesi bir talebin davacısı da ancak \"... olabileceğinden, davanın aynı zamanda aktif husumet (davacı sıfatı) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin...Şirketi'nin, ... A.Ş. unvanlı şirketten farklı ve müstakil kişiliği haiz ...sicil numarası ile tescilli  bir ticaret şirket olduğunu, müvekkilinin hiç bir tarihte davacının ortağı bulunduğu ... A.Ş.' nin ortağı yada yönetim kurulu üyesi sıfatını kazanmadığını, şirketin sevk ve idaresi ile ilgili her hangi bir yetki ve sorumluluğu da bulunmadığını, bu husus her iki şirketin celp olunacak ticaret sicil kayıtları ile subut bulacağını, yapılan ihale ile müvekkili ... Şirketi'nin, ... A.Ş. unvanlı şirket olmadığını, sadece bu şirketin aktif ve pasifinde kısmen yer alan ve ...tarafından ihale edilen ticari iktisadi bütünlüğe dahil  mal, hak ve borçları kısmen  devraldığını, ihale şartnamesi ve devamında akdedilen sözleşme hükümleri uyarınca üstlendiği yükümlülüklerin de tamamını ifa ettiğini ve etmeye devam ettiğini, bu husus ...14.12.2022 tarihinde yapılan ihalesine ilişkin dosya ve kapsamı tüm belgelerin ihaleyi yapan ... celbi ile subut bulacağını, açıklanan nedenlerle; haksız ve hukuka aykırı davanın reddi ile davacının yargılama harç ve gideri ile ücreti vekalet ödemeye mahkum edilmesini beyan ve talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde tarafların davadaki durum ve konumlarına bakıldığında ; davacının dava dışı .. Şirketinin yönetim kurulu üyesi olduğu, anılan şirketin yönetiminin bilahare...'ye geçtiği ve bu kurum tarafından şirketin bazı mal ve haklarının ihale yoluyla satışa çıkarıldığı ve ihale sonucunda davalı şirket tarafından bir kısım hak ve alacakların satın alındığı ve uyuşmazlığın davacının bu işlemler nedeniyle uğradığını öne sürdüğü zararının davalı tarafından tazmin edilmesi istemini içerdiği tespit edilmiştir. Bilindiği üzere taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Yargısal uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Başka bir anlatımla dava şartların işin esasının incelenmesine engel teşkil eder mahiyetteyken, bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de teşkil etmediğinden davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (....). Açıklanan işbu ilke ve hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun birçok kararında da yer bulmuştur. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığından davalın zarara sebep olduğu ileri sürülen iş ve işlemler yönünden üçüncü kişi konumunda olduğu, maddi hukuka göre davacının davalıdan herhangi bir hak talep edemeyeceği, davalının yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre dava dışı şirkete ait bazı hak ve alacakları ihale sonucu satın almasının davalıyı sorumlu kılmayacağı, mevcut bilgi, belge ve taraf açıklamalarına göre işbu davada davalının taraf sıfatı (..i) bulunmadığından; davanın esastan reddine \" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu şirketlerin ortağı ve yöneticileri müvekkilleri olup ... sadece ve sadece geçici kayyum olarak şirketi idare etmekle görevli olup şirket hakkında tasarrufta bulunma hakkının bulunmadığını, kaldı ki geçici kayyumluk sürecinde yapılacak işlemle TTK bir olup, söz konusu hükümler doğrultusundan işlemlerin yapılacağını, iş bu ihale ve satış sürecinde şirketin iyi niyetin korunmadığı/basireti tacir sorumluluğuna aykırı davranılarak muvazzalı işlemler yapıldığının açık olduğunu, TTK madde 18 gereğince her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, müvekkillerinin gece gündüz çalışarak, 30 yıllık emeklerini ile bu noktaya getirdiklerini, İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/385 Esas 2023/831 Karar ve 23/11/2023 tarihli dosyasında verilen hukuka aykırı ilamını istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; hukuka aykırı olduğu iddia olunan satış ve ihaleden  kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.  İlk derece mahkemesince davada davalının taraf sıfatı (pasif husumet ehliyeti) bulunmadığından davanın esastan reddine karar verilmiş, davacı vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın davalıya yöneltilip yöneltilemeyeceği, davalının husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı  noktasındadır.Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı akip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat(husumet) yokluğundan reddedilir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (...).Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237).Dosyaya alınan belge ve bilgilerden davacının dava dışı ...Şirketinin eski yönetim kurulu üyesi olduğu, %28 oranda ortağı olduğu şirkete 674 sayılı KHK'nin 19. maddesi uyarınca... kayyım atandığı, ... tarafından oluşturulan yönetim kurulu tarafından yönetilen davalı şirket hakkında Fon Kurulu tarafından oluşturulan iktisadi bütünlük kararı gereği ihale usulü ile satışına karar verilerek, anılan şirketin yönetiminin bilahare.. geçtiği ve bu kurum tarafından şirketin bazı mal ve haklarının ihale yoluyla satışa çıkarıldığı ve davalı cevabından ihale sonucunda davalı şirket tarafından bir kısım mal, hak ve borçların kısmen devralındığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu dava dilekçesindeki anlatıma göre belirlenir. Mahkemece dava her ne kadar yöneticinin sorumluluğu davası olarak nitelendirilmiş ise de dava dilekçesi incelendiğinde davacının talebinin dava konusu şirket ihalesi nedeniylehem kendisinin hem de şirketlerin zarara uğradığı iddiasıyla uğradığı munzam zararın tespiti ile zararın kendisine ödenmesine yönelik olduğu görülmektedir.  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122.maddesinde  \"alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.\" hükmü mevcuttur. Bu düzenlemeye göre munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. (Yargıtay  11. Hukuk Dairesinin  2018/1512 Esas ve 2019/3201 Karar sayılı kararı)  Somut olayda davacı taraf, ortağı olduğu dava dışı ... Anonim Şirketinin bir kısım mal, hak ve borçların davalı şirket tarafından  devralındığı,  dava dışı şirketin ihale ve satış sürecinde iyi ve etkin şekilde korunmadığı, basiretli tacir sorumluluğuna aykırı davranılarak muvazaalı işlemler yapıldığı, satış işleminin tarafı olan davalı şirketin basiretli tacir sorumluluğuna aykırı davrandığını belirterek munzam zararın tahsilini talep etmiş olup, TBK'nın 122. Maddesi gereğince gerçekleştiği ileri sürülen munzam zararın tahsiline ilişkin davanın, davacının borçlusu hakkında açılabileceği ancak somut uyuşmazlıkta dava dışı şirkete ait bazı hak ve alacakları ihale sonucu satın alan davalıya husumet düşmeyeceği gözetildiğinde  mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz...taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  19/09/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"daf377d663dd16ca","SID":"006e2edcaa673e89"}}