{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/115 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1526<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 13.10.2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/44 Esas 2021/188 Karar<br>\t<br>        BİRLEŞEN İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'NİN<br>                                   2020/47 E. - 2021/45 K.  SAYILI DOSYASINDA <br><br>ASIL VE BİRLEŞEN<br>DAVANIN KONUSU\t: Markanın Hükümsüzlüğü ve Sicilden Terkini, Markanın Kullanmama Sebebiyle İptali ve Sicilden Terkini<br>ASIL DAVA TARİHİ\t: 17.06.2020<br>BİRLEŞEN DAVA TARİHİ\t: 19.06.2020<br>KARAR TARİHİ\t: 18.09.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 18.09.2024<br><br>\tİzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 13.10.2021 tarih 2020/44 Esas 2021/188 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tASIL DAVA : Davacı ... İnc. vekili, davacının ... A.B.D. yasaları uyarınca 1919 yılında kurulduğunu, 100 yılı aşkın süredir ..., seramik sanat malzemeleri üretiminde sektöründe lider konumunda olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa Birliği nezdinde tescilli olduğunu, davacıların markasına ait A.B.D tescil belgeleri suretlerinde, ... markasının 1924 yılından beri kesintisiz bir şekilde davacılarca kullanıldığını davalı  tarafın ... markasını Türk Patent ve Marka Kurumu (“TPMK”) nezdinde, 2012 107478 sayı ile 2. sınıfta, 16. sınıfta, 35. sınıfta kendi adına haksız ve kötü niyetli bir şekilde tescil ettirdiğini, davacının ....com ibareli alan adı tescilinden dolayı da ... markası üzerinde hak sahibi olduğunu, davaya konu markanın davacıların  ... markası ile birebir aynı olduğunu, davalı tarafın davacılarla aynı sektörde iştigal etmekte olduğunu, davacıların markasını gasp ettiğini ve davalı tarafın ... markasını hiçbir zaman, özellikle son beş yıl içinde kullanmadığını, 2012 107478 sayı ile tescilli ... ibareli markanın üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, marka tescilinin hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini, kullanmama nedeniyle iptalini talep ve dava etmiştir. <br>\tCEVAP : Davalı vekili, davalının ‘...’ markasını son derece iyi niyetle ve hiçbir art niyet gözetmeden Türk Patent Enstitüsüne müracaat ederek 2012 senesi itibari ile 10 yıl süre tescil ettirdiğini, ilgili markanın askı süresi içerisinde marka sahibi olan davacının herhangi bir itirazı olmadığını, yaklaşık sekiz seneden beri davalının şirketi tarafından aktif olarak kullanılmakta olduğunu,  davacı şirketin faaliyetini engelleme yada bu markayı kullanmak isteyenleri tuzağa düşürme gibi çabası bulunmayıp sadece markayı kendi ticari faaliyetlerinde kullanmak için Türkiye'de  adına tescil ettirdiğini, davacı tarafın markası olduğunu iddia ettiği markayı Türkiye'de bir fiil kullandığına ilişkin dosyaya herhangi bir delil de sunamadığını, davacının tanınmış olduğunu iddia ettiği markanın tanınmış olduğuna ilişkin müvekkilin hiçbir bilgisi bulunmamakta olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. <br>\tBİRLEŞEN DAVA : Davacı ... vekili, davacının dünyaca meşhur ABD menşeli ... Co. INC'ye ait ... markalı ürünlerin Türkiye'deki yetkili distribütörü olduğunu, ... alan adıyla satışını yapmakta olduğunu, ... markasının ... Co. INC'ye ait ... markasının ... 'da ... numaralı 1930 tarihli başvurusunun olduğunu, davalı tarafın kötü niyetli olarak 2012/... sayısı ile Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... markasını tescil ettirdiğini, davacıya ihtarname gönderdiğini, markanın bilinirliğinin davacıya distribütörlük veren firmaya ait olduğunu, davalı tarafın 5 yıldır markayı kullanmadıklarını tespit ettiklerini belirterek, 3.kişilere devrin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı tarafın 2012/107478 numaralı markanın hükümsüzlüğünü, talep kabul görmediği takdirde kullanmama sebebiyle iptalini ve sicilden terkinini  talep ve dava etmiştir. <br>\tCEVAP : Davalı vekili, davalının ‘...’ markasını iyi niyetle ve art niyet gözetmeden Türk Patent Enstitüsüne müracaat ederek 2012 senesi itibari ile 10 yıl süre tescil ettirdiğini, markanın askı süresi içerisinde davacının herhangi bir itirazı olmadığını, yaklaşık sekiz seneden beri müvekkilinin markayı aktif olarak kullanılmakta olduğunu, davacı tarafın markanın dünyaca tanınan bir marka olması iddiasının afaki olduğunu, hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacının markasını Türkiye'de bir fiil kullandığına ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunamadığını belirterek davanın ve 3.kişilere devrin önlenmesine ilişkin konulan ihtiyati tedbir kararına itiraz ederek kaldırılmasını talep etmiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, marka başvurularının tescilinde “ilk gelen alır” ilkesinin geçerli olduğu, bununla birlikte marka başvurusu daha sonra olmakla birlikte, 6769 sayılı SMK’nın 6/3.m. uyarınca, markaya konu işaret üzerinde önceki tarihli başvurudan daha öncesinde bir hak elde edilmiş ise, bu hakka dayanarak önceki tarihli markanın hükümsüzlüğünü talep edilebileceği, marka üzerinde öncelik hakkının markayı ihdas ve istimal eden maruf hale getiren kişiye ait olduğu, eskiye dayalı kullanım iddiası ile açılan hükümsüzlük davasında davacının dava  konusu ibareyi yerelde çok geniş coğrafyada yoğun bir şekilde kullanımı sonrasında belirli bir ayırt edicilik kazandırdığını ispatlaması gerektiği, her ne kadar davacıların \"...\" markasının gerçek hak sahipliğinden dolayı davalı markasının SMK.m.6/3 uyarınca hükümsüzlüğünü talep etmiş ise de, davasını 5 yıllık hak düşürücü sürede açmadığından taleplerinin yerinde görülmediği, Sınai Mülkiyet Kanunun 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedildiği, tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesinin de mümkün olduğu, çünkü bu düzenlemelerin esasen TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibaret olduğu (Yargıtay HGK 16/07/2008 T., 2008/11-501 Esas, 2008/507 Karar) ,yasada kötü niyetin bir tanımının yapılmadığı, hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulan veya tescil ettirilen marka olarak tanımlanabileceği, dosya kapsamında toplanan deliller dikkate alındığında davacıların Türkiye'de tescilli bir markasının olmadığı, davalı ile davacının herhangi bir ticari ilişkinin tespit edilemediği, davalının davacının markasını bildiği ve bundan haksız olarak yararlanmak için tescil ettirdiğine dair davacı tarafından net, somut delilleri dosyaya sunamadığından kötüniyetli tescil iddialarının yerinde görülmediği, davacının dayandığı bir hukuki sebepte markanın kullanmama sebebiyle davalıya ait  2009/... sayılı ... markasının iptaline yönelik bulunduğu, bu çerçevede ispat yükünün davalıya düştüğü, kullanma yükümlülüğünün ihlali nedeniyle davacının isteminin de araştırılması, değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu  2012 ... sayılı ... markası, davalı adına kayıtlı olup, geçerliliklerinin sürdüğü, bu markanın tescil tarihlerinden davanın açıldığı 17/06/2020 tarihine kadar, kullanmamayı hoşgörme süresi geçmiş bulunduğundan, markanın emtiasında kullanım keyfiyetlerinin dava edilebilir nitelikte olduğu, bununla birlikte dava, SMK'nın yürürlüğünden sonra 17/06/2020'de açıldığı, gerek mülga MarkKHK'da gerekse yürürlükteki SMK'nın kapsamında markanın tescillendiği emtiada kullanımı şart koşulmuş olup, kullanmama hali 5 yıllığına hoş görülmektedir. Diğer deyimle bir marka için başvuran taraf, tescilden itibaren kullanma yükümlülüğü altına girdiği, ancak, objektif haklı sebeplerin varlığı halinde, bu kuralın ihlali nedeniyle iptal koşulu oluşsa bile, göz ardı edilebilmekte olduğu, burada kastedilen kullanmamaya ilişkin haklı sebep, marka sahibinin iradesi dışındaki ekonomik buhran ve çöküntü, savaş, doğal afet gibi objektif hallerden doğduğu, ki bunların marka sahibinin iradesi dışında olduğu, bu davada davacının iptal sebebine bağlı olarak uygulanacak hükümlerin, SMK'nın 9, 26 ve geçici 4. maddede yer aldığı, marka, mülga MarkKHK’nın yürürlükte olduğu sırada başvurulmakla, o şartlara göre dahi 14. madde gereğince iptale tabi olduğu, ancak AYM’nin SMK yürürlük tarihi olan 19.01.2017’den 4 günce bu hükmü iptal etmiş olması konuyu bulanık kılmıştır. Buna rağmen dört gün sonra aynı ilke yeniden canlanmıştır. Marka, gerek KHK'nın 14. Maddesine göre gerekse SMK'nın 9 ve 26. Maddesine göre kullanmama halinde iptale tabidir. Bu ilke, aynı zamanda, TRIPS 19/1. maddesi kapsamında yer almakta olup, ülkemiz, bu anlaşmaların üyesi olarak ticarette fikri mülkiyet haklarının evrensel çapta korunması ve uygulanabilmesi yönünde tedbirler almakla yükümlü olduğu, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Haklarının Korunması konusundaki anlaşma kapsamında üye ülkeler, en az 3 yıl kullanılmayan markanın iptali konusunda yasa düzenlemesi yapmayı üstlenmekte olduğu, 3 yıllık sürenin minimum standart süre olduğu, her üye ülkenin yaptığı gibi ülkemiz de, bu süre konusunda belli bir düzenleme yaptığı, bu anlaşma üye devletlere kullanılmayan markaların sicilden elimine edilmesi için düzenleme yapma yükümlülüğü öngördüğü, aksi takdirde, şeklen geçerli tescile dayalı markalar kullanıma konulmadıkları halde, 3. kişilerin ticari girişimlerine engel oluşturacak, yerli veya yabancı yeni yatırımları caydıracaktır. Oysa, yasa koyucunun amacı, tescillenen markanın en geç 5 yıl içerisinde ekonomiye aktif olarak dahil edilmesidir. MarkKHK'nın 42/1-c maddesi AYM'nin 09/04/2014 tarih 2013/147-2014/75 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bununla birlikte MarkKHK'nın 14. Maddesi, kullanma yükümlülüğünü ve aksi halde markanın iptalini öngörme, içeriği ile yürürlükte kalmaya devam etmiştir ve bu hükme göre mahkemelerce kullanılmadığı anlaşılan markaların SMK'nın yürürlüğüne kadar iptali yolunda kararlar elde edilmiş ve uygulanmıştır. Ancak MarkKHK'nın 14. maddesi dahi 14/12/2017 tarih 2016/148-2017/189 sayılı karar ile iptal edildiği, bu iptal ise, 06/01/2017'de yayınlanarak yürürlüğe girmiş olup, yasa koyucuya süre verilmediği, bununla birlikte, aynı yükümlülüğü ve yaptırımı öngören SMK'nın 9. maddesi 10/01/2017'de yürürlüğe girmiştir. Aradaki 4 günlük boşluk, SMK'nın yürürlüğünden önce açılmış derdest dosyalarda, AYM'nin iptali nedeniyle, davaların reddi sonucunu doğurduğu, çünkü, bu derdest davalar bakımından kazanılmış bir hak söz konusu olmadığından, AYM iptal kararının yol açtığı yasal dayanıksızlık etkili olduğu, işbu dava SMK'nın yürürlüğünden sonra açılmış olup, 4 günlük kesintiye rağmen süreklilik arz eden kuralın geçerli bulunduğu, bu bakımdan, dava tarihinden geriye doğru 5 yıl 4 günlük süre boyunca kullanım araştırılması gerektiği, davalı adına kayıtlı 2012/... sayılı ... markasının kullanımını gösteren delilleri incelendiğinde, tescil edildiği sınıflarda yasanın aradığı şekilde ciddi bir kullanımının olmadığı, ispat külfeti kendisine düşen davalının markayı kullanımını ispatlayamadığı, davacıların markanın kullanılmama nedeniyle iptal taleplerinin yerinde olduğu anlaşılmakla, bu yönden talepleri yerinde görüldüğünden asıl ve birleşen dosya davacılarının davasının kısmen kabulü ile, asıl ve birleşen dosya davalısı adına tescilli 2012/... nolu markanın kullanılmama nedeni ile iptaline, sicilden terkine, asıl ve birleşen dosya davacılarının sair taleplerinin reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı asıl davada davacı ... İnc vekili, birleşen davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Asıl davada davacı ... İnc vekili, asıl ve birleşen dosya davalısı adına tescilli 2012/... nolu markanın kullanılmama nedeni ile iptaline, sicilden terkine yönelik verilen ilk derece mahkeme kararına bir itirazlarının bulunmadığını, asıl ve birleşen dosya davacılarının sair taleplerinin reddine yönelik verilen kararın ortadan kaldırılarak, davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, dava konusu markanın davacı markası ile birebir aynısı olduğunu, davalının ... markasını kötüniyetle kendi adına tescil ettirdiğini, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde belirtildiği üzere davacının dünya çapında bilinen ve özdeşleştirilen ... markalarının gerçek, üstün ve öncelikli hak sahibi olduğunu, davacının ... markalarının, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa Birliği nezdinde tescilli olduğunu, davacının markasına ait A.B.D tescil belgeleri suretlerinde, ... markasının 1924 yılından beri kesintisiz bir şekilde davacı tarafça kullanıldığının teyid edildiğini, davalı taraf davacıya ait ... markasını Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde, 2012 ... sayı ile kendi adına haksız ve kötü niyetli bir şekilde tescil ettirdiğini, mahkemece kötüniyete ilişkin gerekçeler hakkında dosya kapsamında bilirkişilerce dosyaya sunulan bilirkişi raporunda yapılan incelemeler neticesinde Türkiye'de sektörel anlamda değerlendirme yapıldığında davacıya ait ... ibareli ürünlerin bilinirliğinin bulunduğunun tespit edildiğini, bununla birlikte davacıya ait www...com adresli web sitesinde yapılan inceleme neticesinde davacının bu markayı kullandığının tespit edildiğini, davacının sektöründe dünya çapında lider konumda olduğunu, tanınmışlığını ve davalı tarafın da aynı sektörde faaliyet göstermesi nedeniyle davalı tarafın bu markayı bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının dünya çapında her çeşit tüketici nezdinde yüksek bilinirliğe sahip ... markasının tanınmışlığından, çekim gücünden ve güvenirliliğinden faydalanmak amacıyla kötüniyetle kendi adına tescil ettirdiğini ve davacı tarafın markasını gasp ettiğini, delillerle sabit olduğu gibi ... markasının gerçek hak sahibinin davacı şirket olduğunu, davalı şirketin esasen kötüniyetli olduğunu, kötüniyetle yapılan tesciller yönünden süreye bağlı olmaksızın hükümsüzlük davasının ikame edilebileceğini, davanın tümden kabulü ile davaya konu markanın kapsadığı mal ve hizmetler için hükümsüzlüğüne, aynı zamanda 6769 SMK'nun 9.maddesi ve geçici 4.maddesi uyarınca söz konusu markanın kullanmamadan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tBirleşen davada davacı ... vekili, terditli olarak açılan davada davalı markasının kötüniyetli tescil sebebi ile hükümsüzlüğü ve sicilden terkini yönündeki asli taleplerinin reddedildiğini, ancak kullanmama sebebiyle davalı markasının iptali ve sicilden terkini yönündeki feri taleplerinin kabul edildiğini, birçok Yargıtay kararlarında görüldüğü gibi ilk derece mahkemesinin terditli olarak açılan davada, asli talebin reddedilmiş olması sebebiyle davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\t Asıl ve birleşen davada davalı vekili, davacı taraf adına tescilli olduğunu iddia ettiği markanın tanınmış bir marka olduğunu, tanınmış marka tespitinde dikkate alınması gereken kriterlerin toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesinin, kullanım süresinin ve kullanım derecesinin, marka promosyonlarının kapsadığı coğrafi alan, promosyonların süresini ve derecesinin markaya atfedilen bir değer olduğunu, davacı tarafın ... markasını 1912 günümüze kadar tescilli kullandığını iddia etse bile dosya delilleri arasında işbu tescile ilişkin belgeyi ibraz edemediğini, dolayısıyla davacıya ait olduğu iddia edilen markanın davalı tarafın tescil ettirdiği tarihin 2012 senesi itibari ile tanınmış olduğuna ilişkin dosyaya herhangi bir delilin bulunmadığını, davacının davalının işbu markayı kötü niyetli olarak tescil ettirdiğine dair iddiasının ise afaki bir iddiadan öteye gitmediğini, davalı ... markasını hak sahibi olduğunu iddia eden firmadan önce tescil ettirdiğini, davalı ilgili markayı tam 8 sene önce tescil ettirdiğini ve asla davacı şirketin faaliyetini engelleme yada bu markayı kullanmak isteyenleri tuzağa düşürmek çabası bulunmayıp, sadece markayı kendi ticari faaliyetlerinde kullanmak için Türkiye'de  adına tescil ettirdiğini, kaldı ki davacı markası olduğunu iddia ettiği markayı Türkiye'de bir fiil kullandığına ilişkin dosyaya herhangi bir delilde sunamadığını, esas dosyasından bulunan bilirkişi raporu ile davalının satış hesaplarının yurtiçi satışlar şeklinde açıldığını, ... markasını öne çıkarır kayıtlarının bulunmadığını, alış faturalarından hareketle dava tarihinden önce beş yıl ve  geriye dönük üç ay süre ile ... markasıyla satış yapıldığına dair kayıt bulunamadığını beyan ettiğini, dosyaya sunulan web sitesi kayıtları incelenmediği için  böyle bir yanılgıya düşüldüğünü, kaldı ki davalı şirketin e-fatura düzenlediğini, SMK 26/4 maddesi uyarınca markanın iptaline ilişkin şartların oluşmadığını, bu sebeple mahkemenin vermiş olduğu işbu hatalı kararın kaldırılarak davacı taleplerinin tümden reddine karar verilmesini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini, iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın  asıl ve birleşen dosya davacılarının davasının kısmen kabulü ile, asıl ve birleşen dosya davalısı adına tescilli 2012/... nolu markanın kullanılmama nedeni ile iptaline, sicilden terkine, asıl ve birleşen dosya davacılarının sair taleplerinin reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\tYerel Mahkemece taraf delillerinin toplanılmasından sonra dosyanın marka vekili ve mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetine tevdii edilerek 08.04.2021 tanzim tarihli bilirkişi heyet raporunun alındığı, alınan bilirkişi heyet raporunun hüküm kurmaya elverişli ve yeterli mahiyette bulunduğu, İDM'ce söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınmak suretiyle  marka başvurularının tescilinde “ilk gelen alır” ilkesinin geçerli olduğu, bununla birlikte marka başvurusu daha sonra olmakla birlikte, 6769 sayılı SMK’nın 6/3.m. uyarınca, markaya konu işaret üzerinde önceki tarihli başvurudan daha öncesinde bir hak elde edilmiş ise, bu hakka dayanarak önceki tarihli markanın hükümsüzlüğünü talep edilebileceği, marka üzerinde öncelik hakkının markayı ihdas ve istimal eden maruf hale getiren kişiye ait olduğu, eskiye dayalı kullanım iddiası ile açılan hükümsüzlük davasında davacının dava  konusu ibareyi yerelde çok geniş coğrafyada yoğun bir şekilde kullanımı sonrasında belirli bir ayırt edicilik kazandırdığını ispatlaması gerektiği, her ne kadar davacıların \"...\" markasının gerçek hak sahipliğinden dolayı davalı markasının SMK.m.6/3 uyarınca hükümsüzlüğünü talep etmiş ise de, davasını 5 yıllık hak düşürücü sürede açmadığından taleplerinin yerinde görülmediği, Sınai Mülkiyet Kanunun 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedildiği, tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesinin de mümkün olduğu, çünkü bu düzenlemelerin esasen TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibaret olduğu (Yargıtay HGK 16/07/2008 T., 2008/11-501 Esas, 2008/507 Karar) ,yasada kötü niyetin bir tanımının yapılmadığı, hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulan veya tescil ettirilen marka olarak tanımlanabileceği, dosya kapsamında toplanan deliller dikkate alındığında davacıların Türkiye'de tescilli bir markasının olmadığı, davalı ile davacının herhangi bir ticari ilişkinin tespit edilemediği, davalının davacının markasını bildiği ve bundan haksız olarak yararlanmak için tescil ettirdiğine dair davacı tarafından net, somut delilleri dosyaya sunamadığından kötüniyetli tescil iddialarının yerinde görülmediği,  dava konusu  2012 107478 sayılı ... markası, davalı adına kayıtlı olup, geçerliliklerinin sürdüğü, bu markanın tescil tarihlerinden davanın açıldığı 17/06/2020 tarihine kadar, kullanmamayı hoşgörme süresi geçmiş bulunduğundan, markanın emtiasında kullanım keyfiyetlerinin dava edilebilir nitelikte olduğu, bununla birlikte dava, SMK'nın yürürlüğünden sonra 17/06/2020'de açıldığı, gerek mülga MarkKHK'da gerekse yürürlükteki SMK'nın kapsamında markanın tescillendiği emtiada kullanımı şart koşulmuş olup, kullanmama hali 5 yıllığına hoş görüldüğü, diğer deyimle bir marka için başvuran taraf, tescilden itibaren kullanma yükümlülüğü altına girdiği, ancak, objektif haklı sebeplerin varlığı halinde, bu kuralın ihlali nedeniyle iptal koşulu oluşsa bile, göz ardı edilebilmekte olduğu, burada kastedilen kullanmamaya ilişkin haklı sebep, marka sahibinin iradesi dışındaki ekonomik buhran ve çöküntü, savaş, doğal afet gibi objektif hallerden doğduğu, ki bunların marka sahibinin iradesi dışında olduğu, bu davada davacının iptal sebebine bağlı olarak uygulanacak hükümlerin, SMK'nın 9, 26 ve geçici 4. maddede yer aldığı, dava tarihinden geriye doğru 5 yıl 4 günlük sürede davalı adına kayıtlı 2012/107478 sayılı ... markasının kullanımını gösteren delillerden, tescil edildiği sınıflarda yasanın aradığı şekilde ciddi bir kullanımının olmadığı, ispat külfeti kendisine düşen davalının markayı kullanımını ispatlayamadığı, davacıların markanın kullanılmama nedeniyle iptal taleplerinin yerinde olduğu anlaşılmakla, bu yönden talepleri yerinde görüldüğünden asıl ve birleşen dosya davacılarının davasının kısmen kabulü ile, asıl ve birleşen dosya davalısı adına tescilli 2012/107478 nolu markanın kullanılmama nedeni ile iptaline, sicilden terkine, asıl ve birleşen dosya davacılarının sair taleplerinin reddine yönelik kararında herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiş, davalının kötüniyetli olduğu davacı yanlarca kanıtlanamadığından, asıl davada davacı ... İnc vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.<br>\tBirleşen dava davacı ... vekilinin istinaf nedenlerinin irdelenmesinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde davalı tarafın Türk Patent nezdinde tescilli bulunan 2012/107478 numaralı ... markasının tescilli olduğu tüm sınıflardaki emtialar bakımından kötüniyetli tescil sebebi ile hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, şayet bu talepleri kabul görmez ise terditli olarak ... markasının tescilli olduğu tüm sınıflardaki emtialar bakımından kullanmama sebebiyle iptaline ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmekle, birleşen davanın HMK 111.maddesinde belirtilen terditli dava şeklinde açıldığı anlaşılmakla, davanın kabulüne göre davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi isabetli görülmemiştir. Davacı ... vekilinin istinaf istemi bu nedenle yerindedir.<br>\t Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf nedenlerinin değerlendirilmesinde; ilk derece mahkemesince taraflara tüm delillerini, belge ve bilgilerini ibraz etmeleri yönünden iki haftalık kesin süre verilerek, bu süreye ilişkin ihtarda bulunulduğu ve davalı yanca bu kapsamda bildirilen delillerin uzman bilirkişi heyetince tek tek irdelendiği, ilk derece mahkemesine sunulmayan belge ve bilgilerin istinaf aşamasında değerlendirilemeyeceği, dosyada alınan bilirkişi raporunun davalının ticari defter ve kayıtları incelenerek tanzim kılındığı, alınan bilirkişi raporunun hükme esas almaya elverişli ve yeterli mahiyette bulunduğu görülmekle, davalı vekilinin davanın kabul edilen kısmı yönünden ileri sürmüş olduğu istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.\t<br>\tBu durumda, asıl davada davacı ... İnc vekilinin ve asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, birleşen dava davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Asıl davada davacı ... İnc vekilinin ve asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Birleşen dava davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 13.10.2021 tarih 2020/44 Esas 2021/188 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>\t3-Kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile;<br>\tAsıl davada; davacı ... İnc vekilinin davasının KISMEN KABULÜ İLE, davalı adına tescilli 2012/... tescil numaralı markanın kullanılmama nedeniyle İPTALİ ile sicilden TERKİNİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,<br>\tBirleşen davada; davacı ... vekilinin davasının KABULÜ İLE, davalı adına tescilli 2012/107478 tescil numaralı markanın kullanılmama nedeniyle İPTALİ ile sicilden TERKİNİNE, <br>\tAsıl dava yönünden;<br>\t492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından başlangıçta peşin olarak alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 373,20 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\tDavacı tarafından yatırılan 54,40 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\tDavacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 5.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\tDavalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 5.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>\tAsıl dosyada davacı tarafından yapılan toplam 1.506,70 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 753,35 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>\tDavalı tarafından yapılan 7,80 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 3,90 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına,<br>\tKullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,<br>\tBirleşen dava yönünden;<br>\t492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından başlangıçta peşin olarak alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 373,20 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\tDavacı tarafından yatırılan 54,40 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\tDavacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\tBirleşen dosyada davacı tarafından toplam 156,20 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\tDavalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>\tKullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,<br>\t4-Asıl davada davacı ... İnc yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL'den peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın asıl davada davacı ... İnc'den alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t5-İstinaf başvurusu nedeniyle asıl davada davacı ... İnc tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>\t6-Asıl ve birleşen davada davalı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 + 427,60 TL'den peşin alınan 59,30 TL + 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 736,60 TL'nin asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t7-İstinaf başvurusu nedeniyle asıl ve birleşen davada davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>\t8-Birleşen davada davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde birleşen davada davacıya iadesine,<br>\t7-İstinaf başvurusu nedeniyle birleşen davada davacı tarafından yapılan 162,10 TL başvurma harcı, 47,00 TL tebligat masrafı olmak üzere toplam 209,10 TL istinaf yargılama giderinin asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak birleşen davada davacıya verilmesine,\t\t<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 18.09.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"da451df6b9a3f9e6","SID":"ea8d49a6212b91cf"}}