{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/111 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1499<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 13.10.2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/99 E. - 2021/189 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Markanın Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüz ve Haksız Rekabet <br>KARAR TARİHİ\t: 12.09.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 12.09.2024<br><br>\tTaraflar arasındaki davadan dolayı İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk  Mahkemesince verilen 13.10.2021 gün ve  2020/99 E. - 2021/189 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı ve  davalı ... Tic. Ltd. Şti. t tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için  üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA : Davacı vekili, ... ilçesinden çıkarılan içme suyunun davacı tarafından marka tescili yapılan ve şişelenerek pazarlanan ilk kaynak suyu olduğunu, “ ... ” veya sadece “ ... ” ibaresinin davacı tarafından üretilip pazarlanan sular üzerinde 1970 yılından itibaren kullanılan ilk ambalajlı  su markası olduğunu, 50 yıldır kesintisiz bir şekilde kullanılmış ve maruf hale getirildiğini, “...” ibaresi müvekkili olan ... Belediyesi adına 8 Ocak 1969 tarihinde Sanayi Bakanlığı nezdinde marka olarak tescil edildiğini, davalı ... Tic. Ltd. Şti.'nin kötüniyetli bir şekilde, davacının gerçek hak sahibi olduğu \"...\" esas unsurlu markaları kendi adına tescil ettirmekte olduğunu ve bu markaları yaptığı sözleşmelerle diğer davalılara  kullandırdığını, davalı ... San. Tic. A.Ş'ye lisans, bu şirket tarafından da diğer davalı ... San. ve Tic. A.Ş.’ne alt lisans verildiğini, bu şirketin Kocaeli ilinde şişelediği suların ise davalı ... Paz. Tic. A.Ş. tarafından \"...\" adı ve markası altında pazarlandığını, davalıların \"...\" su markası üzerinde gerçek ve hukuka uygun herhangi bir hak sahipliği bulunmadığını, davacının marka haklarına tecavüz oluşturan \"...\" marka ve \"....com.tr\" alan adı kullanımları ile aldatıcı pazarlama ve üretim faaliyetlerinin devam ettiğini, davalıların bütün bu ticari faaliyetlerinin haksız, kötü niyetli ve ticari dürüstlüğe  aykırı davacının  marka hakkına ve haksız rekabet kurallarına karşı tecavüz oluşturduğunu, belirterek; davalı ... Tic. Ltd. Şti.'nin kötüniyetli bir şekilde tescil edilen 2019/..., 2018/..., 2018/..., 2003/..., 85/..., 84/... numaralı davalılar tarafından başvurusu yapılan markaların hükümsüzlüğüne, davalıların kullanımının davacının marka hakkına ve haksız rekabet kurallarına aykırılık oluşturduğunun tespiti ile haksız rekabetin men’i ile davalıların buna ilişkin eylemlerin durdurulmasına ve ürünlerin üretimine, pazarlamasına, dağıtılmasına ve üretim satışa vasıta olan her türlü makina-araç-gerece el konulmasına, markaların amblemini/şekil/marka ismi taşıyan her türlü ürünün piyasadan toplatılmasına, imhasına ve ortadan kaldırılmasına,  kararın ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı ... San. Tic. A.Ş. vekili, davaclı ile diğer davalı ... A.Ş. arasında \"...\" markalı ürünün üretilmesine yönelik bir sözleşme imzalandığını, İl Sağlık Müdürlüğü'nün üretim izni ile üretim gerçekleştirildiğini, ancak davalılardan ... San. Tic. A.Ş. ve ... A.Ş.'nin taahhütlerine uymadığı için protokollerin fesih edildiğini, dava konusu markalardan \"...\" markasının 2019 ... tescil numarası ile diğer davalı ... Ltd. Sti.  adına tescilli olduğunu, müvekkilinin \"...\"  ibareli marka dışında herhangi bir markaya ilişkin olarak kullanımı olmadığını, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu 2003/..., 84/... ve 85/... nolu markalara yönelik kötüniyetli tescil sebebi ile  2020/112 esas sayılı dosyası dava açıldığını ve derdest olduğunu, davalıya yönelik kötü niyetli tescil davaları var ve devam ederken esaslı unsurları ... olan  2018/... \"...\", 2018/... \"...\", 2019/... \"...\" marka başvurularını davalardan etkilenmemek  amaçlı olduğu, iyiniyetli olmadığını, davacıya ait tescilli bir marka olmadığı, internet sitesi kullanımlarının markasal olduğu, belirtilerek; davanın kısmen kabulü ile 2018/... \"...\", 2018/... \"...\", 2019/... \"...\" markalarının kötüniyetli tescil sebebi ile hükümsüzlüğüne sicilden terkinine, 2003/..., 84/... ve 85/... nolu markalara yönünden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, marka ve haksız rekabet davaları yönünden davacının davasının reddine, tecavüz olmaması ve hükümsüzlük davalarında ilan hakkının bulunmadığından ilan talebinin reddine, hükümsüzlük davasının tarafının Davalı ... Ltd.Şti olup diğer davalıların taraf sıfatının bulunmadığı, yine diğer davalılar yönünden hükümsüzlük ve haksız rekabet şartlarının oluşmadığı davalılar ... San.Tic. A.Ş.,  ...  Paz.Tic. A.Ş. ve  ... San. İnş. Tic. A.Ş. yönünden davanın reddine, karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davacı ve  davalı M... Tic. Ltd. Şti. tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, hükmün infazına da elverişli olmadığını, ihlâlin tespiti, durdurulması ve kaldırılmasına ilişkin talepler karşısında mahkemece verilen kararların bu talepleri kapsayıcı nitelikte olması gerektiğini, ihlâl niteliği taşıyan kullanıma konu her türlü tanıtım gerecinin toplanarak davacıya teslim edilmesi, bundan böyle kullanımın önlenmesine, gerektiğinde tecavüz oluşturan gereçlerin imha edilmesi yönünde verilen kararın gereğinin yerine getirilmesini, kararda markanın hükümsüzlüğü ve iptali ile birlikte, en yüksek tirajlı gazetelerde  ilan edilmesine, kötüniyetli olarak kullanıldığına ve/veya kullandırıldığına ve müvekkil Belediyenin marka hakkına ve haksız rekabet kurallarına karşı tecavüz oluşturduğunun ve bu kullanımların haksız olduğunun tespitine, Haksız rekabetin men’i ile davalıların buna ilişkin eylemlerin durdurulmasına bu eylemlerin bütün sonuçları ile ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, davalı markalarının kötü niyetli kullanımı ve  marka haklarına tecavüz bakımından davalı şirket ile menfaat birliği içinde ve ortak hareket  ... Pazarlama Tic. A.Ş. tarafından hükümsüzlüğüne karar verilen markalar adı altında halen pazarlanmaya devam edildiğini, buna yönelik tedbir kararı verilmesi gerektiğini belirterek; kararın kaldırlmasını talep etmiştir.<br>\tDavalı ... Tic. Ltd. Şti. vekili, dava dilekçesinin davalıya usulüne uyğun tebliğ edilmediğini, davaya süresinde cevap verildiğini, davabın süresinde açılmadığını, derdest olduğu kabul edilen 2020/112 E. Sayılı dosyada ana markalar olan 2003/..., 84/... ve 85/... nolu markalara yönelik kötüniyetli tescil iddiası ile devam eden dava olan 2020/112 E. Sayılı dosyanın bekletici mesele yapılmadığını, davacının ... Markası ve/veya ibaresi üzerinde mutlak hak sahibi olarak görülmeyeceğini, 84/... - 85/... - 2003/... sayılı markaların ilk kez tescilini yapan ... A.Ş. ile Davacı Belediye arasında imzalanan 25.03.1983 tarihli imtiyaz sözleşmesi ve 1985, 1988 ve 1995 tarihli protokoller gereğince de davacı belediye hak sahibi olmadığını, davalının tescile güvenen iyi niteli üçüncü kişi olduğunu,  markaları ilk kez tescil eden ... A.Ş'nin markaları tescil etmesinde herhangi bir kötüniyet, hukuka ve sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, davacının bu şirketin % 10 ortağı olduğunu, davacının kötüniyeli olduğunu, “...” ibareli markaların cebri icra yoluyla satılması sonucunda öncelikle ihbar olunan dava dışı ... A.Ş. uhdesine geçtiğni, davaya konu markaların hiçbir zaman davacı belediye adına kayıtlı olmadığı gibi davacı belediyeye de ait olmadığını, davacının iyinitetinin korunması gerektiğini, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, markanın hükümsüzlüğü, marka hakkına ve haksız rekabet kurallarına aykırılık oluşturduğunun tespiti ile haksız rekabetin men’i ile davalıların buna ilişkin eylemlerin durdurulmasını istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulü ile 2018/..., 2018/..., 2019/...  markalarının kötüniyetli tescil sebebi ile hükümsüzlüğüne sicilden terkinine, 2003/..., 84/... ve 85/... nolu markalara yönünden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, marka ve haksız rekabet davaları yönünden davacının ise reddine, karar verilmiştir.<br>\t1.\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2.\t6769 sayılı SMK’nın geçici 1/1 maddesi uyarınca, sınai mülkiyet  başvurularının sonuçlandırılması yönünden, başvuru tarihinde geçerli kanun hükümlerinin uygulanması gerekirken, münhasıran açılan hükümsüzlük davaları ile tecavüz davaları yönünden SMK’nın 192. maddesi uyarınca davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan yeni SMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin 17.03.2021 tarih 2020/1412 E, 2021/2516 K.).<br>\t3.\tHMK'nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Bu hak; yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirilmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir. HMK'nın 297. maddesinde kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Yine, HMK'nın 298/2 maddesine göre; gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı da olamaz.<br>\t4.\tAnayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine \"adil yargılanma\" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (AYM, Birinci Bölüm, Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017,).<br>\t5.\tGerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir, Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz (AYM, Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Yargılama sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline neden olabilecektir. Bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli karar hakkı yönünden zorunludur.(Anayasa Mahkemesi, Sencer Başat ve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014 )<br>\t6.\tAnayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda kanun yolu incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, kanun yolu incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan \"Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir\" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne  var  ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile  tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından  kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.<br>\t7. Eldeki davaya konu somut uyuşmazlıkta davacının davası markanın hükümsüzlüğü ile davalıların mevcut kullanımın marka hakkına ve haksız rekabet kurallarına aykırılık oluşturduğunun tespiti ile haksız rekabetin önlemesi, durdurulması, kaldırılması istemine ilişkin olup, İDM tarafından tecavüzün tespiti ve haksız rekabet talebine yönelik kararda her hangi bir tartışma ve gerekçeye yer verilmeksizin hüküm oluşturulduğu anlaşılmaktadır.<br>\t8.\tDavacı markanın hükümsüzlüğü ile  davalıların mevcut kullanımın marka hakkına ve haksız rekabet kurallarına aykırı olduğunun tespiti ile haksız rekabetin önlemesi, durdurulması, kaldırılması, istemini tek bir dava içinde talep etmiştir. Davacının davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemlerini tek bir davada isteyebilmesi mümkün olup, bu duruma objektif dava birleşmesi denilmektedir. 6100 sayılı  HMK'nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.<br>\t9.\tDavacının dava açılırken maktu başvuru ve maktu peşin harç yatırdığı anlaşılmaktadır. Eldeki davada davacının esasta maktu harca tabi iki davası bulunmaktadır. Nitekim  markanın hükümsüzlüğü ile marka hakkına ve  haksız rekabet kurallarına aykırılığın tespiti ile haksız rekabetin önlemesi, durdurulması, kaldırılması talebi de maktu harca tabidir. 492 sayılı Harçlar Kanunu harç alınması veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini ve harcı yatırılmaması halinde de ne gibi bir mukteza tayin edileceğini 30. ve 32. maddelerinde hükme bağlamıştır. Bu çerçevede davalıların mevcut kullanımının marka hakkına ve  haksız rekabet kurallarına aykırı olduğunun tespiti ile haksız rekabetin önlemesi, durdurulması, kaldırılmasına yönelik talep yönünden davacı tarafa eksik maktu peşin harcın re'sen tamamlatılması için  önel verilip sonucuna göre işlem yapılmadır. Bir başka ifade ile marka hakkına ve haksız rekabete tecavüz yönünden eksik harcın Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca tamamlattırılmasından sonra davalıların kullanımının marka hakkına ve  haksız rekabet kurallarına aykırı olduğunun tespiti ile haksız rekabetin önlemesi, talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekir.<br>\t10.\tİstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi veya gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.<br>\t11.\tİstinaf incelemesi yapılan yukarıda yazılı kararın gerekçesinde, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillere, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplere yer verilmediği, kararın gerekçesiz olduğu anlaşıldığından HMK’nın 297. maddesinde belirtilen şekilde ve denetime elverişli gerekçe içerir ve denetlenebilir bir hüküm olduğundan söz edilemez.<br>\t12.\tKabule göre de; marka, tescilli ise tescil kapsamındaki ürün veya hizmetlerden; tescilsiz ise de tescilsiz kullanılan ürün ve hizmetten bağımsızdır. Dolayısıyla, geçerliliği de yine ürün ve hizmetten bağımsızdır. Korunması da, şartları varsa, hem telif haklarıyla hem de tescilli olup olmamasına göre 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (6769 sayılı SMK)  veya Türk Ticaret Kanunu’nun Haksız Rekabet hükümlerine göre gerçekleşir. Markalarda spesiyalite prensibi geçerli olup; marka, hangi mal ve hizmet için tescil edilmişse veya tescilsiz olarak hangi mal ve hizmet için kullanılmışsa, bu mal veya hizmetler yönünden sahibine bu işaret üzerinde herkese karşı ileri sürülebilecek inhisari haklar verir ve üçüncü kişiler bu işareti markanın kullanıldığı mal ve hizmetlerle aynı veya bunların benzeri mal veya hizmetler için kullanamazlar. Bu şekildeki izinsiz kullanım; tescilsiz marka yönünden, Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabet hükümleri çerçevesinde anlamında haksız rekabet teşkil ederken, tescilli marka yönünden de 556 sayılı KHK (6769 sayılı SMK)  gereğince marka haklarına tecavüz oluşturur. ( Yargıtay HGK'nun  12.12.2007 tarih ve  2007/11-965  E. 2007/961 K. ) <br>\t13.\tBir markanın kötü niyetle tescil ettirilmesi hali, mülga 556 sayılı KHK’da açıkça bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmamış ise de, MK 2. maddesinden hareketle, kötü niyetle marka başvurusu bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. 556 sayılı KHK'nın 42. maddesine dayalı olarak açılan hükümsüzlük davasının tescil tarihinden itibaren 5 yıllık  hak düşürücü  içinde açılması gerekir. Ancak, kötüniyetin varlığı halinde ise hükümsüzlük davası her zaman açılabilir. 556 sayılı KHK'nın 35/1. maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak ileri sürülebilmesi mümkün olduğu gibi sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın ruhuna ve amacına uygundur. Çünkü, KHK'nın  35/1 ve 42/1.a maddelerindeki düzenlemelerde esasen, MK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük hali olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nın 2. maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından aynı sonuca ulaşılmalıdır. Zira, marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle markadan doğan hakların kötüye kullanılması amacıyla yapılan marka tescili, kötü niyetli marka tescili olarak kabul edilmektedir. Hangi şekilde yapılan marka başvurularının kötü niyetle yapılmış sayılacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmayıp, her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. Bununla birlikte uygulamada ve öğretide, kendisine duyulan güveni kötüye kullanan kişilerin başvurusu, markayı kullanmak amacıyla değil başkalarının ticaretine engel olmak amacıyla, başkalarından para koparma veya şantaj yapma amacıyla yapılan başvurular kötü niyetli marka başvuruları olarak kabul edilmektedir. ( Yargıtay 11. HD'nin 09.12.2019 tarih ve  2019/1285 E. - 2019/8003 K.,13.02.2019 tarih ve 2017/3943 E, 2019/1154 K  11.09.2000 tarih ve 2000/5607 2000/6604, 08.04.2002 tarih ve 2002/10860 E- 2002/3275 K, HGK'nın 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501 E. - 2008/507 K. )<br>\t14.\tMarkanın kötüniyetli tescil edildiği durumlarda, sağlanan marka korumasından faydalanılarak verilen zararlarda, markanın tescilli olması hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemez. Dürüstlük kuralına aykırı hareket eden bir kişinin, elde etmek istediği sonuç hukuk düzenince korunmayacaktır. Kötüniyetli marka tescili hükümsüzlük nedenidir ve verilen hükümsüzlük kararı geçmişe etkilidir. Geçmişe etkili olma kuralının istisnalarından biri, markanın tescilli olduğu dönemde kesinleşmiş ve uygulanmış tecavüz davası kararlarıdır. Ancak, bu istisnai durumda da marka sahibinin kötüniyetli davranışından kaynaklanan zararın tazmini talepleri saklı tutulmuştur. O hâlde; davalı marka kullanımının  marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği kuşkusuzdur. Hâl böyle olunca, mahkemece az yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olguları gözetilerek davalı markasının kötüniyetle tescil edildiğinden bahisle hükümsüzlüğüne karar verilmesi durumunda, tescilli markanın tescil edildiği şeklinde kullanımı hâlinde dahi davalı kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturacaktır. ( Yargıtay HGK'nun 01.02.2023 tarih ve  2023/11-83 E. -  2023/7 K. )<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve  değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.\t<br>\tH Ü K  Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı ve davalı ... Tic. Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 13.10.2021 tarih 2020/99 E. - 2021/189 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,<br>\t5-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"58e59772cd2d71ac","SID":"c4d7570baf70b772"}}