{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>46. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/364 <br>KARAR NO: 2024/1434<br>KARAR TARİHİ: 12/09/2024<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E   A D L İ Y E   M A H K E M E S İ    K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 19/10/2022<br>NUMARASI: 2021/646 Esas - 2022/747 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Taşınır Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu. <br>G E R E Ğ İ   D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; davalı şirketten satın alınan -0- km aracın ayıplı olduğu iddiasıyla, aracın yenisi ile değiştirilmesi ve araç için yapılan masrafların ve aracın tamiri süresince uğranılan kira bedelinin tazmini istemine ilişkindir. Davalı vekili, Yargıtay İçtihatlarına göre delil tespiti üzerine alınan raporun, rapora itiraz edilmiş olması sebebi ile hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, rapora müvekkili şirketçe itiraz edildiğini, davanın eksik harçla açıldığını, esasa girilmeksizin usulden reddedilmesinin gerektiğini, dava konusu araçta ayıp olarak nitelendirilebilecek bir sorun bulunmadığını, davacı tarafın aracı kullanmaya devam etmekte olduğunu, araçtan faydalanmamanın söz konusu olmadığını, davacı yanın şikayetlerinin gerçeği yansıtmadığını, haksız ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davaya konu aracın 22/09/2018 tarihinde trafiğe çıktığını, 09/11/2018 tarihindeki son servis kaydına göre toplam 808 km yol katettiğini, davaya konu araçta kullanılması gereken ve üreticinin belirlediği yakıt tipinin yakıt deposu kapağında yazdığını ve kullanma kılavuzunda belirtildiğini, üreticinin belirlediği yakıt dışında, farklı özellikler içeren yakıtların kullanılması durumunda motor ve donanımlarda maliyeti yüksek hasarlar oluşmasının oldukça büyük olasılık olduğunu, araçta farklı yakıt ile yapılan sürüş şartlarına, süresine ve kat edilen mesafeye göre değişen oluşumların hemen veya bir süre sonra ortaya çıkabildiğini, davacıya konu hakkında bilgilendirme yapıldığını, yapılan ve yapılacak işlerin ve olası onarım ihtiyaçları konusunda açıklamalarda bulunulduğunu, onay alınarak onarıma geçildiğini, teşhis ve tespitler doğrultusunda yakıt pompasının, yüksek basınç pompasının, enjektörlerin değiştirildiğini, yakıt deposu/hattının temizliği/boşaltımı gibi işlemlerin yapıldığını ve özel test cihazları ile elektronik yönetim sistemleri ile sorgulandığını, herhangi bir veri sapması kaydının alınmaması sonrasında test cihazı bağlı bir şekilde test sürüşünün gerçekleştirildiğini ve aracın bu sürüş testi sonucunda başka bir onarın ihtiyacı gerektirmediği sonucuna ulaşıldığını, araçta farklı yakıt ile yapılan sürüş şartlarına, süresine ve kat edilen mesafeye göre değişen oluşumların hemen veya bir süre sonra ortaya çıkabileceğinin teknik kuralı hatırlatılarak aracın kullanıma sunulduğunu, davaya konu aracın yakıt aldıktan sonra motorunun durduğunu ve arıza yaptığını, sistemin bunu kaydettiğini, aracın satıldıktan sonra alıcısına teslimi sırasında yakıt deposunda su bulunmamaktadır şeklinde yer verilen iddiayı doğrulayacak bir dayanağın söz konusu olmadığını, aracın yakıt aldığı zamana dek herhangi bir yakıt uyarısı vermediğini, davaya konu aracın davacı tarafından teslim alınana dek hiç sorun yaşamamış olması karşısında yakıt alındıktan 110 km sonra arıza vermesi, bir daha çalışmamasının, sorunun davacı tarafından araç teslimi sonrası almış olduğu yakıttan kaynaklı olduğunu terreddüte mahal vermeyecek şekilde ortaya koyduğunu, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, araçta ayıp olmadığını, bunun uzman bilirkişilerce incelenerek tespit edileceğini, faiz talebinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur. Dairemizin 09/09/2021 T. - 2020/2858E. -  2021/1508K. -  sayılı; \"..Dava dilekçesi ekinde yer alan Kocaeli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davacı tarafça verilen 05/10/2018 tarihli ve 23/10/2018 tarihli dilekçelerine ve  tespit talep dilekçesi üzere tanzim edilen  raporda, davacının Aksaray, Ortaköy'de tüp bayiliği işi ile uğraştığı, alım satıma konu kamyonetin tüp dağıtım işinde kullanılacağı ve \"bu işte kullanılmak üzere\" satın alındığı kendi beyanları ile sabittir.Kamyonetin açık kasa 3 ton yük kapasiteli olduğu, ticari nitelikte hususi araç vasfının bulunduğu anlaşılmıştır. Şu halde  Yarğıtay 13 HD nin  2016/22097 E. 2019/7896K.  sayılı kararında; \"...Somut olayda satış sözleşmesine konu alan aracın trafik kaydı ve satış sözleşmesi incelendiğinde; her ne kadar aracın  hususi kullanım amaçlı kamyonet olduğu yazılı ise de tacir olan davacının beyanına göre  araç iş yerinde kullanılmak amacıyla satın alınmış olup kullanım amacının yük nakli olduğu ve davalı tarafından dosyaya sunulan fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere aracın iş yerinde kullanıldığı sabittir. Ayrıca davacı, dava konusu aracı araç malikinden satın almış olup galerici sadece satışa aracılık etmiştir. Bu durumda davacı tüketici yasasında tanımı yapılan tüketici kapsamında olmadığından, taraflar arasındaki ilişkinin 6502 sayılı yasa kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi değil, Genel Mahkemeler görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkemece davaya \"Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla\" bakıldığı anlaşılmıştır. O halde, mahkemece genel mahkeme sıfatıyla davaya bakılması gerekirken, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılması  usul  ve  yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.\" şeklindedir.Bu itibarla; davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne HMK 353-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yargılamaya devam edilerek esasa yönelik hüküm kurulması için mahkemesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.\" şeklindeki kaldırma kararı sonrası yeniden yapılan inceleme neticesinde İlk Derece Mahkemesi'nce; \"... ayıba karşı tekeffül hükümlerinin satıcı ile alıcı arasındaki hukuki işlemlerde uygulanabileceği, Mahkememizce aldırılan ve somut olaya uygun, teknik açıdan yeterli ve denetime elverişli bulunan bilirkişi  raporuna göre; dosyada bulunan ve dava dışı ... şirketince düzenlenen Akaryakıt Satış Fişinin incelenmesinden, 22.09.2018 günü saat 11.42de ... plakalı araca 66,670 Litre ... markalı dizel yakıtı satıldığı, yapılan araştırmaya göre dava konusu aracın deposunun 70 litre kapasitesinde olduğu, dosyadaki Akaryakıt Satış Fişine göre davacı tarafından araca 66,67 litre yakıt alındığına göre yakıt alındığı sırada aracın deposunda davalı şirketçe konulmuş yaklaşık 3,33 Litre eski akaryakıt olduğunun anlaşıldığı, bu akaryakıtın üzerine % 0,005 oranında su içeren 66,67 litre motorin konulduğunda, yapılan kimyasal analizde belirtilen % 1,411 oranındaki su değerine ulaşabilmek için depodaki eski 3,33 litrelik akaryakıtın yaklaşık % 29unun yani yaklaşık 1 litresinin su olması gerektiği, ancak bu durumda aracın teslim edildiği sırada motorunun çalışması mümkün olmayacağından, aracın deposundaki suyun davalı şirket tarafından araç satılmadan önce aracın deposuna konulduğu yönündeki iddianın geçersiz olduğu ,davacı tarafından araç davalı şirketten teslim alındıktan sonra birkaç yüz metre yol kat edilmiş ve dava dışı ... şirketinden standartlara uygun yakıt alındığı,  bu aşamada araçta bir arıza hali meydana gelmediği, ancak araçta sadece 3,33 litre yakıt olduğu ve bu yakıtla birkaç yüz metre yol kat ettiği dikkate alındığında, bu miktardaki yakıtta, analizde belirtilen 1,411 mg/Kg seviyesinde aşırı su olması halinde aracın motorunun sulu yakıt nedeniyle arıza yapması ve seyrini sürdürememesi gerekirken böyle bir olay olmamasından, aracın yakıt deposunda motorun bozulmasına neden olacak seviyede bir su olmadığının anlaşıldığı, aracın  66,67 litre yakıt aldıktan sonra 100 Km kat ettiği ve bu aşamada aracın motorunun arızalandığı, dolayısıyla araçtaki sulu yakıtın, aracın davalı şirketten teslim alındığı aşamada deposunda olduğu yönünde bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığı, aracın motorundaki yakıtın görünüşünden, aşırı kirli olduğunun görüldüğü, bu derece kirli bir görünüşün, ancak akaryakıta bir verim arttırıcı katkı maddesi eklenmesi halinde meydana gelebileceği, dolayısıyla dava konusu araçtaki motor arızasının, davalı şirketten satın alındığı sırada deposunda mevcut olan akaryakıttan dolayı meydana geldiğinin söylenemeyeceği, bu nedenle dava konusu aracın gizli ayıplı olduğu söylenemeyeceğinden, davacının davalı şirketten talep edebileceği bir maddi zararının mevcut olmadığı tespitinde bulunulmuştur. TMK'nun 6. maddesine göre; herkesin iddiasını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu, 6100 sayılı HMK’nın 190/1 maddesi gereğince ispat yükünün, özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, somut olayda ispat yükünün, çekişmeli olgulardan kendi lehine haklar çıkaran davacı taraf üzerinde olduğu anlaşılmış, ispat yükü üzerinde olan  davacının  dosyaya sunduğu belge ve delillerle  dava konusu aracın gizli ayıplı olduğu yönündeki iddiasının ispatlanamadığı..\" gerekçesi ile, \"Davanın REDDİNE..\" şeklinde hüküm tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Satın alınan aracın ayıplı olduğu iddiasıyla aracın yenisi ile değiştirilmesi olmadığı takdirde zararın tazmini istemine ilişkin eldeki davada, delil tespit değişik iş dosyasında alınan bilirkişi raporu, Total Petrol Şirketi tarafından alınan rapor ve yerel mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporları arasında çelişkilerin bulunduğunu ve bu çelişkilerin giderilmesi gerektiğini, içerisinde sulu yakıt olan bir araç ile 100-200 metre uzaklıktaki benzinliğe gidilip gidilemeyeceği konusunda raporlarda farklı cevapların yer aldığını, yakıt katkı maddesinin söz konusu arızaya sebep olabileceği yönündeki tespitlerin de hatalı olduğunu, heyette kimya mühendisi bilirkişi olmasına rağmen alınan numune yakıtı üzerinde inceleme yapılmadan varsayımla bir tespit yapıldığını, huzurdaki olayda arızaların giderilmesi amacıyla birçok parçanın değiştirildiğini, dolayısıyla araç orijinal halini kaybettiği gibi davacının da araca duyduğu güvenin sarsıldığını, bu haliyle aracın misliyle değişiminin gerektiğinden bahisle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf Sebeplerinin Değerlendirilmesi ve Gerekçe; Davalı şirketten satın alınan -0- km aracın ayıplı olduğu iddiasıyla, aracın yenisi ile değiştirilmesi ve araç için yapılan masrafların ve aracın tamiri süresince uğranılan kira bedelinin tazmini istemine ilişkin eldeki davada, yerel mahkeme tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak, davacı yanca yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır. Hukuk Muhakeme Kanununun 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak  yapılmıştır.Yerel mahkemece daha önce verilen, 26/02/2020 Tarih ve 2019/472 Esas-2020/214 Karar sayılı görevsizlik kararının, Dairemizin 09/09/2021 Tarih ve 2020/2858 Dosya No-2021/1508 Karar sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı sonrası yerel mahkemece davanın esasına ilişkin yargılama yapıldığı ve yapılan yargılama sonucu İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu kararın verildiği anlaşılmıştır.Somut davada taraflar arasındaki uyuşmazlık, -davacı yanın İstinaf istemleri ve kamu düzenine ilişkin olup resen göz önünde bulundurulması gereken haller ile sınırlı olmak üzere- davacı yanca davalı şirketten satın alınan -0- km aracın, ayıplı olarak satılıp satılmadığı, ayıbın niteliği, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunup bulunmadığı ile davacı yanın davalıdan uğradığını iddia ettiği zararların tazminini talep edip edemeyeceği noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.Öncelikle, İstinaf incelemesine konu ihtilafların çözümü açısından uygulanması gereken yasal düzenlemeler ile kavramların açıklanmasında fayda vardır.Kural olarak belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, tarafların ispat etmesi gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) \"D.İspat Kuralları/1.İspat yükü\" başlıklı 6 ncı maddesi uyarınca; \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.\" Aynı yöndeki düzenleme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.\" şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre ispat yükü, ispatı gereken vakıalara dayanan tarafa ait olup, herkes iddiasını ispatla mükelleftir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 207 nci maddesi; \"Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.\"  şeklinde düzenlenmiş, aynı Kanun'un \"Ayıptan Sorumluluk\" başlıklı 219 uncu maddesinde de; \" Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından sorumlu olur.Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.\" şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.Yine 6098 sayılı Kanun'un, \"Alıcının Seçimlik Hakları\" başlıklı 227 nci maddesinde ise; \"(1)Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:-Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.-Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.-Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.-İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.(2)Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.(3)Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.(4)Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.(5)Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir\"  düzenlemesine yer verilmiştir.Hemen belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğunun yani ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcıya 6098 sayılı Kanun'un 227 inci maddesinde belirtilen seçimlik haklar tanınmıştır. Buna göre alıcı sözleşmeden dönebileceği gibi semenin indirilmesini ya da malın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini de isteyebilir. HMK'nın 266 vd. maddeleri uyarınca, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakim, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. HMK'nın 281. maddesinde; tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için mahkemenin, gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.Bu bağlamda hakim, bilirkişi raporunu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Ayrıca, bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemez. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay incelendiğinde; davalı şirketten satın alınan -0- km aracın ayıplı olduğu iddiasıyla, aracın yenisi ile değiştirilmesi ve araç için yapılan masrafların ve aracın tamiri süresince uğranılan kira bedelinin tazmini istemine ilişkin eldeki davada, dosya kapsamına göre, davanın açılmasından önce davacı tarafından Kocaeli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/69 D.İş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunda; -\"Araçta Oluşan Arızanın Nedeni\"ne ilişkin olarak; \"...Tespite konu ... plaka sayılı ... marka araç 21.09.2018 tarihinde İstanbul'dan (... Tic. A.Ş.) satın alınarak yapılan tescilini takiben 22.09.2018 tarihinde yakıt ikmali yapılarak İstanbul'dan ayrılmış ve İzmit yönüne seyir halinde 111 km sınırında arıza yapmıştır. Çekici ile yetkili servise (...) getirilen araç burada test edilmiş ve yakıt sorunu nedeniyle arızalandığı teşhisi konulmuştur. Akredite bir laboratuvarda yapılan testlerde aracın yakıt deposundaki motorinde bulunan su miktarı normalin 70 katı kadar fazla olduğu tespit edilmiştir.Motorlarda kullanılan motorin (mazot-dizel yakıtı) çok yüksek basınç altında yanma odasında (silindir-piston arasında) sıkıştırılmış ve yüksek sıcaklığa ulaşmış havanın içine püskürtülerek ateşleme (yanma) sağlanır ve elde edilen itme gücü ile krank mili dönerek motor çalıştırılarak taşıt hareket eder. Şayet motorinin içinde su olursa öncelikle yanma odasına püskürtülen motorin ateşleme yapamaz ve motor hızla devirden düşerek araç stop eder. Bunun dışında motorinde bulunan su yakıt donanımını oluşturan elemanlarda (yakıt deposu dahil iletim boruları, yakıt besleme pompası, yüksek basınç pompası, enjektörler, silindir-piston çifti, segmanlar vb.) hasarlara sebep olur. Bu hasarlar paslanma, yağlama özelliğini kaybetme nedeniyle (motorinin bir görevi de yağlama yapmaktır) sürtünmeyi arttırarak aşınma oluşumu, yakıt deposunda bakteri oluşumu nedeniyle motorinin kimyasal yapısında bozulmalar şeklinde ortaya çıkar. Somut olayımızda araç satıcı (davalı ... Tic. A.Ş.) tarafından alıcıya (davacı ...) teslim edilirken içinde bulunan yakıtta su bulunmaktadır. Daha sonra (2) nolu davalıdan (... an. Tic, Ltd. Şti.) yakıt alınınca araçtaki sulu yakıt ile karışım elde edilmiş, başlangıçta su karışımı tam oluşuncaya kadar araç yürüyebilmiş ancak yüksek su karışımlı yakıt yanma odasına hakim olunca sıkıştırılarak yüksek sıcaklığa ulaşmış olan hava içinde ateşleme şeklinde yanma olmamaya başlamış ve motor hızla çekişten düşerek sonuçta stop etmiştir. Yine yakıtın içinde bulunan su yakıt donanımını özellikle yakıt deposunun ve iletim hatlarının temizlenmesi, su karışımına hassas olan yakıt besleme ve yüksek basınç pompası ile enjektörlerin yenilenmesi gerekecektir.\" şeklinde ve; -\"Araçtaki Arızanın Kaynağı\"na ilişkin olarak da; \"Araçta oluşan arızanın kaynağı yakıtın kendisi değil içinde bulunan su miktarıdır. Özellikle motorinle (mazotla) çalışan araçlarda yakıt içine su bulunuyorsa son derece sakıncalı bir durum olup öncelikle motorun stop etmesi şeklinde kendini gösterir ardından yanma ve yakıt donanımında birçok arızalara sebep olur.\" şeklinde tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Yerel mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi heyeti raporunda ise özetle; -\"...Dosyada bulunan ve dava dışı ... şirketince düzenlenen Akaryakıt Satış Fişinin incelenmesinden, 22.09.2018 günü saat 11.42de ... plakalı araca 66,670 Litre ... markalı dizel yakıtı satılmıştır. Yapılan araştırmaya göre dava konusu aracın deposu 70 litre kapasitesindedir. Dosyadaki Akaryakıt Satış Fişine göre davacı tarafından araca 66,67 litre yakıt alındığına göre yakıt alındığı sırada aracın deposunda davalı şirketçe konulmuş yaklaşık 3,33 Litre eski akaryakıt olduğu anlaşılmaktadır. Bu akaryakıtın üzerine % 0,005 oranında su içeren 66,67 litre motorin konulduğunda, yapılan kimyasal analizde belirtilen % 1,411 oranındaki su değerine ulaşabilmek için depodaki eski 3,33 litrelik akaryakıtın yaklaşık %29 unun yani yaklaşık 1 litresinin su olması gerekmektedir. Ancak bu durumda aracın teslim edildiği sırada motorunun çalışması mümkün olmayacağından, aracın deposundaki suyun davalı şirket tarafından araç satılmadan önce aracın deposuna konulduğu yönündeki iddianın geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafından araç davalı şirketten teslim alındıktan sonra birkaç yüz metre yol kat edilmiş ve ... şirketinden standartlara uygun yakıt alınmıştır. Bu aşamada araçta bir arıza hali meydana gelmemiştir. Ancak araçta sadece 3,33 litre yakıt olduğu ve bu yakıtla birkaç yüz metre yol kat ettiği dikkate alındığında, bu miktardaki yakıtta, analizde belirtilen 1,411 mg/Kg seviyesinde aşırı su olması halinde aracın motorunun sulu yakıt nedeniyle arıza yapması ve seyrini sürdürememesi gerekirken böyle bir olay olmamasından, aracın yakıt deposunda motorun bozulmasına neden olacak seviyede bir su olmadığı anlaşılmaktadır.Araç 66,67 litre yakıt aldıktan sonra 100 Km kat etmiş ve bu aşamada aracın motoru arızalanmıştır. Dolayısıyla araçtaki sulu yakıtın, aracın davalı şirketten teslim alındığı aşamada deposunda olduğu yönünde bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Aracın motorundaki yakıtın görünüşünden, aşırı kirli olduğu görülmektedir. Bu derece kirli bir görünüş, ancak akaryakıta bir verim arttırıcı katkı maddesi eklenmesi halinde meydana gelebilir. Dolayısıyla dava konusu araçtaki motor arızasının, davalı şirketten satın alındığı sırada deposunda mevcut olan akaryakıttan dolayı meydana geldiği söylenemez. Bu nedenle dava konusu aracın gizli ayıplı olduğu söylenemeyeceğinden, davacının davalı şirketten talep edebileceği bir maddi zararı mevcut değildir...\" şeklinde tespit ve değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmıştır. Bu haliyle yapılan değerlendirmede ise; davacı yanca dava açılmadan önce dava konusu hususta ehil olduğu anlaşılan Makine Mühendisi bilirkişiden aldırılan tespit raporunda; \"...Somut olayımızda araç satıcı (davalı ... Tic. A.Ş.) tarafından alıcıya (davacı ...) teslim edilirken içinde bulunan yakıtta su bulunmaktadır. Daha sonra (2) nolu davalıdan (... San. Tic, Ltd. Şti.) yakıt alınınca araçtaki sulu yakıt ile karışım elde edilmiş, başlangıçta su karışımı tam oluşuncaya kadar araç yürüyebilmiş ancak yüksek su karışımlı yakıt yanma odasına hakim olunca sıkıştırılarak yüksek sıcaklığa ulaşmış olan hava içinde ateşleme şeklinde yanma olmamaya başlamış ve motor hızla çekişten düşerek sonuçta stop etmiştir...\" şeklinde tespit yapıldığı, bilirkişinin bu tespiti ile su karışımı tam oluşuncaya kadar aracın yürüyebileceği kanaatinin bildirildiği; ancak yerel mahkemece alınan bilirkişi heyeti raporunda ise; \"...Bu akaryakıtın üzerine % 0,005 oranında su içeren 66,67 litre motorin konulduğunda, yapılan kimyasal analizde belirtilen % 1,411 oranındaki su değerine ulaşabilmek için depodaki eski 3,33 litrelik akaryakıtın yaklaşık %29 unun yani yaklaşık 1 litresinin su olması gerekmektedir. Ancak bu durumda aracın teslim edildiği sırada motorunun çalışması mümkün olmayacağından...\" şeklindeki tespit ile; su olması halinde motorunun çalışmasının mümkün olmayacağının kanaat edildiği, bu minvalde somut olaya bakıldığında ise, D.İş dosyası üzerinden alınan bilirkişi raporu ile yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu arasında, uyuşmazlığın çözümü açısından önemli olan ve hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde netleştirilmesi gereken bir hususta açık çelişki olduğu anlaşılmaktadır.Az yukarıda da izah edildiği üzere, 6100 sayılı HMK hükümlerine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında, teknik veya özel bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir (m.266/1). Taraflar bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi raporu alınmasını isteyebilirler (m.281/1). Mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığı kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (m.281/2). Mahkeme gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir (m.281/3). Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (m.282/1). Bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu ve bu çelişkinin giderilmesi, teknik bilgiyi gerektirdiği (-somut olayda olduğu gibi-) takdirde, hakim bu çelişkiyi giderecek yeni bir bilirkişiden rapor almalıdır (Bknz. Yargıtay 11. H.D.'nin, 29.02.2024 Tarih ve 2023/4191 Esas-2024/1638 Karar, 3 H.D.'nin, 06.03.2017 Tarih ve 2015/17674 Esas-2017/2555 Karar ve 13. H.D.'nin, 2015/20049 Esas-2017/8255 Karar sayılı kararları). Bu şekilde çelişkiyi gideren rapor almaksızın raporlardan birini esas alarak karar verilmesi halinde hakimin özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir durumda şahsi bilgisi ile karar verdiği gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır (Bknz. Yargıtay 15. H.D.'nin, 22.10.2018 Tarih ve 2018/4339 Esas-2018/3962 Karar sayılı kararı). Ayrıca somut olayda, yerel mahkemece alınan bilirkişi heyeti raporunda, Kocaeli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/69 D.İş sayılı dosyasından alınan raporun tartışılmadığı, sadece raporda tespiti yapılan hususların özetinin yapılması ile yetinildiği, ilgili raporda tespiti yapılan hususlara niçin itibar edilmediğinin, teknik bir dille açıklanmadığı, yerel mahkemece de D.İş sayılı dosyadan alınan rapora itibar edilmeme nedeninin gerekçede tartışılmadığı ve bu haliyle de yerel mahkemece, 6100 sayılı HMK'nın 281/3. maddesi uyarınca maddi gerçeğin ortaya çıkması için, önceki bilirkişilerden farklı konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden, raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek, taraf itirazlarını karşılayacak bir rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, çelişki giderilmeksizin alınan bilirkişi heyeti raporuna göre karar verilmesi isabetli görülmemiştir. Bu itibarla da; dava dosyasının kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davacının İstinaf isteminin HMK'nın 353/1-a-6 ıncı maddesi gereği kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesi ile, yerel mahkemece az yukarıda izah edildiği üzere, 6100 sayılı HMK'nın 281/3. maddesi uyarınca maddi gerçeğin ortaya çıkması için, önceki bilirkişilerden farklı otomotiv konusunda uzman 2 Makine Mühendisi ve 1 de mümkün se akaryakıt konusunda uzman Kimya Mühendisi olmak üzere 3 kişilik bir bilirkişi heyetinden, davaya ilişkin olan ve yine az yukarıda ayrıntısı yazılı olan mevzuat hükümleri kapsamında, raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek, taraf itirazlarını karşılayacak bir rapor alınıp hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği kanaatine oy birliğiyle varılarak, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1.Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-6 uyarınca İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/10/2022 tarihli ve 2021/646 Esas - 2022/747 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.Yukarıda belirtilen kapsamda deliller toplanarak esas yönden yargılama yapılması hususunda dosyanın kararı veren İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, 3.Harçlar yasası uyarınca yatırılan 80,70 TL harcın talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca  ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,12/09/2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"16048552423a5407","SID":"34059865451417d9"}}