{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS     NO\t: 2021/404 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1308<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/12/2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/917 Esas  2020/564 Karar <br>DAVA\t\t: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ\t: 04/07/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 04/07/2024 <br> <br>İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/917 Esas ve 2020/564 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; Müvekkili şirket ile davalı borçlu arasında birim fiyatı 1,160 USD olan 50.688 adet \"...\" tuzlu pişirme spreyi ürününün satın alınması hususunda anlaşıldığını, söz konusu satım akdine istinaden müvekkili şirket adına düzenlenen 12.02.2018 tarihli 58.798,08 USD bedelli fatura içeriği kapsamında davacıya gönderildiğini, müvekkili şirketin ürünleri teslim alıp kullanmaya başladığında ise ürünlerden farklı ve dayanılmaz derecede kötü bir koku geldiğini farkettiğini ve bu durumun davalıya gerek sözle gerek elektronik posta yolu ile bildirildiğini, taraflar arasında yapılan müzakereler sonucu davalı şirket müdürü ...'ın 31.05.2018 tarihinde satışa konu fatura üzerine kendi el yazısı ile 04/06/2018 tarihinde 20.000 USD, 30/06/2018 tarihinde 15.000 USD, 15/07/2018 tarihinde 15.000 USD, 30/07/2018 tarihinde 10.000 USD olmak üzere toplam 60.000 USD ödeme taahhüdünde bulunarak imzaladığını, davalı şirketin belirttiği tarihlerde ödeme yapmadığını ve yazılı belgeye dayalı taahhüdüne aykırı davrandığını, davalı şirket yetkilisi ...'ın 09.07.2018 tarihinde ... yetkilisi ...'a göndermiş olduğu e-posta aracılığıyla ekonomik sıkıntı içerisinde olduklarını, müvekkili şirketin zararını da gidermek ve uzlaşmak istediklerini bildirdiğini, müvekkili şirketin iyi niyetli bekleyişine rağmen taahhüt edilen ödemenin gerçekleşmediğini, davalı borçlu şirketin Latter of Guarantee adlı garanti belgesiyle ürünlerin kötü kokması halinde tüm tutarı ödemeyi üstlenmiş olduğunu, ürünlerde ortaya çıkan ayıbın borçlu tarafından ayrıca garanti kapsamına dahil edildiğini, davalı şirketin müvekkili şirkete olan borcunu ve ürünlerdeki ayıbı kabul ettiği halde ödemediğini, davalının kötü niyetli yaklaşımları sonucu taraflarınca davalı aleyhine İzmir 5.İcra Müdürlüğünün 2018/13049 Esas sayılı dosyası ile 30.10.2019 tarihinde icra takibi başlatıldığını, davalının kendisine tebliğ edilen ödeme emrine zaman kazanmak maksadıyla kötü niyetli olarak itiraz ederek takibin durmasına neden olduğunu, taraflarınca 19.12.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Talebin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun ile Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi uyarınca 28.01.2019 tarihinde ara buluculuk süreci başlatıldığını, davalı-borçlunun ara buluculuk sürecinden çekildiğini bildirdiğini ve anlaşma sağlanamadığını bildirerek İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2018/13049 Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptali ile takibin devamına, haksız ve kötü niyetli olarak borca itiraz eden borçlu aleyhine alacağın likit olması sebebiyle dava konusu bedelin % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra - inkar tazminatına hükmedilmesine  karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı şirket adına  ... dosyaya verdiği cevap dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin mahkemeye sunmuş olduğu bilgilerin kısmen doğruluk içerdiğini, en son arabuluculuk süresinde çekilmelerinin nedeninin davacı tarafın ödeme tekliflerini ve arabuluculuk masraflarının paylaşılmasını kabul etmeyişi olduğunu, dava konusu tutarın yarısını mal olarak, diğer yarısını da 5 eşit taksitte ödemeyi teklif ettiklerini, tekliflerini aynen tekrar ettiklerini bildirmiştir.  <br>Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde davalı şirketin alacağın doğruluğunu beyan ve ikrar ile davayı kabul ettiğini bildirmiştir.<br>Davalı şirket adına ...'ın 2. Cevap dilekçesinde özetle: davayı kabul etmek gibi bir husus bulunmadığını, kısmen doğruluk içermekte denmesinin nedeninin davacı şirket temsilcisi ile yapılan telefon görüşmesinde ödeme takviminin revizyonu gündeme gelmesine rağmen beklenmedik şekilde icra takibi başlatılmış olduğunu, bu nedenle icra takibine itirazlarının söz konusu olduğunu, yoksa davacı vekilinin iddia ettiği gibi herhangi bir bilinen hususun inkar veya zaman kazanma çabasının söz konusu olmadığını, sürecin uzamasında her iki tarafın kusurları olduğunu, bir kez daha ticari hayatın devamı ve uzlaşma sağlanmasını teminen söz konusu tutarın 10 eşit taksitte ödenmesini teklif ettiklerini bildirmiştir.<br>Aşamada davalı vekili 06/12/2019 tarihli ıslah dilekçesini dosyaya ibraz etmiş, müvekkili şirketin takip konusu borcu olmadığını, davalı şirketinin davacıya verdiği garanti mektubu uyarınca tazmin borcunun söz konusu olabilmesi için ürünlerdeki kokunun tarafsız, akredite olmuş bir kurum tarafından tespit edilmesi gerektiğini, davalı firma yetkilisinin  kendi elindeki şahit numunede bir sorun olmadığını, ürünün kokmadığını belirttiğini, davacının ibraz ettiği garanti mektubu nedeniyle müvekkili firmanın tazmin yükümünün bulunması için ürünlerde koku bulunduğunu ispatlaması gerektiğini, bu tespit olmaksızın davacının garanti mektubundaki tazmin borcunu talep edebilmesinin mümkün olmadığını,  davacının ürünlerde koku olduğunu ve ürünlerin imha ettiğini ve zararın dahada büyüdüğünü söylemiş ise de ürünleri satmaya devam ettiğinin tespit edildiğini, davalı şirketin ödeme  yükümlülüğünün ancak ürünlerde koku bulunması halinde geçerli olduğunu, bu koşul gerçekleşmediğinden davacıya herhangi bir borcun bulunmadığını, bunu iddia eden tarafın bu durumu ispatlaması gerektiğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2018/13049 Sayılı dosyasındaki icra takibinin davacı tarafça davalı şirket aleyhine, 60.000,00 USD asıl alacak üzerinden ilamsız takip yoluyla yapıldığı, davalı şirketin borca itiraz dilekçesinin takip dosyası içinde olduğu  belirlenmiştir.  <br>Dava dilekçesine ekli 12/02/2018 tarih 16854 sayılı 58.798,08 USD bedelli  faturanın alt kısmında 04/06/2018 20.000 $, 30/06/2018 tarihinde 15.000 $, 15/07/2018 tarihinde 15.000 $, 30/07/2018 tarihinde 10.000 $ kaydının bulunduğu bölümde 31/05/2018 tarihi ve imzanın bulunduğu belirlenmiştir.<br>İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen sicil kaydında davalı şirketin yetkilisinin  ... olduğu bildirilmiştir.<br>Davalı tarafça dosyaya ibraz edilen mal satışı sözleşmesine ilşikin tercüme evrakının incelenmesinde sözleşmenin beşinci maddesinde \" satıcı, ekli MSDS'yi ve burada satılan malların yeni ve işçilik ve malzemelerdeki maddi kusurlardan arındırılmış olduğunu garanti eder. Yukarıdaki garanti kapsamında satıcının sorumluluğu, malların değiştirilmesi veya kusurların onarımı veya satıcının tek seçeneği ile satın alma bedelinin iadesi ile sınırlıdır. Satıcı tarafından açık veya dolayı hiçbir garanti verilmez ve hiçbir garanti tahakkuk ettirilmez veya var sayılmaz.\" düzenlemesini bulunduğu görülmüştür.<br>HMK 188. Maddesi \" (1) Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.<br>(2) Maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemez.<br>(3)Sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrar tarafları bağlamaz.\" hükmünü içermektedir.<br>Dosyaya toplanan deliller ve verilen taraf beyanlarının değerlendirilmesinde İzmir 5 İcra Müdürlüğünün 2018/13049 Esas sayılı dosyası ile davacı tarafça davalı aleyhine 60.000 USD yönelik yapılan ilamsız icra takibi yapıldığı, davalı tarafın takip dosyasına itirazı üzerine iş bu davanın açıldığı, davacı şirketin İsrail firması olduğu ve 01/03/1954 tarihli hukuk usulüne dair Lahey sözleşmesinin tarafı olduğu ve sözleşmenin 17. Maddesine göre teminat yatırmaktan muaf olduğu, takibe ve davaya dayanak 12/02/2018 tarihli faturanın alt bölümünde 31/05/2018 tarihli toplam 60.000 USD ye yönelik kayıtların davalı tarafça inkar edilmediği, davalı şirket temsilcisinin dosyaya verdiği cevap dilekçesinde dava konusu tutarın yarısını mal yarısını 5 eşit taksitte ödemeyi teklif ettiklerini, tekliflerini aynen tekrar ettiklerini bildirdiği, ikinci cevap dilekçesi ile söz konusu tutarı 10 eşit taksitte ödenmesini teklif ettiklerini bildirdiği,  söz konusu beyanların HMK 188. Madde kapsamında  mahkeme içi ikrar mahiyetinde olduğu ve mahkeme içi ikrardan ıslah yoluyla dönülemeyeceği ve kesin delil niteliğinde olduğu...'' gerekçesi ile; Davanın KABULÜ ile davalı tarafın İzmir 5 İcra Müdürlüğünün 2018/13049 Sayılı dosyasındaki  itirazın  60.000,00 USD asıl alacak üzerinden  iptali ile takibin devamına, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a Maddesi uyarınca Devlet Bankalarının USD cinsi  ile açılmış  bir yıllık mevduata uygulanan  (yıllık yüzde 6,2 oranından fazla olmamak üzere değişen oranlarda) en yüksek faiz tahakkukuna, Asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığı üzerinden belirlenecek % 20 oranındaki icra inkar tazminatının davalı taraftan tahsiliyle davacı tarafa verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.  <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br><br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın, Türkiye' de mutad meskeni bulunmayan yabancı statüsünde bir taraf olduğunu, icra takibinde teminat yatırmadığı gibi, mahkeme aşmasında da herhangi bir teminat yatırmadığını, müvekkilinin beyanlarından hangisinin davacının iddialarını ikrar ettiğinin mahkemece bir tespitin olmadığını, müvekkilinin beyanlarının ikrar olarak nitelendirilemeyeceğini, uzlaşma teklifinin HMK'nın 187/3. maddesi anlamında ikrar olarak nitelendirilemeyeceğini, cevap dilekçesinin ıslah ettiklerini ve ıslaha göre delillerinin toplanarak değerlendirme yapılması gerekirken eksik inceleme ile hatalı karar verildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br><br>Dava, alacağın tahsili için yapılan lamasız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>\"...Uyuşmazlık konusu itibari ile öncelikle “ikrar” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.<br>14. Olay ve dava tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga HUMK’un 236. (HMK’nin 188.) maddesinde, taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Bununla birlikte öğreti ve uygulamada kabul edilen tanıma göre ikrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Başka bir deyişle ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir.<br>15.  İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. <br>16. HUMK’un 236. maddesi gereğince ikrarın ispat kuvveti, yapıldığı yere göre belirlenmektedir. Bu cümleden olarak, ikrarın yapıldığı yere göre bir ayrıma tabi tutulması, kanundan doğan bir zorunluluk olup; ikrarın mahkeme dışında veya mahkeme içinde yapılmasına farklı hüküm ve sonuçlar bağlanmıştır. <br>17. Kavram olarak mahkeme dışı ikrar HUMK’un 236/4 maddesinde “Mahkeme haricindeki ikrarı teyit edecek delail ve emare mevcut ise hâkim buna binaen hüküm verebilir” hükmü ile açıkça kullanılmış iken; mahkeme içi ikrar HUMK’nun 236/1 maddesinde “Dava evrakında veya hâkim huzurunda iki taraftan birinin veya vekilinin sebkeden ikrarı muteberdir. Ve mukir olan taraf aleyhine delil teşkil eder” hükmü ile örtülü olarak kullanılmıştır.<br>18.  Mahkeme dışı ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın mahkemeye yönelik değil; ya karşı taraf, ya da başka kimseler veya merciiler önünde yapılması gerekir. Mahkeme dışı ikrar, kesin bir delil olmayıp, takdiri delildir. Hâkim, mahkeme dışı ikrarı doğrulayacak delil ve emare varsa, buna dayanarak hüküm verebilir (HUMK, m. 236/4). <br>19.  Mahkeme içi ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın yargılama içinde, mahkemeye karşı yapılması gerekir. Mahkeme içi ikrar, mahkeme önünde sözlü olarak yapılabileceği gibi; bir dilekçe veya layiha (dava evrakı) ile de vakıa ikrar edilebilir. HUMK’un 236/1 maddesinde “dava evrakı” olarak belirtilen belgeler, tarafların dilekçe ve layiha gibi, davayı hâkim önüne götüren ve dava ilişkisi nedeniyle birbirlerine usulen tebliğ ettirdikleri belgelerdir. Mahkeme içi ikrar, bir kesin delildir.<br>20.  Mahkeme içi ikrar, mahkeme önünde sözlü olarak yapıldığı takdirde HUMK’nun 151. maddesi gereğince tarafın ikrarı tutanağa yazılır (HUMK, m. 151/2) ve tutanağın ikrara ilişkin bölümü, ikrar eden tarafın önünde okunarak imza ettirilir (HUMK, m. 151/5). Bu husus, ikrar için geçerlik (muteberlik) şartıdır. <br>21.  Önemle vurgulanmalıdır ki; bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder (Kuru, s. 2045). Bununla birlikte ceza davasındaki (mahkemesindeki) ikrar da hukuk davasında geçerlidir (Kuru, s. 2047).<br>22.  Bu aşamada ayrıca ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.<br>23.  Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 53. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74.] maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.<br>24.  818 sayılı BK’nin “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde; “Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.” hükmü yer almaktadır (6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi de aynı düzenlemeyi içermektedir). Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br>25. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Başka bir deyişle, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını belirleyen ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.<br>26.  Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına,  818 sayılı BK’nin 53. maddesi bir engel oluşturmaz.<br>27.  Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir...\" (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.06.2020 tarih ve 2017/133 Esas 2020/344 Karar sayılı kararı)<br>İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.<br>İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre<br>“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.<br>Ayrıca İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra - inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, borçlu davalı imzaladığı sözleşmeye göre yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra - inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. (Bknz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin  18.12.2013 tarih ve 2013/11697 Esas 2013/31922 Karar sayılı İlamı)\t\t\t<br>Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle İsrail firması olan davacı şirketin açılan davada teminat yatırmaktan muaf olmasına, davalı tarafından icra takibine dayanak belgedeki imzanın ve içeriğinin inkar edilmemesine, davalı tarafından takibe dayanak belgede kabul edilen borcun ödendiğinin kesin delillerle ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  <br><br>1-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/12/2020 tarih ve 2019/917 Esas  2020/564 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 24.847,76.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 6.211,94.TL harcın mahsubu ile bakiye 18.635,82.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,  <br>3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 04/07/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c059c527e0d547e9","SID":"1fab48ca1b5cd853"}}