{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/686 <br>KARAR NO: 2024/1097<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/11/2020<br>NUMARASI: 2014/364 Esas -  2020/674 Karar<br>DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Alacak)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/07/2024<br>Taraflar arasındaki Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Alacak) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Asıl davada davacılar vekili14/01/2013 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin ... Bankası A.Ş. kayıtlarında mevcut 10 TL itibari değerli ... numaralı hisse senedinin sahibi kişi olan 01.07.1879 doğumlu ve 15.01.1952 tarihinde vefat eden ...'nın mirasçıları olduğunu, dava konusu senedin zayi sebebiyle açılan ve İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2012/304 E. sayılı iptal davasının bekletici mesele yapılmasını, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak üzere nama yazılı senetten doğan mali haklarının  şimdilik 1.000 TL'sinin veya (GK'da alınan kâr dağıtım kararı) tarihinden itibaren işletilecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, bilirkişi incelemesinde belirlenecek şekil ile müvekkili lehine sermaye artırımlarından bedelsiz (...) paylar doğmuşsa bu payların da verilmesine yargılama masrafları ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... Bankası A.Ş. kayıtlarında mevcut 10 TL itibari değerli ... numaralı hisse senedinin sahibi kişi olan 01.07.1879 doğumlu ve 15.01.1952 tarihinde vefat eden ...'nın mirasçısı olduğunu,  dava konusu senedin zayi sebebiyle açılan ve İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2012/304 E. sayılı iptal davasının bekletici mesele yapılmasını, İstanbul 20. ATM 2013/9 esas sayılı dosyası ile aynı konu ve talebi içerdiğinden birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap  dilekçesinde özetle; Bankalar Yasasında bankalarda bulunan mevduat, emanet ve alacakların 10 yıl süre geçmekle zamanaşımına uğradığını, 12.06.1933 tarih ve 2308 sayılı Kanun uyarınca temettü alacağının 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, kök murisin tüm mirasçıları tarafından açılmayan bu davanın reddi gerektiğini, usul ve harç yönünden itiraz ettiklerini, müvekkili bankanın 4 milyon TL sermayesini temsil eden 10,00 TL nominal (itibari) değerdeki ... seri numaralı 1 adet hisse senedinin bedelsiz sermaye artırım hak edişleri dahil olmak üzere Yatırımcı Tazmin Merkezine devrinin yapılmadığını, Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde \"...\" adına açılan bir hesapta kaydileştirme işlemi yapıldığını ve kıymetler üzerinde ihtiyari tedbir kararı işlendiğini, ilgili senetler için 91,04 TL tutarında son beş yıllık kar payı ayrıldığını, öncelikle davanın zamanaşımı, taraf ehliyeti, usul ve harç yönünden esasa girilmeksizin reddini, esasa girilmesi halinde ise davanın reddini, masraf ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir.<br>LK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Huzurdaki davada davanın konusu, Davacı mirasçıların miras bırakanı (murisi) 01.07.1879 doğumlu ve ölüm tarihi 15.01.1952 olan ... (...)'m Davalı Banka'nın 4.000.000,-TL olan sermayesinde 10,00 TL nominal değerde 1 adet payı temsil eden ... seri numaralı pay (hisse) senedinin bedelsiz hak kazandığı paylar ile tahsil edilmemiş temettü alacaklarının tespiti ve Davacılara verilmesi istemi ile bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Dosyada mevcut bilgi ve belgeler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri ve Davalı Banka'nın aynı zamanda Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi \"halka açık ortaklık\" olması sebebiyle mülga 2499 ve halen yürürlükteki 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu kapsamdaki ikincil düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmiştir.Dava konusu ihtilaf Davalı şirketin kuruluşunda edinilen nama yazılı bir (1) adet hisse senedi (pay) hakkındadır. Bu hisse senedinin (payın) sağladığı hakların Davacılara ait olup olmadığı konusunda Dava tarihi itibariyle kesinleşmiş bir Mahkeme kararı mevcut değildir. Payı, Davalı şirketin kuruluşunda satın alan ana murisin 15.01.1952 tarihinde öldüğü dosyadan anlaşılmaktadır. Ana murisin ... olduğunun Davalı şirket defterlerinde kayıtlı olduğu da dosyadan anlaşılmaktadır. Dava konusu hisse senedinin zayii sebebiyle açılan iptal davasının, huzurdaki işbu dava tarihi itibariyle, İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2012/304 E. dosya numarası ile derdest olduğu dosyadan anlaşılmaktadır.Bu çerçevede, hak sahipliğinin tam olarak tespiti ve denetime elverişli bir rapor hazırlanması için Mahkemece dosyaya celbi talep edilen belgelerin tamamı bu pay sahipliğinin ve buna ait hakların tespitine yöneliktir. Dilekçemizde ortaklar pay defteri de dahil herhangi bir defter kaydı istenmemiştir. İstenenler sermaye artırımları ve temettü ödemelerinin tarih ve tutarları ile oranlarıdır. Ayrıca A, B ve C grubu paylar çıkarmış bulunan Davalı şirketin bu paylara ilişkin haklan esas sözleşmesinde ne şekilde tasnif ettiğini doğru anlamak bakımından önceki ve sonraki esas sözleşmeler de ayrıca istenmiştir.Davacıların ana murisin 4.000.000 TL olan Davalı şirket sermayesindeki 10 TL'lik payı yapılan bedelsiz sermaye artışlarından elde edilen bedelsiz (gratis) paylarla birlikte 1982 yılındaki sermaye artırımından sonra A Grubu 2.000 TL nominal değerde pay tutarına ulaşılmıştır. Davalı şirketin 26 Ağustos 1924 tarihinde kurulduğu, Şirketin internet sitesinde açıklanmaktadır.Davacılar murisinin sahip olduğu 10 TL nominal değerdeki payın, sadece bedelsiz dağıtılan paylar dikkate alınarak, 1982 yılında 2.000 TL nominal değerde A Grubu paya ulaştığı belirlenmiştir. Davalı tarafın hesaplamaları çerçevesinde, Davacıların murisine ait payların 2011 yılı itibariyle hak kazandığı toplam temettü tutarı 91,04 TL'dir (doksanbir Türk Lirası ve dört Kuruş).Yeni paya hak kazanma, şirket sermayesinde pay sahipliği halen mevcut olanlara tanınmış bir haktır.Bedelli pay satın alma hakkı, şirket genel kurulunun dışardan sermaye konulmasına dair karar vermesi ve rüçhan haklarının kullanılmasını kısıtlamaması halinde mevcut pay sahiplerinin öncelik (rüçhan) haklarını kullanmaları yetkisini ifade eder. Eğer mevcut pay sahibi, yeni pay için genel kurulca belirlenen rüçhan hakkı kullanım bedelini şirkete öder ise bedelli olarak yeni paya sahiplik hakkı kazanır. Bedelli sermaye artırımlarında, oldukça yaygın bir uygulama olarak, rüçhan hakkı kullanım bedeli yeni payın nominal değeri olarak belirlenmektedir.Davalı şirketin payları halen ... A.Ş.'de işlem görmektedir ve Davalı şirket oldukça uzun yıllardır payları borsada işlem gören bir şirkettir. Eğer 1 TL nominal değerdeki payın piyasadaki (örneğin borsadaki) değeri 1 TL'den yüksek (örneğin 5 TL) ise mevcut pay sahibi piyasada 5 TL'den satabileceği bir payı 1 TL bedelle satın almış olur. Paylar borsada işlem görmese bile şirketin önceki yıllardaki başarısında mevcut pay sahiplerinin koydukları sermaye tutarları finansman kaynağı olduğundan şirketin bugüne kadarki başarısından pay alma hakkı mevcut pay sahiplerine ait olmalıdır ve ayrıca (şirket borca batık değil ise) şirketin pay başına net aktif değeri payın nominal değerinden yüksek olacağından payları avantajlı fiyattan satın alma hakkının öncelikle mevcut pay sahiplerine tanınması hakkaniyet gereğidir.Bedelsiz pay hakkı, şirketin bilançosunun pasifinde, özkaynaklar arasında, kanunlar tarafından sermayeye eklenmesine izin verilmiş bir fon (yeniden değerleme değer artış fonu, enflasyon değerlemesinden kaynaklanan fonlar, emisyon primi gibi) hesabı mevcut ise bu hesabın şirketin sermaye hesabına aktarılması ve böylece sermayenin iç kaynaklardan artırılması yoluyla oluşan yeni sermayeyi (artırılan sermaye tutarını) temsil eden paylardan mevcut pay sahiplerine mevcut sermayedeki payları oranında (pro rata) ve karşılığında bir bedel alınmaksızın verilen payları talep etme hakkıdır.Anlaşılacağı üzere bedelli paylar mevcut pay sahiplerinin rüçhan hakkı bedelini ödeme ek koşuluyla edinebilecekleri paylar olup, bedelsiz paylar şirketin bilanço pasifındeki hesaplarında sermayeye hesaben eklenen tutarın ticaret siciline tescili ile mevcut pay sahiplerine artırım öncesi sermayedeki payları oranında bedelsiz olarak verilmesi zorunlu paylardır.Temettü, şirket genel kurulunun dağıtılmasına karar vermesi halinde, mevcut pay sahiplerine genel kurul kararı uyarınca ve mevcut şirket sermayesindeki paylan oranında ve genel kurulca belirlenen tarihte dağıtılması gereken kâr payı tutarıdır. Kâr payı TTK md. 509 md uyarınca ancak dönem kârından ve serbestçe kullanılabilen yedek akçeler kullanılarak dağıtılabilir Temettü de bedelsiz paylar gibi mevcut pay sahiplerine pro rata ya da esas sözleşme ve/veya genel kurulca belirlenen dağıtım usulüne göre dağıtılır.Bedelli ve bedelsiz paylar ile temettü hakkına ilişkin ticaret hukuku düzenlemeleri, incelemelerimize göre, 1850 tarihli Kanunnâme-i Ticaret, 1926 tarihli ve 865 sayılı Ticaret Kanunu, 1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun'da yukarıda uygulamasını açıkladığımız şekle uygun bir hukukî çerçevede belirlenmiştir. Dolayısıyla yukarıdaki uygulama, hukukî çerçevesi Osmanlı döneminden beri çıkarılan bütün ticaret hukuku ana metinlerinde (kanunlarında) aynı esaslara göre düzenlenmiş bir hukukî çerçevenin pratiğe yansımasıdır.Temettü tutarları şirket genel kurulunca dağıtılması (ödenmesi) için tayin edilen gün itibariyle temettüye hak kazanan pay sahipleri bakımından alacak hakkı olarak doğar. Bunun şirket muhasebesine yansıması her bir pay sahibi lehine şirket hesaplarında, dağıtım günü itibariyle, temettü tutarının, şirketin ilgili pay sahibine borcu olarak kayıtlara alınmasıdır.Bugün yürürlükteki muhasebe düzenlemelerine göre, Ortaklara Borçlar hesabına kaydedilecek temettü borç tutarı, her an pay sahibine ödenebilir şekilde, eğer 2308 sayılı Kanun dikkate alınırsa 5 yıl süreyle, bu hesapta izlenmeye devam edilecektir.Aynı şirket, bu şekilde pay sahibine temettü borcu devam ederken bedelli sermaye artırımı yapılmasına karar verir ise, aksi esas sözleşme veya genel kurulca belirlenmemişse, mevcut pay sahiplerine sermayedeki payları oranında rüçhan hakkını kullanma hakkı vermekle yükümlüdür. Pay sahibi rüçhan hakkını kullanmaya karar verir ve bu kararım şirkete bildirir ise şirkete karşı rüçhan hakkı kullanım bedeli kadar borçlu hale gelecektir. Bu durumda şirket rüçhan hakkı kullanım bedeli olarak pay sahibinden olan alacağını Ortaklardan Alacaklar hesabına kaydedecektir.Şirketten olan temettü alacağı zamanaşımına uğramamış bir pay sahibi şirketin bedelli sermaye artırımında rüçhan hakkını kullanmak istediğinde şirket muhasebesinde oluşan şirketin rüçhan hakkı alacağı ile temettü borcu aynı kişide birleşmiş olacak ve karşılıklı para borçları sona erecek ve böylece pay sahibi rüçhan hakkı bedelinden doğan para borcunu ifa etmiş olduğundan şirketin bedelli paylardan ilgili pay sahibine verme yükümlülüğü devam edecektir.Bu durumun ve işlemlerin şirket muhasebesinde aynı pay sahibinden alacaklı ve borçlu olarak izlenmesi ve takibi, ne kadar güçlük arz ederse etsin, şirketin tacir sıfatından ve pay sahiplerine yönelik \"eşit işlem ilkesinin doğurduğu yükümlerden dolayı, yukarıda açıklanan sistemin takibi ve ifası şirketin sorumluluğundadır.Ayrıca bedelli sermaye artırımı konusunda bilgi sahibi ya da haberdar olmayan pay sahibinin rüçhan hakkını kullanma iradesini göstermediği yönünde ileri sürülebilecek itirazlar da dikkatle değerlendirilmelidir. Zira defter değeri veya piyasa değeri nominal değerinden yüksek olan her yeni pay alma (rüçhan) hakkını kullanmak ortalama zekâda bir insanın verebileceği basit bir karardır. Ortalama eğitim, zeka ve/veya kültür düzeyinde bir pay sahibi gerçek kişinin, borsada 5 TL'den satılmakta olan bir payı şirketten rüçhan hakkını kullanarak 1 TL'ye satın almayacağını peşinen söylemek mümkün değildir. Aynı şekilde piyasada fiyatı oluşmamış paylar için net aktif değeri (şirket borca batık değil ise) payın nominal değerinden yüksek olacağından rüçhan hakkını kullanmak kararı olacaktır.Ayrıca huzurdaki davadaki Davalı şirketin payları uzun yıllardır borsada işlem gören halka açık bir şirket olarak mülga 2499 sayılı ve yürürlükteki 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu md 1 ve diğer hükümleri ve SPK düzenlemeleri kapsamında pay sahiplerinin hak ve menfaatlerini koruma ve kollama yükümlülükleri de dikkate alınmalıdır.Bir pay sahibinin şirketten örneğin 10 TL tutarında temettü alacağı varsa ve şirket bu pay sahibine 7 TL rüçhan hakkı kullanım bedeli yükleyen bir sermaye artırımı yapmaya karar verir ise pay sahibinin 7 TL'lik rüçhan hakkı borcunu 10 TL'lik temettü alacağından mahsup ederek pay sahibine 7 TL nominal değerde yeni payları vermesi, TMK md 2 ve 3 de göz önünde tutularak, beklenmelidir.Şirketin kendisinden temettü alacağı olan pay sahibine, temettü alacağının yettiği tutara kadar rüçhan hakkını kullandırarak bedelli paylardan vermesi halinde, örneğimizden devam edersek, pay sahibi bundan sonra, önceki paylarına ek olarak 7 TL nominal değerdeki payları için de bedelsiz paylar ve temettü hakkı kazanmaya devam edecektir. Dolayısıyla pay sahibi bir sonraki temettü dağıtımında, öncekine ek olarak, 7 TL nominal değerde paya isabet eden temettüye de hak kazanacak, bir sonraki bedelsiz sermaye artırımında ek olarak 7 TL nominal değerde paya isabet eden bedelsiz paylara da hak kazanabilecektir.Dava konusu 1 adet 10 TL nominal değerdeki payın sahibinin (muris ve mirasçılar), 1927 yılından bu güne kadar, sermaye içindeki pay oranlarını koruyacak şekilde, ... Bankasının tüm bedelli sermaye artırımlarına katıldığı ve rüçhan hakkı bedellerini süresi içerisinde ödediği varsayımı altında bu payın ulaşabileceği maksimum nominal değerin 14.01.2013 dava tarihinde 11.250 TL (adet) ve dava tarihinde borsa kapanış fiyatları üzerinden değerinin de 73.773,48 TL olarak hesaplanacağı,Davalı tarafından 1995 yılından itibaren kar payı dağıtım bilgileri verilebildiğinden ve başka bir yolla da 1995 yıl öncesine ait kar dağıtım bilgileri elde edilemediğinden; 1995 yılından itibaren Davaya konu paylara isabet eden kar paylan bedelli sermeye artırımları sırasında rüçhan hakkı bedellerine mahsup edilmesinin kabul edilmesi durumunda 14.01.2013 dava tarihi itibariyle 0,002 TL nominal değerde A grubu ve 415,525 TL nominal değerde C grubu pay senedi hesaplandığı ve bu payların dava tarihinde Borsa kapanış fiyatları üzerinden değerinin ise 2.779,534 TL TL olarak bulunduğu.1995 yılından sonra kar payı alacaklarının bedelli sermayeye artırımlarında mahsubunun kabul edilmesi durumunda 14.01.2013 tarihinden önce zaman aşımına uğramamış kar payı alacaklarının 185,43 TL olarak hesaplandığı. Kar paylarının bedelli sermaye artırımına mahsup edilmeyeceğinin kabulü durumunda ise, Dava konusu 1927 yılında 1 adet 10 TL nominal değerdeki hisse senedinin 14.01.2013 Dava tarihine kadar elde edeceği bedelsiz hisse senetleri ile birlikte nominal değerinin 189,928 TL olarak; 14.01.2013 Dava tarihinde borsa işlem fiyatı üzerinden değerinin ise 1.304,116 TL olarak hesaplandığı.Dava konusu payın sadece bedelsiz sermaye artırımlarında bedelsiz paylara hak kazandığının kabulü durumunda 14.01.2013 tarihi itibariyle zaman aşımına uğramamış kar payı tutarının 85,15 TL olarak hesaplandığı görülmektedir.Bilirkişi raporu alınmasına rağmen davacılar vekillerinin alacak talepleri doğrultusunda davalarını ıslah etmedikleri görüldü.Tüm bu nedenlerle bu asıl davanın kabulü ile 1.000,-Tl nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.Dosyamız ile birleşen İstanbul 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/42 E sayılı dosyasındaki davanın kabulü ile 500,-Tl nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine.\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ : Asıl dosya davacıları ...- ... - ... - ... - ... - ... - ... - ... - ... -  ... -  ... -  ...- ... - ... - ... - ... - ... - ... ve birleşen dosya davacısı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkillerine ait ... Bankası A.Ş. Kayıtlarında mevcut 10 TL itibari değerli ... numaralı hisse senedinden doğan her türlü mali alacağın tahsili ile alacağın tamamı bakımından tespit talepli esas davada 1.000 TL, birleşen davada 500 TL harca esas değerli dava ikame edilmiş olup, her ne kadar davanın kabulüne karar verilmişse de kararın talepleri açısından eksik ve izaha muhtaç kaldığını, taraflarınca tüm mali alacaklar açısından esas davada 1.000 TL, birleşen davada 500 TL'lik dava açılmış olup davanın da 1.500 TL üzerinden kabulüne karar verildiğini, ancak hangi mali hakka ilişkin olarak 1.500 TL'ye hükmedildiğinin anlaşılamadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda  A grubu, B grubu, C grubu paylar, kar payları vs. ayrı ayrı hesaplamalar yapıldığını, hükümde belirtilen 1500 TL bu alacak kalemlerinden hangisine ilişkin olduğunun açıklanmadığını, alacağın türü ve miktarına ilişkin bir ifadeye yer verilmediğini, adeta bilirkişi raporunun kopyala-yapıştır yapılması suretiyle gerekçeli karar oluşturulmuş, \"çoğun içinde az da vardır\" mantığıyla dosyanın karara bağlandığını, belli ki bilirkişi raporunun hakim açısından da izaha muhtaç olduğunu, zira hakim tarafından huzurdaki dosyanın ve bilirkişi raporunun anlaşılamadığını, huzurdaki davada bir karara varılabilmesi için öncelikle davanın tamamına yönelik tespitte bulunulması gerektiğini, böylelikle açılması muhtemel ek davada kesin delil teşkil etmesinin sağlanacağını, zira her türlü eda davası içerisinde tespit barındırdığını, müvekkillerinin öncelikle tüm mali hakları tespit edilmeli sonrasında taleple bağlılık gereği karar verilebilmesi gerektiğini, bunlar yapılmaksızın \"nasılsa bilirkişi raporunda yapılan hesaplama 1500 TL'yi içerisinde barındırıyor\" mantığıyla sonuca gitmenin hakkaniyetle bağdaşmadığını, bu sebeplerden ötürü mahkeme ilamının kaldırılarak müvekkillerinin hisse senedinden doğan mali haklarının kalem kalem tespitine, hükmün açıklayıcı bir şekilde gerekçelendirilmesine ve alacak kalemlerinin tek tek belirtilerek  hüküm kurulmasına karar verilmesini, esas ve birleşen dava hakkında verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak; alacaklarının tamamına ilişkin tespite yönelik hüküm kurulması ile; Alacak kalemlerinin tek tek belirtilerek hüküm kurulması yönünde karar verilmesini talep etmiştir. Davacılardan ..., ..., ..., ..., ..., ... vekilleri, diğer davacıların istinaf taleplerine katıldıklarını bildirir istinaf dilekçesi sunmuşlardır. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taleplerin davacıların murisine ait terekeye dahil olduğundan davanın tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekmekte olup, bu eksikliğin sonradan giderilmeye çalışılmasının yasaya ve usule aykırı olduğunu, Mahkemenin gerekçeli kararında hükmedilen tutarların neye istinaden belirlendiğinin kararda açıklanmadığını, Mahkemenin kararı açık ve somut bir gerekçeden yoksun olup, gerekçe olarak yazılan kısmın dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunun özeti olduğunu, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu ile dosyaya sundukların uzman görüşü arasında ciddi çelişkiler bulunmakta olup, bu çelişkiler giderilmeden karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu senetten doğan haklar üzerinde tüm mirasçılar elbirliği ile mülkiyet esasları çerçevesinde hak sahibi olup, mahkemece ayrı dava açan mirasçıya ayrıca bir ödeme yapılması yönünde hüküm kurulmasının yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, kararın gerekçesinde yer verilen ve bilirkişi raporunun özetimi yoksa mahkemenin kanaati mi olduğu dahi anlaşılmayan bir kısım tespitlerin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, açıklanan nedenlerle; Esas ve Birlesen Davada verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, davacıların fazlaya dair tüm istemlerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, davalı şirket kayıtlarında yer alan 10,00 TL nominal değerde 1 adet payı temsil eden 46312 seri numaralı pay (hisse) senedinden doğan mali hakların tespiti ve  davalıdan tahsili ile bedelsiz hak kazanılan paylar bulunması halinde  payların tespiti ve bu payların  davacılara verilmesi istemine ilişkindir. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalı şirket kayıtlarında yer alan  10,00 TL nominal değerde 1 adet payı temsil eden 46312 seri numaralı pay (hisse) senedi nedeniyle bedelsiz hak kazanılan paylar bulunup bulunmadığı, hisse senedine ilişkin davacıların mali haklarının  olup olmadığı  noktasındadır. Somut olayda Didim (Yenihisar) Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/279 Esas 2012/408 Karar sayılı   ...- ... - ... - ... - ... - ... - ... - ... - ... -  ... -  ... -  ...- ... - ... - ... - ... - ... - ...- ...- ... - ... - ... - ... - ... -...'nün Aydın ili Karacasu ilçesi ... mahallesinin nüfusuna kayıtlı ... oğlu ...'ın mirasçıları olduğuna dair verilen karardan sonra bir kısım mirasçılar tarafından davalı şirket kayıtlarında yer alan ... seri numaralı hisse senedi  hakkında asıl ve birleşen dava açılmış olup, mahkemece asıl davaya taraf olmayan mirasçıların davaya muvafakatlarının sağlanması ya da murise ait terekeye temsilci atanması hususunda davacı tarafa süre verilmesi üzerine davada taraf olmayan mirasçıların davaya katılma isteğinde bulunarak davacı sıfatıyla davaya dahil oldukları  anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 640. maddesine göre birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri ve TMK’nın 702/1. maddesinde ise elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkının, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, tereke payları ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların somut ve bağımsız payları mevcut değildir. TMK’nın 640. maddesine göre, mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet hükümleri geçerli olup, mirasçılar tereke üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden davanın, diğer mirasçıların muvafakatlarının sağlanması veya TMK'nın 640/3 madde ve fıkrası uyarınca yetkili mahkemece terekeye temsilci tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekir. İştirak halindeki terekeye dahil bir hakka dayanarak mirasçılardan birinin sadece kendi payına yönelik olarak açtığı dava ise dinlenilemez. Eldeki davada davacıların murisi adına kayıtlı hisse senedinden doğan mali hakların ödenmesini talep etmeleri nedeniyle TMK'nın 640.maddesi uyarınca tüm mirasçıların davaya katılımının dolayısıyla taraf teşkilinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamına alınan  İstanbul 40.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/304 esas sayılı dosyasında, muris ... oğlu ...'ın bir kısım mirasçıları tarafından ... adına banka  kayıtlarında mevcut 10,00 TL itibari değerli ... nolu hisse senedinin kayıp olduğu iddiasıyla zayi sebebiyle hisse senedinin iptali talep edilmiş olup, mahkemece önce hisse senedinin yatırımcı tanzim merkezine teslim edilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verildiği, yapılan  yargılama sonunda ise  Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 657 maddesi yollamasıyla 666. Maddesi gereğince hisse senedinin zayi nedeni ile iptaline karar verildiği, verilen kararın kesinleştiği görülmüştür.Dosyada mevcut 09.03.1964 tarihli  davalı bankaya ait yazı cevabına göre merkezi kayıt kuruluşu nezdinde \"...\" adına açılan hesapta kaydileştirme yapıldığı , 1938 yılından bu yana söz konusu hisse senedinin  temettülerinin ödenmemiş olduğu  anlaşılmaktadır.Davacı tarafça muris adına kayıtlı nama yazılı senetten doğan mali hakların davalıdan tahsili, sermaye artırımlarından bedelsiz paylar doğmuş olması halinde payların verilmesi talep edilmiş olup, davalı tarafça  1 adet hisse senedinin bedelsiz sermaye artırım hak edişleri dahil olmak üzere Yatırımcı Tazmin Merkezine devrinin yapılmadığı, ilgili senet için 91,04 TL tutarında son beş yıllık kar payı ayrıldığı savunulmuştur. Genel itibariyle iç kaynaklardan sermaye artırımı, ortaklığa yeni bir nakdi veya ayni değer girmeksizin, ortaklığın zaten mevcut olan ve bilançoda yer alan kaynaklarının sermayeye eklenmesiyle sermayede bir artış sağlanmasıdır. Böylece artmış olan esas sermayeyi temsil edecek yeni paylar ihdas edilmiş olacak veya zaten mevcuttaki payların nominal değerleri artırılmış olacaktır. (Bahtiyar, 2019, s. 358; Moroğlu, 2018, s. 7; Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, 2019, s. 249). Tescilden sonra tescil anında var olan pay sahipleri, paylarının sermayeye oranı göz önüne alınarak bedelsiz payları kendiliğinden iktisap etmiş olur. Başka bir deyişle iç kaynaklardan sermaye artırımı ile ortaya çıkan bedelsiz paylar, kanunen şirketin mevcut pay sahiplerine geçmekte, dolayısıyla şirket ortakları eski/mevcut payları yanında bedelsiz paylara sahip olmaktadırlar. İç  kaynaklardan sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı 6102 sayılı TTK'nın 462.maddesinde düzenlenmiştir.Dış kaynaklardan sermaye artırımı ise şirkette pay sahibi olanlar veya henüz pay sahibi olmayanlar tarafından ortaklığa dışarıdan yeni bir kaynağın getirilmesidir. Dış  kaynaklardan sermaye artırımında ortaklığın mal varlığıyla beraber ortaklığın esas sözleşmesindeki ana sermaye miktarı da aynı oranda artmaktadır. Dış kaynaklardan sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı 6102 sayılı TTK'nın 459-461.maddeler arasında  düzenlenmiştir. Dış kaynaklardan sermaye artırımının ortaklar bakımından en önemli sonuçlarında biri rüçhan hakkıdır. TTK 'nın  \"Rüçhan hakkı\" başlıklı 461. maddesine göre, her pay sahibinin, yeni çıkarılan payları mevcut paylarının sermaye oranına göre alma hakkı olup,  mevcut pay sahiplerinin rüçhan hakkı bedelini ödemesi halinde edinebileceği  paylar bedelli pay olarak nitelendirilmektedir. Diğer yandan ortaklar, kanun ve esas sözleşme hükümlerine bağlı olarak anonim şirketin net dönem kârına katılma hakkına sahiptir (TTK madde 507/I). Esas sözleşmede özel hükümler bulunmaması durumunda; her bir ortak, sermaye payı için şirkete yaptığı ödeme oranında, şirket kârına katılmaktadır (TTK madde 508/I). Ortağın şirket kârına katılımı genel kurul tarafından verilen karara bağlı olarak kâr payı aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.TTK, kâr payı için özel bir  zamanaşımı süresi öngörmemiştir. Bu sebeple kâr payı dağıtımında 6098 sayılı Türk Borçlar  Kanunu (TBK) madde 147 hükmü uygulanabilecektir (Tekinalp vd., 2014: 631; Pulaşlı 2015: 1418, Bahtiyar, 2016: 290; Gürbüz Usluel, 2016: 194). “Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık ve ortaklar arasındaki” alacaklar için zamanaşımı beş yıldır (TBK madde 147). Yukarıda anlatılanlar ışığında ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında tarafların iddia ve savunmalarının özeti yapılarak, yalnızca yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarına değinilmiş ve kararda hangi gerekçelerle davanın kabul edildiği gerekçelendirilmemiştir. \tMahkeme hükmünde nelerin bulunması gerektiği HMK.nun 297. maddesinde gösterilmiştir. Anılan maddenin 1.c bendine göre, mahkeme kararının asgari olarak, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin ne olduğu hususlarını ihtiva etmesi zorunlu bulunmaktadır. Yine Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de tüm mahkeme kararının gerekçeli olması gerektiğini amir bulunmaktadır. Kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde taraflar hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi, karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı saptanabilir. Başka bir ifadeyle  gerekçe, kararının denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev görür. Bu Anayasal ve yasal zorunluluklara rağmen, istinafa konu iş bu kararda ilk derece mahkemesince tarafların iddia, savunma ve delilleri hep birlikte değerlendirilip tartışılmadığı ve denetime olanak sağlayacak gerekçe ihtiva etmemektedir. Anayasa Mahkemesinin 01/02/2017 tarihli, ... başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere, \"Anayasa'nın 36.maddesi ile güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, adil yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesinden kaynaklanan ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak kaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 2 numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir\" denilmiştir. Böylece, gerekçesiz karar verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği Anayasa Mahkemesince ortaya konulmuştur. Somut olayda ilk derece mahkemesince dosya kapsamına alınan bilirkişi raporlarındaki tespitlere yer verilerek herhangi bir gerekçe belirtilmeden , hükmedilen bedelin ne kadarının hisse senedine ilişkin mali haklara ilişkin olduğu ve  davaya konu hisse senedi nedeniyle bedelsiz hak kazanılan paylar olup olmadığı açıklanmaksızın birleşen dava ile taraf teşkilinin sağlandığı gözetilmeksizin ayrı hüküm kurulmak suretiyle oluşturulan  kararın  istinaf denetimine elverişli bulunmadığı anlaşılmaktadır. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, davacılar ve davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin kaldırma sebebine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurularının KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacılar ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.16/07/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"bcb20b33d5573524","SID":"2784f57b5de3ee86"}}