{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/764 <br>KARAR NO: 2024/1007<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/12/2020<br>NUMARASI: 2018/1524 Esas -  2020/898 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/07/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  Müvekkil şirketin davalı alacaklı şirketle karşılıklı ticari faaliyette bulunduklarını ve bu  süre içinde cari hesap şeklinde çalıştıklarını,  müvekkil şirketin  davalı şirketten satın aldığı ürünlerin ödemesi olarak keşideci ...'un ... A.Ş.'nin Maltepe E-5 Şubesi'nin \"...\" no'lu hesabından 10/11/2018 tarihinde keşide ettiği \"...\" seri no'lu 25.000.-TL çek ile ... A.Ş.'nin Kaynarca Şubesi'nin \"...\" no'lu hesabından 03/11/2018 tarihinde keşide ettiği \"...\" seri no'lu 50.000.-TL meblağlı çeklerini ciro ederek davalı alacaklı şirkete verdiğini, davalı şirketin müvekkil şirketin ciro ederek verdiği çekler keşideci tarafından ödenmeyince hem müvekkil hem de keşideci hakkında vekili aracılığı ile İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasından icra takip işlemi başlattığını,  davalı şirket vekili tarafından keşideciye 11/12/2018 tarihinde gönderilen Whatsap yazılı mesajında \"ana paradan (cari hesaptan kalan) miktarın 1.962-TL olduğu\" yazıldığını,  davalı alacaklı vekili tarafından takibe geçildikten sonra bankadan tahsil olunan 3.200.-TL tahsil edildiğini,  davalı şirketin yapmış bulunduğu icra takibinde vekili tarafından tarafımıza gönderilen e-mail cevabında  \"çek tazminatı ile çek komisyonundan sorumlu olmadığımızı\" beyan ettiğini, davalı şirket vekilinin  müvekkil şirketin ne kadar ana para borcu kaldığını bildiğini,  ve takip konusu çeklerin ve cari hesap ödemelerinin tamamının yapıldığına ilişkin tüm belgelerin 11.11.2018 tarihinde icra dosyasına tarafınca sunulmuş olduğunu buna  karşın \"alacağın ikinci kez tahsiline yönelik\" olarak tüm ticari faaliyetleri askıya alacak şekilde şirketin tüm banka hesaplarına haciz ve bloke işlemleri yapıldığını belirterek davanın kabulüne takibin  ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına, alacağın % 20 oranında kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı alacaklıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafın ileri sürmüş olduğu hususların tamamının gerçek dışı olduğunu, taraflar arasında herhangi bir yetki sözleşmesinin bulunmadığını, ... Tic. Ltd. Şti nin kendisine hem 2 adet çekten hem de cari hesaptan dolayı borçlu olduğunu, 2 adet çekin toplam bedelinin 75.000,00 TL olduğunu, bu çeklere karşılık sadece 15.000,00 TL ödeme yapıldığını, davacı tarafından yapılan ödemelerin tamamının icra takibinden sonra yapıldığını, icra takibinden önce yapılan tek bir ödeme bulunduğunu, bu ödemenin dışındaki bütün ödemelerin icra takibinden sonra yapıldığını, davacı tarafın dilekçesinde icra takibinin başlatıldığında borcun bulunduğunun açıkça ikrar ettiğini, davacı tarafın icra takibinin başlatılmasından sonra borcu ödediğine dair beyanlarının da dikkate alındığında davanın esastan reddinin gerektiğini belirterek davanın reddine, % 20 den aşağı olmamak üzere tazminata  hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" , ...İzah olunan gerekçeler ile davanın kabulü ile davacı şirketin İstanbul Anadolu ... İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı takibi ve işbu takibe konu edilen ...a ait ... numaralı 03/11/2011 tarihli 50.000,00 TL bedelli çek ile ... e ait ... numaralı 10/11/2018 tarihli 25.000,00 TL bedelli çekler yönünden borçlu olmadığının tespitine dair karar verilmesi ve koşulları oluşmaması nedeni ile kötü niyet tazminatı talebinin reddine dair karar verilmesi gerekmiş ve davanın kabulüne \" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davacının iddialarını ve dosya içeriği, delillere göre (özellikle) icra takip dosyası dikkate alınmaksızın (eksik inceleme ve değerlendirme ile) tanzim olunan bilirkişi raporundaki maddi hatalara dayanarak hüküm tesis ettiğini, davaya cevap dilekçesi, davalının bir önceki vekili tarafından dosyaya sunulduğunu,  Av. ...'ın cevap dilekçesinin 2. sayfasında, esasa ilişkin itirazlarımız başlıklı B bendinde huzurdaki dava öncesindeki ve icra takibi sürecindeki safahatin aktarıldığını, bu açıklamalardan, 26.11.2018 tarihinde başvurulan ihtiyati haciz talebi sonrasında alınan ihtiyati haciz kararına ilişkin icra takibinin başlatıldığı tarih olan 28.11.2018 tarihi itibarıyla, davacı / borçlunun davalı şirkete borçlu olduğunun açıkça anlaşıldığını, davacı, huzurdaki davada, icra takip konusu edilen çeklerin çok cüzi bir kısmının ihtiyati haciz aşamasında, geri kalan kısmının ise icra takibinden sonra (ödeme emrinin tebliğinden önce) ödendiği iddiasında bulunduğunu, zira, icra takibi incelendiğinde görüleceği üzere, davacının takip öncesi nakdi olarak yaptığı 15.000,00-TL'lik ödeme, 75.000-TL toplam tutarlı çek bedellerinden mahsup edilmiş ve 60.000,00-TL asıl alacak tutarı üzerinden icra takibi başlatıldığını, davacının (yukarıda bahsedilen ve icra takibine konu edilmeyen) 15.000,00-TL'lik kısım haricinde yapmış olduğu diğer tüm ödemeleri icra takip işlemlerinden sonra yapılmış ödemeler olduğunu, taraflar arasında ayrıca cari hesap ilişkisi olduğunu, davacının bir kısım ödemesinin ise davalı tarafından kabul edilen mal iadeleri ile kabul edilmiş olan faturalara dayalı olarak kabul edilmiş ödemeler olduğunu, davacının yaptığı son ödemenin tarihi 11.12.2018 olup, 28.11.2018 tarihli icra takibinden yaklaşık 15 gün sonra yapılmış ödeme olduğunu, davacının yaptığı tüm ödemeler 14.12.2018 tarihinde icra takip dosyasına alacaklı vekili tarafından beyan edildiğini ve harçlarının da ödendiğini, davacı vekilinin dava dilekçesinin 10 numaralı bendinde açıkça; \"davalı şirketin ve vekilinin müvekkil şirketten hiçbir alacağı kalmamasına karşın alacağını ikinci kez tahsiline yönelik icrai haciz işlemleri yapması ve müvekkilin tüm banka hesaplarına haciz ve bloke işlemleri yapması karşısında hukuki olarak bu borcun bulunmadığının tespiti ve ... menfi tespit davasının açılması gereği hasıl olmuştur\"  şeklindeki beyanla, borcun icra takibinden sonra ödendiğinin ikrar edildiğini, İkrar edilen husus icra takip dosyası içeriği ile de örtüşmekte olduğunu, takip borçlusu (davacı) vekilinin İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına sunduğu 11.12.2018 tarihli talebinde de tüm ödemelerin icra takip işlemlerinden sonra yapıldığını, bu ödemeler ile takip konusu asıl alacak tutarı ödenmiş gibi görünmekle birlikte, feriler (faiz, icra takip masrafları, harçlar ve avukatlık ücreti) ödenmediğinden esasen takip borçlusunun icra takip hukuku anlamında, işbu beyan tarihi itibarıyla dahi borcu sona erdirmediğini, davacının en son ödeme yaptığı 11.12.2018 tarihinin ertesi günü (12.12.2018 günü saat 23.05' te UYAP üzerinden) menfi tespit davası açmakta bir hukuki yararı olmadığı gibi bu dava, açıldığı tarih itibariyle (en azından yapılan ödeme kısmı açısından) konusuz kalmış olan ve davacının hukuki yararının olmadığı bir dava olduğunu, zira davacının istirdat talebinde bulunmadığını, yaptığı ödemeler sebebiyle borcunun kalmadığını iddia ettiğini, bu durumda davacının yaptığı ödemeleri geri istemediğine göre (ki, borcu inkar etmemektedir)icra takibine yaptığı ödemeler nedeniyle (kısmen) sona eren borcu ile ilgili menfi tespit davası da açamayacağını, zira, İcra İflas Kanununun menfi tespit ve istirdat davalarını düzenlediği maddelerinde açıkça, yapılmış olan ödemeler için (hukuken borçlu olunmadığı iddia ediliyorsa) istirdat davası açılması gerektiğinin belirtildiğini, davacı, kabul ettiği borcunu ödediğini ve ödedikten sonra menfi tespit davası ikame ettiğini,  davasında da borcunu inkar etmediğini, kabul ettiğini, ancak takipten sonraki ödemelerle borcun ifa edildiğini, bu ödemelerin icra dosyasına bildirilmeyerek kendisinden mükerrer tahsilat yapılmaya çalışıldığını ileri sürdüğünü, davacının mükerrer tahsilat yapılmaya çalışıldığı iddiasının tamamıyla gerçek dışı olup, icra takip dosyasında alacaklı (eski) vekili tarafından 14.12.2018 tarihindeki harici tahsilat beyanı ile davacı /  takip borçlusunun yapmış olduğu tüm ödemelerin dosyaya bildirildiğinin de dosya kapsamıyla sabit olduğunu, davacı borçlunun yaptığı ödemelerin gizlenmesi yahut aleyhine bir durum yaratılmaya çalışılmasının mevzu bahis olmadığını, davacı /  takip borçlusunun yapılan ödemeler sebebiyle açtığı menfi tespit davasında; asıl borcun faizinin, icra takip masraflarının, harçlarının ve vekalet ücretinin ödenmemiş olması sebebiyle, halen ödenmemiş olan borç tutarı için esastan red, icra takibi sonrasında yapılan ödemeye ilişkin kısımla ilgili olarak da davanın konusuz olması ve hukuki yarar yokluğu sebebiyle red kararı verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesinin davacının iddiaları ile dahi çelişen hatalı bir karar olduğunu, İlk Derece Mahkemesince icra takip tarihine göre olan alacak / borç durumuna göre değil, davacı  takip borçlusunun, kabul ettiği borca ilişkin (son) ödemeyi yaptıktan sonraki (dava açılış) tarihine göre karar tesis edildiğini, bu sebeple de hatalı karar verildiğini, davacının, 11.12.2018 günü (icra takibinden sonra) ödeme yapıp hemen ertesi gün menfi tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığını, davacının kendi soyut iddiasına (kanaatine) göre yaptığı ödemelerin icra dosyası borcundan düşülmeyeceğini ve  mükerrer tahsilat yapılacağı zannı ve düşüncesiyle huzurdaki davayı ikame etmesinin kabul edilemez olduğunu, bu davanın hukuki anlamda, menfi tespit davası olarak açılmayacağını ve iddianın menfi tespit kavramında değerlendirilmeyeceğini, davacının, dava dilekçesinde dava açma sebebinin bu düşüncesi olduğunu açıkça beyan ettiğini, dava dilekçesinin davalı şirkete tebliğ dahi edilmeden, 19.12.2018 tarihli tensip zaptı dahi henüz düzenlenmeden 14.12.2018 tarihinde davacının yaptığı tüm ödemeler icra takip dosyasına alacaklı / davalı müvekkil vekili tarafından bildirildiğinden, davacının iddia ettiği üzere, mükerrer tahsilat yapılması yönünde bir işlem yahut irade bulunmadığını, davacı taraf sanki icra takibi başlamadan önce bütün borcu ödediğini, herhangi bir borcunun olmamasına karşın icra takibi ile karşı karşıya kaldığı gibi bir anlatımda bulunsa da daha önce de dosyaya cevap dilekçesi ile ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı üzere davacı tarafın yaptığı ödemelerden önce 26.11.2018 tarihinde hukuki işlemler başlatıldığını,  dolayısıyla davacı taraf icra dosyasından kaynaklanan vekalet ücreti ve diğer ferilerden de sorumlu bulunduğunu, icra dosya borcunun tamamı ödenmeden yapılan işlemler ile ilgili mükerrer tahsilat iddiasında da herhangi bir geçerlilik bulunmadığını, davacı dilekçesinde \"icra takibi başlatıldığında borcun bulunduğu açıkça ikrar edildiğinden\"  ve  \"borcun icra takibinden sonra  ödendiğine dair  makbuz ve beyanlar\" dikkate alındığında, hükme esas alınan Bilirkişi Raporundaki incelemenin, eksik ve hatalı surette -borcun ödenme tarihi olarak dava tarihi dikkate alınacak şekilde- yapıldığı ve hatalı olduğunu, mahkemece yapılması gereken iş; davacı takip borçlusunun icra takip tarihi itibariyle (ferileriyle birlikte) borçlu olup olmadığı, takip tarihi itibarıyla bir borç varsa, borç miktarını (uygulamada olduğu şekliyle İcra Müdürüne icra dosyası kapak hesabını yaptırarak) tespit ettirilmesi gerekirken, takip tarihi itibarıyla borcun varlığının tartışılmadığını,  bu tespitten sonra,  yapılan ödeme miktarını düşmek suretiyle bakiye borç varsa bu kısımla ilgili davanın esastan reddine diğer kısımla ilgili ise hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesini, davanın açılmasına davalı müvekkil sebep olmadığından yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmasını, cari hesap borcuna mahsuben ödeme yapmak amacıyla verilen çeklerin karşılıksız çıktığını ve karşılıksız çıkan çeklerin icra takibine konu edildiğini,  ihtiyati haciz ve icra  takip tarihi itibariyle davacı / takip borçlusu, davalı şirkete borçlu olduğunu ve davalının, icra takibi açmakta haklı olduğunu,  bu husus davacı tarafından da kabul edilerek kısmen nakit kısmen mal iadesi ile takip konusu borcun asıl alacak tutarı, davalı / borçlu tarafından icra takibinden sonra ödendiğini, netice itibarıyla, icra takibinden sonra açılacak menfi tespit davalarında, takip başlatıldığı tarih itibarıyla borçlu olunmadığının ispatı gerekirken, davacı / borçlunun bu tarih itibarıyla müvekkil şirkete (icra takibindeki asıl alacak ve tüm ferileriyle) borçlu olduğunun sabit olduğunu, İlk Derece Mahkemesince takipten sonra yapılan ödemeler esas alınarak davanın kabul edilmesinin son derece hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı  vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davalı tarafından İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1524 E 2020/898 E ve 15.12.2020 tarihli davanın kabulüne karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, davalı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu savunmaların bir kısmı iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olduğundan buna muvafakatlerinin olmadığını, davacı şirket vekili olarak davalı şirket aleyhine açılan menfi tespit davasının konusunun takip cari hesap işletimi gereğince verilen çeklerin ödenmesi ve cari hesaptaki diğer cari borcunun ödenmiş olmasına karşın davalı alacaklı vekili tarafından icra takibinde çek bedellerinin ve bakiye cari hesap borcunun hiç ödenmemiş gibi alacağın tamamını tahsili için icra takibine devam etmesi ve takip konusu alacağı tahsil etmeye kalkışması olduğunu, davalı alacaklı vekili müvekkili şirket tarafından takip öncesi tahsil edilmiş bulunan çeki tahsil edilmemiş gibi takip işlemi yaptığını, davacı şirket tarafından cari hesaptan doğan tüm borcun (çeklerde dahil)  11/12/2018 tarihinde ödenmiş olmasına karşın davalı alacaklı vekili tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyasından 12.12.2018 tarihinde takip konusu çeklerin bedelini yeniden tahsil etmek üzere icrai haciz işlemleri yaparak müvekkil şirketin tüm banka hesaplarına alacağın mükerrer tahsiline yönelik olarak işlem yaptığını, davalı alacaklı vekili alacağı mükerrer tahsiline yönelik icra işlemleri nedeniyle ve hacizleri kaldırmayacağını beyan etmesi üzerine İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/ 1524 E. Dava dosyasından cari hesaptan dolayı (çeklerde dahil) olmak üzere borçlu olmadıklarının tespiti için 12.12.2018 tarihinde dava açıldığını, davalı şirket hakkında menfi tespit davası açılması üzerine bu kez davalı alacaklı şirket vekili tarafından 14.12.2018 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyasından haricen tahsil beyanında bulunulduğunu, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/ 1524 E. Dava dosyasından açmış bulundukları davanın açılmasına davalı şirketin cari hesap alacağını tahsil etmesine karşın icra iş ve işlemlerine devam etmesi olduğunu, mahkemenin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, herhangi bir eksik inceleme ve araştırma söz konusu olmadığını,  menfi tespit davası takip konu yapılan çeklerin ödenmiş olmasına karşın tüm asıl alacak yönünden takibe devam edilmiş olduğunu, davalı vekilinin istinaf dilekçesinde sunmuş olduğu gerekçelerin hiç birisinin hukuki dayanağı bulunmadığını ve istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, icra takibine konu edilen 2 adet  çek ve açık hesaptan kaynaklanan borcunun bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık temelde dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı noktasındadır.  Somut uyuşmazlıkta menfi tespit davası açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı ve dava açmakta haklılık durumunun değerlendirilebilmesi için uyuşmazlık konusunun kronolojik olarak belirlenmesi gerekmektedir. Taraflar arasında açık hesap şeklinde çalışan  ticari ilişki bulunduğu, davacının davalıdan satın aldığı mallara karşılık uyuşmazlık konusu olan keşidecisi dava dışı ... olan 50.000 ve 25.000 TL bedeli 03/11/2018 ve 10/11/2018 keşide tarihli lehtarının ... AVM olan  çekleri davalıya ciro ederek teslim ettiği, çeklerin karşılıksız işlemi gördüğü, bu çeklere karşılık davacı tarafça 07/11/2018 tarihinde 15.000 TL ödendiği, Davalı tarafça dava konusu çekler dayanak gösterilerek İstanbul Anadolu  1. Asliye Ticaret Mahkemesinin  2018/8821 D.iş dosyası ile 26/11/2018 tarihinde borçlular hakkında 60.000 TL alacak miktarı üzerinden ihtiyati haciz talep edildiği, mahkemece 27/11/2018 tarihli ihtiyati haciz kararı verildiği, 28/11/2018 tarihinde esas takibe geçilerek ihtiyati haciz kararının uygulanmasının istenildiği, takip dosyası incelendiğinde; alacaklının ... Ltd. Şti.', borçlular ... ve ... AVM Ltd.Şti, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile   03/11/2018 keşide tarihli 50.000 TL ve 10/11/2018 keşide tarihli 25,000 TL bedelli 2 adet çeke dayanılarak ferileriyle birlikte 68.853,77 TL alacağın tahsili istemiyle takibe girişildiği ve davacı mameleki üzerine ihtiyati haciz uygulandığı görülmektedir. 10/11/2018 tarihinde alacaklı vekilince toplam 3.200 TL çek teminat bedelinin tahsil edildiği bilgisinin icra dairesine verilerek harcın dosyaya yatırıldığı, 11/12/2018 tarihinde bankalara haciz ihbarnamesi gönderilmesi ile borçlu adreslerinde haciz talep edildiği, haciz ihbarnamelerinin gönderildiği, borçlu davacı vekilince 11/12/2018 tarihli dilekçesi ile; alacaklı şirkete takip konusu çeklerin de içinde olduğu cari hesap nediyle borçlarının bulunduğunu, buna karşılık 26/11/2018 tarihinde 25.000 TL, 07/11/2018 tarihinde 15.000 TL 30/11/2018 tarihinde 40.000 TL ödendiğini, 03/12/2018 tarihinde 3.876 TL iade faturası düzenlendiğini, bakiye 1.968,90 TL borcunun bulunduğunu, ayrıca davalı borçlunun ciranta  olması nedeniyle çek tazminatı ve çek komisyonundan sorumlu olmadığına dair şikayet hakkı saklı kalmak üzere alacaklının bankadan aldığı 3.200 TL nin de dosya ana borcundan düşülmesini talep ettiği belirlenmiştir. İcra dairesince bu talep alacaklı vekiline tebliğe çıkarılmış, borçlu vekilince aynı tarihli dilekçe ile ödeme emrinin kendilerine tebliğ olmadığını, asıl borçlarının kalmadığını sadece icra vekalet ücreti ve icra harçlarına ilişkin  borçlarının bulunduğu beyan edilmiştir. Borçlu davacı vekilince 12/12/2018 tarihinde takip konusu çek bedelleri ve cari hesaptan kaynaklanan borçlarının bulunmadığına yönelik eldeki menfi tesit davası açılmıştır. Borçlu vekilince 13/12/2018 tarihli dilekçe ile de çek bedelinin haricen ödendiği, 3.200 TL nin bankadan alındığı, bu hususta beyanda bulunmak üzere alacaklı vekiline muhtıra çıkarılması talep edilmiştir. Alacaklı davalı vekilince 14/12/2018 tarihli beyan dilekçesi ile çek yaprak bedelinin alındığını daha önce beyan ettiğini, yeni kapak hesabı yapılmasını talep etmiş, bu duruma göre kapak hesabı yapılmış, bilahare alacaklı davalı vekilince aynı tarihli ikinci dilekçe ile 7.379,01 TL mal iadesi yapıldığı ve ayrıca borçlular tarafından toplam 55.426,94 TL ödeme yapıldığı, toplam 62.805.95 TL nin dosya kapak hesabında düşülmesini ve harcın tahsili talep edilmiştir.  İcra müdürlüğünce de talep gibi işlem yapılmıştır. Ödeme emri ise davacı borçluya 15/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Alacaklı vekilince 17/12/2018 tarihli beyan ile de bankalara konuluna hacizlerin kaldırılması istenilmiş, ilgili banka hesaplarına haciz kaldırma yazıları yazılmış, 19/12/2018 tarihli dilekçe ile \"dosya borcu haricen ödenmiş olup, dosyanın infazen kaydının kapatılmasını, dosyadaki bütün hacizlerin  kaldırılması\"  talep edilmiştir.Tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu dosyaya kazandırılan bilirkişi kök ve ek raporuna göre dava konusu çeklerinde içinde bulunduğu açık hesap nedeniyle davacının davalıya takip tarihi olan 28/11/2018 tarihi itibarıyla 49.342,95 TL borcu bulunduğu, takip tarihinden sonra yapılan ödemeler ile dava tarihi olan 12/12/2018 tarihi itibarıyla taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinden dolayı bir borcun kalmadığı, rapor edilmiştir. Ek raporun 5. Sayfasında icra harç ve giderleri yönünden 5,306,82 TL eksik bulunduğu belirlenmiştir. Ancak davalı alacaklı vekilince icra dairesine uyaptan gönderilen 19/12/2018 tarihli dilekçe ile \"dosya borcu haricen ödenmiş olup, dosyanın infazen kaydının kapatılmasını, dosyadaki bütün hacizlerin  kaldırılması\" talep edilmesi karşısında icra dosyasındaki ferilerin de takipten sonra ödendiğinin kabulü gerekir. 6100 Sayılı HMK madde 106 .maddesi \"(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.\" düzenlemesini içermektedir. 6100 sayılı HMK 114. maddesinde hukuki yarar dava şartları arasında sayılmıştır. HMK 115. maddesi hükmü gereği dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmedir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6.maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada ve devam eden süreçte halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söze dilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez. (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297) ( Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2018/60E- 2020/3257 K sayılı 30.06.2020 tarihli kararı) Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için tek başına yeterli olmadığı gibi ideal veya ekonomik yarar da yalnız başına yeterli değildir. Davacının, hakkına kavuşmak için mahkeme kararına muhtaç olması gerekir.Somut olayda \"icra takibi nedeniyle takibe konu çekler ile takip konusu çeklerin de yer aldığı cari hesap ilişkisinden dolayı da hiçbir borcunun bulunmadığının tespiti\" dava edilmiştir. Davalı tarafça davacıya aralarında bulunan açık hesaptan kaynaklanan herhangi bir talepte bulunulmamış, ihtarname, ödeme istemi veyahut takip başlatılmamıştır. Taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi kapsamına aldığı takibe konu çeklerle birlikte takipten sonra davacı tarafça kesilen iade faturası da hesaplamaya dahil edilmek şartıyla borcun kalmadığı belirlenmiştir. Bu durumda davacının açık hesap yönünden menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Davacı taraf çeklerden kaynaklanan borcunun bir kısmını da icra takibi başlatıldıktan sonra ödemiş olup, icra baskısı altında fazladan ödeme yaptığı iddiası da bulunmamaktadır. Bu durumda gerek takip yapılan çekler yönünden gerekse açık hesap yönünden davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın kabulüne  karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü  ilk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında  aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-3 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın, hukuki yarar yokluğu nedeniyle REDDİNE,2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 427,60  TL maktu karar harcının peşin alınan 1.043,93 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan  616,33‬ TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 17.900,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,5-Kullanılmayan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,6-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan  16,50 TL yargılama masraflarının davacıdan alınarak davalıya verilmesine c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 04/07/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2ad44fc63c2a5ecd","SID":"630e81bc7518e8f7"}}