{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/245 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1315<br>KARAR TARİHİ\t: 04/07/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/10/2020<br>NUMARASI\t\t: 2017/119 Esas 2020/261 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 04/07/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 04/07/2024<br><br>Taraf vekilleri tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacının   25.04.2013 tarihinden beri davalı ... A.Ş.'ne ait alışveriş merkez ve şubelerine yeşil sebze ve meyve tedariki yaptığını, davalı firmaya teslim edilen ürünlerin müvekkili tarafından faturalandırıldığını ve cari hesap şeklinde ticaret yapıldığını, davalının kanuna aykırı olarak, asıl ve büyük firma durumunu kötüye kullanarak kestiği ciro primi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli, denetim bedeli, analiz bedeli ve açıklamasız çeşitli kalemler altında faturaları cari alacaktan düşerek ödemeler yapıldığını, büyük mağaza ve zincir mağazaların, küçük çapta tedarikçilerden aldığı ürünlere ilişkin olarak yapabileceği kesintilerin yasal, ürün talebini doğrudan etkileyecek nitelikte olması gerektiğini,  davalı yanca müvekkilden talep edilen bedellerin hiçbir yasal unsuru taşımadığını, ürün talebini doğrudan etkilemediğini, yasal unsurları barındırmadığını, müvekkili  tarafından davalıya tedarik edilen ürünlerin ve davalı yanca müvekkile yasaya aykırı fatura edilen ve yapılan kesintilerin dökümlerinin her iki tarafın ticari kayıtları incelendiğinde netlik kazanacağını ileri sürerek, davalı tarafça yasa ve usule aykırı olarak faturalandırılan ve müvekkilinden yasaya aykırı yapılan kesintilerin  şimdilik 10.000,00-TL kısmının dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>Davacı vekili 21/05/2018 tarihli ıslah dilekçesi ile, 10.000,00 TL olarak talep ettiğimiz alacağını 795.644,16 TL artırarak 805.644,16 TL olarak ıslah etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tacir olan taraflar arasında müzakere edilerek imzalanan  Tedarik ve Genel Satın Alma Sözleşmesi ile tarafların hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiğini, sözleşmenin “Ödeme” başlıklı 4.2 maddesinde müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan ve tedarikçiye fatura ettiği herhangi bir alacağını tedarikçiye yapılacak ödemeden mahsup etme hakkına sahip olduğunun, tedarikçinin ... tarafından yapılacak mahsup işlemini öğrenme tarihinden itibaren 10 takvim günü içerisinde itirazını destekleyen belgeler ile itiraz edebileceğinin, itiraz olmama veya itirazın belgelerle desteklenmediği durumda mahsup işlemini kabul etmiş sayılacağının hükme bağlandığını, davacının üzerinde düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, süresinde itirazını destekleyen belgeler ile birlikte mahsup işlemine itiraz etmediğini, sözleşmenin 4.3. maddesi uyarınca, tedarikçinin aralarındaki hesap özetlerinin teyidi gereği, 3 aylık periyotlarda ... ile hesap mutabakatı imzalayacağını kabul ve taahhüt ettiğini, hesap özetlerine ilişkin mutabakat tutarında farklılık bulunması halinde, söz konusu farkın ... ve tedarikçi tarafından düzenlenen hangi faturalardan kaynaklandığı tespit edilerek mutabakata ek olarak raporlanacağı, tedarikçi 3 aylık peryotlar halinde mutabakatı sağlamadığı takdirde hesap özeti ve cari hesaplara ilişkin farklılıklarda, ...'nın cari kayıtlarının esas alınacağını kabul etiğini,  davalı şirketin ticari defter ve kayıtları esas alınarak hüküm kurulması gerektiğini, davacının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak sunumunu kabul etmediklerini, sözleşmede davacının itiraz ettiği bir kısım faturaların davalı şirket tarafından düzenleneceğinin  açıkça kararlaştırıldığını, bu kapsamda davacının itiraz ettiği ciro primi, analiz bedeli vs. tüm faturaların düzenleneceği davacının da kabulü dahilinde iken davacının haksız ve kötü niyetle alacak talebinde bulunarak davayı açtığını, davacının iddialarının soyut nitelikte olduğunu, dava dilekçesinde haksız olduğu belirtilen faturaların hangi faturalar olduğunun açıkça belirtilmediğini, müvekkili tarafından düzenlenen tüm faturaların  davacıya tebliğ edildiğini, davacının bilgisi dahilinde olduğunu,  davacının  iddiasını ispatla yükümlü olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.<br>MAHKEMECE: \"...,Dava, mal tedarik sözleşmesinden kaynaklanan sözleşme ve kanun dışında gerçekleştiği iddia edilen ürün bedelindeki kesintilerin iadesi istemine ilişkindir.<br>Davacı satıcı ve davalı alıcı arasında 25/04/2013 tarihinden itibaren davalı şirkete ait alışveriş merkezleri ve şubelerine yeşil sebze ve meyve tedariki hususunda sözleşme ilişkisinin gerçekleştiği, 2014 ve 2015 yılları içerisinde de devam ettiği, karşılıklı olarak mal tedariki ve para mübadelesinin gerçekleştiği hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır.<br>Uyuşmazlık ve çözülmesi gereken sorun; taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, esas yönden ise, ticari ilişki süresince davalı şirket tarafından düzenlenen \"adet farkı faturası\", \"iade faturası\", \"fiyat farkı faturası\", \"nakliye faturası\", \"ciro primi faturası\", \"analiz faturası\", \"kasa yıkama faturası\" vs.faturalar nedeniyle davacı şirketin ürün bedelinden gerçekleştirilen kesintilerin ne kadar olduğu ve bu kesintilerin sözleşmeye ve hukuka uygun olup olmadığı noktalarındadır.<br>Tüm dosya içeriği ve delillerin, özellikle diğer bilirkişiler kök rapor ve ek raporlarının da irdelendiği ... imzalı 29/04/2020 havale tarihli bilirkişiler raporunun değerlendirilmesi sonucunda:<br>I-HMK.'nun 193/2.madde hükmü uyarınca, taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersiz olduğundan, olayda sadece davalıya ait defter kayıtların delil olarak kabul edilmesi davacının ispat hakkını kullanımını fevkalade güçleştirdiğinden, davalı vekilinin müvekkiline ait ticari defter kayıtların münhasır delil olduğu yönündeki itirazı hukuki dayanaktan yoksun bulunmuştur. <br>II)Davanın esasına gelince:<br>25/04/2013 tarihinden 31/12/2015 tarihine kadar davalı ... A.Ş.tarafından 628.902,08 TL tutarında 1250 adet \tfatura kesildiği, 109 adet ve 55.703,86 TL tutarındaki faturanın iptal edildiği, kalan 1141 adet ve 573.198,22 TL tutarında \"adet farkı, analiz faturası, ciro primi, (elleçleme bedeli yok), fiyat farkı, mal iadesi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli\" açıklamalı faturaların davalı şirket hesap ekstresinde olduğu, bu faturalardan 83 adet 16.558,11 TL tutarındaki faturaların ... Ltd. Şti. hesap ekstresinde olmadığı, <br>6585 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 29/01/2015 tarihine kadar ve 31/12/2015 tarihine kadar olmak üzere ayrıma tabi tutularak anılan tarihler içinde kesilen faturaların cinslerine göre sınıflandırıldığında;<br>29/01/2015 tarihine kadar ... A.Ş.tarafından 920 adet \tve 285.877,04 TL tutarında çeşitli açıklamalar ile faturalar oluşturulduğu, bu faturalardan 8.602,23 TL lik kısmını iptal ettiği, kalan 277.274,81 TL lik faturaların 267.728,54 TL lik kısmının davacı ... Ltd. Şti.nin hesaplarına aldığı, bu faturaların 6585 sayılı Kanunun yayınlanma tarihinden önce gerçekleştiği, imzalanan tedarik sözleşmesi kapsamı içinde olması ve davalı şirket tarafından düzenlenen faturaların davacı şirket tarafından hesaplarına işlendiği, ticari işlemlerde birçok faturanın genel açıklama ile detay verilmeden düzenlendiği, düzenlenen faturaların mağaza açılışı, kredi kartı komisyon katılım, reyon düzenlemesi gibi ciroyu direk etkilemeyen konularda değil, ticari faaliyet ve özellikle satış pazarlama alanında sıkça rastlanılan fatura içeriklerinden yani adet farkı, fiyat farkı, nakliye bedeli, gıda sektöründe yapılan bir iş olması sebebiyle ürün analizi, ürünlerin taşındığı kasaların temizlenmesi konularında düzenlenen faturalar olduğu, davacı vekili tarafından bu faturalar için detay talebinin olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı, faturaların içeriğinde faturaya konu işlem hakkında açıklayıcı bilgiye ulaşılır değil ise de, ticari hayatın gereği düzenlenebilecek olağan faturalar olması ve 6585 sayılı Kanunun yayınlanma tarihinden önceki ticari işlemler sonucunda düzenlenmiş olduğu, bu durumda dava konusu bu faturalarla ilgili olarak davacıya ait ürün bedelinden yapılan kesintilerin ticari hayata, sözleşmeye ve hukuka uygun olduğu, ilgili dönemde davacı şirket hesap ekstresinde görülmeyen 59 adet 9.546,27 TL bedelli faturalar bedellerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, <br>6585 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonraki dönemde 29/01/2015-31/12/2015 tarihleri arasında davalı şirketin hesaplarında olup davacı şirketin hesaplarında olmayan faturalar hariç toplam 288.911,57 TL tutar ve 274 adet fatura olduğu, faturaların içeriğinde faturaya konu işlem hakkında açıklayıcı bilgiye ulaşılır olmadığı, içeriğinin kontrol edilebilir olmadığı, neye dayanarak, hangi nedenlerle, kaç adet için, kaç kasa için, hangi kamyon doluluk oranıyla ve sefer başına kaç TL bedel ile nakil edildiği, nakliye irsaliyeleri vb. bilgileri içerir şekilde belgelere dayandırılarak düzenlendiğine dair bir bulguya rastlanmadığı, ancak bu faturaların içerikleri gereği ticari hayatta ve satış pazarlama sektöründe düzenlenen olağan fatura çeşitlerinden olabileceği, ... A.Ş.nin hesaplarında olan bu faturaların ... Ltd. Şti.tarafından da kabul edilerek hesaplarına alınmış olduğu, 274 adet 288.911,57 TL tutarındaki faturanın ticari hayatın gereği düzenlenebilecek olağan \tfaturalar olduğu, davalı şirket tarafından itiraz edilmeyip hesaplarına işlendiği için geçerli faturalar olduğu ve davacıya ait ürün bedelinden bu faturalar nedeniyle gerçekleştirilen kesintilerin de ticari ilişkinin mahiyetine ve kapsamına ve hukuka uygun olduğu, ilgili dönemde davacı şirket hesap ekstresinde görülmeyen 3 adet toplam 7.011,84 TL bedelli faturalar bedellerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.<br>Bu açıklamalar ışığında, taraflar arasında mal tedarik sözleşmesi çerçevesinde davacının davalıdan bakiye mal bedeli alacağının kalmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir,\" gerekçesi ile, \"Davanın REDDİNE,\"şeklinde karar verilmiştir,<br>Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın açıkça yasaya ve usule aykırı olup kaldırılmasının gerektiğini, Mahkemenin, 6585 sayılı yasanın 6. Maddesinin, \"mağaza açılışı, kredi kartı komisyon katılımı, reyon düzenlemesi gibi ciroyu direkt etkilemeyen\" faturaların hukuken hükümsüz olduğunu iddia ettiğini, ilgili kanunun maddesinde; \"üretici veya tedarikçiden mağaza açılışı ve tadilatı, ciro açığı, banka ve kredi kartı katılım bedeli ve benzeri adlar altında ürün talebini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim veya bedel talep edemez.\" denildiğini, sonuç olarak; kanun koyucunun ciroyu etkilemeyen değil, ürün talebini doğrudan etkilemeyen tüm kesintileri hukuksuz kabul ettiğini, davalarını dayandırdıkları  6585 sayılı yasanın yürürlük tarihinin 14.01.2015 olsa dahi, diğer dayandıkları hüküm olan Sebze ve Meyve Ticareti ve Toptancı Halleri Hakkında Yönetmeliğin 07.07.2012 yürürlük tarihli olmasını göz ardı ederek hüküm tesis ettiğini, mahkemenin, 6585 sayılı kanunun 6. maddesi ile kesin olarak yasaklanmış olan\" üretici veya tedarikçiden mağaza açılışı ve tadilatı, ciro açığı, banka ve kredi kartı katılım bedeli ve benzeri adlar altında ürün talebini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim veya bedel talep edemez.\" hükmüne ve davalı tarafından kesilen faturaların dayanaksız olduğunu tespit etmesine rağmen  \"bu faturaların içerikleri gereği ticari hayatta ve satış pazarlama sektöründe düzenlenen olağan fatura çeşitlerinden olduğu\" ve \"bu faturalar nedeniyle ürün bedelinden yapılan kesintinin sözleşmeye ve hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır.\" şeklinde gerekçe belirttiğini, işin özünün mahkemenin emredici hukuk kurallarının sözleşme ile ortadan kaldırılabileceği şeklinde hüküm kurduğunu, ne var ki, \"emredici hukuk kuralı\" anlamı gereği,  emredici hükümlere aykırı işlem veya anlaşma yapılması mümkün olmadığından mahkemenin gerekçesinin de yerinde olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılarak talepleri gibi hüküm kurulmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece son derece isabetli olarak, 6585 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 29.01.2015 tarihinden sonra müvekkili şirket tarafından kesilen faturaların ticari hayatta ve satış pazarlama sektöründe kesilen olağan fatura çeşitlerinden olduğu, yönünde tespit ve değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verildiğini, kararın bu yönüyle hukuka uygun olup, davanın reddi ve gerekçesi hususunda herhangi bir istinaf gerekçelerinin bulunmadığını, bununla birlikte, hüküm fıkrasında \"davanın mahiyeti, olayın özelliği ve sartları, tarafların durumları, hakkaniyet ilkesi de gözetilerek A.A.Ü.T.'nin 13/4.maddesine göre belirlenen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,\" denilmek suretiyle vekalet ücreti yönünden hatalı karar verilmiş olup, kararı yalnızca vekalet ücreti yönünden istinaf etme zorunluluklarının doğduğunu, yerel mahkemenin gerekçesi olan A.A.Ü.T.'nin  13/4.maddesinin dava konusu somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığını, \" Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin, bu tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.\" denilmekte olup, tarifenin bu maddesinin maddi tazminat davalarında uygulandığını, oysa ki eldeki davanın maddi tazminat davası olmayıp, sözleşmeden kaynaklanan bir alacağın mevcudiyetinin iddia edildiği bir alacak davası olduğunu, söz konusu davanın alacak davası olduğundan tarifenin 13/4. maddesinin uygulanmasının da mümkün olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının yalnızca vekalet ücreti yönünden kaldırılarak müvekkili şirket lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, mal tedarik sözleşmesinden kaynaklanan ürün bedelindeki kesintilerin haksız olduğu iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Davacı vekilinin istinaf talebi yönünden;<br> TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br> Davacı taraf,  25.04.2013 tarihinden beri davalıya ait alışveriş merkez ve şubelerine yeşil sebze ve meyve tedariki yaptığını, davalı firmaya teslim edilen ürünlerin faturalandırıldığını ve cari hesap şeklinde ticaret yapıldığını, davalının kanuna aykırı olarak, asıl ve büyük firma durumunu kötüye kullanarak kestiği ciro primi, kasa yıkama bedeli, nakliye bedeli, denetim bedeli, analiz bedeli ve açıklamasız çeşitli kalemler altında faturaları cari alacaktan düşerek ödemeler yapıldığını, davalıya tedarik edilen ürünlerin ve davalı yanca yasaya aykırı fatura edilen ve yapılan kesintilerin dökümlerinin her iki tarafın ticari kayıtları incelendiğinde netlik kazanacağını ileri sürerek, davalı tarafça yasa ve usule aykırı olarak faturalandırılan ve  yasaya aykırı yapılan kesintilerin  şimdilik 10.000,00-TL kısmının davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 805.644,16 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı taraf davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.<br>Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına,  faturalar ve ödemelerin davacı ve davalı defterlerinde kayıtlı olmasına, davacı tarafından iade faturalarınına itiraz edilmemiş olup ispat yükü üzerinde olan davacının iddiasını  kanıtlayamadığının, denetime elverişli bilirkişi heyeti raporu ve ek raporu doğrultusunda karar verildiğinin anlaşılmasına  göre davacı vekilinin  tüm istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.<br>Davalı vekilinin istinaf talebi yönünden;<br>Davacı vekili tarafından istinaf dilekçesinin süresinde verildiği ve harcın süresinde yatırıldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu husustaki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.<br>Ancak, karar tarihi itibariyle geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinde; <br>\" 1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.<br>(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.<br>(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.<br>(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.\" hükmü yer almaktadır. <br>\t Davanın tamamen veya kısmen kazanılması ya da reddedilmesi halinde ise, nispi vekalet ücreti kabul ya da reddedilen müddeabihin değeri üzerinden hesaplanır. Dava alacak istemine iliştin olup tazminat davası niteliğinde değildir. Bu itibarla, mahkemece; davalı lehine ıslah edilen ve harcı yatırılan dava  değerinin reddedilen miktarı üzerinden  nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. <br> HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği belirtilmiş olup, anılan yasal düzenleme ve yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazının kabulü ile mahkemece verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM    : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/10/2020 tarih, 2017/119 Esas ve 2020/261 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 368,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,<br>4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>B-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,<br>1-Davalı vekilinin yatırmış olduğu 54,40 TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>2-Davalı vekilinin yatırdığı 162,10 TL istinaf kanun yolu başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>3-Davalı tarafın yapmış olduğu 41,60 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE;<br>1-Davanın REDDİNE,<br>2-Hüküm tarihi itibariyle alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 170,78 TL harçtan mahsubu ile arta kalan 256,82 TL fazla harcın ve 13.587,62 TL ıslah harcının kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine,<br>3-Davacı tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,<br>4-Davalı tarafından yapılan 2.594,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1. maddesi uyarınca red edilen 805.644,16 TL üzerinden hesaplanan 118.620,86 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>6-Yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı Kanunun 333.Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>7-Kararın re'sen taraflara tebliğine,  <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda;  HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04.07.2024<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1cef8b3e749ed9cd","SID":"0de511e22d1e908e"}}